CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr
  • Anasayfa
  • Bunları Mutlaka Okumalısınız
  • CHP Lideri Kılıçdaroğlu KKTC’de, “ Akil denilen insanlar dolaşıyor. AKP’nin bir stratejisi var. AKP’ye yönelecek tepkinin akil insanlara yönelmesini istiyor. İnsanlarda tepkilerini AKP yerine akil insanlara yöneltiyorlar”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu KKTC’de, “ Akil denilen insanlar dolaşıyor. AKP’nin bir stratejisi var. AKP’ye yönelecek tepkinin akil insanlara yönelmesini istiyor. İnsanlarda tepkilerini AKP yerine akil insanlara yöneltiyorlar”

-“Analar ağlamasın. Ağlasın diyen mi var? Barış istiyoruz. İstemeyen mi var? Terör bitsin. Terör bitmesin diyen mi var? Bu ülkede 76 milyon insan yaşıyorsa 76 milyonu da barış istiyor. terör bitsin diyor.”

-“Akil insanlar insanları barış konusunda ikna etmeye gidiyorlar. Bu halkın aklıyla alay etmek demektir. Barışı istemeyen kimse yok ki.”

-“Süreci kimse bilmiyor. Yolda gidiyorsunuz yanınızdan geçen şoför diyor ki kamyona atla. Soruyorsunuz nereye gideceksin diye ? Önemli değil diyor. Ben gidiyorum ya sende atla. Biner misiniz o kamyona?”

-“Başbakan’ın çıkıp bu süreç hakkında halka bilgi vermesi gerekmez mi? 76 milyon insan Kandil’e mi bakacak, Başbakana mı bakacak? Doğruyu nereden öğreniyoruz? Olayları nereden öğreniyoruz? Kandil’den. Niçin? Bu ülkenin hükümeti yok mu?”

-“ Hiç kimsenin etnik kimliğinin ve inancının sorgulanmasını istemem. Kimliği onun şanıdır, şerefidir. Israrla soruyorsunuz. Dersimliyim, Tunceliliyim. Dersimli olmaktan, Tuncelili olmaktan da gurur duyuyorum.  Biz inançlara ve kimliklere saygı göstererek, onları siyasi meta konusu yapmadan sorunlarımızı çözebiliriz, çözmeliyiz”

-“Maraş’ın açılması lazım.  Maraş’ı almışsınız. Bedelini ödemişsiniz. Şehitler vermişsiniz. Orada tutuyorsunuz. Niçin? Pazarlık sırasında ben burayı vereceğim diye. Bence Maraş’ı tümüyle üniversitelere açmalı, Öğrenci yurdu yapılmalı, çok sayıda yurt yapılabilir ve öğrencilerin yurt sorunu çözülebilir.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde 00.30’dan 03’e kadar onlarca  öğrencinin  gencin sorusunu Kanal D’nin canlı yayınında şöyle yanıtladı

Soru- Öncelikle iyi akşamlar diliyorum. Ben Davut Demir, turizm 3. sınıf öğrencisiyim. Sayın Kılıçdaroğlu’na iki sorum olacaktı. Açılım konusunda sizin biraz pasif kaldığınızı düşünüyorum.

Abbas GÜÇLÜ- Mesela Sayın Kılıçdaroğlu’nun yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?

Davut DEMİR- Buna izin vermezdim. Nasıl izin vermezdim onu da ben değil Sayın Kılıçdaroğlu’nu biz seçtiğimiz için onu düşünmesi gerekirdi. İkinci sorumda güncel olan konu çözüm sürecinde MHP’yle ortak çalışmayı düşünüyor mu veya çözüm sürecini destekliyorsa AKP’yle ortak çalışmayı düşünüyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çözüm süreci dediğimiz süreç nedir? Bilen var mı?

Abbas GÜÇLÜ- Bir soralım arkadaşlar çözüm sürecinin ne olduğunu, barış sürecinin ne olduğunu bilen var mı? Detayları, gazetelerde okuduğumuz. Ne olduğunu tam net olarak bilmiyoruz diyenler elini kaldırabilir mi? O zaman ne biliyoruz, ne bilmiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz hiçbir Bakandan veya Başbakandan çözüm süreci şudur diye kamuoyuna yapılan bir açıklama yarım sayfalık, bir sayfa demiyorum. Yarım sayfalık bir açıklama duydunuz mu? Duymadınız. Ben duymadım. Yarım sayfalık bir açıklama.

Abbas GÜÇLÜ- Her gün konuşuyorlar, her gün açıklıyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim her gün şunu söylüyorlar. Analar ağlamasın. Ağlasın diyen mi var? Barış istiyoruz. İstemeyen mi var? Terör bitsin. Terör bitmesin diyen mi var? Neydi? Nasıl yapacağız biz bunu. Nasıl yapacağız? Bu konuda kamuoyuna yansıyan bir bilgi var mı? Herhangi bir bakanın, Başbakanın yaptığı bir açıklama var mı? Yok. Bize destek diyorlar ki CHP niye destek vermiyor. CHP’nin destek verebilmesi için olayı bilmesi lazım. Avrupa parlamentosunda bir parlamenter gelip bizim milletvekilimiz Gülsüm Bilgihan’a diyor ki, siz neden barış sürecine destek vermiyorsunuz? Önünde bir yazı varmış imzalanacak bir yazı, bu yazıyı okudunuz mu? Hayır okumadım. İmzalayın diyor. Ama okumadan imzalamam. Bizde bilmeden nasıl bu sürece destek vereceğiz diyor. Haklısınız diyorlar. Bizim öğrenmek istediğimiz şu; bu ülkede 76 milyon insan yaşıyorsa Türkiye’de 76 milyonu da barış istiyor. 76 milyon insanımızda terör bitsin diyor.

CHP olarak biz ne yaptık? Bizim projemiz neydi? Ben bizzat Sayın Başbakana gittim. Sorunun çözülmesi için bir parlamentoda bir uzlaşma komisyonu kuralım dedim, her siyasal partiden eşit milletvekili olsun. Tıpkı anayasa uzlaşma komisyonu gibi. İki; bu uzlaşma komisyonuna bağlı olarak parlamento dışında bir aydınlar grubu olsun, akil adamlar olsun, ak saçlılar olsun. Adı ne olursa olsun. Bir başka sivil toplum örgütü olsun ve bunlar eş zamanlı birbirini destekleyen şekilde çalışsınlar ve çözüm üretsinler. Ve bu çözümün arkasında bir toplumsal uzlaşmayı sağlamış olalım. Çünkü geçmişi tarihin derinliklerine yansıyan, arka planı çok karmaşık olan sorunlar toplumsal uzlaşmayla çözülür. Sayın Başbakanda reddetti bunu, Sayın Bahçeli’de reddetti hayır dedi biz bunu yapmayacağız. Yapmayacaksanız biz yapacağız dedi Sayın Başbakan. Çıkıp şunu söyledim. Parti Meclisi toplantısında şunu söyledim Sayın Başbakana ve bir çağrıda bulundum. Eğer bu sorunu çözeceksiniz bir; samimi ve dürüst olacaksınız dedim. İki; gizli bir ajandanız olmayacak dedim. Kişisel, gizli bir ajandanız olmayacak.

Üç; halka izah edemeyeceğiniz angajmanların altına imza atmayın dedim. Dört; halka bilgi verin dedim. Bunları yapıyorsanız biz size kredi açıyoruz buyurun çözün.

Abbas GÜÇLÜ- Yarın davet ederse, gelin Sayın Kılıçdaroğlu paylaşacağım derse kabul edecek misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Başbakan şunu söyledi, sizin kredinize ihtiyacımız yok. Kimse Sayın Başbakanı eleştirmedi. Çünkü Türkiye’de eleştirmek zor. CHP’yi eleştirmek kolay ama AKP’yi kimse eleştiremez. Eleştirdiği an ya kendisini Silivri’de bulur ya da gazeteciyse işine son verir.

Sayın Başbakan gelirse elbette kapımız açık.

Abbas GÜÇLÜ- O gelmezse siz gidin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Başbakan gelir bilgi verirse alırım ve aynı bilgileri kamuoyuyla paylaşırım dedim.

Abbas GÜÇLÜ- Gizli kalması gerekenler söylenirse herhalde onları paylaşmazsınız onu da daha önce söylemiştiniz.

Soru- Merhaba, adım Merve Kuş, Eğitim Fakültesi öğrencisiyim. Size şöyle bir sorum olacak. Bu akil insanlar diye bir komisyon çıktı biraz önce bahsettiğiniz gibi. Çözüm sürecinde bunlar şehit annelerine acaba neyi nasıl anlatacaklar. Şehitlere neyi nasıl anlatıp izah edecekler. Ve bu kişiler hakkında AKP’nin belirlediği bu akil kişiler hakkında siz neler düşünüyorsunuz ben merak ediyorum. Teşekkür ederim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim bildiğim akil insan toplumda saygınlığı olan kişilerdir. Ve toplumda herhangi bir kişi sorunu çözmek istediği zaman, akıl danışmak istediği zaman bu akil adamları gider bulur. Akil adamlar siyasi otoritenin belirlemesiyle akil adam olmaz. Önce bunu bir tarafa koyalım. Yani Sayın Başbakan seçti diye onları akil adam olarak tanımlamak doğru değil. Çünkü akil adam aklını kiraya vermeyen adam demektir. Akil adam bağımsız düşünen, sorun karşısında daha soğukkanlı, daha tutarlı davranan kişi demektir. Ben Sayın Başbakan tarafından atanan kişilere saygı duyuyorum. Yani onlara niçin siz bu görevi kabul ettiniz diye bir eleştiride getirmiyorum. Ama akil adamlara şunu sordum. Gittiniz bir kahveye, vatandaş geldi. Vatandaş önce soruyor niye geldiniz? Efendim biz barış için geldik. Kahvedekiler hep bir ağızdan diyorlar ki bizde zaten barış istiyoruz. Şimdi siz şunu düşünebiliyor musunuz? Akil insanlar insanları barış konusunda ikna etmeye gidiyorlar. Ya bu halkın aklıyla alay etmek demektir. Yani barışı istemeyen kimse yok ki. Ve vatandaş soruyor peki nasıl çözeceksiniz? Nasıl sorunu çözeceksiniz? Biz bilmiyoruz diyorlar. Bilmiyorsanız burada ne işiniz var? Sorunumuz o. Akil insan Sayın Başbakan tarafından belirlenen ve kendilerine akil insan denen kişiler Anadolu’yu geziyorlar. Neden biliyor musunuz? AKP’nin bir stratejisi var. Bana yönelecek tepki akil insanlara yönelsin. İnsanlarda tepkilerini AKP yerine akil insanlara yönlendiriyorlar. Sorun bu. Ve bu gerçeği hepimizin çok iyi bilmesi lazım.

Soru- Merhaba, adım Mustafa. Ben Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na şunu sormak istiyorum. Bir Dersimli Kürt olarak, tabi bunu kabul ediyorsa onu hala bizde anlayamadık Dersimli Kürt olup olmadığını. Mevcut müzakere sürecinde devamlı bu CHP içerisindeki karmaşada birisi çıkıp bu sürece desteklemek demek yani sadece mevcut AKP tarafını desteklemek değildir. Bu süreci desteklemek 30 yıldır bu ülkede süren savaşta kendi evlatlarını kaybetmiş ya da demokrasi çevrelerini sahiplenmektir.

Bir ikinci sorumda kendisine, şimdi devamlı Dersim politikası yapıyor kendisi de, kendisi şuanda Dersimle ilgili bütün belgeler var bende. Peki sizin vekiliniz, sizin mensubu olduğunuz siyasi geleneğin vekili değil miydi Dersim’deki katliamı meşrulaştırıp orada analar ağlamadı mı diyen sizin vekiliniz değil miydi? İlk önce bence CHP’nin kendini netleştirmesi gerekiyor. Siz cumhuriyetçi misiniz, sosyalist misiniz, demokrat mısınız, faşist misiniz, ulusalcı mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir, ısrarla soruyorsunuz. Dersimliyim, Tunceliliyim. Dersimli olmaktan, Tuncelili olmaktan da gurur duyuyorum.

İki; hiç kimsenin etnik kimliğinin ve inancının sorgulanmasını istemem. Benim için insan insandır. Benim için Allah’ın yarattığı en değerli varlık insandır. Onun kimliği onun şanıdır, şerefidir. Hiç kimsenin kendi anne babasını seçme özgürlüğü de yoktur. Ama hepimiz anne babamızla gurur duyarız. Bu coğrafyada, bu topraklarda belki başka bir ülkede rastlanmayacak kadar etnik kimlik çeşitliliğimiz vardır. İnanç çeşitliliğimiz vardır. Ama biz inançlara ve kimliklere saygı göstererek, onları siyasi meta konusu yapmadan sorunlarımızı çözebiliriz. Cumhuriyet Halk Partisinin kimliği nedir? Altı okumuzda var zaten bu. Biz milliyetçiyiz, ama milliyetçilik kafatası milliyetçiliği değil. Açar bakarsınız bizim programımızı bizim milliyetçiliğimiz yurtseverliğimizdir. Yurdumuzu seviyoruz. Bizim milliyetçiliğimiz budur. Faşist miyiz? Hayır. Onu ırkçılar ancak bilir, ırkçılar yapar. Irk üzerinden siyaset yapanlar, kimlik üzerinden siyaset yapanları biz Hitlerden farklı görmüyoruz zaten. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Barışı sadece bu coğrafyada değil, bu topraklarda değil bütün dünyada isteriz. Yurtta barış isteriz, dünyada barış isteriz. Cumhuriyet Halk Partisinin felsefesi budur.

Soru- İsmim Alperen Bozkurt Dönmez. Edebiyat öğretmenliği 5.sınıftayım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz demiştir ki, ırk, din, dil ayrımı yapmadan Türkiye coğrafyasında yaşayan herkes Türk’tür ve bu halkada Türk milleti denir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk böyle derken siz neden Türkiye Cumhuriyeti ahalisi terimini kullanıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye Cumhuriyeti ahalisi deyimi de Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. Anayasanın başlangıç bölümü yazılırken arkadaşlarımız tarafından o başlangıç bölümünde Anadolu’nun 5 bin yıllık eski tarihine girildi. Ahaliden millete kadar gelindi. O süreç içinde verildi bu. Yoksa orada Türk milleti kavramı da var, ahali olarak tanımlandığı kavramda var. Bir şeyi de bilmenizi isterim değerli arkadaşlarım. Halk kavramıyla yani ahali kavramıyla millet kavramı birbirinden farklıdır. Milletin tarihsel derinliği vardır. Eskiden gelen bütün süreci kapsar doğuşundan günümüze kadar. Halk ise milletin yaşayan kesimidir. Türk halkı dediğimiz zaman yaşayan kesimini kast ederiz. Türk milleti dediğimiz zaman o tarihsel derinlik içinde bütün halkları içine alır ve kapsar. O nedenle ahaliden başlayıp bizim arkadaşların hazırlayıp öneri olarak sundukları anayasanın başlangıç bölümündeki Anadolu ahalisinden başlayıp Türk milletine kadar gelen bir tarihsel süreç orada tanımlanmıştır. Şunu da söyleyeyim. O bir tekliftir. O teklif Cumhuriyet Halk Partisini bağlamıyor. O teklif diğer partilerin verdikleri diğer partileri bağlamıyor. Çünkü daha sonra bunlar partilerde görüşülecek sadece CHP’de değil, CHP’de, MHP’de, BDP’de, AKP’de görüşülecek sonra bunların tamamı parti görüşü olarak komisyonlara yansıyacak.

Abbas GÜÇLÜ- Sadık Höbel diyor ki, şuanda iki tane askerimiz şehit oldu diyor mayın patlaması nedeniyle. Kemal beyin seyircilerimize bu konudaki pazarlıktan sonra bu olay hakkındaki fikirlerini öğrenmek istiyoruz diyor. Mesela bu mayınlar kaldırılamaz mı artık? Yani silahlar gibi mayınlarda biran önce kaldırılamaz mı? Durduk yerde askerlerimiz hala niye ölüyor, niye şehit oluyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Uluslararası anlaşmalar var. Mayın döşemek ve mayın taşımakta aslında suçtur. Pek çok masun insan hayatını yitiriyor. Mayınlardan sadece askerler değil bazen siviller, bazen çocuklarda onlarda mağdur oluyorlar, hayatlarını kaybediyorlar, engelli konumuna düşüyorlar. Bizim kendi topraklarımızda mayınların tümüyle yok edilmesi, topraklarımızdan arındırılması lazım. Sadece doğu güneydoğuda değil, bakın Suriye sınırında mayınlı bölgemiz var. Bizim gene bu süreç içinde önerilerimizden biriside o bölgedeki bütün arazilerin mayınlardan arındırılması ve topraksız köylülere verilmesidir.

Abbas GÜÇLÜ- Barış süreci çerçevesinde böyle bir teklif gelse meclise, yasa teklifi gelse CHP mayınların kaldırılmasını destekler mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz bu konuda zaten kanun teklifi verdik. Az önce size saydığım %10 seçim barajı gibi, DGM’lerin kaldırılması gibi, Diyarbakır cezaevinin müze yapılması gibi. Bütün bunların tamamıyla ilgili olarak biz kanun tekliflerimizi verdik. Yani söylediğimiz her şeyde, inandığımız her şeyde samimiyiz ve veriyoruz. AKP’mi getirecek bu teklifi ayrıca getirecekse. Bizim teklifimizle örtüşüyorsa elbette destek vereceğiz niye vermeyelim.

Soru- İlk önce Sayın Genel Başkana DAÜ’ye geldiğinden dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Hep eleştirdiler. Biraz biz zeytin dalı uzatalım Genel Başkana. Ben DAÜ’de mastır yapan bir mastır öğrencisiyim. Malatya sevdalılar derneği başkanıyım. Birde Rauf Denktaş derneği düşüncelerini yaşatma derneği Türkiye kanat sorumlusuyum.

Şimdi biliyorsunuz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu 17 Aralık 1948 Tunceli Nazimiye doğumlu. Balcalı köyünden. Kendisini biliyorum. Kendisi okul yıllarında Erciş’te okudu, Bingöl Genç ilçesinde okudu, Nazimiye’de geri okudu. Elazığ’da da ticaret lisesini okudu. Kendisi bu bölgenin çocuğu. Kürt sorununu bilen bir insan. Bende diyorum ki Türk – Kürt kardeştir. Bu kardeşliği bozmak isteyen insanlar çok. Biz ne kadar Kürtler, Kürt arkadaşlarım var ben onları da çok seviyorum, çok mert insanlar. Diyoruz ki, biz ne kadar Türk’sek onlarda o kadar Türk. Onlar ne kadar Kürt’se bizde o kadar Kürt’üz. Aynı ümmetin, aynı peygamberin torunlarıyız. Biz bunları söylüyoruz. Peki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siz bu bölgenin çocuğu olarak bu Kürt sorununu bir sene öncede bize dediniz ki, açıklamanızı dinliyoruz yani. Ben dinliyorum. Sizi takip de ediyorum yani. Biz sene önce akiller toplansın bu sorun çözülsün. Yani artık ben size şunu söylüyorum. Yani ben 10 sene sonra, yani ben kendimi bir Malatyalı olarak İsmet Paşanın hemşerisi olarak 10 sene sonra Kürt kardeşlerimle birlikte ben onlarla silahla da çatışacağım yani başka çare kalmadı. Halk bunu görüyor. Siz yani bu destek vermeniz lazım. Başbakana zorlayın size neyse bunu açıklasın sizde destek verin. Artık dediği gibi analarda ağlamasın, babalarda ağlamasın. Yani biz artık istiyoruz ki, Kürt sorunu artık bitsin. Yani biz Kürt sorunu diye bir şey olmasını istemiyoruz.

Bir sorum daha var. Bu soruda Denktaş Düşünce Derneği olarak sormak lazım. Şimdi biliyorsunuz 23 Nisan kararları var mecliste de bu geçerli. Kıbrıs milli davamızdır diye mecliste geçti. Yani bu meclisin tarihi araştırılınca böyle bir olgu var. Böyle kararlarda var Sayın Genel Başkan. Benim demek istediğim şu; biliyorsunuz AKP hükümeti burada bir petrol arama deneyimine girdi. Yani petrol arıyor, şey yapıyor. CHP olarak siz buna ne düşünüyorsunuz? Olası bir CHP iktidarında Kıbrıs politikalarınız nelerdir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle bir örnek vereyim size. Yolda gidiyorsunuz şoför diyor ki kamyona atla. Nereye gideceksin? Önemli değil diyor ben gidiyorum ya sende atla. Biner misiniz o kamyona?

Soru- Sayın Genel Başkanım ben binmemde…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sen binmezsen ben nasıl bineceğim? Şimdi şunu söyledik bakın ısrarla. Bize bilgi vermiyorsanız halka bilgi verin. Ne yapmak istiyorsunuz siz? Nasıl çözmek istiyorsunuz siz? Bilmediğimiz bir konuya nasıl destek vereceğiz? Şunu kabul ediyorum. Çözüyorsan çöz kardeşim biz engel mi olduk? Mesela biz nasıl bir engel olduk? CHP bu sürece nasıl engel oldu ben merak ediyorum.

Abbas GÜÇLÜ- Desteklememekle. Süreci desteklemiyor CHP diyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Neyi destekledik, neyi desteklemedik? Kendisini uyardık. Dedik ki arkadaş, az önce 4 maddeyi saydım. Samimi ve dürüst olacaksın bu sorunu çözmek için. Yanlış mı söylüyoruz? Gizli bir hesabın olmayacak kişisel hesabın. Yanlış mı söylüyoruz. Halka hesap veremeyeceğin bir şeyin altına imza atma diyoruz. Yanlış mı söylüyoruz? Çık milletin önüne neleri yapacaksan anlat destekte alırsın. Yanlış mı söylüyoruz? Hayır diyor ben konuşmayacağım diyor. Sen konuşmayacaksan millet doğruları nereden öğrenecek? CHP engel oluyor. Bakın şu da çok önemli. Efendim biz tam çözecektik CHP engel oluyor. CHP neresine engel oldu, ne oldu? Ne yaptı CHP engel oldu? Olası bir başarısızlığın günah keçisini yaratmak istiyor. Efendim ben tam çözecektim şu CHP var ya geldi engel oldu demek için. Çözüyorsan çöz kardeşim. Nasıl sana engel olduk. Hiçbir engelde çıkarmadık. Sadece uyardık. Uyarı yapmakta zaten bizim görevimiz. Yapmazsak zaten suç işlemiş oluruz. Yanlış yapmış oluruz. Halk bilgi ver demek yanlış mı? Bir Başbakanın çıkıp bu süreç hakkında halka bilgi vermesi gerekmez mi? 76 milyon insan Kandil’e mi bakacak, Başbakana mı bakacak? Doğruyu nereden öğreniyoruz? Olayları nereden öğreniyoruz? Kandil’den. Niçin? Bu ülkenin hükümeti yok mu? Bizde diyoruz ki, Başbakan sen bu ülkeyi yönetiyorsan çıkar adam gibi bu millete doğruları anlatırsın. Doğruları anlat bakarız bizde. Belki bizde destek veririz. Ama doğruları anlatan yok bize.

Kıbrıs politikası konusundaki düşüncemiz şu; Kıbrıs’ın uluslararası alanda tanınması için hükümetin yeterli çabayı gösterdiği kanısında değiliz. En son Kıbrıs’ta bir referandum yapıldı. O referandumda eğer KKTC’den evet oyu çıkarsa AB’nin Kıbrıs’la doğrudan ticari ilişkileri olacaktı. Ve bu sözü vermişti. Buradaki referandumda evet oyu çıktı. Ama AB verdiği sözü yerine getirmedi. Doğrudan ticaret tüzüğünü yürürlüğe koymadı. Eğer o doğrudan ticaret tüzüğü yürürlüğe girerse Avrupa’nın KKTC’yle ticari ilişkileri Rum kesiminden bağımsız olarak ve artarak devam edecek. Her Brüksel’e gittiğimde AB yetkilileriyle karşı karşıya geldiğimde kendilerinin verdikleri sözü tutmalarını istiyorum ve onlara şunu söylüyorum. Avrupa verdiği sözü tutmak zorundadır. Çünkü Avrupa’nın etik değerleri verilen sözün arkasında durmayı gerektirir diyorum.

Abbas GÜÇLÜ- Söz Kıbrıs’tan açılmışken biz bu soruyu Kıbrıslılara da sorduk ama önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu sorduk. Kemal Kılıçdaroğlu’nu tanıyor musunuz, nasıl tanıyorsunuz diye. Tüm konuklarımıza bu anketi yapıyoruz. Bakalım Kıbrıs’ta Kemal Kılıçdaroğlu nasıl tanınıyor.

Kıbrıs bir öğrenci adası olursa çok önemli bir çözüm olur. Bir Maraş sorunu var. Bu Maraş sorunu bir türlü çözülemiyor, açılamıyor, kapanıyor. Türkiye’deki çözüm süreci gibi burada da bir çözüm süreci gerekiyor. Sizin öneriniz ne olur? Türkiye bu krizi nasıl aşabilir? Maraş sorununu nasıl çözebilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Maraş’ın açılması lazım. Bunun içinde özel bir pazarlığa girmemek gerekiyor. Maraş’ı almışsınız. Bedelini ödemişsiniz. Şehitler vermişsiniz. Orada tutuyorsunuz. Niçin? Pazarlık sırasında ben burayı vereceğim diye. Görüşmeler yıllardır devam ediyor. Sorun çözülmüyor. Bence Maraş’ı tümüyle açmalı, özellikle üniversiteler açmalı, orada çok güzel binalar var. Öğrenci yurdu yapılmalı, öğrenciler yurt sıkıntısı çekiyorlar. Oraya gitmeli ve iki yurt var zaten şimdi Maraş bölgesinde. Maraş bölgesine çok sayıda yurt yapılabilir ve öğrencilerin yurt sorunu çözülebilir.

Soru- İlk olarak, kadın hakları konusunda hassas olduğunuzu varsayıyoruz ve böyle talep ediyoruz. Bu sayede bunu bir sebep kılaraktan Bakanlığı bir tarafa Kamer Genç’in Fatma Şahin Hanımefendiye kullandığı cümlelerden ötürü oturup en azından bir uyarıda dahi bulundunuz mu? Bulduysanız şayet bu ülkenin kadınlarına söylenilen bu sözler ana muhalefete hiç yakışmamıştır.

İkinci sorum, CHP demokrasi adına iktidarı eleştiriyor ama kendi içinde çıkan en ufak aykırı sesi susturmayı bırakın yönetimden istifa ettiriyor. CHP bu haliyle devleti özgürlükçü bir demokrasiye taşıyabilecek mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kadın haklarına saygı duyan bir partiyiz. Kadın haklarının Türkiye’de genişletilmesi gerektiğine inanan bir partiyiz. Kadın-erkek eşitliğine inanan bir siyasal partiyiz. Her ortamda, her zaman kadın-erkek eşitliğini savunduk ve şunun da altını özenle çizeyim, kadınlara seçme-seçilme hakkını getiren partinin de CHP olduğunu kimse unutmasın.

Kamer Genç şunu söylemiştir; Çanakkale Savaşı dolayısıyla Sayın Bakan bir kitap hazırlamış. Kitabın hiçbir yerinde Mustafa Kemal Atatürk’ten söz edilmiyor. Bunu eleştiriyor. Çanakkale’de bedeller ödeyen binlerce insanımız var. Onlara komuta yapan kumandalardan birisi de Mustafa Kemal Atatürk. Neden onun ismi burada yer almıyor? Şu eleştiriyi yapmıştır; eğer Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı belki 4 evlilikten çok fazla evlilikten söz ederek sizde belki başka birisinin eşi olabilirdiniz diye bir eleştiri getirmiştir.

Bunun üzerine parlamento Kamer Genç’e kınama cezası vermiştir. Benim merak ettiğim şu; dün parlamentoda Kamer Genç’in annesine küfredilmiştir. Eşine küfredilmiştir. O kadar ağır ifadeler kullanılmıştır ki, tutanaklar TBMM’nin internet sitesinden kaldırılmıştır. Siz bir kadınsınız. Kamer Genç’i eleştirirken acaba bu AKP milletvekiliyle ilgili niçin bir cümle kullanmadınız?

Bülent Arınç, TBMM’de kürsüye çıkarak, bir kadın milletvekiline ağıza alınmayacak cümlelerle eleştiri getirmiştir. Bu konuda acaba niye bir eleştiri gelmedi? Kamer Genç söyleyince eleştirin. Eleştirebilirsiniz. Bakın eleştiriye saygılıyım. Ama eleştirinin vicdanlı olması lazım ve eleştiri eğer bir konuda yapacaksak o konuda kim yapıyorsa herkese eşit yapılması lazım.

Onun için olayları tahlil ederken, eleştirirken, irdelerken biraz insaflı olmak lazım. O milletvekili ben Sayın Başbakandan bir ricada bulunacağım, gelirse kendisine de söylerim. O AKP milletvekilini Kamer Genç ve annesi için söyledikleri o kadar ağır cümleler var ki, acaba onu alıp eşinin yanında okuyabilir mi? O milletvekili bir hukukçu bakın. O milletvekili alıp o cümleleri, o tutanakları çocuklarının yanında okuyabilir mi? Emin olun okuyamaz. Siz okudunuz mu bilmiyorum?

Soru- Sizce de Kamer Genç’in evli ve çocuk sahibi olan bir hanımefendiye bunu söylemesi yakışıyor muydu? Biz geleceğin gençleriyiz. Biz bunları hak etmiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok eşlilik Mustafa kemal Atatürk’ün devrimlerden birisidir kaldırılması. Çok eşliliği kaldırmıştır ve yasaklamıştır. Eğer siz Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsanız o böyle bir eleştiri getirmiş. Ben tasvip ediyor muyum? Hayır. Bakın ben onu söylüyorum. Ama eleştiri getirirken bir; insaflı olmak lazım, iki; o eleştiriye karşı çok daha ağır, sokakta dahi kullanılmayan cümlelerle parlamentonun çatısı altında annesine küfrederseniz ve siz de sessiz kalırsanız kusura bakmayın ama ben sizi önyargılı olarak kabul ederim.

Soru- İkinci sorum, CHP kendi içinde çıkan sesleri susturmayı bırakın yönetimden istifa ettiriyor. Ayrıca CHP bu haliyle devlete özgürlükçü bir demokrasiyi sunabilecek mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şunu çok rahat söyleyebilirim; CHP’deki demokrasi hiçbir siyasal partide yok. Size çok tipik bir örnek vermek isterim. Sayın Başbakan çıktı, Bakanlar Kurulunda konuşulan bir konu medyaya yansıdı diye Hürriyet’te manşet olmuştu 8 sütuna. O bakanı bulursam kapının önüne koyarım demişti. O bakanlar bu lafları içlerine sindirdiler.

CHP’de herkes düşüncesini özgürce söyleyebilir. Ama parti disiplinine uyarak. Disiplin örgütlerde olur. Herkes parti disiplinine uyacak. Televizyona çıkma diyorsam çıkmayacak. Çıkıyorsa bedelini ödeyecek arkadaşlar. Bu gayet doğaldır. Ama düşüncesini elbette açıklayacak. Bugüne kadar hiçbir partiliye, hiçbir milletvekiline düşünceni açıklama diye ne bir tehdit, ne bir şantaj, ne de bir yasak gelmemiştir. Herkes düşüncesini CHP’de rahatlıkla açıklayabilir.

Ama AKP’de hiçbir milletvekili CHP’li milletvekilinin karşısına çıkamaz. Çünkü yasak getirilmiştir. Televizyonlarda niye çıkmıyorlar CHP’li milletvekillerinin karşısına? Çıksınlar. Siz hiç süreçle ilgili olarak bir AKP milletvekilinin kalkıp konuştuğunu gördünüz mü?

Abbas GÜÇLÜ- Siz Sayın Başbakanla bu süreci tartışmak için televizyona çıkar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cesaret ederse çıkarım tabi. Niye çıkmamayım.

Soru- Siz başta barış sürecinden bahsederken çocuklarımızın ismini Barış, Özgür olarak koyduk demiştiniz. Bizimde çocuklarımızın ismi Metehan, Alparslan, Kürşat. Bizlerde barış sürecini destekliyoruz, hiç kimse ülkede kan akmasını istemez. Hiç kimse evladını daha görmeden şehir olmak istemez. Daha babasını görmeyen evlatlar var annesinin karnında ve babası şehit oldu. Bu ülkede bir grup akil insan denilen şahıslar toplanmışlar yok işte, Kürtlere şunu anlatıyor, Türklere şunu anlatıyor. Biz bu ülkede savaş istemiyoruz zaten. Bunu herkes biliyor. CHP bu süreçte neden ana muhalefet partisi olduğu halde aktif rol alamıyor?

İkinci sorum, sizce Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsız bir ülkemi yoksa dışa bağımlı, daha doğrusu ABD’ye bağımlı bir ülke mi?

Abbas GÜÇLÜ- Çok kritik bir soru var. Başbakan yarın gelip kendisine bilgi vermek isterse ve Abdullah Öcalan’ı da serbest bırakacağım ama kesinlikle ülkede kan dökülmeyecek derse Kemal Kılıçdaroğlu destek olacak mı? Hayır derse nedeni nedir deniyor? Bu ve diğer soruların cevabını daha sonra reklamlardan sonra sizinle paylaşacağız.

Sevgili izleyenler salonda pankart açanlar çok çok fazla. Bütün pankartlar böyle olsa tabi hiç kimse sizi ne coplar, ne içeri atar, ne de şey yapar. Desteğiniz için çok çok teşekkür ediyoruz. En kısa zamanda bizlerde daha çok Kıbrıs’a gelmek istiyoruz. Diğer üniversitelerimize de gelmek istiyoruz. Sevgili izleyenler Kıbrıs’ta çok sayıda üniversite var. Giderek Kıbrıs bir üniversite adası olmaya devam ediyor. Eğitimin kalitesi fazlasıyla arttı. Doğu Akdeniz, Yakın Doğu, Girne Amerikan, Lehka Amerikan, ODTÜ açtı burada, İTÜ açtı. Bütün üniversiteleri yakından izleyip tercihlerinizde burayı da dikkate almanızda yarar var. Öğrenci arkadaşlarımızı gördünüz. Şu dakikaya kadar soruları izlediniz, Türkiye’deki herhangi bir üniversiteden herhangi bir farkı olmadığını biz biliyorduk ama sizlerde görmüş oldunuz.

Çok yoğun soru var. Neden daha çok öğrencilere soru hakkı tanımıyorsunuz diye yoğun bir soru var. Yine Kıbrıs’la ilgili bir soru var. Şuanda 28 Şubat sürecinde içeride olan Kıbrıs Barış harekatında Mağusa’ya Gazi Mağusa ismini sağlayan, anıtı dikilen, canı pahasına mücadele eden Mücahit Merkez Tabur komutanı olan sevgili Oğuz Kalelioğlu’nun da anılmasını istiyorum diyor Gizem Karagöz ve aynı şekilde içerde olan isimler neden Sayın Haberal ve diğer komutanlar neden CHP ısrarla Sayın Balbay, Mustafa arkadaşımızı tekrar buradan Mustafa Balbay’a da güçlü bir alkış. Ömrünü bilime adayan Sayın Haberal’a da, diğer içerdeki tüm tutuklulara ve Sayın milletvekillerine de selam gönderiyoruz buradan. Neden tutuklu isimleri milletvekili yaptı diye çok yoğun soru var. İsterseniz iki soruyu alalım.

Birde yayından önce soru vardı. Sayın Başbakandan böyle bir teklif gelirse ne yaparsınız yönünde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte aktif rol almıyor diye soru gelmişti. Biz çocuklarımızın adını Mete Alpaslan Kürşat koyduk diye. Ama bir çocuğunuz olursa onunda adını Barış koyun. Ne olacak? Barış kadar güzel bir şey olamaz.

Aktif rol almak için parlamentoya bir yasa gelir, yasa desteklerseniz aktif rol almış olursunuz. Bilmediğiniz bir süreçte nasıl aktif bir rol alacaksınız? Biz barışa karşı değiliz ki, biz terör olsun diye istemiyoruz ki. Tam tersine barışı da istiyoruz, huzuru da istiyoruz. Bizim aktif rol alabilmemiz için parlamentoda ya bizim kabul ettiğimiz bir önerinin gelmesi lazım veya bizim önerdiğimiz bir teklifin parlamentoda görüşülmesi lazım ki biz aktif rol alalım. Onun dışında biz bir yasama organıyız yürütme organı değiliz. Yürütme organı aktif rol alabilir. Aktif rol alacak olanlar yürütme organıdır. Yasama organının görevi yasa çıkarmaktır. Dolayısıyla bizim aktif rol alma şansımız parlamentoda olabilir. Parlamento dışında aktif rol alma sadece bizim değil, diğer siyasal partiler içinde geçerli değil.

İkincisi; Türkiye gerçekten de tam bağımsız mı diye soruyorsunuz. İnanıyor musunuz Türkiye’nin tam bağımsız olduğuna? Güzel.

Abbas GÜÇLÜ- Türkiye hukuk devletidir diyenler elini kaldırabilir mi? Hayır diyenler? Peki Türkiye’de demokrasi öyle ya da böyle demokrasi vardır diyenler elini kaldırabilir mi? Demokrasi işliyordur diyenler? Yani bu kadar da abartılı. Hayır yok diyenler? Siz hayırcılıkta CHP’yi de geçtiniz. Böyle de bir tablo var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir ülkenin bağımsızlığı %100 dünyadan soyutlanmış anlamında tanımlanmaz. Ülkenin bağımsızlığı kendi siyasal karar organlarını, kendi ülkesinin çıkarları lehinde kullanan, yani politikasını kendi ülkesinin çıkarları üzerine inşa eden ülke bağımsız ülkedir. Olaya böyle bakmamız lazım. Eğer siz kendi ülkenizin çıkarlarını düşünmemişseniz ülke bağımsız değildir. Size çok kısa bir tarihçe vereceğim. 1925 meclisin kurulmasından 5 yıl sonra Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atılır. 9 yıl sonra 1934 Kayseri’den kalkan ilk uçağımız Ankara’ya iner. Aynı yıllarda Haliç’te denizaltının omurgası indirilir. 1930 kendi merkez bankanızı kurarsınız kendi paranızı basmak üzere. Demiryolları. Ülke kurulduğu zaman bir kilometre dahi milli demiryolumuz yoktu. Bütün demiryolları millileştirilir. 1949 Merkez Bankasının kasasında 176 ton altın vardır ve Osmanlının borçları son kuruşuna kadar ödenmiştir. Hiç kimseden 5 kuruş yardım alınmamıştır. Bağımsız ülke budur. Ve üretmiştir bu ülke. Sonra ne olmuştur? Çok partili hayata geçtik. 8 yıl 50’nin üzerinden geçti 1958 yılı. Türkiye moratoryum ilan etmiştir, yani ben borçlarımı ödeyemiyorum diye. TSK’nın bir dönem kullandığı çatal bıçak bile Amerika’dan gelmiştir. Siz niye uçak yapıyorsunuz biz size uçak vereceğiz demişlerdir. Niye gemi yapıyorsunuz demişlerdir. Size gemi vereceğiz demişlerdir. Kıbrıs çıkarması sırasında bir baktık ki çıkarma gemilerimiz yok. Uçaklarda kullanılan tekeri üretemedik. Uçak benzini bile üretemiyorduk. Bütün bunları sonradan görüp ve öğrendik. Bir ülke üretirse güçlü olur. Bir ülke üretecek ki dünyada saygın bir yer kapmış olsun. Şuanda tüketen toplumuz, üreten toplum değil. Üretmediğimiz içinde işsizlik artıyor. Bağımsızlığın özü üretmekten geçer. Sözünüzün geçerli olması üretmekten geçer. O insanların hiçbirisi cumhuriyeti kuranların hiçbirisi ekonomi bilmiyordu. Hepsi askerdi. Ama dünyayı çok iyi biliyorlardı. Ben üretirsem benim sözüm geçer diyorlardı.

Gelelim bir başka noktaya. Bağımsızlığımızın sorgulandığı tarih Marshall yardımlarıyla başlar. Bu tarihi hiç unutmayın ve bu ismi de unutmayın. Ecevit Kıbrıs’a çıktığı zaman ambargo uyguladılar. Afyon ekmeyeceksiniz dediler. Ben afyonu ekeceğim diyen liderdir Bülent Ecevit. Sosyal demokrat birisidir. Ben Kıbrıs’a çıkacağım demiştir. Ecevit’in şu sözünü de unutmayın. Biz milliyetçiliği afyon tarlalarına, egenin derin sularına, Kıbrıs’ın 5 parmak dağlarına yazdık demiştik. Ecevit budur. Hangi partinin iktidarında? Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında. Hiçbir zaman, hiçbir dönem hiçbir CHP hükümeti yabancıya teslim olmamıştır. Kendi ülkesinin çıkarları neyse o doğrultuda karar almıştır. Neden Balbay, Haberal hapistekileri siz milletvekili adayı gösterdiniz. Dünyanın en saçma sorularından birisidir. Demokrasi kafası olmayan insanların sorduğu sorudur bu. Çünkü bu insanlar bu insanlar mahkum değil. Bu insanlar gittiler cumhuriyet savcılığına başvurdular ben milletvekili olabilir miyim diye? Cumhuriyet savcılığı temiz kağıdı verdi evet sen milletvekili olabilirsin. Gittiler yüksek seçim kuruluna. Yargıçlardan oluşuyor, üstelik yüksek yargıçlardan. Onlarda baktılar dosyaya siz milletvekili olabilirsiniz dediler. Sonra? Başbakanlığa gönderildi. Başbakanlığa gitti başbakanlıkta baktı. Resmi gazetede yayınladı milletvekili olabilirsiniz diye. Gittiler, vatandaş oy verdi milletvekili oldular. Şimdi soruyorlar niye milletvekili adayı gösterdiniz? Bir kişi Türkiye’de milletvekili olmak istedikten sonra olur. Yasağı kim getirir? Yargı organı getirir. O nedenle milletvekili olmalarının önünde hiçbir engel yok. Bizim demokrasi anlayışımızı sorgularlardı zaman zaman.

Bakınız biz şunu yaptık. Recep Tayyip Erdoğan %34 oy aldı 2002 seçimlerinde. Milletvekili olamıyordu. Anayasayı değiştirmek için biz destek verdik. Siyasi partiler yasasını değiştirdik. Neden? %34 oy alan bir partinin lideri parlamentoda olmalı diye. Demokrasinin gereğidir diye. Biz bunu yaptık. Çünkü biz demokrasiye inanıyoruz. Ama mahkum olmamış, ki Recep Tayyip Erdoğan mahkum olmuştu, seçilemiyordu. Biz daha mahkum olmamış kişi milletvekili seçiliyor ama gelip parlamentoda görev yapması engelleniyor. Demokrasi anlayışımız arasında bu kadar büyük fark var. O nedenle kimse CHP’yi siz demokrat değilsiniz, demokrasi yoktur sizin anlayışınızda diye sorgulayamaz.

Soru- Hukuk fakültesi öğrencisiyim, adım Abdullah. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan temelleri atılıyor. Suriye’de özerk bir Kürdistan fiili olarak kuruldu ve Türkiye Cumhuriyetinde 30 yıldır süren bir savaş var. Aynı zamanda Ortadoğu’da kaynayan bir kazan gibi. Bu hükümetin, bu devletin Kürtlerle, örgütle anlaşmaktan başka bir çaresi var mı, yok mu?

Abbas GÜÇLÜ- Güneydoğu gezisi sırasında hep şu soruyla karşılaştık. Abdullah Öcalan çıkmadan bu süreç tamamlanmaz diye. Biraz önce reklamdan öncede bir soru vardı. Hükümetten böyle bir teklif gelirse ne yaparsınız sorusu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce ülkenin bağımsızlığından söz ettik ve şunu söyledik. Bir ülkenin bağımsızlığı kendi çıkarları üzerine politika oluşturmasına bağlıdır. Dış politikada böyledir. Eğer dış politikada egemen güçlerin taşeronluğunu yaparsanız size her şeyi yaptırırlar. Biz CHP olarak kendi komşularımızla barış içinde yaşamak istiyoruz ve hiçbir komşumuzun iç işine müdahale etmek istemiyoruz. Suriye politikası yanlıştır. Faturası Türkiye Cumhuriyetine çıkarılıyor. Size belli egemen güçler görev veriyorlar ve siz o görevleri yapıyorsunuz. Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığını yapan kim? Süre doldu diyen kim? Bu ülkenin Başbakanı. Kendi politikanızı bu ülkenin çıkarları üzerine inşa edeceksiniz.

Irak’ta Irak’ın kuzeyi dolayısıyla bir bölge oluştu. Kürdistan deniyor. Orada yaşayan yurttaşların Türkiye’de akrabaları var. Düşmanlık asla beslemeyeceğiz. Eğer iki ülkede de akrabalar varsa iki ülkeye de herkesin saygı duyması lazım. Kuzeyde Irak’a bağlı bir oluşum var. Irak’ın bağımsızlığını ve bölge bütünlüğünü savunuyoruz biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Irak’ın toprak bütünlüğünü. Suriye’nin de toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Ama eğer bizim ülkemizde Kürt kardeşlerimizin sorunu varsa o sorunu çözmek bizim görevimizdir başka güçlerin değil. Biz çözmeliyiz sorunları. Sorunu çözme iradesini ortaya koyabilmeliyiz. Nasıl yapmalıyız bunu? Oturup terörle Kürt sorununu ayırarak. Terör ayrı bir olay. Siz yasaklar getirerek sorunu çözemezsiniz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu da söyleyeyim. Ana dil yasağı konusunda ilk kanun teklifini veren biziz. Çünkü bir kişinin ana dili yasaklanamaz. Yasaklanmamalı da zaten. Bir insanlık hakkıdır bu. Ama biz kendi ülkemizde toprak bütünlüğümüzü ve üniter devlet yapısını koruyarak kendi ülkemizde barışı sağlamalıyız, huzuru sağlamalıyız. PKK olayı sıradan bir olay değil. Uluslararası güçlerin egemenlik alanına girdi orası. Ortadoğu’da derinliği var. Sıradan bir olay olmaktan da çıktı hükümetin yanlış politikaları nedeniyle. Biz o nedenle daha dikkatli ve daha tutarlı bir politikanın izlenmesini isteriz. Yapılanlar yanlış. Göreceksiniz bunun faturası Türkiye’ye çok daha ağır çıkacaktır.

Soru- Mehmet Hanifi Ekici, inşaat mühendisliğinde okuyorum. Malatyalıyım aynı zamanda. Bizim siyasete biraz yatkınlığımız vardır. Sayın Genel Başkan hoş geldiniz DAÜ’ye ve 1 Mayıs gerçek emekçilerin gününü kutluyorum. Kürt kökenli ama kendini öz be öz Türk hisseden ve Türk olarak ölecek bir insan olarak sizinle konuşmak istiyorum.

Meclis dışında geçmişte kalan MHP’nin Sayın Genel Başkanı Alpaslan Türkeş’in sözü dinlenirken bugün mecliste 3. Parti olarak temsil edilen MHP’nin sürecin dışında kalması biraz anlaşılır. Üniter devlet güvenliği bakımından biraz anlaşılır. Ama demokrat kökenli ve Kürt kökenli bir sosyal demokrat partinin Genel Başkanı olarak sizin çözüm sürecinin dışında kalmanızı doğrusu ben çok anlayamıyorum. Çok bir çoğunluğunda anladığını sanmıyorum. Ben sizin yerinizde olsaydım ne Recep Tayyip Erdoğan’ın, ne bir başkasının beni sürece dahil etmesini hiç beklemezdim. Ben kendim dahil olurdum. Çünkü ben aldığım sorumluluklar var, aldığım oy var ve ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının has bir üyesiydim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nasıl dahil olurdunuz?

Mehmet Hanifi EKİCİ – Teklif beklemezdim dahil olurdum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teklif beklemediniz ama nasıl dahil olacaksınız?

Mehmet Hanifi EKİCİ- Sayın Genel Başkan bir gizemdir gidiyor. Recep Tayyip Erdoğan diyoruz ki bizden bazı şekleri saklıyor. Siz eğer dışında kalarak nasıl yani o gizemi çözeceksiniz? Nasıl bilinmeyenleri bileceksiniz ki bize aktaracaksınız?

Abbas GÜÇLÜ- Israrla bu gizli gündem söylüyor diyor Sayın Genel Başkan. Bu gizli gündemden ne kastediyor diyor okurlarda.

Mehmet Hanifi EKİCİ- Ve bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir kırılma noktası olan ve en büyük belası, en büyük sorununu çözmemiz gereken Türk’üyle, Kürt’üyle öyle veya böyle değil. Her şeye rağmen değil. Ama kardeşçe, dostça 21 Marttaki manifesto, bazıları al ver meselesi gibi algılıyor öyle değil. O süreç neyin manifestosuydu bence. 2000 yıldır birlikte yaşamışlığımızın bundan sonrada 2000 yıllar, birer milenyumlar birlikte yaşayacağımızın manifestosuydu. Kimse ona taviz alma, taviz verme diye bakmaması gerekiyor. Siz bu sürecin dışında kalarak nasıl hizmet edeceksiniz veya çözümün bir parçası olmayan sorunun bir parçasıdır gibi bir söylem vardır. Teşekkür ederim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sürece dahil olacaksınız bilmediğiniz sürece. Nasıl dahil olacağız? İki bakanı istifa ettirip siz ayrılın, bir koalisyon kuralım bizden de bakanlar olsun beraber bu süreci götürelim mi diyeceğiz? Nasıl dahil olacağız? Bakın biz bir siyasal partiyiz. AKP’ninki gibi, MHP’ninki gibi, BDP’ninki gibi bir siyasal partiyiz. Bir siyasal partinin bir sürece dahil olması nerede olur? Parlamentoda olur. Parlamentoda ne getirdi AKP, neyi getirdi? Yasamı geldi, anayasamı geldi? Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yokken nasıl dahil olacaksınız? Biz ülkenin bu temel sorununun çözümü için toplumsal uzlaşmayı ilk söyleyen parti biziz. İki; ana dil yasağı konusunda karşı çıkan biziz. Üç; %10 seçim barajı getirin yasayı bunu düzeltelim diyen parti biziz. Faili meçhul cinayetler aydınlığa çıkarılsın diyen biziz. 8 kez reddeden AKP. İnsaf denen bir şey var. Sürece dahil olun. Neresine dahil olacağız, hangi sürece? Bana söyler misiniz hangi sürece? PKK çekilirken biz 3 tane milletvekilini gönderip arkadaşlar bunlarla beraber sizde gidin mi diyeceğiz? Ne diyeceğiz, nasıl olacak bu sürece dahil olmak?

Soru- Hep birlikte seyir mi edeceğiz Sayın Genel Başkan? Böyle yaparak bütün inisiyatifi iktidara devretmiş olmuyor muyuz?

Abbas GÜÇLÜ- İktidarı onun için seçiyoruz.

Soru- Ama muhalefeti de onun için seçiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz dünyada terör olayının nasıl çözümlendiği konusunda hiç araştırma yaptınız mı? Ben size örnek vereceğim.

Soru- Aynı zamanda ben siyasetçi bilimciyim de. İnşaat mühendisliğini de ülkeme teknik olarak hizmet etmek istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel. IRA nasıl çözüldü?

Abbas GÜÇLÜ- İrlanda’da nasıl oldu mesela?

Soru- Henüz tam çözülmüş değil.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel. Başbakan bakın gitti aldı çözümü gitti ana muhalefet partisinin kapısını çaldı. Dedi ki, ben bu olayı böyle çözmek istiyorum bana destek verir misin. O da evet destek veririm dedi ve olay çözüldü.

Abbas GÜÇLÜ- Yarın Sayın Başbakan kapınızı çalıp gelirse destek çıkacak mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gelebilir. Önce bir dinlemem lazım, anlamam lazım. Benim bakın deştiğim şöyle; ülkenin çıkarlarına ise her türlü desteği veririz. Ülkenin çıkarlarına ise. Egemen güçlerin çıkarınaysa destek vermeyiz. Bu kadar açık, bu kadar net konuşuruz biz.

Abbas GÜÇLÜ- Gizli gündem konusunda çok soru geliyor. Gizli gündem kast ediyor, neyi kast ediyor diyorlar Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Recep Tayyip Erdoğan’ın bir beklentisi var. Ben nasıl başkan olacağım. Bütün hayali bunun üzerine kurulu. Başkanlık sistemi üzerine kurmuş bütün hayalini. O başkan olsun, ülke ne olursa olsun. Bizde bunu kabul etmiyoruz. Eğer bu süreci tıkamaksa biz bunu açıkça söylüyoruz zaten doğru kabul etmiyoruz. Çünkü diktatörlüğe götürür başkanlık sistemi Türkiye’yi.

Abbas GÜÇLÜ- Hemen her konuda salonlara soruyoruz. Türkiye’nin dörtbir yanından öğrencilerin oluştuğu bir salonda ben bir kez daha sormak istiyorum. Diğer salonlarda da sorduk. Türkiye’ye başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi gelsin diyenler elini kaldırabilir mi? Gerçi onu da bilmiyoruz ki diyeceksiniz ama gelsin diyenler elini kaldırsın. Hayır gelmesin diyenler elini kaldırabilir mi? Kararsızlar elini kaldırabilir mi? Bilmiyoruz neye karar vereceğiz diyenler. Daha bu konuda da kafalar karışık.

Soru- Sayın Başkan hoş geldiniz öncelikle. Ben Mustafa Kaya, siyasi bilimleri bitirdim. Bankacılık finans bölümünde mastır öğrencisiyim. Benim sorum aslında arkadaşlar gibi çözümsüzlük yönünde değil de gelecekle ilgili, çözümle ilgili sizler ne düşünüyorsunuz ve arkadaşlarımızın hiçbir barıştan yana bir şey söylemediler. Hep size çetrefilli sorular sorarak bana cevap verecek mi veremeyecek mi diye sorular sordular. Şimdi annenin daha şehit evladı olarak yani bir şehidi karşılaması mutlu mu edecek onları? Yani Sayın Başkan, çözümle ilgili ne düşünüyor veya iktidarda olsaydı yani klişeleşmiş cevaplar değil de gerçek anlamda bu sorunu nasıl çözerdi? Benim kendi görüşüm, ben yurt dışında da kaldım. Bazı şeyleri gördüm. Bu sorun istenilirse bir günde dahi çözüleceğine inanıyorum ben. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- sorunun çözümü özgürlük ve demokraside yatıyor. Ülkesi özgür olmayan toplum sorun çözemez. Ülkesinde demokrasi olmayan toplum sorununu çözemez. Hukukun üstünlüğüne inanmayan bir toplumda, bir siyasal iktidar varsa o sorunu çözemez. Sorunun çözümü demokraside, özgürlükte, hukukun üstünlüğünde ve bütün bunlarla beraber toplumsal uzlaşmada.

Bir sorun tarihsel derinlik kazanmışsa, bir sorunun arka planı çok karışıksa, bir siyasal partinin tek başına çözeceği sorun olmaktan çıkmıştır. Biz sorunun çözümü konusunda parlamentoda bir uzlaşma komisyonu kuralım dedik. Her siyasal partiden akil insanlar gelsin buraya. Parlamentoda 4 partiden de bu sorunun çözümü konusunda sağlıklı öneriler getirecek insanlar var. Bunlar gelsinler bir araya, sorunu çözelim. Öneriyi getiren biziz. Reddeden Başbakan. Akil insanları öneren biziz. Reddeden Başbakan.

Biz sorunu çözmek istiyoruz. Nasıl? Toplumsal uzlaşmayla çözmek istiyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanarak çözmek istiyoruz. Demokrasi ve özgürlük alanını genişleterek çözmek istiyoruz. Bunları yapamazsanız sorunu çözemezsiniz. Biz bakın bir bölgeye özgü, bir kişiye özgü söylemiyoruz. Bizim önerilerimiz bütün Türkiye için geçerli. %10 seçim barajı. Bütün Türkiye için geçerli.  Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması. Bütün Türkiye için geçerli. Yargının bağımsızlığı. Bütün Türkiye için geçerli. Medyanın özgür olması. Bütün Türkiye için geçerli.

Biz bunları savunuyoruz. Daha savunacağımız, daha sayacağımız pek çok konu var. Önümüzdeki günlerde özgürlük ve demokrasi bildirgesi yayınlayacağız biz. Sorun nasıl çözülür? Sorunun çözümü demokrasi ve özgürlüktedir. Sorunun çözümü kişisel hesaplarda değildir. Kişisel hesaplarla sorunu çözemezsiniz.

Bakın ben size şunu söyleyeyim; üç kez bir araya gelindi. Üç kez silahların bırakılması sağlandı ve üç kez verilen tarih seçimlerden sonraydı. Seçimlerden sonra ne oldu? Sorun mu çözüldü? Biz ne diyoruz? Gizli gündemimiz olmayacak diyoruz. Samimi ve dürüst olacaksınız bu sorunu çözmek için. Her siyasal partiye gideceksiniz. Parlamentoda grubu olsun, olmasın. Arkadaş ben bu sorunu çözmek istiyorum. Alacaksınız halkın desteğini.

Nasıl çözüleceğini kimse bilmiyor. Dönüp bize soruyorlar CHP’ye, niye destek vermiyor musunuz? Vereceğiz de bilmiyoruz ki neye destek vereceğimizi? Olsun gözü kapalı destek ver. Hangi siyasal parti gözü kapalı destek verir. Siz bir dilekçenin altına, beyaz bir kağıda imza atabilir misiniz? Al istediğin gibi kullan diye. Böyle bir anlayış olabilir mi? Biz ciddi olan bir partiyiz. İnanarak bakıyoruz. Bakın uzun süre bu konuda hiç konuşmadık. Neden?  Bir bakalım, ne oluyor bu ülkede? Gerçekten güzel şeyler olacaksa niye itiraz edelim.

PKK dışarı çıkacak dedi. Çıksın. İtiraz eden mi var. Silah bırakacak. İtiraz eden mi var. O zaman CHP’den ne istiyorsunuz? CHP ne yapsın? CHP silah bırakmayın mı desin. CHP çarpışın mı desin. Yok efendim. Silah bırakacaksa hay hay. Yurt dışına çıkacak. Çıksın. Oradaki liderler başka ülkelere gidecekmiş. Gitsin. Barış gelecekse gelsin. Bizden ne isteniyor? Biz bunlara itiraz mı ettik? Niçin yurt dışına çıkıyor musunuz dedik? Hayır.

Sorun ne değerli arkadaşlar? Sorun şu; AKP’nin kafasında kamuoyuna açıklamadığı ama açıkladığı zaman bedel ödeyeceği konuda CHP söylesin, CHP gelsin buraya diyor. Sen iktidarsan sorunu tek başına çözmeye talip olduysan benim önerimi reddettiysen ben senin neyine destek vereceğim? Gel beraber çözelim. 4 siyasal partiyi getirelim bir araya. Oturalım, uygar insanlar gibi tartışalım ve çözelim. Hayır, olmaz diyor. Sen çözeceksen sana söylüyorum, samimi ol, dürüst ol, özel bir ajandan olmasın, halka hesabını vermeyeceğin şeyin altına imza atma ve yapacağın şeyi de millete açık açık söyle diyorum. Bende sana kredi açıyorum diyorum. Senin kredini istemiyorum diyor. Siz bana da diyorsunuz ki, niçin bu süreci desteklemiyorsunuz?

Soru- Bu açılımın ne olduğunu bilmiyoruz. Abdullah Öcalan ile Başbakan nerede anlaşmış bunu da bilmiyoruz. Ancak siz bir Kürt ve Alevi olarak vicdan azabı duymuyor musunuz? Veya kendi ırkınıza ve mezhebinize ihanet ettiğinizi düşünmüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi konuda ihanet edip etmediğimizi düşünüyoruz?

Soru- Siz Güneydoğu’da veya herhangi bir yerde gezerken hiçbir zaman ben Kürdüm ve Aleviyim demediniz, diyemediniz. Bunun sebebi nedir? Bunun altında yatan sebep ne? Bunu öğrenmek istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce söyledim; hiç kimsenin etnik kimliğinin sorgulama gibi bir yetkim de yok hakkım da yok. Bir kişiyi etnik kimliği dolayısıyla yargılarsanız, etnik kimliği dolayısıyla sorgularsanız sizde çağdaş kafa değil orta çağın kafası var demektir.

Soru- Ama siz programın başında dediniz ki, CHP içerisinde herkes kendi düşüncesini söylemekte özgürdür. Siz burada Kürt olduğunuzu söylemiyorsanız, Alevi olduğunuzu söylemiyorsanız buradaki özgürlükten ben şüphe duyuyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İki; hiç kimseyi inancı dolayısıyla sorgulayamayız. Senin inancın nedir diyemeyiz. Yaparsak yine doğru yapmamış oluruz. Eğer benim kimliğimi öğrenmek istiyorsanız çok net söyleyeyim; değerli arkadaşlarım, benim ailem yani aşiretim, İran Horasan’dan gelmiştir. Konya’nın Akşehir’ine yerleşmiştir. Büyük dedemim türbesi oradadır. Seyit Mahmudi Hayrani’dir. Yavuz Sultan Selim’le Şah İsmail arasındaki çatışmadan sonra aile oradan ayrılmıştır Dersim’e yerleşmiştir. Bu kadar basit arkadaşlar.

Ama benim soyum çok önemli değil arkadaşlar. İnsanlar soylarıyla değil, akıllarıyla konuşurlar.

Soru- sizin söylemlerinizden yola çıkarak bu soruyu soracağım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak neden Mustafa Kemal Atatürk’ün gittiği yolu benimsememektesiniz ve ayrıca eklemek istediğim bu kadar şehit kanı dökülmüşken ve iktidar olan AKP’nin yapmış olduğu şehit ailelerine para vererek avutmaya çalışmaktadır. Siz bunu önlemek için hiçbir şekilde uygulama yapmadınız, neden yapmadınız? Türk-Kürt kardeştir. Evet, sizde burada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak benim söylediğimi tekrar etmeyi öngörür müsünüz? Benim demek istediğim Türkiye Cumhuriyetinin altıokundan biri olan milliyetçilik okunu benimseyerek neden bu şehit ailelerine yapılan avutmaya karşı bir uygulamada bulunmadınız? Son olarak cümlenizi Ne mutlu Türküm diyerek bitirebilir misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedef çağdaş uygarlıktır. Bilime miras olarak bilimi bıraktım der. Aklı ve mantığı bıraktım der. Bizim inancımız odur. Yürüdüğümüz yol çağdaş uygarlık yoludur. Yürüdüğümüz yol Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bunu herkesin bilmesini isterim.

Şehit ailelerine yapılan yardımı Recep Tayyip Erdoğan vermemiştir. Şehit ailelerine yardım 1942 yılında çıkan bir yasayla yapılmaktadır. Maalesef bir algı, medya öyle bir algı yaratıyor ki, sanki şehit ailelerine ilk kez bu hükümet zamanında yardım yapıldı.

Tarihimizi bileceğiz. Geçmişimizi bileceğiz. Bakın ben size şunu söyleyeyim; 1921 yılı Çocuk Esirgeme Kurumunun kurulduğu yıldır. Binlerce şehit vermişiz, çocuklar yetim kalmış. O ailelere yardım yapılmış. Şehit ailelerine yardım yapılmış. Bunların bedelleri ödenmiş. Hala da ödeniyor. Ama Sayın Başbakan çıkıyor diyor ki, şehit ailelerine yardım yapıyoruz. Ben gazilerle grup da toplantı yaptım. Gazileri gidip defalarca ziyaret ettim. Şehit derneklerinin kiralarının bazı illerdeki kiralarını biz ödüyoruz CHP olarak.

Ben bir şeye inanırım; onu da söyleyeyim, bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Ben buna inanırım. Eğer siz bunun dışına çıkarsanız olmaz. Bakın şehitlerde istismar konusu yapılmamalı. Şehitler bu ülkede herkesin onurudur. Onlarda istismar konusu yapılmamalı. Onların sorunlarına eğilmeliyiz. Sadece o mu? Hayır gazilerimizde var. Gazilerimize de bakmalıyız. Siz onların protez paralarının kesildiğini biliyor musunuz? Onun takipçisi kim? Parlamentoda CHP, biziz.

Size bir örnek vereceğim; bir gazimiz İstanbul’da bir AKP’li belediyede işine son verildi. Belediye Başkanı ne dedi biliyor musunuz? Git sana Kılıçdaroğlu iş versin. Ona işveren bizim CHP’li belediyeler. Bunu bilmenizi isterim.

Soru- Birçok işçi sendikalı olduğu için Türkiye’de işten atılıyor. Peki, CHP niçin bu tür insanlara destek vermiyor ve hiçbir şekilde platformda görmüyoruz. Zaten sosyal medyada da bunlar pek sık rastlanmıyor. Çünkü medyamız da taraflı olduğu için bunlara el verilmiyor. Bütün medya CHP ve AKP’nin arkasında. Hangi haber merkezlerinde acaba sendikalı olduğu için işçilerin çıkarılmasını ele aldı? Hangi haber merkezinde çıktı bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün medya organlarında sendikacılık sona erdi. AKP hükümetiyle beraber. İki; taşeron işçilik yaygınlaştı. 2 milyon kişi şu anda taşeron işçi olarak çalışıyor. Taşeron işçiliği kaldıracağız diye taahhüt eden parti hangisi? CHP. Örgütlüğü savunan parti hangisi? CHP. Bana söyler misiniz Türk-İş’in Genel Başkanı çıkıp işçi haklarını savunuyor mu? Eğer bir ülkede işçiler sendika ağalarına teslim edilmişse o ülkede sağlıklı sendikacılık olmaz. Sendika ağalığı lafını dillendiren kim? CHP. Örgütlü toplum demokrasinin temelidir. Örgütlenecek toplum. İşçisi de, memuru da, emeklisi de herkes örgütlenecek. Ama taşeron işçilik bile bile yaygınlaşıyorsa ve sendikalar seyrediyorsa bunu kimse kusura bakmasın. Sadece benim söylemem yetmiyor. O sendikalarında müdahale etmesi lazım.

İnsan hakları konusunda, Uludere olayını hatırlıyorsunuz değil mi? 34 tane genç çocuk katledildi. Uludere’ye gitmek için 8 saat yol teptim. Uludere’ye gittim oradaki anaların acısını paylaşmak üzere. Kim örttü Uludere’nin üstünü? Kim kapattı? Failleri kim bulmuyor? AKP hükümeti. Takipçisi kim? Tek var Cumhuriyet Halk Partisi. Kimse kusura bakmasınlar. Alsınlar Levent Gök’ün raporunu okusunlar. Tek tek. Biz o olayı kapattırmayacağız. Bu ülkede yaşayan kimliği ne olursa olsun. Talimatı kim verdi? Ben size söyleyeyim Recep Tayyip Erdoğan verdi. Talimatı veren o.

Değerli arkadaşlarım, insan haklarını insanın kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun savunmak zorundayız. Bakın bizim mahpushane heyetimiz var. Hangi cezaevinde hangi suçtan yatmışsa yatmış hasta olan bütün mahkumlara giden tek parti var. Biziz. Hizbullahçısına da gittik, PKK’lısına da gittik, Ergenekoncusuna da gittik. Hiç ayrım yapmadık. Neden? Onlar insanlar ve sağlık sorunları var. Ve çözülmesi lazım. Ve sorunlarının kamuoyuna maledilmesi lazım. Biz yapıyoruz. Neden? Çünkü biz demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz. Ama kendimizi yeteri kadar anlatamıyoruz. Herkes soruyor ya bu CHP ne yapıyor diye. Bunları yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, insan hakları çok önemlidir, demokraside çok önemlidir. Kişinin kimliği de önemlidir. Kimlik siyaset konusu olmaz, inanç siyaset konusu olmaz. Bu ikisini ayırmamız lazım. Siyaset tarihinde 100 yıl savaşları denen bir bölüm vardı ben üniversitede okurken. Sizler okuyor musunuz bilmiyorum. 100 yıl savaşları. 100 yıl aynı inançtan Hristiyanlar farklı mezheplerden oldukları için birbirlerini öldürüyorlar. Siyasi tarihte adı 100 yıl savaşlarıdır. 100 yıl savaşıyorlar, birbirlerini öldürüyorlar. Sen farklı inançtan olduğun için. Ama bugün inançların güvencesi laikliktir. Herkes istediği şeye inanabilir, istediğine güvenebilir. Allah’la kulun arasına kimse girmez. Benim inancımı, benim kimliğimi kimin sorgulamaya hakkı var? Kimin elinde benim inancımın ne olup olmadığını tartma yetkisi var? Böyle bir şey yok. Hele hele Müslümanlıkta hiç yok. O nedenle kimlik ve siyaseti siyasetin dışında bırakalım. Kimlik ve inancı bırakalım.

Soru- Emine Güzel, eğitim fakültesi öğrencisiyim. Ben bir gazi çocuğuyum ve benim babam Kıbrıs gazisi. Ben bu ülkede yeterince gazi ve şehit ailelerine önem verildiğini düşünmüyorum. Hani siz diyorsunuz ya ben bir gazinin evine gittim ya da şehit aileleriyle böyle ilgilendim. Ama ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Açılım olduğunda ya da seçimler yaklaştığında bu tip gösteriş olarak görüyorum ben bunları. Ben Adanalıyım. Adana’da gaziler derneğinde ben birçok gazi ailesi biliyorum ki çok zor durumdalar. Ve hiçbir şekilde hiçbir yardım görüldüğüne de hiç şahit olmadım. Veya hep gaziler kendi aralarında bu ailelere yardım etmeye çalışıyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum ve ben kesinlikle gazi ve şehit ailelerine gereken değerin verildiğini düşünmüyorum. Ve biz onlar sayesinde bu topraklardayız ve onlarla sonuna kadar gurur duyuyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gazi ve şehit ailelerine gerekli önem verilmiyor. Sizinle aynı görüşteyim. Gerçekten de verilmiyor. Gazileri bir dinleyin bakalım, onların dramlarını bir dinleyin bakalım. Ben dinliyorum. O insanların kimi kolunu, kimi bacağını, kimi gözünü, kimi iki kolunu, kimi iki bacağını bırakmış. Ne için? Bizler akşam evimizde rahat uyuyalım diye. Ama bu toplum onlara gerekli saygıyı göstermiyor. Biz bu konuda daha fazla önem verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Onlar otobüslerde en öne oturmalılar, mağazaya girildiği zaman bazı ülkelerde gelen gazilerin adı anons edilir. Mağazamıza bir gazi gelmiştir diye. Duyulan saygıya bakın. Biz ise bırakın saygı duymayı onları neredeyse ikinci sınıf yurttaş konumuna koyduk. Bir protez alacaklar paralarının yarısını kestiler. Nasıl yapacak bunlar. Önem verilmesi lazım, değer verilmesi lazım. Bu bırakın siyaseti insanlığın bir görevi zaten bu. İnsan olarak bunu yapmak durumundayız. Çünkü o insanlar bu ülke için bedel ödediler. Eğer bu ülke için bedel ödüyorlarsa bu ülkenin onlara şükran borcu olmak gerekir. Bunu para olarak da düşünmüyorum sadece bakın. insan olarak da onların onure edilmesi lazım. Bir toplantıda en ön sıraya bizim onları oturtmamız lazım. Belediye otobüsünde onlara yer ayırmamız lazım. Bir dönem vardı bunlar. Ama tümüyle kaldırıldı maalesef.

Soru- Adım Kübra Harmancı, hukuk fakültesi öğrencisiyim. Sözlerime başlamadan önce sadece salondaki arkadaşlara değil tüm Türkiye’ye demek istediğim şey önce sözlerimize hani Kürt, Türk, Alevi, Laz, artık şu ayrımı öncelikle dilimizde kaldıralım. Hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız. Benim sorum dokunulmazlık üzerine olacak. Şiddeti siyasi araç olarak meşrulaştıran insanlara biz göz yumuyoruz. Anayasamızda 68.maddede açıkça yazıyor. Diyor ki, suç işlenmesine teşvik etmemeli bir siyasi parti. Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmamalı diyor. Ama biz medyada izliyoruz ki, polise en önde taş atan insanlar arasında yer alıyor bu insanlar. Fakat haklarında herhangi bir soruşturma dahi açılmıyor. Bunun dışında 4. yargı paketinde PKK propagandasının meşrulaştırıldığını düşünüyorum. Bunun hakkında da bir açıklama yapılsın istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim. Kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun 76 milyon yurttaş beraber yaşamak durumundadır. Birbirimizi seveceğiz. Kimseyi ötekileştirme hakkımızda yok, yetkimizde yok. Her siyasal partinin bu pencereden bakması gerekiyor. Toplumu ayrıştıran hareketlerden, söylemlerden bizim kaçınmamız lazım siyasetçiler olarak. Toplumu birleştirmemiz lazım. Daha sıcak, daha yumuşak mesajlar vermeliyiz. Elbette farklı düşünebiliriz. Farklılıklara saygı göstermek zorundayız. Bakınız ben parlamentoda yaptığım bir konuşmada şunu söylemiştim. Aykırı düşünceler bizim saygı göstermemiz gereken düşüncelerdir. Düşünün bir kişi çıktı dünya düz değildir yuvarlıktır dedi. Bir kişi. Bütün dünya dünyanın düz olduğuna inanıyor. Ama bugün hiç kimse dünyanın düz olduğunu iddia etmiyor. Aykırı düşünceler toplumun gelişmesinin dinamikleridir. Aykırı düşüncelerden korkmayacağız, yasaklamayacağız da. Özellikle üniversiteler özgürlüğün mekanı olmak zorundadır. Özgürlük olmazsa üniversite bilim üretemez. Sevgi, özgürlük, hoşgörü bizim sağlamamız gereken temel unsurlardır. Yola böyle çıkarsak göreceksiniz bu ülkeyi barış denize döndürebiliriz. Bir farkımız yok aslında. Hepimiz aynıyız. Annemiz, babamız, coğrafyamız, toprağımız hepimiz beraberiz. Birbirimizi seveceğiz. Bu ülkenin Alevi’si de var, Süryani’si de var, Sünni’si de var. Değişik mezhepleri var. Yezidi’si var. Herkes var. Herkesin inancına saygı göstereceğiz. Herkes inancını rahatlıkla yerine getirebilmeli. İnancın önündeki engelleri kaldırmalıyız. Bunu yapmalıyız. Kimse etnik kimliğinden ötürü sorgulanmamalı. Tam tersine etnik kimlik onun şerefidir. Anne babasıyla gurur duyar, olaya böyle bakarsak göreceksiniz sevgiyi ve hoşgörüyü bu topraklarda egemen kılarız. Bu toprağın mayasında var. Yunus Emre’si bu topraklarda, Hacı Bektaşi Velileri bu topraklarda, Mevlana’sı bu topraklarda.

Bu toprağın hamurunda Hümanizma var zaten. Bozan siyasetçiler. O nedenle ayrıştırana değil, kaynaştırana bizim destek olmamız gerekiyor.

Abbas GÜÇLÜ- Çok sayıda soru var, Sarıgül İstanbul Belediye Başkan adayı olacak mı? CHP’ye katılacak mı? Ne olacak sorusu bin defa sorulmuştur size ama…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bin birinci kez soruluyor. Şunu hemen söyleyeyim, biz CHP olarak, bizim ilkelerimizi ve felsefemizi benimseyen her yurttaşı kucaklamaya hazırız. Hiçbir ayrım yapmadan. Sayın Sarıgül’de gelirse elbette partimize üye olur, üye olduktan sonra bir düşüncesi var mıdır, büyükşehir belediye başkanımı olur, olmaz mı onu bilmiyoruz tabi. Kendisi gelir, oturur konuşuruz. Bakarız. Bizim yöntemimiz şöyle; onu da açı yüreklilikle ifade edeyim.

Abbas GÜÇLÜ- Siz davet edin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Sarıgül, ben gelirsem 3 bin kişiyle gelirim dedi. Ben de şu yanıtı verdim; niçin 3 bin kişide, 5 bin, 6 bin kişi değil. Kaç kişi varsa hepsi gelsin. Hepsini kucaklarız. Bir sorunumuz yok bizim.

Sayın Başbakan tabi partimize üye olur mu onu bilmiyorum. Ama Sayın Başbakan görüşlerini aktarmak isterse, düşüncelerini aktarmak isterse, bir sorun konusunda bizim görüşümüzü almak isterse elbette. Yani biz kapıları kapatan, reddeden bir parti değiliz.

Soru- Aynı zamanda Balyoz Davasından 16 yıl hüküm giymiş Kurmay Albay Erdoğan Koçoğlu’nun oğluyum. Şimdi siz milletvekili olduğunuz için cezaevlerine önceden bildirmeden serbestçe girebiliyorsunuz. Fakat baktığımız zaman Silivri, Hastal, Hadımköy, Maltepe, Mamak hiçbirine gitmediniz. Bu bir, ikincisi sadece ve sadece Haberal ve Balbay’ı görmeye gittiniz. 5 yıldır hapiste olan Tuncay Özkan’ı görmeye gitmediniz. Ölümden dönüp sadece bu şekilde tahliye olan Ergun Saygun Paşayı görmeye gitmediniz. Sizin mücadeleniz sadece ve sadece milletvekilleriniz için mi? Bizlerin cidden manevi desteğe ihtiyacı var. Her cumartesi saat 1’de İstanbul’da Beşiktaş’ta, Ankara’da Sakarya Caddesinde, Kocaeli’nde Değirmendere’de, Antalya’da, Trabzon’da, Bursa’da, İzmir’de sessiz çığlık eylemi oluyor. Bunlardan birine bile katılmasınız. Neden katılmıyorsunuz? Umut Oran ve birkaç CHP’li dışında kimseyi göremiyoruz. Her şeyden ziyade sizin bir Genel Başkan olarak katılıp, askerlerinize, bu ülke için canını veren askerlere destek olduğunuzu göstermeniz gerekmiyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel bir soru. Şunu söyleyeyim; o mahkemeler bizim bildiğimiz mahkemeler değil. Ben oraya toplama kampı dedim. 1942’nin Hitlerin Almanya’sında yaptığı ve 2013’lerin Türkiye versiyonu dedim. Orada yatanların büyük bir kısmının tek özelliği var, AKP karşıtı olmaları.

İki, Ergenekon Davasıyla ilgili ben o mahkemelerde adaletin sağlandığına kesinlikle inanmıyorum. Örnek vereceğim size değerli arkadaşlarım; 60 bin kişinin telefonu dinlendi. 3 bin kişi hakkında takibat yapıldı. 1360 kişi ifade verdi bu süre içinde. Toplam 17 bin sayfalık, 19 iddianame hazırlandı. Dava sürecinde 7 kişi hayatını kaybetti. Kuddisi Okkır, Ergenekon Davasının kasası olarak yakalandı, hapishanede öldü. Kuddisi Okkır öldüğü zaman ailesi cenazesini getirecek para bulamadı. Nasıl kasaysa? Dava doyasının tamamı kaç sayfa biliyor musunuz? 120 milyon sayfa. Bir yargıcın 120 milyon sayfayı okuması için 228 yıl gerekiyor. Adaletin olmadığı yerde neden biz bu özel yetkili mahkemeler kaldırılsın diyor, en sert eleştirileri getiren benim? Bir grup toplantısını tümüyle bu olayın üzerine, bu rakamları vererek ayırdım. Tamamını İngilizceye çevirdik bütün dünyaya gönderdik. Bakın eskiden Avrupa Birliği İlerleme Raporlarında, Strazburg’da Avrupa Parlamentosunda bu olay görmezden gelinirdi. Şimdi bütün dünya biliyor. Herkes öğrendi.

Şunu da söyleyeyim bakın, yargılanma engellenmemeli. Kimse kimseye niye yargılanıyorsun demez. Aradığımız bir şey var. Hukukun üstünlüğü. Adil olmalı yargılama. Oradaki yargıçlar yargıç değil. Şunu söyledim ben, buradaki yargıçlar kendi çocuklarına çok ağır bir miras bıraktılar. Onların hiçbir çocuğu benim babam Silivri’de savcıydı veya hakimdi diyemeyecektir. Bu kadar ağır bir mirası hiçbir baba çocuklarına bırakmaz.

Adalet farklı bir şeydir. Adalet Kutup Yıldızı gibidir. Yerinde sabit durur, bütün evren onun etrafında döner. Adalet mülkün temelidir. Yani devletin temelidir. Eğer adaleti sağlamazsanız devlet çöker. Oraya en çok giden bizim milletvekilleridir. Herkesle görüşürler. Ayrım yapmazlar. Bizim tek istediğimiz bir şey var. Adalet. Başka bir şey değil.

Soru- Ben size bunu sormadım. Ben size niye gitmiyorsunuz dedim. Ayrıca şu var, bana burada diyorsunuz ya, işte orada gerçekten adalet yok, mahkeme yok. Bunu sizden daha iyi ben biliyorum. Siz bilmiyorsunuz. Siz dışarıdan görüyorsunuz bunları. Soruma da burada cevap vermediniz ve dolandırdınız. Bana söyler misiniz burada herkesin içinde niye gitmiyorsunuz, niye destek olmuyorsunuz? Bu insanlar sizden bir şey beklemiyorlar. Sadece ve sadece onların arkasında olduğunu gösterin diyorlar. Ergun Saygun’a Başbakan bile gitti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye gitti Ergun Saygun’a?

Soru- İnsani ziyaret için gitti. Fakat bu insani ziyareti Kemal Kılıçdaroğlu yapmadı. Sorularıma da cevap alamadım. Çünkü sorduğum hiçbir soruya cevap vermedi, bana olanı anlattı. Söylediği tek şey adalet yok, mahkeme yok, bilmem ne yok. Lütfen soruma cevap verin vekilim. Ben size oy attıysam cevabı almak istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Milletvekili arkadaşlarımı gönderdiğimi ve oradaki herkesle görüştüklerini söyledim. Üstelik bir kez değil en az 5-6 kez gitmişlerdir.

Abbas GÜÇLÜ- Teşekkür ediyoruz.

Bu Sayfayı Paylaş:
  • Facebook
  • Google
  • Twitter
  • RSS Feed

© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
14