Haberler

GENEL SEKRETER ÖNDER SAV CHP İL KADIN KOLLARI BAŞKANLARI TOPLANTISINDA; “ HİÇ TEREDDÜT ETMİYORUM, REFERANDUM SANDIĞINDAN AÇIK FARKLA HAYIR OYU ÇIKACAK” DEDİ
#: 1433
28.07.2010


GENEL SEKRETER ÖNDER SAV CHP İL KADIN KOLLARI BAŞKANLARI TOPLANTISINDA; “ HİÇ TEREDDÜT ETMİYORUM, REFERANDUM SANDIĞINDAN AÇIK FARKLA HAYIR OYU ÇIKACAK” DEDİ

-“Değerli hanım arkadaşlarım, dinlenmemek üzere yola yola koyulduk. Mustafa Kemal’in evlatları olarak durmak yok. Bu siyasal iktidarı Mustafa Kemal’in Dolmabahçe’de düşman zırhlıları denizde dururken pencereden bakıp yumruklarını sıkıp söylediği gibi, geldikleri gibi gidecekler özdeyişindeki gibi, geldiği gibi gönderinceye kadar yorulmadan çalışmak zorundayız”
 
-“Cumhuriyet Halk Partisiyle uğraşan hiçbir siyasi parti iflah olmamıştır. Hiçbir siyasi parti ayakta kalamamıştır. AKP’de bu uğraşında yenik düşecektir, ayakta kalamayacaktır, geride kalanlar gibi tarihin çöplüğüne gömülecektir.”
 
-“Bu halk oylaması sadece kuru bir anayasa değişikliği değildir. Bu halk oylaması siyasal iktidarın önünü tıkayacak, ona sarı kart gösterecek bir belirlemedir. Bu vurgulanmalıdır. Bir sarı kartı alsınlar, ikinci sarı karta gerek kalmadan genel seçimde doğrudan doğruya kırmızı kartı yiyeceklerdir”
 
-“Bu anayasa değişikliği başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kimi AKP’li milletvekillerinin ihtiyacına cevap verecek bir anayasa değişikliğidir. Daha kaba tabiriyle söylemek gerekirse, suça göre yargıç değil, suçlaya göre yargıç aramanın yoludur”
 
-“Cumhuriyetten yana, demokratik, laik hukuk devletinden yana, Atatürk ilke ve devrimlerinden yana, bu zamana kadar Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermemiş, ya da oy vermiş, çeşitli nedenlerle ayrılmış olup da dışarıda siyasal yaşamını sözleriyle karartmamış,dengeli, düzgün bir siyasal yaşam sürdürmüş ve çağdaşlığa yüzü açık, karanlığa karşı mücadele etmeyi kendisine görev bilmiş herkese Cumhuriyet Halk Partisinin kapıları açıktır”
 
-“Cumhuriyet Halk Partisi ne Genel Başkanın, ne Genel Sekreterin, ne yöneticilerin tapulu mülkü değildir. Cumhuriyet Halk Partisi toplumun ortak bir malıdır. 1919’daki o güç koşullardan emperyalizme karşı direnerek kurtuluş savaşını verenlerin oluşturduğu ve yaşatılan bir partidir. O partiye gönlünü veren, bu siyasal iktidarın iş tutuş tarzına karşı direnmeyi iş edinen herkese açık bir partidir. Ama rüşvetçilere, ama hırsızlara, ama dıştan güdümlülere, ama bizi içten yıkmak isteyenlere, ama emperyalizme kucak açmaya çalışanlara, ama Atatürk’e dil uzatmaya çalışanlara kapalı bir partidir”
 
-“Cumhuriyet Halk Partisi’nde kadın olmak, Cumhuriyet Halk Partili kadın olmak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kadın Kollarında çalışmak hem zor, hem onurlu bir görevdir. Altını çizerek söylüyorum, bir ayrıcalıktır...”
 
-“Cumhuriyet Halk Partisi’nde kadın olmanın ayrıcalığı Mustafa Kemal’in çizdiği yolda yürüme kararlılığından kaynaklanır.”
 
-“Atatürk, 1930’da kadınlarımızı belediye meclislerinde, 1933’te muhtar ve ihtiyar heyetlerinde, 1934’te TBMM’de temsil edilmeleri için yasal değişiklikleri gerçekleştirdi ve gereğini de yerine getirdi. Daha biz 1934’te yapılan değişiklikle TBMM’ye giren kadınlarımızın oranını hala tutturabilmiş değiliz. Çok acı bir gerçektir. Atatürk’ten herhalde geriye bakıp utanmamız gereken sayfalardan birisidir diye düşünüyorum”.


İletişim Koordinatörlüğü (Ankara)- CHP Genel Sekreteri Önder Sav İl Kadın Kolları Başkanları toplantısında “ Hiç tereddüt etmiyorum, referandum sandığından açık farkla hayır oyu çıkacak” dedi
 
Genel Sekreteri Önder Sav sık sık alkışlarla kesilen konuşmasını CHP’nin kadın önderleriyle birlikte söylediği 10.yıl marşıyla tamamladı ve şunları söyledi;
 
 
“Aramızda bulunan değerli Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizi, Anadolu’nun dört bir tarafından gelen değerli Kadın Kolları Başkanlarımızı ve bu toplantıyı temsilci olarak onurlandıran hanım arkadaşlarımızı, topyekun demokratik, laik cumhuriyet sevdalısı Atatürk ilke ve devrimlerinin ödünsüz savunucu hanım arkadaşlarımı en içten duygularımla, saygılarımla selamlıyorum.
 
Aslında çok çabuk düzenlenmiş bir toplantı. Hepimizin bildiği gibi Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Merkez Yönetim Kurulu uzunca bir süredir boş idi. Hemen bir hafta önce oluşturulmuş olan Kadın Kolları Merkez Yönetim Kurulumuzun bu kadar kısa süre içinde sizleri bir araya getirmesini doğrusunu çok önemli bir başarı olarak görüyorum ve kendilerini kutluyorum.
 
Genel Merkezde bir kadın yok diye illerimizdeki kadınlarımız çalışmamazlık etmedi haksızlık etmeyelim. Her ilde kadın kollarımız, varsa kadın kolu başkanımız büyük bir özveriyle Genel Merkezde Kadın Kolu Merkez Yönetim Kurulu varmış yokmuş ona aldırmadan çalışmalarını sürdürdü.
 
İtiraf etmek isterim ki 2007 milletvekili seçimleri ve 2009 yerel yönetim seçimlerinin büyük bir yükü kadın arkadaşlarımızın omzundan geçerek gerçekleşmiştir. Bir başarı sağlanmışsa bu başarının yarıdan fazlası hiç abartmıyorum kadınlarındır. Sizlerin başarınızdır. Biz sizin başarınızla öğünmekle yetinmemeliyiz. Sizi başarıya götürecek taşları döşemeliyiz, hep birlikte döşemeliyiz.
 
Cumhuriyet Halk Partisinde kadın olmak, Cumhuriyet Halk Partili kadın olmak, Cumhuriyet Halk Partisinin Kadın Kollarında çalışmak hem zor, hem onurlu bir görevdir. Bir ayrıcalıktır altını çizerek söylüyorum. İktidar partilerinde kadın kollarında çalışmak kolaydır. Temeli düşünce felsefesi, yürüyeceği yol çağdaşlık yolu olmayan bir partide kadın kollarının işlevi de yoktur. Onlar birer araçtır. Ama temeli, dünya görüşü, düşünce felsefesi olan bir partide kadın olmak, kadın kollarında görev yapmak hem bir ayrıcalıktır, hem onurlu bir iştir.
 
Buradaki hanım arkadaşlarımızın bu iki konumunu göz önünde tutarak çalıştıklarına hep tanık olmuşumdur. 53 yılı bulan siyasi yaşamımda en büyük desteği hep kadın kollarımızdan, hanım arkadaşlarımızdan görmüşümdür. Kimi zaman parti önseçimde aday belirlediğinde en büyük destek kadın arkadaşlarımızdan gelmiştir. Siyasi yaşamımın pek çoğunu kadın arkadaşlarımızla çalışarak geçirdim. Siyasetin partide iç dalgalanmalara neden olduğu, kimi zaman saflaşmaların olduğu dönemde benim yüzümden kimi kadın arkadaşlarımız bedelde ödemiştir. Ama severek bedel ödediklerini söyleyerek beni de avutmuşlardır. Ben hep o arkadaşlarımın emeğini göz önünde bulundurarak siyaset yapmayı da önemsemişimdir. Erkek olmadığı için onların hakkını da yemiş duruma düşmek istemem. Gayet tabiî ki hanım arkadaşlarımızla beraber çaba sarf eden erkek arkadaşlarımızda olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisinde kadın olmanın ayrıcalığı Mustafa Kemal’in çizdiği yolda yürüme kararlılığından kaynaklanır. 19 Mayıs 1919’da aydınlanma meşalesini elinde taşıyanların çocukları, torunları olmak bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumlulukta gerektirir. O sorumluluğun gereğini yapmak Cumhuriyet Halk Partisinde siyaset yaparken hep o sorumluluk bilinciyle davranmak fevkalade önemlidir. Mustafa Kemal toplumu tarif ederken bir toplum, bir millet kadın ve erkek denen iki cinsten olmuştur. Kabil midir ki cinslerin birini ilerletip öbürünü o şekilde bırakabilesiniz. Mümkün müdür ki cinslerden birini toprağa zincirlerle bağlayıp diğerini göğe yükseltebilesiniz. Kitlenin yarısı çağın getirdikleriyle yetinecek olursa o iki kesimi de, kitlenin iki kısmını da zayıflatmış olursunuz diyor.
 
Mustafa Kemal’i bu düşünceye sevk eden nedenler açık. Mustafa Kemal o onurlu Anadolu kadınını, o Türk kadınını istiklal savaşında yakından tanımıştır. Kuşkusuz düşmanla cephede göğüs göğse dövüşen, süngü muharebesi yapan erkeklerdi. Ama arka planda hayat kaynaklarını çalıştıranlarda kadınlardı. Çift süren, tarlayı eken, çocuklara bakan, ocağı tüttüren hep o ilahi Türk kadınları olmuştur. Hele hele cepheye yaptığı yardım sadece Türkiye’de değil dünyada bir destan olarak anılır. Mustafa Kemal gözleriyle gördüğü gerçekleri sonradan kadınlarımıza tanıdığı haklarla da desteklemiştir. Cephane götürürken karda çıplak ayalarıyla yürüyüp kağnının arkasında giden, arkasındaki peştamalın üzerindeki yorganı kar seperiyor devlet malıdır nem kapmasın diyerek söküp alıp cephanenin üstüne yerleştiren bir başka kadın var mıdır acaba? Devletini, cephaneyi, mermiyi çocuğundan üstün tutan bir başka ana tasavvur edebilir misiniz? İşte Türk kadını o kadın. Atatürk’ün kadını o kadın. Zaman geçti Atatürk o kadını unutmadı. Hep erkek – kadın eşitliğine yönelen yolları aralamaya çalıştı. Neye karşı? Ortaçağ karanlığına mahkum edilmeye çalışılan kadınları çağdaşlığa taşıma çabasıyla yoğrularak götürdü.
 
1930’da kadınlarımızı belediye meclislerinde, 1933’te muhtar ve ihtiyar heyetlerinde, 1934’te TBMM’de temsil edilmeleri için yasal değişiklikleri gerçekleştirdi ve gereğini de yerine getirdi. Daha biz 1934’te yapılan değişiklikle TBMM’ye giren kadınlarımızın oranını hala tutturabilmiş değiliz. Çok acı bir gerçektir. Atatürk’ten herhalde geriye bakıp utanmamız gereken sayfalardan birisidir diye düşünüyorum.
 
Resmi nikahı gerçekleştiren, devlet memuru önünde nikahı sağlayan, bağımsız yargıç önünde boşanmayı gerçekleştiren, boşanma halinde çocuklara eşit miras hakkını tanıyan, çocukları üzerinde erkeğiyle birlikte eşit velayet hakkını tanıyan, o zamana kadar yaşanmamış bir gerçeği toplumun gündemine getiren devlet dairelerinde, resmi dairelerde kadınların çalışmasını sağlayan bir devrimi gerçekleştiren kanundur Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gerçekleştirdikleri.
 
Tabi bunları bugün hazır bulanlar geçmişte yaşananların değerini kavrayamıyorlar. O zamanki kadronun hangi güçlüklerle kadınlarımıza bu hakları sağladığını bilemiyorlar. Kolay elde edilen şeylerin kolay elden çıkması da mümkündür. Ama biz Cumhuriyet Halk Partililer bu hakların kolay elde edilmediğini, gerisinde kan, gözyaşı, barut ve emperyalist ülkelere karşı bir direnmenin yattığının bilinci içindeyiz. O bilinçtir ki bizi çalışmalarımıza dirençle, kararlılıkla hem kadınlarımızın, hem erkeklerimizin birlikte çalışmasının önünü açmaktadır.
 
Cumhuriyet Halk Partililerin Mustafa Kemal ve çalışma arkadaşlarından teslim aldıkları bayrağı kadınıyla, erkeğiyle sonuna kadar taşıma mecburiyetleri ve zaman geldiğinde de iktidar kalesine dinme dirençleri sürmektedir. Bugünlerde yakındır Cumhuriyet Halk Partisi bayrağını kadınıyla, erkeğiyle gönlere çekeceğiz. Bunun ayak sesleri gelmeye başladı. Ayak sesleri gelmeye başladığı içindir ki kimileri huzursuz, tedirgin, Cumhuriyet Halk Partisiyle, Cumhuriyet Halk Partililerle başta Genel Başkan ve ön saftaki kadrolarıyla uğraşmalarını sürdürüyorlar.
 
Biz, bizimle bu tür uğraşanların üslubu ve diliyle yarışmak istemeyiz. Kendilerini düştükleri çukurda bırakıp biz kendi bildiğimiz yolda yürüme kararlılığı içindeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi pek çok siyasi partiyle geride bıraktığımız dönemlerde yarış yapmıştır, siyasi yarış yapmıştır. Ama hiçbirinde kendi üslubunu, kendi kararlılığını, kendi doğrultusunu kendi Altıok’undan ödün vermeden, bozmadan yürüme alışkanlığını bozmamıştır.
 
Cumhuriyet Halk Partisiyle uğraşan siyasi kuruluşlara da şöyle bir belliğinizi geriye döndürüp baktığınız zaman ne hale geldiklerini görürsünüz. Cumhuriyet Halk Partisiyle uğraşan hiçbir siyasi parti iflah olmamıştır. Hiçbir siyasi parti ayakta kalamamıştır. AKP’de bu uğraşında yenik düşecektir, ayakta kalamayacaktır, geride kalanlar gibi tarihin çöplüğüne gömülecektir.
 
Şimdi bir sınama noktası görünüyor. Gerçi 12 Eylül’de yapılacak olan halk oylaması siyasal iktidara el değiştirtecek bir oylama değildir. Ama siyasal iktidarın kimi uygulamalarının sınanacağı bir seçimdir. Kimi uygulamalarının sandıkta deneneceği bir halk oylamasıdır.
 
O bakımdan sanıyorum biraz önce değerli Merkez Yönetim Kurulu üyemiz Profesör Süheyl Batum arkadaşım sizlere 12 Eylül’le ilgili teknik bazı konuları aktarmış olmalı. O teknik detaylara girecek değilim. Ama bir şeyin altını bende özenle çizmek istiyorum. Bu anayasa değişikliği toplumun ihtiyacından kaynaklanmış, toplumun beklediği, toplumun istediği, toplumun sorunlarına çözüm getirecek bir anayasa değişikliği değildir. Bu anayasa değişikliği başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere kimi AKP’li milletvekillerinin ihtiyacına cevap verecek bir anayasa değişikliğidir. Daha kaba tabiriyle söylemek gerekirse suça göre yargıç değil, suçlaya göre yargıç aramanın yoludur. Suçlular ortadadır. Bunu ben benim gibi muhalefet partisi mensupları söylemiyor. Bunu TBMM’nin Adalet ve Anayasa Komisyonunun raflarındaki dokunulmazlığın kaldırılması fezlekesini içeren dosyalar söylüyor. Şöyle bir o dosyaların sayfalarını bir karıştırıp bakalım neler var, neler yok. Milletvekilleri hangi suçları işlemişler, hangi suçlardan yargılanmak isteniyor? İhaleye fesat karıştırma, zimmet, özel evrakta sahtekarlık, adli makamları yanıltmak, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, ihale kanununa aykırı davranış. Bizzat hak elde etmeye kalkışmak, dolandırıcılık ve benzeri pek çok suç. Bu suçların bir kısmı anayasanın 76. maddesine göre eğer kişi yargılanıp ceza alacak olursa milletvekili olmaya engel suçlardır. Yani bu suçları işleyenler eğer dokunulmazlıkları kaldırılıp bağımsız yargı önünde hesap verecek olurlarsa başlarına gelecek şeyler bir daha milletvekili olmamak dahil pek çok cezaya mahkum olmaktır.
 
Bıraktık sıradan milletvekilini, Başbakanında o raflarda dosyaları var. Nedir o dosyalar? İhaleye fesat karıştırma, evrakta sahtekarlık, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık ve cürüm işlemek için çete oluşturmak. Bir demokratik ülkenin Başbakanı bu suçlarla suçlanacak, kendisi ve kadrosu yargılanmasının önünü dokunulmazlık zırhıyla tıkayacak ve iktidar değişirse kazara önümüze bu işlerin faturası uzatılırsa bunlardan nasıl kurtuluruzun muhasebesi yapılarak bu anayasa değişikliği gündeme alelacele getirildi ve 12 Eylül’de referanduma sunulması gündeme geldi.
 
Şimdi 12 Eylül’deki kamuoyu yoklamasında Türk toplumunun değişik katmanları, işçiler, memurlar, esnaf, emekliler, dürüst işadamları, serbest meslek sahipleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar, sivil toplum örgütleri, toplumun can damarını oluşturan katmanlar bu referanduma karşı sadece siyasal iktidarın baktığı pencereden bakmayacaklardır. Onlarda kendi pencerelerinden bakacaklar. Sandığı nasıl gördüklerinin resmini çizecekler. İşçiler bakacak, benim ülkemde 3,5 milyon asgari ücretle geçinmeye mahkum insan var diyecek. Asgari ücret 600 lira civarında. Peki bilimsel verilere göre 4 kişilik bir ailenin sadece gıdasını karşılayacak olan adına açlık sınırı denen parasal getiri 840 lira. Hele hele 4 kişilik aile sadece gıda harcamasıyla değil, yiyecek, içecek, yol, ulaşım, elektrik, su ve benzeri giderlerde katıldığı zaman ki buna yoksulluk sınırı deniyor. O da 2740 lira civarında verilere göre. 2740 lirayı bıraktık, 840 liranın altında geçinmeye çalışan 10 milyona yakın insan var Türkiye’de. En düşük emeklinin maaşı 720 lira. 10 milyon emekli var ülkemizde. Kimi memur emeklisi, kimi işçi emeklisi, kimi bağ-kur emeklisi ve 6 milyon işsiz var. Gel çalış dendiği zaman evinden koşarak gidip çalışacak insanlar bekliyor. Asgari ücretten işçi alacağım diye ilan veren bir fabrikanın önünde üniversite gençlerimiz kuyruk oluşturuyor. 600 liraya çalışmaya hazır üniversite gençlerimiz var. Kendini sorguluyor ben niye okudum, niye okutuldum diye. Şimdi o asgari ücretle çalışanlar, o işsizler sandığa gittikleri zaman acaba bu siyasal iktidarı kollamayı mı, onların dokunulmazlık zırhından kurtulmayı mı düşünecekler, yoksa kendi yaşamlarında karşılaştıkları gerçeklerimi düşünecekler. Elbette gerçekleri düşünecekler.
 
Ürünün değer pahasını elde edemeyen çiftçi, üretici o yüzden icra memuru kapısına dayanıp traktörünü, varsa evinde buzdolabını ve diğer araç gereci yükleyip taşıyan, alacaklının borcunu ödemesi karşılığı el koyulan malları gözünün önüne gelecek. Sandıkta oy verirken bu siyasal iktidarın sancısını değil, kendi sanıcısını düşünecek. Izdırap çeken üretici referandumda onun hesabını soracak. En düşük maaşı 720 lira olan emekli, güç bela geçimini sağlamaya çalışan emekli elbette referandum sandığında kendi gerçeklerini konuşturacak. Öğrencilerimiz, gençlerimiz, işsizlerin 4/1’ini oluşturan genç insanlarımız kendi işsizliklerinin gittikçe artan işsizliğin hesabını referandum sandığında bu siyasal iktidarın önüne getireceklerdir.
 
Dürüst iş adamı bu iktidara güvenerek kredi alan, dalgalı ekonomik düzende işini kaybetmekle yüz yüze olup gidip kendisini boğaz köprüsünden atan işadamının yakınları da sandıkta onun hesabını soracak. Geçinemediği için böbreğini satmak zorunda kalan köylü sandıkta bunun hesabını soracak. Referandum, halk oylaması öyle beyefendilerin istediği gibi gerçekleşmeyecek. Referandumda toplumun çıplak çarpıcı gerçekleri konuşacak. Hiç tereddüt etmiyorum referandum sandığından açık farkla hayır oyu çıkacaktır.
 
Tabi hayır oyu bizim oturduğumuz yerde gerçekleşmeyecek. Bizimde çabalarımız, gayretlerimiz, toplumun önüne düşerek yol göstermelerimiz gerekecek. Günlerdir Anadolu’yu karış karış dolaşıyor Sayın Genel Başkanımız. Milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimiz her biri her gün bir başka yerde bu gerçekleri insanlarımızla bölüşmeye çalışıyor. Burada kadınlarımıza büyük iş düşüyor. Toplumda erkeğin giremediği kapılardan kadınlarımız geçer. Çok rahatlıkla geçerler. Kapıyı tıklattığı, zili bastığı zaman kapıda bir erkek görünce geleneksel olarak kuşkulanan insanımız kadını kapıda görünce o kuşkusundan uzaklaşır ve kapıyı açar. İşte o zaman kadınlarımızın bu benim kısaca anlatmaya çalıştığım ve sizlerin onu zenginleştirerek ulaştıracağınız pek çok örnekle seçmende bu düşünceyi, bu yargıyı yerleştirmek, onun kafasında yerleşen düşünceden sonrada sandığa gitmesinin yolunu bulmasını sağlamak yatar.
 
Bir ufak sıkıntı var. Okullar tatil, ramazan ayı olacak ve ramazan bayramının 3. gününü izleyen Pazar gününde halk oylaması yapılacak. Pek çok insanımız haklı olarak yılın yorgunluğunu başka yerlerde, akrabalarının, dostlarının yanında veya kendisi bir ev edinebilmişse sahil kenarında geçirmeyi düşünecek. Onları şimdiden uyarmaya başlamamız lazım. Bu halk oylamasının sadece kuru bir anayasa değişikliği olmadığını, bu halk oylamasının siyasal iktidarın önünü tıkayacak, ona sarı kart gösterecek bir belirleme olduğunu vurgulamalıdır. Bir sarı kartı alsınlar, ikinci sarı karta gerek kalmadan genel seçimde doğrudan doğruya kırmızı kartı yiyeceklerdir.
 
Böyle bir tablo içinde kadınlarımızın yeni oluşan Genel Merkez Kadın Kollarımızdan da esinlenerek çok yoğun bir çalışmaya girdiler, çeşitli alanlarda Genel Merkez ana kademesine paralel çalışmalarını sürdürüyorlar. Gençlik Kollarımızda oluştu, onlarda şuanda yurdun dört bir tarafında çalışmalarını sürdürüyorlar. Kadın ve Gençlik Kollarımızın da katkısıyla, bizlerinde yapacağımız çalışmalarla bir makinenin dişlileri gibi birlikte çalışacağız, çarkı birlikte döndüreceğiz. Tabi bu halk oylaması sadece Cumhuriyet Halk Partisinin sorunu değil, başka insanlarında sorunu. Başka siyasal partilerinde sorunu. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak içine kapalı, kapılarını sadece belli insanlara açan parti değiliz. Kapılarımız herkese açıktır. Ama herkes derken biraz farklı bir herkes tanımı vardır. Cumhuriyetten yana, demokratik, laik hukuk devletinden yana, Atatürk ilke ve devrimlerinden yana, bu zamana kadar Cumhuriyet Halk Partisine oy vermemiş, ya da oy vermiş çeşitli nedenlerle ayrılmış olup da dışarıda siyasal yaşamını sözleriyle karartmamış, dengeli, düzgün bir siyasal yaşam sürdürmüş ve çağdaşlığa yüzü açık, karanlığa karşı mücadele etmeyi kendisine görev bilmiş herkese Cumhuriyet Halk Partisinin kapıları açıktır.
 
Cumhuriyet Halk Partisi ne Genel Başkanın, ne Genel Sekreterin, ne yöneticilerin tapulu mülkü değildir. Cumhuriyet Halk Partisi toplumun ortak bir malıdır. 1919’daki o güç koşullardan emperyalizme karşı direnerek kurtuluş savaşını verenlerin oluşturduğu ve yaşatılan bir partidir. O partiye gönlünü anlattığım şekilde veren bu siyasal iktidarın iş tutuş tarzına karşı direnmeyi iş edinen herkese açık bir partidir. Ama rüşvetçilere, ama hırsızlara, ama dıştan güdümlülere, ama bizi içten yıkmak isteyenlere, ama emperyalizme kucak açmaya çalışanlara, ama Atatürk’e dil uzatmaya çalışanlara kapalı bir partidir.
 
Cumhuriyet Halk Partisi Kemalist bir partidir. Hiç yüksünmeyen övünçle söyleyeceğimiz gerçeğimiz bizim. Bunu söyleyemeyen bir partilinin de Cumhuriyet Halk Partililiğinden kuşku duyarım. Kemalizm öyle kimilerinin sandığı gibi 1920’lerin güç koşullarında gerçekleştirilen devrimlerle sınırlı bir inanç, sistem, düşünce sistemi değildir. Kemalizm sürekli çağdaşlaşmayı hedefleyen, çağı yakalayama çalışan, çağın yeniliklerine açık bir düşünce sistemidir. Kemalizm toplumcu, katılımcı, özü içeren, sürekli devrimcilikle beslenen, sürekli devrimciliğe dayanan bir çağdaşlaşma felsefesidir. O felsefeye gönül vererek bakacağız. Bize katılanlarında o felsefeyi inanarak, düşünerek geldiklerini düşüneceğiz. Hep söylerim Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan gerçek sürekli devrimcilik anlayışıdır. Kendisinin ve toplumu hem kendisini yenileme, hem toplumun yenilenmesinin önünü açma düşüncesidir. Ne diyor Mustafa Kemal sürekli devrimciliği tarif ederken. “Devrim güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak, güneş kadar bize uzaktır. Ben yönümü hep o güneşe bakarak tayin ederim. Sıcaklığı ve parlaklığı beni yakıncaya dek yürürüm. Sonra dururum, sonra tekrar ilerlemek üzere yola koyulurum”. Tarihin eskitemediği Mustafa Kemal bu anlayışından dolayı hala ayaktadır. Nice devrimci geçinenler eskidi gitti, heykelleri yıkıldı, fotoğrafları yakıldı. Ama Mustafa Kemal Türk toplumunun gönlündeki yerini hala koruyorsa bu anlayışından dolayı koruyor.
 
O devrim güneşinin sıcaklığı ve parlaklığı çok kimseyi kendine çekti. O devrimin sıcaklığı ve parlaklığı sürekli devrim için çok canları verdik, çok bedeller ödedik. Bir kez daha sizlerle bölüşmek isterim. Sevgili Muammer Aksoy, sevgili Bahriye Üçok, sevgili Uğur Mumcu, sevgili Ahmet Taner Kışlalı hep o devrimin sıcaklığına doğru yürüdüler.
 
Tarihi Sivas kongresinin yapıldığı kurtuluş savaşını yürütecek olan heyeti temsiliyenin oluşturulduğu 4 Eylül kongre salonunu taşlayarak, Sivas sokaklarında kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat diye bağırıp, pek çok aydını, gazeteciyi, yazarı, yakanlar sürekli devrimcilik ateşinin farkında olmadılar. O bir fiziki ateşti. Ama saz çalan, deyiş söyleyen, semah dönen gençlerimiz o sürekli devrimin ateşinde yandılar. Ve biz onları hala unutmadan gönüllerimizde yaşatıyoruz.
 
Bir 6 Mayıs sabahı gencecik yaşlarında idam sehpasını boylayan gençlerimizde o sürekli devrim ateşinde yandılar.
 
Şimdi bu inanç sisteminin, bu demokratik devrimcilik sisteminin insanları olarak bizlere düşen görev geride bıraktığımız süreçte ustalarımızın bize öğrettiklerini uygulamak, geliştirmek, çağı yakalama konusunda önümüze çıkan hiçbir engeli tanımadan yürümeye çalışmak olmalıdır. Cumhuriyet Halk Partililik odur. Bizi diğer partilerden ayıran nitelik budur. Cumhuriyet Halk Partili kadın olmak budur. Cumhuriyet Halk Partili kadını diğer kadınlardan ayıran özellikte budur. Ne diyor Mustafa Kemal? “Yeni Türkiye’nin genç evlatları yorulsanız da beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yola koyulanlar asla yorulmazlar”.
 
Değerli hanım arkadaşlarım, dinlenmemek üzere yola koyuluyoruz, yola koyulduk. Mustafa Kemal’in evlatları olarak durmak yok. Bu siyasal iktidarı Mustafa Kemal’in Dolmabahçe’de düşman zırhlıları denizde dururken pencereden bakıp yumruklarını sıkıp söylediği gibi, geldikleri gibi gidecekler özdeyişindeki gibi, bu siyasal iktidarı geldiği gibi gönderinceye kadar yorulmadan çalışmak zorundayız.
 
Yorulmadan çalışmaya söz veriyor musunuz? Hep beraber çalışacağız. Bu çağdışı iktidarı hep beraber çalışarak alt edeceğiz. Sizlere inanıyorum, sizlere güveniyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Yolunuz açık olsun, gazanız mübarek olsun, hoşçakalınız.”

Bu Haber ile ilgili anahtar kelimeler:

Sayfayı paylaşın Sayfayı Paylaşın Sayfayı paylaşın




CHP Tarihi

Neden Hayır?

Kılıçdaroğlu'ndan mektup



CHP Genel Merkez

CHP Gençlik Kolları

Halkla İlişkilerBilim PlatformuAB Temsilciliği