Haberler

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL HÜKÜMETİ VE HERKESİ UYARDI;“BU SÜRECİN SONUNDA ÇATIŞMA ÇIKAR, GERGİNLİK ÇIKAR. IRAK'TA, YUGOSLAVYA'DA NE ÇIKTIYSA TÜRKİYE'DE DE O ÇIKAR”
#: 182
24.08.2009


GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL HÜKÜMETİ VE HERKESİ UYARDI; “BU SÜRECİN SONUNDA ÇATIŞMA ÇIKAR, GERGİNLİK ÇIKAR. IRAK'TA, YUGOSLAVYA'DA NE ÇIKTIYSA TÜRKİYE'DE DE O ÇIKAR”

''HÜKÜMETİN MÜZAKERE ETMEYE ÇALIŞTIĞI PROJE MİLLETİ AYRIŞTIRMA PROJESİDİR''



-“YILMAZ ÖZDİL’İN ‘TERÖR BİZİ BÖLEMEZ, BÖLERSE DİL BÖLER’ GÖZLEMİ SON DERECE DOĞRUDUR”

-“EĞER BİZ ETNİK KİMLİKLERİ ESAS ALAN EĞİTİM YAPMAYA YÖNELİRSEK, O ZAMAN ÖNERİM, DERHAL MİLLİ EĞİTİMİN BAŞINDAKİ MİLLİYİ KALDIRMALARIDIR. HEM MİLLİ EĞİTİM DİYECEKSİNİZ HEM ETNİK EĞİTİM YAPACAKSINIZ. BU OLAMAZ'' 

-“TÜRKİYE'NİN HUZURUNU BU KADAR KOLAYCA BOZMALARINA, TÜRKİYE'NİN GÖZ YUMMASI SÖZ KONUSU OLAMAZ. O NEDENLE HERKES AKLINI BAŞINA ALSIN VE TÜRKİYE İLE OYNAMASIN. ÜÇ GÜNLÜK İKTİDARLARI KALDI, GİDERAYAK, İÇ DIŞ BASKILARI VE O ÇEVRELERİN BEKLEYİŞLERİNİ KARŞILAYACAĞIZ, TATMİN EDECEĞİZ DİYE KENDİLERİNE EMANET EDİLMİŞ OLAN TÜRKİYE'Yİ PERİŞAN ETMESİNLER.''

-''MGK'NIN BÜTÜN ÜYELERİ BU SÜREÇTEN NE ÇIKACAĞINI BİLİYOR MU? 'CANIM BİZ AZINLIKTAYIZ, DÜŞÜNCEMİZİ SÖYLEDİK, KURUL KARARINI ALDI, NE YAPALIM BÖYLE ÇIKTI' BİZİ İLGİLENDİREN BU ANLAYIŞTIR. ORADA, 'MİLLİ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK ANLAYIŞINI PEKİŞTİRMEK AMACIYLA BU ÇALIŞMALARI DESTEKLİYORUZ' DENİLMİŞ OLMASINA TEŞEKKÜR EDERİM VE BUNU SAYGIYLA KARŞILIYORUM AMA BU YETMİYOR. KİMSE BU SÜRECİN PARÇASI HALİNE GELMESİN''

-“MGK İLE 'ANAYASA'YI DEĞİŞTİRELİM' DİYENLER AYNI SÜRECİN PARÇASI. KİM BU SÜRECE DESTEK VERİYOR? BİR DÜŞÜNÜN BAKALIM. BU HÜKÜMETİN BAŞLATTIĞI AÇILIMIN İÇİNDE YER ALANLAR KİMLER?”

-''HER GÜN O AÇILIMIN İÇİNDE YER ALANLAR HANGİ BÜYÜK SÖZLERİ SÖYLÜYORLAR? KİMİSİ DİYOR Kİ, 'TÜRKLÜK MADDESİ ÇIKARILSIN, KİMİSİ DİYOR Kİ 'ANA DİL EĞİTİMİ BAŞLASIN' ONLAR DA DESTEKLİYOR BU SÜRECİ, MGK DA...''

-''BAŞBAKAN, BU KONUDAKİ DÜŞÜNCELERİMİ GÖRDÜKTEN SONRA BANA HERHALDE MİLLİ KİMLİĞİ PARÇALAMAYA YÖNELİK BİR EĞİTİM ÖNERİSİYLE GELMEYECEKTİR”

-“ANAYASADAKİ TÜRKLÜK MADDESİNİ KALDIRACAĞIZ” DİYECEKSE HİÇ GELMESİN. NİYE BİZİ LÜBNAN'A, İRAN'A, YUGOSLAVYA'YA DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ. BÖLÜNCE NE OLACAK? ORTA DOĞU POLİTİKASINI DAHA RAHAT GÖTÜRECEKSİN. PİYONLAR ARTACAK. PİYON OLMAK İSTEMİYORUZ BİZ KARDEŞİM. BUNU YAPMAK İSTEYENLERE BİZ DESTEK VERMEYECEĞİZ. BÖYLE BİR SÜRECİN PARÇASI HALİNE DÖNÜŞMEYİ BİZ İSTEMEYİZ”

-''BANA DİYECEKSE Kİ GÜNEYDOĞU İLE, DOĞU İLE İLGİLİ 'CİDDİ BİR EĞİTİM HAMLESİNE İHTİYAÇ VAR. BUNUN İÇİN BİR YASAL DÜZENLEME LAZIM.BUNU SAĞLAYALIM' BAŞIMLA BERABER HEMEN GELSİN”

-“ EKONOMİK KALKINMA OLMADAN OLMUYOR. ORADA İNSANLAR İŞSİZ TEDBİR ALALIM YATIRIM YAPALIM. ANAYASADA BUNA İLİŞKİN DÜZENLEME YAPACAĞIZ DİYORSA BUYURSUN GELSİN, BAŞIMLA BERABER”

-“YAŞANAN SÜREÇTE TERÖR UYGULAYANLAR BELLİ BİR NOKTADA TALEPLERİNİ MÜZAKERE KONUSU HALİNE DÖNÜŞTÜRMEYİ BAŞARMIŞ GÖZÜKMEKTEDİRLER. O NEDENLE EĞER BU MÜZAKERE SÜRECİ KAYGI DUYDUĞUMUZ ŞEKİLDE GELİŞECEK OLURSA,  'TERÖRLE BİR YERE VARILMAZ' İDDİASI BİR SAFSATA HALİNE GELECEKTİR”

-“İKTİDAR PARTİSİ SÖZCÜLERİ ‘MÜZAKERE İÇİNDE SİLAHLARIN BIRAKILMASI ŞART DEĞİL'' DEMEYE BAŞLADI

-''HÜKÜMETİN VE ONUN ETKİSİ ALTINDAKİ ORTAMLARIN, ÇEVRELERİN TERÖRLE MÜCADELE YERİNE, TERÖRLE MÜZAKERE PLATFORMUNA GEÇMEYE BAŞLADIKLARINI GÖRÜYORUZ. MÜZAKERE SÜRECİNİ 'HERKESTEN GÖRÜŞ İSTİYORUZ' DİYE KAMUFLE ETMEYE ÇALIŞIYOR''

-''TÜRKİYE'DE YAPILMAKTA OLAN VE BİR SÜRE SONRA SOMUT ADIMLARINI GÖRECEĞİMİZİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ KONU ETNİK KİMLİKLERE,BELLİ BİR ETNİK KİMLİĞE SİYASİ, MİLLİ BİR KİMLİK KAZANDIRMAK GİRİŞİMİDİR''

-''ŞİMDİ YAPILMAK İSTENEN TÜRK MİLLİ KİMLİĞİNİ YOK SAYARAK, TÜRKLÜĞÜ DE BİR ETNİK KİMLİĞE İNDİRGEYEREK, DİĞER ETNİK KİMLİKLERLE AYNI ÇERÇEVEYE ÇEKEREK BİRİLERİNİN MİLLİ KİMLİK ARAYIŞININ ÖNÜNÜ AÇMAKTIR”

-“HÜKÜMET YAPMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEYEMEYE CESARET EDEMİYOR, SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ BİRİLERİNİN AĞZINDAN TOPLUMA DUYURMAK İSTİYOR VE BU HAKLI OLARAK BİR GERİLİM VE TEPKİ ÇEKİYOR.''

-''HANGİ LİMANA DEMİRLEYECEĞİNİ BİLMEDİĞİMİZ, ROTASINI BİLMEDİĞİMİZ GEMİYE BİNMEYİZ''

-''BAŞBAKANIN ÜSLUBUNDA KENDİSİNİ GÖSTEREN HAKARETLER, SUÇLAMALAR, KÜFÜR NOKTASINDAKİ SÖYLEMLER, BİR SÜRE SONRA TOPLUMUN HER KESİMİNDE GERGİNLİKLERİN, TARTIŞMALARIN DERİNLEŞMESİNE ÇOK KOLAY YOL AÇABİLİR”

-“ELBETTE, BİZ ÖZELLİKLE GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA YENİ BİR TOPRAK DÜZENİNİN, ORADAKİ İNSANLARIN KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLECEKLERİ KOŞULLARIN YARATILMASINI ÇOK ÖNEMLİ SAYIYORUZ''

-''ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ BURSUYLA OKUYAN 15 BİN KIZ ÇOCUĞUNA TERÖRİST MUAMELESİ YAPILIYOR. BU HÜKÜMETİN SORUNLAR KARŞISINDAKİ TUTUMUNU ANLAMA BAKIMDAN FEVKALADE AYDINLATICI, ÜZÜNTÜ VERİCİ BİR OLAY. SANKİ DEVLETE YÖNELİK BİR KOMPLO VARMIŞ GİBİ O ÇOCUKLARI DA BU KOMPLONUN PARÇASI YAPACAKSINIZ BUNA VİCDANLAR ELBETTE İSYAN EDER''

-İSTANBUL’DA ''KAÇAK'' OLDUĞU GEREKÇESİYLE BİR OKUL BİNASININ YIKILMASI DA AYNI ANLAYIŞIN SONUCUDUR. İSTANBUL'DA KAÇAK BİNA MI YOK. HANGİ BİRİNİ YIKTIN BUGÜNE KADAR. HUKUKİ İHTİLAF SONUÇLANMAMIŞ. O İNSANLARIN ÜZERİNE HUNHARCA YÜRÜMEK ÇOK ÜZÜNTÜ VERİCİ''

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) - Genel Başkan Deniz Baykal hükümeti ve herkesi, “bu sürecin sonunda çatışma çıkar, gerginlik çıkar. Irak'ta, Yugoslavya'da ne çıktıysa Türkiye'de de o çıkar” diye uyardı.

-''Hükümetin müzakere etmeye çalıştığı proje  milleti ayrıştırma projesidir'' diyen Genel Başkan Baykal, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, son basın toplantısını düzenlediğinden bu yana 25 gün geçtiğini, ''bu kısa süre içinde gelinen noktanın, yapılan çalışmanın Türkiye'yi bütünleştirip, birleştirmek yerine tam tersine Türkiye'yi olumsuz etkilediğini'' belirterek görüşlerini açıkladı ve gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı;  

 

“Değerli arkadaşlarım, bir süreden beri hükümetin başlattığı açılımla ilgili olarak yaşanan gelişmeler, tartışmalar bir yeni durum değerlendirmesi yapma ihtiyacını ortaya koymuştur. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerimizi daha önce yapmıştık. O değerlendirmelerimiz aynen geçerli olmaya devam ediyor. Ama şimdi o günden bugüne yaşanan gelişmelerle ortaya çıkan durumu değerlendirmenin uygun olacağının bir görev haline dönüştüğünü görüyorum. Bu çerçevede bu basın toplantısını düzenledik. Katılımınız için hepinize teşekkür ediyorum.
 
“ULUSAL BERABERLİĞİN, BİRLİĞİN SARSILMAYA BAŞLAMASINA YOL AÇMIŞTIR”
 
Değerli arkadaşlarım, henüz daha 1 ay olmadı. İlk basın mensuplarıyla yapılan görüşmeden bugüne kadar geçen süre 25 günlük bir süre. Fakat bu kısa süre içinde dahi bugün geldiğimiz nokta bu yapılan çalışmanın Türkiye’yi bütünleştirip, birleştirme bir yana tam tersine Türkiye’yi fevkalade olumsuz etkileyip, karşılıklı kuşkuları arttırmaya çok derin tartışmaların ortaya çıkmasına ve bir anlamda ülkedeki ulusal beraberliğin, birliğin sarsılmaya başlamasına yol açmıştır.
 
Ortada henüz daha proje netleşmiş değildir. Herhangi bir uygulama gerçekleşmiş değildir. Ama bizatihi başlatılan süreç, başlatılan çalışma ve gerçekleştirilen tartışmalar, ortaya atılan düşünceler, görüşler Türkiye’yi çok ciddi şekilde olumsuz etkilemeye başlamıştır ve geldiğimiz noktada maalesef çok ciddi bir gerilim kendisini göstermeye başlamıştır.
 
Yani bu gerilimin Başbakanı, Cumhurbaşkanını, Milli Güvenlik Kurulunu da kapsamı içine aldığını üzüntüyle görüyorum. Bunların hepsi Türkiye’de artık bir gerilimin tarafı haline dönüşmeye başlamışlardır ve her birisi kamuoyunda ciddi eleştirilerin konusu haline dönüşmeye başlamıştır. Sanatçılar bölünmeye başlamıştır. Toplumun her kesimine mensup insanların sevdiği, saydığı, değer verdiği insanlar, kültür insanları, sanatçılar bu yaşanan sürecin içinde olumsuz etkilemeye başlamış ve birbirileriyle tartışır, çekişir, tartışmanın hedefi olur, suçlamaların hedefi olur hale dönüşmeye başlamıştır.
 
BU GELİŞMELERİN ALTINDA NE YATIYOR?
Bu gelişmelerin altında ne yatıyor? Bu gelişmelerin altında 1 ay kadar önce hükümeti sanki bir düğmeye basılmış gibi birden bire harekete geçirdiği bir süreç yatıyor. Bu süreç, belli bir takvime bağlı bir süreç olarak ifade edilmiştir ve takvim telaşı içinde ele alınmaktadır, ucu açık bir süreçtir, kapsamı, çerçevesi belirsiz bir süreçtir. Her düşüncenin, her kesimin, her iddianın rahatlıkla gündeme getirilebileceği bir süreçtir ve bu sürecin sonucunda müthiş gelişmelerin olacağı, anaların gözyaşının dineceği, terörün sona ereceği bir büyük barış ortamının gerçekleşeceği ifade edilmektedir. Böyle bir bekleyiş yaratılmaktadır. Ama bunun hangi yöntemlerle, nasıl gerçekleşeceği konusunda hiçbir ipucu resmi olarak verilmemiştir ve birden bire hükümet işi gücü bırakmış bu çerçevede kapsamlı görüşmeler yapmaya başlamıştır.
 
Değerli arkadaşlarım, bu geldiğimiz noktada konu hala aydınlanmış değildir. Bu çalışmalar, gerçekten bu beklenen sonucu sağlayabilecek bir nitelikte midir? Böyle bir umut gerçekten var mıdır? Yoksa bu yapılan çalışmalar anaların gözyaşı dinsin söylemi altında çok farklı gelişmelerin ortaya çıkacağı bir noktaya doğru mu Türkiye’yi sürüklemektedir kaygısı giderek yaygınlaşmaktadır.
 
Toplumdaki tedirginlik sadece sorumlu olması gereken siyasilerin, devlet yöneticilerinin, devlet kurumlarının bir tartışmaya hedef olması şeklinde kalmamıştır. Toplumda giderek kendi içinde Türkiye’nin bir bölünmeye sürüklenmekte olup olmadığı konusunda ciddi sorular sormaya başlamış ve bu konulardaki kaygı maalesef hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.
 
Bugün Türkiye’nin her yerinde bu çalışmaların sonucunda Türkiye’de bir etnik ayrışmanın, bir etnik bölünmenin gündeme gelip gelmeyeceği duygusu, düşüncesi, kaygısı, üzüntüsü Türkiye’nin her yerindeki insanlarımıza ulaşmaya başlamıştır. Bir bölünme kaygısı, bir bölünme telaşı Türkiye’de toplumsallaşmaya başlamıştır.
 
Değerli arkadaşlarım, Başbakanın üslubunda kendisini gösteren hakaretler, suçlamalar, küfür noktasındaki söylemler bir süre sonra toplumun her kesiminde gerginliklerin, tartışmaların derinleşmesine çok kolaylıkla yol açabilir ve bir süre sonra bu belirsizlik, nereye bağlanmak istendiği belli olmadan gerçekleştirilen bu arayış bir süre sonra Türkiye’de halkı, toplumu, insanlarımızı da çok tehlikeli gerginliklerin içine sürükleyebilir. Bu gelişmelerin, bu olumsuz gelişmelerin altında bu sürecin yanlış dizayn edilmesi ve yanlış yönetilmesi yatmaktadır.
 
-“HÜKÜMET BİR ŞEY YAPMAK İSTİYOR AMA YAPMAK İSTEDİĞİNİN ADINI KOYMAYA CESARET EDEMİYOR”
 
Değerli arkadaşlarım, hükümet bir şey yapmak istiyor ama ne yapmak istediğinin adını koyamıyor. Koymayı uygun görmüyor. Yapmak istediği şeyin adını başkalarının koymasını tercih eder gibi bir bekleyiş içindedir. Yapmak istediğini söylemeye cesaret edemiyor, söyleyemediğini birilerinin ağzından topluma duyurmak istiyor ve bu haklı olarak bir gerilim ve tepki çekiyor. Takvimi belli değil. Yöntemi belli değil. Hedefi belli değil. Çerçevesi belli değil. Bu arayışın içinde halk yok. Toplum yok. İktidarın uygun gördüğü muhataplar var. Bir kısmı mecburen sivil toplum örgütüdür diye görüştüğü unsurlar. Bir kısmı düşünceni dile getirmeye yardımcı olur diye seçip harekete geçirdiği unsurlar. Bu tabloyu tabi toplum görünce haklı olarak rahatsızlık duyuyor. Bu tablonun içine muhalefet partisi olarak bizi de sokmak istemişlerdir. Biz bu tablonun içine girmeyi reddetmişizdir.
 
-“BİZ CHP OLARAK HANGİ LİMANA DEMİRLEYECEĞİNİ BİLMEDİĞİMİZ GEMİYE BİNMEYİZ. ROTASINI BİLMEDİĞİMİZ GEMİYE BİNMEYİZ”
Bu çok açık, çok net ve sağlam gerekçelere dayanıyor. Hükümet bu belirsizlikleri aydınlatmadan ne yapacağını, neyle yapacağını, nasıl yapacağını kendi kafasında netleştirmeden o konu etrafında sanki bir destek varmış gibi bir izlenim vermek üzere muhalefet partileriyle de işbirliği içine girmesi mümkün değildir ve biz CHP olarak ne istediğine karar ver öyle gel, öyle konuşalım demişizdir. Hükümette bunu cevabını verememiştir. Biz CHP olarak hangi limana demirleyeceğini bilmediğimiz gemiye binmeyiz. Rotasını bilmediğimiz gemiye binmeyiz.
 
Şimdi tam iktidarın yapmak istediği de budur. Hele bir gelin hep beraber yola çıkalım, bir yere gideriz. Gideceğimiz yer iyi merak etmeyin. Anaların gözyaşının dineceği bir noktaya götüreceğiz. Bu bir aldatmacadır. Bu bir saptırmadır. Bir yönlendirme girişimidir. O nedenle bu yöntem yanlıştır ve gerilim yaratmaya başlamıştır. Yani hükümet bir süre sonra yapmayı düşündüğü şeyleri bu aşamada söylemeden, toplumda bir gerginlik ve tartışma yaratmadan o konuyu kabul ettirebileceğini zannediyorsa ciddi olarak yanılıyor.
 
Herkes hükümetin bir süre sonra varmak istediği yere yönelik teşhisler yapmaya çalışmıştır, tespitler yapmaya çalışmıştır ve ona dayalı olarak tavır takınmaya başlamıştır. Bu da çok doğaldır.
 
-“HÜKÜMET ASLINDA BİR MÜZAKERE YAPMAYA ÇALIŞIYOR. MÜZAKEREYİ HERKESTEN GÖRÜŞ İSTİYORUZ DİYE KAMUFLE ETMEYE ÇALIŞIYOR.”
Değerli arkadaşlarım, bu dönem içinde yaşananlar bize şu gerçekleri bir kez daha ortaya koymuştur. Ortaya çıkan birinci gerçek, hükümetin bu meseleyi herkesten görüş alıyorum yaklaşımı içinde birbirleriyle müzakere etmeye çalıştığı gerçeği var. Hükümet aslında bir müzakere yapmaya çalışıyor. Müzakereyi herkesten görüş istiyoruz diye kamufle etmeye çalışıyor. Bu ortaya çıkmıştır. Hükümet bir müzakere süreci içindedir. Bu müzakere süreci içinde bir muhatap tartışması yaşanıyor, bu tartışmanın da gerçekte hiçbir anlam taşımadığı ortadadır. Biz bu sürecin başlangıcında da ifade etmiştik, bu konuda DTP’nin, İmralı’nın ya da Kandil’in birbirinden farklı, birbiriyle çelişen, değişik öneriler, yaklaşımlar, talepler ortaya koyabilecek durumda olmadığını, bunların hepsinin aynı kapıya çıktığını, bunlardan herhangi birisiyle başlatılacak olan müzakerenin aslında bunların tümüyle müzakere etmek anlamına geleceğinin unutulmaması gerektiğini ta başlangıçta söylemiştik. Ama o zaman bize bunun haksız bir değerlendirme olduğu ifade edilmek istenmişti. Ama bugün geldiğimiz noktada bunlar arasında bir ayrım gerçekleştirmenin söz konusu olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.
 
DTP yetkilileri ısrarla İmralı’nın muhatap alınması gerektiğini ifade etmektedirler. İmralı’yı dışlayarak bizimle müzakere etmeyi düşünüyorsanız biz bu oyuna gelmeyiz demektedirler. İmralı-DTP ve Kandil arasında bu süreçte bir anlayış beraberliğinin bulunduğu ortadadır.
 
Şimdi bu gerçek ortaya çıkmıştır bir. İki, bu 1 aya yakın süre içinde yapılan açıklamalardan şu görülmüştür ki, PKK’nın projesi başlangıçta neyse şimdide odur. PKK’nın projesiyle ilgili değişen bir şey yoktur. İmralı’dan yapılan açıklamalar öngörülen hedefin milleti ayrıştırmak olduğunu, bir ayrı millet örgütlemek olduğunu ve bu örgütlenecek olan milletin Silahlı Kuvvetler dahil, güvenlik dahil, eğitim dahil her alanda kendi kararını kendisi alarak kendisini yönetme arayışı içinde olduğunu bize göstermiştir.
 
“ORTAYA ÇIKACAK OLAN PROJE MİLLETİ AYRIŞTIRMA PROJESİDİR”
Bu çok temel bir noktadır. Yani efendim Apo eski Apo değil. PKK’nın talepleri değişti, şimdi artık kimse ayrışmak istemiyor söylemine dayalı olarak yaratılmak istenen atmosferin gerçekçi olmadığı çok net bir şekilde açıkça görülmüştür. Yani hükümetin müzakere etmeye çalıştığı hangi muhatap olursa olsun ortaya çıkacak olan proje milleti ayrıştırma projesidir. Bu görülmüştür. Zaten yaşanan terörün altında yatan gerçekte budur, terörün hedefi de budur.
 
Değerli arkadaşlarım, hükümetin terör karşısındaki konumu son dönemde açık bir biçimde ifade edilerek değişmiştir. Türkiye’de hükümetler terörle mücadele etmektedir. Terörü etkisizleştirmektedir ve terörü tasfiye etmektir amaç. Terörü ortadan kaldırmaktadır. Türkiye bu anlayışla yönetilmiştir yıllarca ve 1984 yılında bu yana gelmiş geçmiş bütün hükümetler terör karşısında kararlı bir mücadeleyi sürdürmüşlerdir ve bu mücadele dolayısıyla Türkiye çok büyük kayıplar yaşamıştır, şehitler vermiştir, acılar yaşamıştır ama bu acıları yaşayanlar başta olmak üzere milletimiz hiçbir zaman biz terörle mücadele konusunda artık teslim olma noktasına geldik. Terörle mücadeleyi bırakalım terörün taleplerini gerçekleştirelim duygusu, düşüncesi içine girmemiştir.
 
Ama şimdi hükümetin ve onun etkisi altındaki ortamların, çevrelerin terörle mücadele yerine terörle müzakere platformuna geçmeye başladıklarını görüyoruz ve bu terörle müzakereyi de çerçevesi belirsiz, herkesle görüşürüz anlayışı içinde yaygın temaslarla yürütmeye çalışmaktadırlar.
 
“SAKIN HA HİÇBİR ŞEY KONUŞMAYIN DEMİYORUM”
Tabi bu çalışmalar sonucu Türkiye’de ciddi şekilde tartışma çıkmıştır. Terörle müzakere kolay iş değildir. Ben terörle müzakere arayışı var derken terörle sakın ha hiçbir şey konuşmayın terörün sorumlularıyla anlamında bunu söylemiyorum. Eğer terörün sona ereceğinden eminseniz, eğer terörün tamamen bitme noktasına geldiğini görüyorsanız, bir araya gelip konuştuktan sonra artık terörün tamamen gündemden kalkacağı konusunda tam bir güven anlayışı içindeyseniz o zaman ben konuştum ve çözdüm dersiniz.
 
Nitekim dünyada terör örgütleriyle belli bir aşamada bir araya gelen bütün iktidarlar terörü noktalamayı, bitirmeyi amaçlayarak, teröre son vermeyi amaçlayarak bu temasları yapmışlardır ve büyük ölçüde de o sonucu almışlardır. Şimdi Türkiye’de öyle bir manzarayla karşı karşıyayız ki arkadaşlar hem terörle müzakere ediliyor, hem de terörle müzakerenin amacının silahların bırakılması gerekmediği bize söylenmeye çalışılıyor.
 
İktidar partisinin bu konusundaki yetkili sözcüleri bize silahların bırakılması şart değildir bu müzakere içinde, silahların bırakılması konusunda ısrarlı olmak müzakereyi çıkmaza sokmaktır diye değerlendirmeler yapıyorlar.
 
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu müzakerenin amacı olarak anaların gözyaşına son vermeyi bugüne kadar hükümet söylemedi mi? Bütün bu müzakerelerin amacı anaların gözyaşına son vermek değil mi? Bu ne demektir? Teröre son vermek. Şiddete son vermek. Silahlı çatışmaya son vermek. Silahların bırakılmasını sağlamak demektir.
 
ŞİMDİ HEM MÜZAKEREYE BAŞLAYACAĞIZ HEM DE MÜZAKERE DERKEN SİLAHLARIN BIRAKILMASI ŞART DEĞİL DİYECEĞİZ. Hiçbir şekilde sizin muhataplarınız silahları bırakmayı öngörmediklerini açıkça ilan edecekler, ayrı ayrı tümü ifade edecekler, bugüne kadar o kesimden hiçbir kimse silahların tümünü bırakmaya hazırız diye bir açıklama yapmış olmayacak ama siz gene de müzakereyi önemseyip temasları sürdüreceksiniz.
 
Değerli arkadaşlarım, BU TEMASLARIN GETİRECEĞİ NOKTA TERÖRE SON VERİLMESİ DEĞİLDİR. Bakınız bu açıkça ortaya çıkmıştır. Hiç kimse bunu ne müzakereyi yapan iktidar sözcüleri ne de müzakerenin muhatabı olan terör kuruluşlarının hamileri, yöneticileri, kendileri böyle bir ihtimali dile getirmemektedirler. Teröre son verilmesi diye bir şey söz konusu değildir. Müzakere başka amaçla yürütülmektedir.
 
Nedir müzakerenin gerçek amacı? Değerli arkadaşlarım, MÜZAKERENİN AMACI TÜRKİYE’DE ETNİK KİMLİKLERE BİR SİYASAL, MİLLİ KİMLİK KAZANDIRMA SÜRECİNİ HAREKETE GEÇİRMEKTİR. Müzakerenin amacı, içeriği, gerçeği budur. Türkiye’de yapılmakta olan ve bir süre sonra somut adımlarını göreceğimizi düşündüğüm konu etnik kimliklere, belli bir etnik kimliğe siyasi, milli bir kimlik kazandırma girişimidir.
 
Değerli arkadaşlarım, Türkiye uzun süre etnik kimliklere saygı gösterilmesini, etnik kimliklere özgürlük tanınmasını sağlamak için mücadele etmiştir. Elbette bugün Türkiye’yi oluşturan insanlarımızın birbirinden farklı etnik kimliklere sahip olması çok doğaldır. Bir imparatorluğun dağılması sonucunda ortaya çıkan bir milli devletiz. Bu devletin içinde yer alan insanların çok doğal olarak imparatorluk içindeki değişik etnik kesimleri temsil ediyor olması, o etnik kesimlere mensup olması çok doğaldır. Türkiye’de de durum böyledir. Ama bizim birbirinden farklı etnik kimliklere mensup insanlar olarak bir araya gelip bir milli devlet kurmuş olmamız Türkiye’nin bir başka temel gerçeğidir. Türkiye Anadolu’da sadece milli mücadele sonrası dönemi söylemiyorum, bin yıldan beri bir Anadolu, Türk, İslam kimliği anlayışı içinde bir kültür geliştirmiştir. Bu bin yıllık bir sürecin sonucunda ortaya çıkmıştır ve bu süreçte sadece silahla, savaşla gerçekleştirilen bir süreç değildir. Bu sürecin içinde çok önemli düşünürlerin, şairlerin, kültür insanlarının, filozofların ve onların düşüncelerini Anadolu’ya taşıyan pek çok fedakar insanın, öncünü gayreti, çabası vardır. Hacı Bektaşi Veli, Mevlana, Yunus Emre bir kenara bırakılarak Anadolu insanının kimliğini, kültürünü tanımlamak imkanı yoktur.
 
Bu bin yılın içinde oluşmuştur. Bin yıldan beri bu kimlik, bu topraklara, bu coğrafyaya kendisini kabul ettirmiştir ve bu coğrafyanın bir kültür kimliği ve giderek bir siyasi kimliği haline dönüşmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu, Selçuk o dönemlerde dahi BURADA YAŞAYAN İNSANLARA DIŞARIDAN BAKANLAR TÜRKLER DEMİŞLERDİR. ONLAR TÜRKLER DERKEN ONU BİR ETNİK KİMLİK OLARAK SÖYLEMEMİŞLERDİR. KÜRTLERİ DE DAHİL ETMİŞLERDİR, ÇERKEZLERİ DE DAHİL ETMİŞLERDİR, ABAZALARI DA DAHİL ETMİŞLERİDİR, GÜRCÜLERİ DE DAHİL ETMİŞLERDİR. Burada yaşayan bu ortak tarih ve kültür dünyasının parçası haline gelmiş olan insanlara onlar Türkler demişlerdir.
 
Şimdi bu bizim milli kimliğimizdir. Bu milli kimliği ortadan kaldırma girişimi son olarak Birinci Dünya Savaşından sonra denendi. Birinci Dünya Savaşından sonra o zamanki büyük Avrupa ülkelerinin sözü geçen liderleri Anadolu’dan Türkleri atacağız dediler. Bunlar medeniyet düşmandır dediler. Bunlara yaşam hakkı vermek yanlıştır dediler ve bu projeleri de uygulamaya koydular. ANADOLU’DA BU İNSANLARI, BU TÜRKLERİ ATACAĞIZ DERKEN ONLAR SADECE ETNİK TÜRKLERİ KASTEDİYOR DEĞİLDİ. BURADA YAŞAYAN HERKESİ KASTEDİYORDU. KÜRTLERİ DE KASTEDİYORDU.
 
Değerli arkadaşlarım, Mozart Türk Marşını yazmış. Niçin yazmış? Viyana Kuşatması sırasında Türklerle temasa geçmiş, Türklerle karşı karşıya gelmiş. Kimlerle karşı karşıya gelmiş? Kürtlerle de karşı karlıya gelmiş, Türklerle de karşı karşıya gelmiş, Anadolu’da yaşayan bütün unsurlarla birlikte karşı karşıya gelmiş ve onların tümüne böyle demiş.
 
Şimdi batıda Türkler Ermenileri kesti diyorlar. Onlar Türkler Ermenileri kesti derken Kürtler kesmedi, etnik Türkler kestimi demek istiyorlar. O kelimeyle ifade etmek istedikleri şey biziz. Etnik kökümüz Kürt de olsa, etnik kökümüz Gürcüde olsa, Arap’ta olsa, Arnavut’ta olsa bizi kastediyorlar. Onlar bizi böyle algılıyorlar, biz kendimizi böyle algılıyoruz, milli mücadele sonunda bir devlet kurduk meclisin adı Türkiye Büyük Millet Meclisi. Adını koymuşuz. O zamandan bu yana hiçbir sorunda olmamış. Onun adının Türkiye olması bizim milletimizin Türk milleti olması bizim içimizde bazılarımızın Arap, Gürcü, Çerkez, Kürt, Arnavut olmasına engel değil. Etnik kimlik siyasi kimlik farklı.
 
Bakın bu konuda maalesef BAŞBAKANIN ÇOK AĞIR VEBALİ VARDIR. Başbakan bu konuyu ya bilmeden ya da bilerek yanlış bir biçimde takip etmektedir. Her konuşmasında Türkiye’de 30 küsur tane etnik kimlik saymaktadır. Bir ayrıştırma çabasını, bir etnik kimlik vurgulamasını Başbakanın ağzından ısrarla dile getirmenin anlamı yararı nedir gerçekten anlamak çok güçtür. Elbette herkesin bir kökü var, kökeni var, etnik kimliği var. Hepsi saygıdeğer hiç kuşku yok. Ama buna bu kadar ısrarla vurgu yapılması yanlıştır bir, iki, bu etnik kimliklerin üzerinde bunların tümünü kavrayan, bütünleştiren, kucaklayan bir milli kimlik vardır. O milli kimliğin adını Başbakan diyor bir türlü söyleyemiyor. O milli kimliği görmemezlikten geliyor. Elbette herkesin etnik kimliği mecburu değil ama olabilir. Nitekim bugün kendisini Türk vatandaşı olarak kabul eden insanlarımızın ezici çoğunluğu kendisine bir etnik kimlik bulma mecburiyetini hiçbir şekilde hissetmiyorlar. Zaten net bit etnik kimlikte bulmakta giderek güçleşiyor. Çünkü anası bir taraftan geliyor, babası bir taraftan geliyor, dedesi bir taraftan geliyor, dedesinin bilmem ailesi başka taraftan geliyor.
 
Bunun sonucu olarak bu karmaşada şimdi Türkiye’de yaşayan o 71,5 milyon Türkün her birisi kendini bir etnik hücreye hapsetmek zorunda mı? Böyle bir şey var mı? Hepimiz Türk milletinin parçasıyız. Sorduğun zamanda etnik kimliği varsa var olduğunu düşünen söylüyor.
 
Değerli arkadaşlarım, Arapça konuşan hısım akrabası Arabistan’da olan, Hatay’da, Mersin’de, Adana’da yaşayan pek çok Arap vatandaşımız var. Ama eminim o vatandaşlarımızın hiçbirisi kendisini Türk milletinin bir parçası gibi hissetme konusunda bir sıkıntı yaşamıyorlar. Elbette Türk vatandaşıdırlar, elbette Türk milletinin bir parçasıdırlar ama kökü kökeni Arap’tır olabilir. Onun Türk vatandaşı olmasına, Türk siyasi kimliği, Türk milli siyasi kimliğinin bir parçası olmasına engel değil.
 
Şimdi Başbakan bir an önce kafasındaki bu tereddüdü aşmalıdır. Bu tereddüt Türkiye’nin başına çok iş açıyor. Vatandaşlık bağı. O hukuki bir bağ. Peki o vatandaşların bir ortak, bütünleyici, başka bir temel siyasi, milli kimliği var mı yok mu? Nedir o milli kimliğin adı? Anayasa yazıyor, biliyoruz. Onun adını Başbakan söyleyebiliyor mu söyleyemiyor mu?
 
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM, BU TEMEL BİR NOKTADIR. ŞİMDİ YAPILMAK İSTENEN TÜRK MİLLİ KİMLİĞİNİ YOK SAYARAK TÜRKLÜĞÜ DE BİR ETNİK KİMLİĞE İNDİRGEYEREK SADECE BİR ETNİK KİMLİKMİŞ GİBİ KABUL EDEREK DİĞER ETNİK KİMLİKLERLE AYNI ÇERÇEVEYE ÇEKEREK BİRİLERİNİN MİLLİ KİMLİK ARAYIŞININ ÖNÜNÜ AÇMAK İSTENİYOR. BU FEVKALADE YANLIŞTIR.
 
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki bir Arnavut kökenli insan Türk milli kimliğinin parçası olabilir ama Arnavutluk diye bir devlet vardır. Arnavutluk’ta bir milli siyaseti kimliktir. Mısır’da, Suudi Arabistan’da, Irak’ta, Suriye’de Arap kökenli bir insan kendi milli siyasi kimliğinin o ülkede tezahür eden biçimine sahiptir. Cezayir’in Arap milli kimliği Fransa’yla savaşın şartları içinde oluşmuş, şekillenmiştir. Suudi Arabistan’ın farklıdır. Ürdün’ün farklıdır. Ama hepsi de kendi milli siyasi kimliği içindedir. Etnik olarak da Arap olabilir ama Arap kökenli bir insan Türkiye’de yaşıyorsa etnik olarak Arap kökenlidir ama Türk milli siyasi kimliğinin bir parçasıdır.
 
Şimdi maalesef Türkiye’de hiç yoktan bu konu pek çok kişi için aşılmış bir konu olduğu halde herkesin bir etnik kimliğe sahip olmasını sağlamaya yönelik ve etnik kimliklere de siyasi bir içerikle milli bir anlam kazandırmaya yönelik bir çaba bu açılım vesilesiyle yürütülmektedir. Bu fevkalade yanlış, fevkalade sıkıntı verici bir süreçtir. Bu sürecin en ağır ızdırabını yaşayacak olanlarda o etnik kökene mensup olan insanlardır. Onların huzurunu bozmamak lazımdır, rahatını bozmamak lazımdır. Kendisini Kürt kökenli fakat Türk milletinin bir parçası sayan insanları bu milli birlik anlayışının dışına çekmeye yönelik bu çabalara kimse destek olmamalıdır.
 
Değerli arkadaşlarım, bu açılımda önümüze gelecek temel konulardan birisi bu ayrıştırmaya yönelik bazı projelerdir. BU PROJELERİN EN İDDİALI OLANI TÜRK MİLLİ KİMLİĞİNİ ANAYASA’DAN ÇIKARMA DÜŞÜNCESİDİR. Efendim yanlış olmuştur, Türklük bir etnik kimliktir, Anayasada da bir Türk lafının bulunması bir etnik kimliğin o etnik kimliğe mensup olmayanlara kendisini dayatması anlamına gelmektedir. Kabul edilebilir değildir. Anayasa’daki bu Türk milli kimliği anlayışını kaldıralım, bu düşünce maalesef bu arayışın içinde dile getirilmektedir ve hedeflerden birisi haline de Anayasamızın Türk vatandaşlığıyla ilgili Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese Türk denilir sözünü, 66. maddenin bu sözünü ortadan kaldırmaya yönelik bir proje vardır ve bu arayış içinde bu projede dile getirilmektedir ve en temel iddia budur. Bunu değiştirip arkasından etnik kimliklere kendi siyasi kimliklerini ifade etme çağrısını yapmak.
 
İKİNCİ BİR TEMEL NOKTA, ETNİK KİMLİĞİ BİR MİLLİ KİMLİK HALİNE DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN DEVLETİ BELLİ BİR ETNİK DİLİ ÖĞRETEN, YAYGINLAŞTIRAN BİR KONUMA ÇEKMEK. Şimdi en hassas olunması gereken noktaların başında bu gelmektedir. Muhtemelen bu sürecin içinde şu projeler ortaya çıkacaktır; bir, üniversitelerde ana dilde eğitim için kürsü kuralım. İki, milli eğitime bağlı okullarda anadil öğretelim, seçmeli de olsa anadil öğretelim. Üç, anadilde eğitim yapalım. Yani tarihi anadilde öğretelim, biyolojiyi anadilde öğretelim, anadil deyince Türkçenin dışında demek istiyorum. Türkçe olmayan anadilde biyoloji öğretelim, kimya öğretelim, fizik öğretelim, tarih öğretelim, edebiyat öğretelim bu üçüncü aşamadır.
 
Değerli arkadaşlarım, BU İŞTE TÜRKİYE’Yİ AYRIŞTIRMA PROJESİDİR. Çok açık, çok net, tartışma götürmez bir gerçektir. Bunu bir demokrasi projesi diye kabul ettirmek mümkün değildir. Çünkü ne Avrupa Birliği ilkelerinde ne demokrasi ilkelerinde etnik kimliklerin böyle bir eğitim süreciyle ayrıştırmayı öngören düzenlemelere yer yoktur. Demokrasi etnik parçalanmayı öngörmez. ELBETTE HERKES ANADİLİNİ BİLECEKTİR. ELBETTE HERKES ANADİLİNİ KONUŞACAKTIR. ELBETTE HERKES ANADİLİNİ KULLANACAKTIR. TELEVİZYONDA KULLANACAKTIR ÖZGÜRCE, RADYODA KULLANACAKTIR, BASINDA, KİTAPTA KULLANACAKTIR, KONUŞMADA KULLANACAKTIR. ANADİLE TAM BİR ÖZGÜRLÜK TANINACAKTIR tamam ama bu ayrı ben devlet olarak anadillerden birisini üniversitede bir eğitim konusu olarak alıp öğrencilere öğreteceğim, sora öğrenciler o öğrendikleri anadili seçmeli ders diye okullarda öğrenecekler sonra belli bir noktada da o anadilde eğitim vereceğiz, tarih öğreteceğiz, edebiyat öğreteceğiz, matematik öğreteceğiz.
 
Bütün bunların amacı bugün Türk toplumunun bir parçası olan insanlarımızı, gençlerimizi gelecekte bu toplumun parçası olmaktan çıkarmak, onları başka bir siyasi kimliğe doğru bilinçli olarak yönlendirmektir ve böyle bir projenin ne insan haklarıyla ne demokrasiyle ilgisi vardır. Batı demokrasilerinde herkes etnik dininde eğitim yapsın diye bir olay yok. Böyle bir şey olamaz. Olmasını gerektiren bir şey yok. Avrupa Birliğiyle ilgili anlaşmalarınızda Avrupa Birliğinin müktesebatında ülkeler anadilleri okullarda öğretir, o dillerde eğitim yapar diye bir şey yok. Sadece anadillerin öğrenilmesine yardımcı olmak, fırsat vermek, onu engellememek, onu yasaklamamak var. Herkesin kendi anadilini kendi özel olanaklarıyla, derneğiyle, vakfıyla, kuruluşuyla, konuşması, öğrenmesi haktır tamam o hakkı vereceksin ama devletin görevi kendi resmi dilin dışında bir başka etnik dili eğitmek, öğretmek değildir. Anayasamız bu konuda 42.maddesinde çok açık, çok net şekilde düzenleme yapmıştır ve bunu çok net ifadelerle yasaklaşmıştır.
 
Şimdi yapılmak istenen budur. Yeni YÖK düzeni içinde, iktidarın kuşatmasıyla ele geçirilen unsurlardan birisi olarak YÖK’te bu konuda adımlar atılacak, atılmaya başlanmıştır. Anadile eğitim verilecek bazı üniversitelerde o eğitim sonucunda öğretmen adayları yetiştirilecek sonra öğretmen adayları ikinci aşamada seçmelik ders olarak eğitim verecek daha sonrada anadilde eğitimin kapısı açılacak ve sonrada Türkiye Mustafa Kemal’in, milli mücadelenin sonucunda, çabalar sonucunda gerçekleşmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devleti artık çok ciddi bir şekilde ayrışmaya, dağılmaya yönlendirilmiş olacak.
 
Şimdi herkesi rahatsız eden tedirgin eden tablo budur değerli arkadaşlarım. Buraya doğru bir sürecin işlemekte olduğunu görüyoruz. Bilerek bilmeyerek, bazıları bilerek bazıları teslim olarak buraya doğru gidiyor.
 
Değerli arkadaşlarım, bu proje hiç kuşku yok ki, Türkiye’yi aşan bir ilgi konusu halindedir. Bu proje çok uzun bir süreden beri bu bölgenin yeninden düzenlemesi anlayışı çerçevesi içinde dış güçler tarafından takip edilmektedir. Hiç kuşku yok ve Türkiye’de böyle bir etnik ayrıştırmanın kapısı açılmak istenmektedir.
 
Bakınız Irak’ta 2003 yılında bir askeri müdahale yapıldı. Müdahale Irak’a yapıldı. Ama bugün geldiğimiz noktada artık Irak paramparçadır. Etnik kimlikler ön plana çıkmıştır. Bu etnik kimlikler nasıl tekrar bir araya getirilir belli değildir. Daha dün orada burada patlayan bombalarla 40-50 kişi ölmektedir.
 
Böyle bir tabloya girilmiştir. Bu bir kan tablosudur. Bir çatışma tablosudur. Bir iç savaş tablosudur.
 
TÜRKİYE’DE ETNİK KİMLİKLERİN KURCALANMASI, ETNİK KİMLİKLERİN DEVLET ELİYLE TEŞVİK EDİLMESİ, ETNİK KİMLİKLERİN GİDEREK AYRIŞTIRILMASINA YÖNELİK EĞİTİM SÜREÇLERİNİN HAREKETE GEÇİRİLMESİ TÜRKİYE’Yİ ÇOK TEHLİKELİ BİR İÇ GERGİNLİĞE, İÇ ÇATIŞMAYA SÜRÜKLEYEBİLECEKTİR. BU UYARILARI YAPMAK BİZİM GÖREVİMİZDİR.
 
Değerli arkadaşlarım, o nedenle ben içinde bulunduğumuz noktada durumun kontrolden çıkmaya başladığını, çok tehlikeli bir aşamaya doğru Türkiye’nin sürüklenmekte olduğunu görüyorum ve bazı temel uyarılarımı tekrar ifade etmek istiyorum.
 
BİR, BU UCU AÇIK SÜREÇ BİR AN ÖNCE NETLEŞTİRİLMELİDİR. Hükümet ne yapacağını artık utanmadan, korkmadan açıkça çıkıp ilan etmelidir. Bu belirsizlik Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokuyor. Ne istediğine hükümet karar vermelidir ve bunu da açıkça ifade edebilmelidir. İlk birinci temel ihtiyaç budur.
 
İKİ, HÜKÜMET BU SÜREÇ İÇİNDE TÜRKİYE’DEKİ MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜ, MİLLİ SİYASİ KİMLİĞİ ZAAFA UĞRATACAK, ZAMAN İÇİNDE ÇÖZÜLMESİNİ ÖNGÖREN, MİLLİ BİRLİĞİ DAĞITMAYA YÖNELİK PROJELERİ KESİNLİKLE UYGUN GÖRMEYECEĞİNİ KAMUOYUNA İFADE ETMELİDİR.
 
Değerli arkadaşlarım, yaşanan telaşın, tedirginliğin, küfürleşmelerin altında yatan tablo budur. Eğer bu tablo, bu belirsizlik ya da milleti, zaman içinde ayrıştırmaya yönelik bu kurmazca ortaya atılan proje bundan sonra takip edilecek olursa Türkiye’de huzurun çok ciddi şekilde tehlikeye girmesi kaçınılmaz olur. Türkiye’yle oynamamalıdır. Türkiye’nin huzuruyla, milli kimliğiyle, milli siyasi kimliğiyle iktidar kesinlikle oynamamalıdır.
 
Değerli arkadaşlarım, Başbakan bu konuda susturmaya yönelik bir üslup tercih ediyor. Hakaret ederek, küfür ederek yıldırmaya çalışıyor ama açık gerçektir Türkiye’nin önündeki bu proje uzun süreden beri uluslararası ilgi ve katkıyla şekillendirilmiş bir projedir. Bunun tartışılır bir tarafı kesinlikle yoktur, çok açık yalın gerçektir. Siyasi hayatımızda bir rapor konuşuluyor. 2007 tarihli bir rapor. Ama onun 2009 tarihli raporu da var.
 
Bu rapor yani Türkiye’nin bu konularıyla yüksek bir uluslararası ilginin ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Atlantik Konseyi bir ABD kuruluşu. İçinde devlet yönetiminde sorumluk üstlenmiş sivil toplumda görev yapan çeşitli kişiler bir arada çalışıyorlar. Bu çalışmalar sonucunda bu raporlar çıkıyor. En son 13-15 Nisan 2009’da Washington’da bir toplantı yapıldı. Buna 14 Türk ve Irak’lı bazı siyasetçiler de katıldı. Toplantıya katılanlar arasında Norveç’in Washington büyükelçisi de vardı. Yani sadece sivil toplum kuruluşları değil. Amerika ve İngiltere’nin eski Ankara büyükelçileri bu toplantıda yer aldılar ve Eylülde İstanbul’da da bir toplantı daha yapılacak.
 
Şimdi böyle bir toplantı var. Bu kişiler Türkiye’ye geldiler. Bunları Dışişleri Bakanlığı ağırladı. Onlara yardımcı oldu. Yönlendirdi. Randevular aldı. Temaslar gerçekleştirdi ve Türkiye’den giden kişiler o konularda ciddi katkılar yaptılar. Katkıları özellikle Anayasa’da Türklükle ilgili maddenin değiştirilmesine yönelik talep şeklinde ortaya çıktı ve o rapora da bu madde Türk temsilcilerinin ısrarı ve talebi üzerine girdi ve burada PKK üyelerine kademeli af çıkarılması önerildi, DTP’li tutukluların serbest bırakılması önerildi. Anayasa’daki Türk kelimesinin çıkarılması önerildi. Türk Ceza Kanununun çeşitli maddelerinin kaldırılması, onların uygulanmasına son verilmesi talep edildi. Bazıları konusunda girişimi hükümet yapmıştır ve yargının katı ve hesap vermeyen niteliğine son verilmesi talep edildi. Yargının hizaya getirilmesi istendi. O da hükümetin bir projesidir. Ankara Öcalan’la görüşmeyi kabul etmeyebilir ama DTP’liler etkili bir muhatap olabilir. Bu meseleyi çözer denildi ve bu çerçevede yeni düzenlemelerin, reformların yapılması istendi.
 
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM, BU AÇIK GERÇEK. BUNUN ÖRTÜLEBİLİR, KAMUFLE EDİLEBİLİR BİR TARAFI YOK. Türkiye’de birden bire bir ay önce bu konuda bir düğmeye basılmışçasına harekete geçilmesi ve bu bir ay içinde İçişleri Bakanının işini gücünü bırakıp gece gündüz bu işle uğraşmaya yönelmesi bir tesadüf değildir. Bunun altında hiç kuşku yok Türkiye’ye yönelik bir yol haritasının uygulanması beklentisi vardır. Hükümette buna girmiştir. Cumhurbaşkanının bahsettiği olay işte herhalde budur. Eğer biz şimdi kendimiz harekete geçmezsek başımıza başka işler açılır derken kastettiği herhalde budur. Bunun saklanır, gizlenir bir tarafı yoktur. Başbakan ağır hakaretler, küfürler söyleyerek bu gerçeğin konuşulmasını engelleyemez. Olayın bu niteliği çok açıktır. Başbakanın telaşından zaten bu konunun önemli ve hassas bir konu olduğu ortaya çıkmıştır.
 
Değerli arkadaşlarım, bizim geldiğimiz noktada artık şunu çok iyi bilmemiz lazımdır. Türkiye bu konuyu başkalarının yönlendirmesinde ele alırsa bu Türkiye’ye de yarar getirmez. Bölgeye de yarar getirmez. Türkiye’de yaşayan hiçbir kesime de yarar getirmez. Bunun somut örneklerini çevremizde görüyoruz. Biz kendi gerçeklerimizi herkesten çok daha iyi biliyoruz. Bu sorunlarımızın çözülmesi için ne yapılması gerektiğini de biliyoruz ve o konuda üzerimize düşeni de elbette yapıyoruz. Bundan sonrada yapmaya devam edeceğiz.
 
Değerli arkadaşlarım, bir defa şu çok iyi görülmelidir. Türkiye her türlü telkini, baskıyı göğüsleyerek bir yandan terörle mücadelesini en ciddi şekilde götürmelidir. Öte yandan da toplum içindeki ayrışmaları ileri götürmek için değil ortadan kaldırmak için, ayrışmaları bütünleşmeye, kaynaşmaya dönüştürmek için üzerine düşenleri yapmalıdır. Bu konuda bizim çok ciddi hazırlıklarımız var. Bunu 20 yıldan beri hep söyleyip geliyoruz. 20 yıl önce ilk kez etnik kimliklere özgürlük diyen parti biziz. Etnik kimliklerin devlete bir tehdit oluşturmaması gerektiği anlayışını dile getiren biziz. İnsanların etnik kimliklerinin farklı olmasının aynı milletin ferdi olmasına engel olmadığını ortaya koyan biziz.
 
Bugünde aynı anlayış işçindeyiz. Bizim 89 tarihli o raporumuz birden bire toplumun ilgi odağı haline geldi. 89’da sağlayamadığımız ilgiyi şimdi 20 yıl sonra o rapora çekmiş bulunuyoruz. Keşke 89’da o rapor bugünkü ilgiyle karşılansaydı ve gereği yerine getirilseydi de Türkiye bu noktalara gelmese idi. Maalesef bu geldiğimiz noktada hala o önem taşımaya devam ediyor ve bizim düşüncemizdir. Bazıları zannediyor ki, bizim şu anda bu konuda dile getirdiğimiz düşüncelerle o rapordaki düşünceler arasında büyük fark vardır. Bu o raporu unutmuşuzdur, o rapordaki vaatleri yok saymışızdır ve farklı şeyler söylemekteyiz diye düşünmektedirler. Bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. ÇÜNKÜ O RAPOR ETNİK KİMLİĞE SAYGI GÖSTERİLMESİNİ TALEP EDEN AMA ETNİK KİMLİĞİ DEVLETİN KARŞISINA ÇIKARMAYAN, DEVLETİ DE ETNİK KİMLİĞİN KARŞISINA ÇIKARMAYAN BİR ANLAYIŞI DİLE GETİRMEKTEYDİ. Orada açıkça söylemiştik, devlet insanların etnik kimliğini görememelidir. Devlet etnik kimlik körü olmalıdır. Görmemelidir demiştir. Bu anlayış şimdiki anlayışımızdır da. Şimdi maalesef geldiğimiz noktada etnik kimliği temel alan bir devlet politikasına giriliyor.
 
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi birleştiren, bütünleştiren en temel kurumların başında Milli Eğitim gelir. Milli Eğitim bizim birbirinden farklı geleneksel özelliklere sahip olan insanlar olarak aynı eğitim düzeni içinde ulusal kimliğimizi, birliğimizi ortaya koymamıza yardımcı olan bir süreçtir. Bunun büyük değeri vardır. Onun içindir ki, eğitimin başına milli sıfatı eklenmiştir. Milli Eğitim o nedenle millidir. Ama şimdi EĞER BİZ ETNİK KİMLİKLERİ ESAS ALAN, ETNİK KİMLİKLERİ ÖZENDİREN, ETNİK KİMLİKLERİ GELİŞTİRME AMACIYLA EĞİTİM YAPMAYA YÖNELİR İSEK O ZAMAN ÖNERİM DERHAL MİLLİ EĞİTİMİN BAŞINDAKİ MİLLİYİ KALDIRMALARIDIR. Bu bir aldatmacadır, yanıltmadır. Hem Milli Eğitim diyeceksiniz, hem etnik eğitim yapacaksınız bu olamaz.
 
Değerli arkadaşlarım, bu yaşadığımız süreçte pek çok gerçek ortaya çıkmıştır. Bu gerçeklerden birisi terörle bir yere varılmaz. Bunun boş bir laf olduğu anlaşılmıştır. Çünkü terör uygulayanlar belli bir noktada taleplerini müzakere konusu haline dönüştürmeyi başarmış gözükmektedirler. O nedenle terörle bir yere varılmaz iddiası bir safsata haline gelecektir eğer o müzakere süreci kaygı duyduğumuz şekilde gelişecek olur ise.
 
Bir dikkati çekmek istediğim nokta üniter devlet söylemidir. Değerli arkadaşlarım, herkes üniter devlet diye başlamaktadır. Ama üniter devlet sözü milli kimliğin bölünmesi düşüncesini kamufle etmek için kullanılamaz. Üniter devlet, devlet üniter ama millet parçalanmış. Millet etnik kimlikler millileştirilerek, siyasallaştırılarak dağıtılmış. Böyle bir şey olamaz. ÜNİTER DEVLET SÖZÜ MİLLETİN PARÇALANMASININ KAMUFLE EDİLMESİ İÇİN KULLANILAMAZ, KULLANILMAMALIDIR.
 
Bu tarihi bir ayrım noktasına geldiğimizi bize gösteriyor. TÜRKİYE GERÇEKTEN TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASINDADIR. NİTEKİM İMRALI’DAN YAPILAN AÇIKLAMALAR YAPMAKTA OLDUĞUMUZ İŞ ATATÜRK’ÜN DEVLET KURMASINA EŞİT DEĞERDE BİR İŞTİR DENİLMEKTEDİR. Evet, gerçekten öyledir. Eğer bu düşünceler hayata geçirilir, Türkiye milleti çözülmek istenir ve bu konuda adımlar atılır ise bu Türkiye Cumhuriyeti anlayışının artık sonuna gelinmiş olduğunu, yeni bir devlet düzeninin, yeni bir siyasi düzenin başlayacağı noktasına gelmiş olduğumuzu ortaya koyacaktır.
 
Böyle bir tarihi ayrışma içindeyiz. Bu ayrışmanın sonunda güzellikler çıkar, kardeşlik çıkar, barış çıkar, demokrasi çıkar, insan hakları çıkar diye düşünenler vahim bir yanılgı içindedirler.
 
BU SÜRECİN SONUCUNDA ÇATIŞMA ÇIKAR. GERGİNLİK ÇIKAR. IRAK’TA NE ÇIKTIYSA TÜRKİYE’DE DE O ÇIKAR. YUGOSLAVYA’DA NE ÇIKTIYSA TÜRKİYE’DE DE O ÇIKAR.
 
Şimdi sessizce bunu geçiştiririz, DİLLERİ AYRIŞTIRMAYA BAŞLARIZ, KİMLİKLERİ AYRIŞTIRMAYA BAŞLARIZ DİYE ÇIKILACAK YOLUN SONU HÜSRANDIR. O NEDENLE BEN HERKESİN TARİHİ SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMESİNİ BEKLİYORUM. Herkese olağanüstü büyük siyasi sorumluluk düşüyor. Bu geldiğimiz noktada özellikle etnik dillerde eğitim yapılmasına yeşil ışık yakarak, milleti ayrıştırma politikasına sahip çıkanlar, destek verenler bu sürece göz yumanlar, bu sürecin sorumluluğunu üstlenmeyi içlerine sindirenler bilinmelidir ki, ister kişiler olarak ister kurumlar olarak tarihi bir ayıbın vebalini, sorumluluğunu üstlenmektedirler.
 
Bu Türkiye’yi ilk kez resmi dil dışında bir eğitim ve öğretim sürecine zaman içinde çekmeye ve milleti ayrıştırmaya, milleti bölmeye, milleti parçalamaya yönelik işleyeceği çok açık olan bu sürece göz yumanlar kim olurlarda olsunlar hiç kuşku duymuyorum tarihi bir ayıbı üstlenmiş olacaklardır.
 
 
CHP OLARAK BİZ HİÇBİR ŞEKİLDE BÖYLE BİR AYRIŞMA SÜRECİNİN PARÇASI OLMAYIZ. HİÇBİR ŞEKİLDE BİZİ BİRBİRİMİZDEN FARKLILAŞTIRACAK, BİRBİRİMİZE KARŞI BİR NOKTAYA ÇEKECEK BİR GELİŞMENİN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEYİZ.
 
BAKIN GEÇENLERDE DEĞERLİ YAZAR YILMAZ ÖZDİL ÇOK GÜZEL BİR ŞEY SÖYLEDİ. DEDİ Kİ, BİZİ TERÖR BÖLEMEZ. BİZİ BÖLERSE DİL BÖLER. FEVKALADE DOĞRU BİR GÖZLEMDİR. İŞİN ÖZÜ ODUR. İşin temeli odur. Şimdi birileri bunu çok iyi bilerek Türkiye’de dili ayrıştırmaya yönelik, dile özgürlük vermeye değil, bir devlet sorumluluğu olarak etnik dilde öğrenim yapmaya yönelik adımlar atarak bunu da demokrasi diye, insan hakları diye sunarak aslında Türkiye’yi ayrıştırmaya yönelmektedirler. Bu ağır bir süreçtir. Tabi geldiğimiz noktada pek çok çevre diyebilir ki, nereden biliyorsun bunların hiçbirisi söz konusu değildir. İnşallah söz konusu değildir. İnşallah böyle bir şey söz konusu değildir. Ama bütün işretler bize bunların ciddiyetle söz konusu olduğunu, eğer Türkiye gerekli duyarlılığı göstermezse, gerekli dikkati göstermezse bu ayrışma sürecinin çok açık bir biçimde harekete geçeceğini bize göstermektedir. Türkiye’yi kuşatan dış ortam, dış çevre, dış çevrenin şu ana kadar izlediği politika bugün Türkiye’ye yönelik yaşadığımız olaylar, birbirinden kopukta olabilir ama her şeyi de birbirinden kopuk düşünecek halimiz yok. Haritalar dolaşıyor. En ciddi olması gereken, en sorumlu olması gereken devlet kurumlarında, resmi kurumlarda haritalar dolaşıyor. Ayrışma projeleri konuşuluyor ve şimdi biz gelmişiz dil ayrışması yapalım demeye başlamışız ve bunu da üç aşamalı bir projenin ilk aşaması olarak düşünüyoruz. İlk aşama üniversitede kürsü kuralım, öğretmen hazırlayalım. İkinci aşama, o öğretmenlere anadil öğretimi görevini verelim daha sonra da anadilde eğitim verelim. Sonra 10 yıl Türkiye’de gençlerimiz, çocuklarımız Türkçe dışında bir eğitimle yetişmek durumunda olurlarsa belli bir coğrafyada o çocukların Türkiye’nin bir parçası olması Türkiye’nin kaderinde söz sahibi olması, Türkiye’yi yönetmesi, Türkiye’yle şansı kalır mı?
 
BİZİM ŞU ANDA GÖRDÜĞÜMÜZ TEMEL SORUN ZATEN BU. O BÖLGEDE YAŞAYAN İNSANLARIN ÖZELLİKLE ÇOCUKLARIN KENDİLERİNİ TÜRKİYE ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ OLABİLİR GÖRMEKTEN HIZLA UZAKLAŞMAKTA OLMALARIDIR. DOĞRU DÜRÜST EĞİTİM VERİLMİYOR. AİLELERİN OLANAKLARI YOK.
Çocuklar ortalıkta ya teröre ya dinsel tarikat örgütlenmelerine ya mafyaya yönelmenin dışında önlerinde seçenek yok. O çocukları kurtarmak lazım. O çocukları anadilde eğitim yaparak değil. Türkiye’de söz sahibi olmalarına imkan verecek en güzel şekilde Türkçeyi, bir yabancı dili öğrenir hale getirecek şekilde eğitmek lazım. Bunun gereklerini yapmak lazım derken o çocukları bir başka dünyaya doğru şimdi yönlendirmenin hazırlıkları yapılıyor.
 
Bu çok vahim bir projedir. Ağır söz söylemek istemiyorum. Ama sözlerim yeterince ağırdır diye düşünüyorum. Kimsenin kalbini kırmak istemiyorum. Ama bunun bizim milli birliğimizi, beraberliğimizi Türkiye Cumhuriyetinin ortaya koyduğu temel siyasi kimliği tahrip etmeye yönelik tehlikeli bir teşebbüs olduğundan hiç kuşku duymuyorum ve bunu anlatarak bunu önlemeye çalışıyorum. Bunu gerçekleştirme konusunda somut adımlar atacak olurlarsa herkes bilsin ki, ilişkiler çok farklı bir noktaya gelir. Türkiye’deki siyaset nitelik değiştirir. Bunu Türkiye’ye kabul ettiremezler. Türkiye’nin huzurunu bu kadar kolayca bozmalarına Türkiye’nin göz yumması söz konusu olamaz.
 
O NEDENLE BEN HERKES AKLINI BAŞIN ALSIN VE TÜRKİYE İLE OYNAMASIN, ÜÇ GÜNLÜK İKTİDARLARI KALDI, GİDERAYAK ŞİMDİ İÇ-DIŞ BASKILARI VE O ÇEVRELERİN BEKLEYİŞLERİNİ KARŞILAYACAĞIZ DİYE KENDİLERİNE EMANET EDİLMİŞ TÜRKİYE’Yİ PERİŞAN ETMESİNLER.
 
Evet benim sunuşum bu. Sorularınız varsa alayım.
 
Soru, ABD Büyükelçiliğ projenin kendilerinin olmadığını açıkladı...
 
Deniz BAYKAL- Söylediklerim çok açık, çok net. Böyle yalanlamalarla ve tek taraflı değerlendirmelerle bu konudaki gerçekler örtbas edilemez. Resmi bir politika olmayabilir. Bunu elbette Sayın Büyükelçinin ifade etmek hakkı vardır. Ama çok uzun süreden beri Türkiye’nin bu konuda ne yapması gerektiği konusunda Türk hükümetinin aktif katkısıyla ve işbirliğiyle Norveç Büyükelçisinin katılımıyla diyorum size. Amerika’nın, İngiltere’nin eski büyükelçilerinin katılımıyla, Amerika’daki Atlantik Konseyinin düzenlediği toplantılar ve toplantılar sonucunda çıkan bir rapor. Bu raporun ne olduğu ortada. Bunun bir anlamı yok mu? Niye Cumhurbaşkanı birden bire tarihi fırsat, o tarihi mecburiyet demek onu anlayacaksınız. Hemen harekete geçmemiz lazım. Başbakana soruyorlar, yılbaşına kadar zamanımız yok diyor. Ne demek zamanım yok. Yani 80 küsur yıl sonra şimdi yılbaşına kadar zamanımız yokmuş. Kim, ne şart koştu? Kimin takvimi bu? Yani bu konuda yaşanan gelişmeleri biz çok iyi hatırlıyoruz, çok iyi biliyoruz. Elbette uluslararası bir çerçevesi vardı ve tartışma götürmez bir gerçektir.
 
Soru-MGK’nın kararı ve orada söylenen sözler tartışılıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Deniz BAYKAL- Tabi bu konu aydınlığa kavuşturulması gereken bir konu. Milli Güvenlik Kurulu tartışmaları gizli. Orada kim ne söyledi bilmiyoruz. Bizi ilgilendiren yapılan resmi açıklamadır. Resmi açıklamada birilerinin Milli Güvenlik Kurulunda milli birlik ve bütünlük konusunda bir ısrarlı vurgu yaptıkları anlaşılıyor. Nitekim yapılan çalışmaları milli birlik ve bütünlüğü pekiştirme amacına yönelik diye niteliyor Milli Güvenlik Kurulu Bildirisi. Bu amaca yönelik çalışmaları destekliyoruz diyor.
 
Şimdi o çalışmalar o amaca mı yönelik başka amaca mı yönelik, yarın hangi noktada ortaya çıkacak bunu kimse bilemez. Zaten bizi rahatsız eden nereye gideceğini bilmediğimiz bir süreci peşin destekler vaziyete girmemek düşüncesi idi. Yani nereye varacağını bilmiyoruz, kaygılarımız var. Milli Güvenlik Kurulu bu açıklamayı yaptığı halde kaygımız var.
 
Şimdi ben soruyorum; etnik dilde devletin milli eğitimi, etnik eğitim yapmaya yönelmesi kabul edilebilir mi? Milli Güvenlik Kurulunun açıklamasında bu hedefe yönelik bir destek var mı yok mu? BURADAKİ SORUN ŞU, ZATEN SÜREÇ ÖYLE TARİF EDİLMİŞ Kİ, MİLLİ GÜVENLİK KURULUDA SÜRECİN PARÇASI HALİNE GELDİ. KANDİL’DE RESMİ TEMASLAR YAPAN GAZETECİDE SÜRECİN PARÇASI HALİNE GELDİ. TOPLUMUN DEĞİŞİK KESİMLERİ DE SÜRECİN PARÇASI HALİNE GELDİ.
 
Ne çıkacak bundan? Ne çıkacak? Bilmeden o sürece angaje olmak yanlıştır. Kim yaparsa yapsın yanlıştır. Milli Güvenlik Kurulu bu süreçten ne çıkacağını biliyor mu? Milli Güvenlik Kurulunun bütün üyeleri. Canım, biz azınlıktayız. Biz düşüncemizi söyledik. Kurul kararını aldı ne yapalım öyle çıktı. Bizi ilgilendiren bu anlayıştır. Oradaki milli birlik ve bütünlük anlayışını pekiştirmek amacıyla bu çalışmaları destekliyoruz denilmiş olmasına teşekkür ederim ve bunu saygıyla karşılıyorum. Bunu önemli sayıyorum. Ama bu yetmiyor. Yapılan çalışmaların nereye bağlanacağı, sonucunda nasıl bir noktaya gelineceği Türkiye’nin ayrıştırılıp ayrıştırılmayacağı henüz belli değil. Milli Güvenlik Kurulu biliyorsa mesele yok. Yani Milli Güvenlik Kurulu üyeleri bizim bilmediğimiz, toplumun bilmediği ama her türlü ihtimali öngören, her türlü ihtimale açık, Anayasanın 66. maddesinin değiştirilmesini öngören ya da milli eğitimi etnik eğitim yapmak üzere görevlendirmeyi amaçlayan bu sürece ne diyor acaba? Bu belli mi?
 
O bakımdan ben herhangi bir suçlama yapmak istemiyorum. Ama bu olayın götürülüş tarzı zaten ayrı ayrı düşünceleri ne olursa olsun çok değişik anlayışlara sahip olan kesimleri, insanları, kurumları böyle bir sürecin parçası haline dönüştürme teşebbüsüdür. O nedenle biz o teşebbüsün bir parçası olmayacağız diyerek bunun dışında kaldık. Ama birileri bu süreci destekleme durumunda kalmış olabilirler. Bunu tercih etmiş olabilirler. Ya da şartlar oraya getirmiş olabilir. Bunları bilemem. Dediğim gibi olay çok boyutlu iç boyutu var, dış boyutu var. Bu kadar kapsamlı, bu kadar çok yönlü bir olayda herkes kendine göre sebeplerle ben onu öyle düşünmemiştim, ben buna uygun görmüyorum diyebilirsin yarın. Ama bu süreç nereden güç alıyor? Senin o laflarından güç alıyor. Sen o laflarınla güç verirsin sonra o bir yere bağlanır, bağlandığı zaman ortaya çıkan sonuçtan sende rahatsız olabilsin. Ne yapmam lazım? PARÇASINI HALİNE GELME BU SÜRECİN. KİMSE BU SÜRECİN PARÇASI HALİNE GELMESİN. Canım, birileri hepimizin parçası haline gelmemizi istiyor. İsteyebilirler. Ama ne yapması gerektiğini herkesin birlerinin istediğine göre değil, Türkiye’nin kendi çıkarlarına göre kararlaştırması lazımdır.
 
Soru; Bölgeye yönelik önerileriniz arasında toprak reformu da var mı? Ayrıca Ortadoğu’da yeni bir şekillenme olacağı söyleniyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Deniz BAYKAL- Birinci konunun cevabı çok açık. Elbette biz özellikle Güneydoğu Anadolu’da yeni bir toprak düzeninin oradaki insanların kendi ayakları üzerinde durabileceği, ailelerini geçindirebilecekleri, ekonomik geçimlerini sağlayabilecekleri koşulların yaratılmasını çok önemli sayıyoruz ve onu yürekten destekliyoruz. Bu mayın yasasıyla ilgili mücadelemizin altında hedeflerden birisi de odur. Mayından temizlenecek olan alanların o bölge insanlarının çağdaş teknolojiyle ve çağdaş imkanlarla desteklenerek güçlendirilmesi temel bir amaç olmalıdır demiştik. O projemizi, o düşüncemizi aynen koruyoruz. Hiç kuşku yok.
 
Ortadoğu’da tabi yeni bir şekillenme ortaya çıkıyor. Bu şekillenmenin nasıl olacağı önemli. Yani Irak-Amerika ilişkisi değişiyor. Irak’ın kendi içinde bir politika değişikliği ortaya çıkıyor. Hepimiz bunu Türkiye’nin ve bölgenin yararına yönlendirmeye çalışıyoruz. Yani bizde mesela Irak’ta Türkiye’ye terör ihraç eden siyasi yapılanmaların bu anlayışlarına son verilmesini sağlamak istiyoruz. Bu amaçla bizde CHP olarak elimizden gelen katkıyı, gayreti gösteriyoruz. Ortadoğu’da yeni bir siyasi tablonun ortaya çıkacağı açıktır. Bunun tabi bir yeni haritaya dönüşüp dönüşmeyeceği o çok değişik unsurlara bağlı bir olaydır. Türkiye’nin bu konularda gereken dikkati, duyarlılığı sergilemesi tabi bir temel ihtiyaçtır.
 
Soru- Bu açılım konusu her yerde tartışılıyor. AKP’de de konuşuluyor. Sürece farklı isimler de konuluyor
Deniz BAYKAL- Yani bu konuda farklı bir çelişkiye dikkati çekmek istiyorum. Biliyorsunuz Başbakan bu konuda hakkını ortadan kaldırdı AKP milletvekillerinin. Kimse konuşmayacak dedi, kimse konuşmuyor. Bazılarına sen konuş diye söyledi. Şimdi konuşanlardan birisi diyor ki, terörle bu açılımı karıştırmayın. Yani anaların gözyaşına son vermek için bunu yapıyoruz noktasından şimdi silahların ortadan kalkmasına gerek yok, terör devam edebilir ama biz gene bir şeyler yapmalıyıza geldiler. Buna dikkati çekiyorum. Bu asıl üstünde durulması gereken tehlikeli bir olay. Bunun sonucu nedir? Bunun sonucu şudur; karşınızdaki teröre ihtiyaç hissettiği zaman başvuracaktır. Sen terörden yorgun düştüğün zaman taviz vereceksin, ödün vereceksin, adım atacaksın, demokratik hakları geliştirmek için değil, ayrışmayı geliştirmek için. Ayrışmanın demokrasiyle ilgisi yok. Demin konuştuğumuz konu. Bu etnik dil meselesi demokrasi gereği değil. Avrupa Birliği gereği değil. terör örgütünün dayatması talebi gereği.
 
Şimdi o kabul ediliyor. Nitekim aynı kişi bu konuda harekete geçeriz elbette diyor. Hem silahlara son verilmesi gerekmez hem de etnik dilde eğitim başlatırız diyor. Etnik dilde eğitimi başlatmak terörün mücadelesine en büyük desteği vermektir. Terörün mücadelesi milleti ayırmaktır. Daha yeni söylemiştir Öcalan. Ayrı bir millet kendi kendine örgütlenmiş, etnik temelde örgütlenmiş bir millet kendi savunması dahil olmak üzere o yolu açmak demektir. Bunu demokrasiyle, insan haklarıyla ilgisi yok. Bunun Türkiye’nin milli kimliğini tahrip etmeyle ilgisi var. Buna o nedenle destek verenler, göz yumanlar durumlarını yeniden değerlendirmelidir. O nedenle değerlendirmelidir.
 
Soru-Bu bahsettiğiniz Atlantik Konseyi bilinen Atlantik Konseyi mi?
 
Deniz BAYKAL- O Atlantik Konseyi diye bir Amerika’da akademik kuruluş. Bir sivil düşünce kuruluşu. Bildiğiniz Atlantik Konseyi değil. Nato değil. ayrı. Bu öyle bir akademik kuruluş. O kuruluş çağırıyor, Türkleri çağırdı, Iraklıları çağırdı, Norveç büyükelçisi var, eski Amerikan Büyükelçisi var, eski İngiliz Büyükelçisi var. Yani bu bölgeyi bilen insanlar. Hepsi bize yardımcı olmak istiyorlar. Ne yapmamız gerektiğini söylüyorlar. Proje üretiyorlar şimdi o proje uygulanıyor da.
 
Soru- Dışişleri Bakanlığı’nın fonksiyonu?
Deniz BAYKAL- Türkiye’deki temaslarda da Dışişleri işbirliği yaptı.
 
Soru-ÇYDD bursiyerlerinin fişlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Deniz BAYKAL- Bu gerçekten hükümetin sorunlar karşısındaki tutumunu anlama bakımından fevkalade aydınlatıcı bir örnek, çok üzüntü verici bir manzara. Yani bir defa Türkiye’nin gerçekten en amacına hizmet eden, amacını çok doğru belirlemiş, eğitim diye belirlemiş, kızların eğitimi diye belirlemiş ve ÖZELLİKLE KIZLARIN MAĞDUR YAŞADIĞI, TOPLUMUN BÜYÜK BASKILARINA MARUZ KALDIĞI YURT KÖŞELERİNDEKİ KIZLARIN EĞİTİMİ DİYE BELİRLEMİŞ VE O ÇOCUKLARA OKUMA OLANAĞINI SAĞLAYAN BİR KURULUŞUN VERDİĞİ BURSLARDAN YARARLANAN İNSANLARI ŞÜPHELİ, SUÇLU, MUHTEMEL SANIK MUAMELESİNE TABİ TUTMAK GERÇEKTEN TAM BİR VİCDANSIZLIKTIR. Tam bir sorumsuzluktur. Yani siz bu insanlarla uğraşacaksınız, o insanları caydırmaya çalışacaksınız, onlar suç işlemiş gibi davranacaksınız, ya da onların sanki seçiminde 13-14-15 yaşında çocuklar, 16 yaşında çocuklar sanki devlete yönelik komplolarmış gibi o çocukları da bu komplonun parçası yapacaksınız. Buna vicdanlar elbette isyan eder. Yani çok üzüntü verici bir tablo.
 
AYNI ŞEKİLDE BUGÜN İSTANBUL’DA EĞİTİM HİZMETİ VEREN BİR BÜYÜK OKULUN ÇOK YÖNLÜ, ÇOK KAPSAMLI VE SAYGIN BİR EĞİTİM KURUMUNUN NASIL BİR BELEDİYE KARARLIYLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE KARARIYLA DOZERLER YIKILDIĞININ HABERLERİNİ GÖRDÜK. YANİ BU DA ÇOK ACIMASIZCA ALINMIŞ, HİÇ KUŞKU YOK AYRIMCI, HİÇ KUŞKU YOK BİRİLERİNE GÖZ DAĞI VERMEYE YÖNELİK UYGULAMALAR. Yani kaçak, İstanbul’da kaçak inşaat mı yok? Yani hangisini yıktın bugüne kadar.
 
Ortada bir hukuki ihtilaf var. Hukuki ihtilaf sonuçlanmamış. Orada doğru dürüst aydınlık düşünceli insanlar bir eğitim çalışması yapıyorlar. Onların üzerine böyle hunharca yürümek gerçekten çok üzüntü verici, çok şaşırtıcı bir tablo. Kınıyorum. Hepsini kınıyorum.
 
Soru- Bu süreçte kullanılan dil ve üslup ile ortaya çıkacak tablo sizin söylediğiniz kadar ciddi mi, öyle mi görüyorsunuz?
 
Deniz BAYKAL- Açık görmüyor musunuz? Yaşanan siyasi söylemin ne hale geldiğine bakınız, daha ortada henüz bir şey yokken bir ihtimale dayalı olarak ortaya çıkan gerginliğe bakınız. Bundan sonra çok daha yaygınlaşır ve orada kalmaz aşağıya doğru iner. Toplumun çeşitli kesimlerine gider. Sanatçılar birden bire durduk yerde suçlanmalara hedef haline gelmeye başladılar. Bir ayrışma başladı. Niye? Altında ciddi bir kaygı varda ondan. Boş değil bu işler. Yani o kadar kolay değil. Milli Güvenlik Kuruluna yönelik eleştirilerin ortaya atılması normal mi Allahaşkına? Ama ne var bunun altında? Yani MİLLİ GÜVENLİK KURULU YETMİYOR BU PROJEYİ KABUL EDİLEBİLİR KILMAYA YETMİYOR. Bu bunu ortaya koyuyor. Kim yanılıyor? Bunu yaşar görürüz. Ama kimin yanıldığı ortaya çıkıncaya kadar Türkiye birbiriyle ilişkileri bozulmuş, birbirileriyle gerginlik içine girmiş bir insanların toplumu haline dönüşür. Bundan kaygı duyuyorum. Buna fırsat verilmemesini istiyorum. O nedenle ne yapacaklarını bir an önce söylesinler. Onu tartışırız. Yaparlar ya da yapamazlar. Konu netleşir. Ama şimdi fevkalade müphem her şey açık. Anayasadaki Türk lafı da mı çıkacak? Etnik dilde eğitimde mi yapılacak? Bunları bilelim. Yapılacaksa bilelim ve ona göre tavır takınalım. Ama şimdi yapmayın diyoruz. Uyarı yapıyoruz. Birileri yapmışlar diye kabul edip tepkisini gösteriyor. O tepki yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlıyor. BU İYİ BİR SÜREÇ DEĞİL. İYİ YÖNETİLMİYOR BU İŞ. CANIM, BİZ HERKESİ ALALIM, CHP’Yİ DE ALALIM. MİLLİ GÜVENLİK KURULUNU DA ALALIM, DİĞER PARTİLERİ DE ALALIM VE BU ARADA DA BİR ŞEY GÖTÜRÜLELİM. NEREYE GÖTÜRECEKSİN KARDEŞİM? BEN BİLMİYORUM? GELMİYORUM. NEREYE GÖTÜRECEĞİNİ BİLELİM. MİLLİ GÜVENLİK KURULU UMARIM BİLİYORDUR.
 
Soru-Başbakan sizi ziyaret etmek isterse randevu verir misiniz?
 
Deniz BAYKAL- Ben düşüncelerimi açıkça ortaya koydum. BAŞBAKAN BU DÜŞÜNCELERİ GÖRDÜKTEN SONRA BANA HERHALDE MİLLİ KİMLİĞİ PARÇALAMAYA YÖNELİK BİR EĞİTİM ÖNERİSİYLE GELMEYECEKTİR. Yani yardımcı olun milli eğitimi etnik eğitim yapan bir kurum haline dönüştürelim, şimdilik üniversitede kürsü açalım, sonrada anadili öğretelim, seçmelik olarak, ondan sonrada eğitim yaparız diye gelmeyecektir herhalde. Çok açık. Bu konuda beni ikna etmesi mümkün değil. AMA BANA GELİP DİYECEKSE Kİ, BİR CİDDİ EĞİTİM HAMLESİNE İHTİYAÇ VAR, SİZDE ISRARLA ONUN ÜSTÜNDE DURUYORSUNUZ, BU BÖLGEYE TÜRKİYE’NİN EN KALİTELİ KOLEJLERİNİ, ANADOLU LİSELERİNİ, FEN LİSELERİNİ, EN GÜZEL OKULLARINI TAŞIMAMIZ GEREKİYOR BUNUN İÇİN BİR YASAL DÜZENLEME LAZIM. ÖĞRETMENLERDE TIPKI POLİSLER GİBİ, TIPKI SUBAYLAR GİBİ EN KALİTELİ, EN NİTELLİKLİ ÖĞRETMENLER O BÖLGEDE BELLİ BİR SÜRE MUTLAKA HİZMET VERSİNLER. BUNU SAĞLAYALIM. ONU MÜMKÜN KILACAK BİR EKONOMİK İMKANLARI GERÇEKLEŞTİRELİM. BU KONUDA BİR YASA DÜZENLEMESİ KATKI VERECEKSE BAŞIMLA BERABER HEMEN GELSİN. GÜNEYDOĞU ANADOLU’NUN HER İLİNE İKİ TANE, ÜÇ TANE BİRİNCİ SINIF EN GÜZEL OKULLARI KOYALIM. YA DA BANA GELİP ŞUNU DİYECEKSE HEMEN GELSİN.
 
Ekonomik kalkınma olmadan olmuyor. Orada insanlar işsiz. Bir ailenin 11 tane çocuğu var. Baba işsiz. Ailede para kazanan yok. Çocuklar sabah nerede kahvaltı edecek bilmiyorlar. Nerede karınlarını doyuracaklar bilmiyorlar. Herkes ortaklıkta, babanın çocuğa söz geçmiyor. Böyle bir dağınık manzara var. Orada gelin kamu ekonomik kuruluşları yaratalım. İstihdam sağlayalım. İş verelim. Bin kişiye bilmem şu ilde, iki bin kişiye bu ilde iş sağlayacak şu yatırım projelerini uygulayalım ve orada insanlar çalışsın. O proje kar etmeyebilir. Zarar da edebilir. Ama o zararı göze alalım. Çünkü onun çok ağır bedeli var. Sosyal dayanışmayı ancak böyle sağlayabiliriz. Baba para kazansın, bara ailesine baksın, çocuk anasını bilsin, babasını bilsin, toplumunu tanısın bunu sağlayalım. BÖYLE BİR PROJEYLE GELECEKSE BAŞIMLA BERABER. HEMEN İŞBİRLİĞİ YAPALIM, DİNLEYELİM. BİZ KATKIMIZI YAPALIM. HAZIRLIĞIMIZI YAPALIM.
 
GAP, Türkiye yıllarca her yıl 60 bin hektar alanı sulamaya açtı. 2002’den beri 50 bin hektara indi bu sulamaya açılan alan. Güneydoğu Anadolu’da harcanan para düştü. Geçmiş hükümetlerin ayırdığı oranın altında parayı bu hükümet GAP’A ayırıyor. Çok açık gerçek bunlar. Şimdi onu arttıralım. GAP’la ilgili projeleri ihale edelim, oradaki sulamayı yaygınlaştıralım. YA DA MAYINDAN TEMİZLENECEK OLAN ARAZİYLE İLGİLİ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ, GELİN BUNLARI KONUŞALIM. BUNLARI SÖYLEYECEKSE BAŞIMIZLA BERABER.
 
Ayrıca bizim zaten 89 raporumuz Kürt kimliğinin saygın ve bütün kimlikler gibi eşit bir kimlik olduğunu, devletin bütün kimliklere saygı göstermesi gerektiğini ifade ettiği şimdide kimlik, etnik kimlik insanların şerefidir, buna saygı göstermek lazımdır diye ısrarla söylüyoruz.
 
Ama oradaki uygulamada devlet ajanlarının oradaki uygulamalarında maalesef bu tam yaşama geçirilmiyor. O nedenle BİR YENİ DÜZENLEME YAPALIM VE ORADAKİ KAMU GÖREVLİLERİNİ HALKIN HİZMETKARI OLDUKLARI DUYGUSUYLA YETİŞTİRELİM. BİR MESLEK İÇİ EĞİTİM YAPALIM. ONLARIN KÜRT KÖKENLİ VATANDAŞLARIMIZA SEVGİYLE SAHİP ÇIKMALARI, ONLARI KUCAKLAMALARI İÇİN GEREKEN PROJELERİ HEP BİRLİKTE UYGULAYALIM. BUNUN İÇİN ŞUNA İHTİYAÇ VAR DERSE BAŞIMIZLA BERABER.
 
Yani hayır bu değil, ne istiyorsun? Anayasadaki 66.maddedeki Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olanlara Türk denir maddesini değiştirelim. Bu Türk lafı itici oluyor. Bunu kaldıralım. Türk lafı oraya tarihin içinde girdi. Bin yılı var onun. Şimdi Tayip Bey, falan kişiyle bir araya geldi, İmralı’daki Öcalan’da bunu uygun gördü, gelin bu maddeyi yeniden yazalım, değiştirelim sende destek ver. Yok öyle şey kardeşim. O orada duracak. BANA BUNUNLA GELECEKSE HİÇ GELMESİN. ANAYASADAKİ TÜRKLÜK MADDESİNİ KALDIRACAĞIZ, SENDE DESTEK VER DİYE GELECEKSE HİÇ GELMESİN.
 
Ya da milleti bölelim. Etnik eğitime başlayalım. Bugün onlara başlayacaksın, yarın başka etnik kesimlere başlayacaksın. Ne olacak sonra? Yani şurada istikrarlı, güçlü bir devlet olarak Türkiye 80 yılın sonunda Avrupa Birliğinin eşiğine gelmiş, ekonomisi sağlam, hukuk belli bir düzeyde, demokrasisi, eksikleri, zaafları var ama sağlam temelleri de var, nüfusu hızla artan, geleceğe umutla ve iddiayla bakan bir toplumuz. Ne bölüyorsunuz kardeşim bizi? Niye bizi Lübnan’a, niye bizi Irak’a döndürmeye çalışıyorsunuz? Niye bizi Yugoslavya’ya dönüştürmeye çalışıyorsunuz? Buna biz mi destek olacağız? Niye destek olalım? Buna destek olursak benim Kürt vatandaşlarım mutlu mu olacaksın zannediyorsun? Bugün Türkiye’de Kürt kökenli insanlar Türkiye’nin her bir yere gelmişler, yerleşmişler. Hem kendi Kürt kimliklerini iftiharla ortaya koyuyorlar hem de bu milletin bir parçası, bir milletin ferdi olarak Türk milletinin parçası olarak başı dik, onurlu yaşıyorlar. Çocuğunu okula koymuş, evini yapmış, işini kurmuş, bu toplumun bir parçası elbette olacak. geride kalanlarda olacak. Bizim derdimiz geride kalanları da buraya çekmek. Hayır bunları da alalım. Bu gelip burada yer salmış, kök salmış, bu toplumu parçası olmuş, kendi kimliğini inkar etmeden bunu yapmış insanları buradan koparalım ee onları da gönderelim ve huzura kavuşalım.
 
NE OLACAK? KOCA TÜRKİYE’Yİ BÖLECEKSİN, BÖLÜNCE ORTADOĞU POLİTİKASINI DAHA KOLAY UYGULAYABİLECEKSİN, ENERJİ POLİTİKASI DAHA RAHAT GÖTÜRÜLECEK, PİYONLAR ARTACAK, PİYON OLMAK İSTEMİYORUZ BİZ KARDEŞİM. TÜRKİYE’Yİ PİYON YAPMAK İSTEYENLERE BİZ DESTEK VERMEYECEĞİZ. Hepimiz el ele verirsek, elbette kendi etnik kimliğini isteyen istediği gibi yaşar ama onun üzerinde bir siyasi kimliğimiz var. O siyasi kimliği sahiplenmeye devam edeceğiz. O siyasi kimlikte Türk milleti siyasi kimliğidir. Bu milleti kimse bölmeye kalkmasın. Canım milleti bölmeye çalışmıyoruz sadece herkes anadilinde eğitim görsün. İşte ooo. Sen bizi aldatacağını mı zannediyorsun? Kandıracağını mı zannediyorsun? Bunu görmeyeceğimizi zannediyorsun? Böyle başlar o işler. Üniversitede bölüm açacakmış, o bölüm ne yapacak Allahaşkına?
 
Bakın şunu söylüyorum. Türkiye’de bir üniversitemizde Kürt dilini tarihinin edebi özelliklerinin, yayınlarının, sözlüğünün, diyalektlerinin, şivelerinin bütün ayrıntılarıyla, en yukarı düzeyde, en ciddi şekilde incelenmiyor olması gerçekten üzüntü vericidir. Bunu bir an çözmek lazımdır. Türkiye’de üniversiteler Kürtçenin bütün gelmişini, geçmişini, tarihini, dinsel özelliklerini, yayınını, şiirini, romanını, hikayesini hepsini en iyi şekilde bilecek. Bu olacak. Bu ayır bir iş ben üniversitede kürsü açacağım, eee ne yapacaksın? Bunu mu yapacaksın? Canım onu da yaparız ama ne yapacaksın? Ben anadilde eğitim vereceğim üniversitede, öğrenci yetiştireceğim, diploma vereceğim, anadilde eğitim yapacağım ve o çocukları yarın ikinci aşamada anadili öğretmek üzere ortaöğretim kurumlarına, ilköğretim kurumlarına göndereceğim. Ondan sonra da anadilde eğitim aşamasına geçeceğim. Ama öğrenci yetiştirme, devlet olarak öğrenci yetiştirme Anayasayı böyle düşünenler 42. maddeyi açsınlar okusunlar. Anayasanın 42.maddesi bu çabaya kesinlikle izin vermiyor. Yani üniversitede de vermiyor, ortaöğretimde, ilköğretimde de vermiyor. Ama bunu yapacağız diyorlar ve yapmaya başlıyorlar. Yapıyorlar.
 
BU YANLIŞ. DEVLET ETNİSİTEYİ YAYGINLAŞTIRMAKLA YÜKÜMLÜ DEĞİLDİR. Bunu yapmak bir demokrasi gereği değildir. Hak ve özgürlük gereği değildir. Bu başka bir şeydir. BU AYIRIMI BAŞBAKAN KAVRIYOR İSE BENİM BU KONUDAKİ DUYARLILIĞIMI ANLAMIŞ İSE BUNU GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK ÜZERİNDE ÇALIŞABİLECEĞİMİZ PROJELERİ VARSA GELSİN. Ama bana gelip bu ayrımcı projeleri anlatacaksa hiç yani onlarla bir yere varmak mümkün değil. öyle bir sürecin parçası haline biz dönüşmek istemeyiz. Bunun tarihi vebali var. O adımları kimlerle birlikte attığı elbette günün birinde ortaya çıkacaktır. CHP bu sürecinin parçasını olmayı istemez. Olmayı isteyenler olurlar o ayrı bir şey. Herkesin kendi bileceği iş.
 
Soru-Cumhurbaşkanı MHP Genel Başkanını davet etti, size de böyle bir davet geldi mi?
 
Deniz BAYKAL- Hayır böyle bir talep gelmedi. Aynı tablo. Bilemem tabi niçin aradı, ne oldu da? Ama bana öyle geliyor ki, Milli Güvenlik Kurulunda askerler senin hassas olduğun noktalarda susmadılar. Onlarda gerekeni söylediler demek üzere aradı galiba. Bunu ona söyleme ihtiyacını hissetmiş olabilir. Çünkü Milli Güvenlik Kuruluna yönelik eleştiriler, değerlendirmeler böyle bir ihtiyacı Cumhurbaşkanının gözünde yaratmış olabilir. Ben Milli Güvenlik Kurulu üyelerinin bu konularda çok doğru düşünceler söylemiş olabileceğini öngörebilirim. Bu konuda bir farklı varsayımla yola çıkmıyorum. O nedenle bir suçlama yapmıyorum. Ama yapılan açıklamanın, bildirinin içeride kim ne söylemiş olursa olsun bu tehlikeli sürece hangi somut sonucu vereceği bilinmeyen ucu açık bu sürece destek vermenin doğru olmadığına inanıyorum. Bunu da ifade ettim burada. Bu yanlıştır. Destek vermek yanlıştır bu sürece. Efendim ben milli birlik ve bütünlüğü pekiştirmek için yapılacak çalışmalara destek verdim. Birisi çıkıp derse ki sana biz etnik dilde seçmeli ders uygulaması yapacağız sonrada başka şey yapacağız bunlarda milli birlik ve bütünlüğü pekiştirecek kardeşim derse buna inanacak mıyız?
 
Zaten öyle diyorlar. Yanlış olan o. Yanlış oradan geliyor. O laf yetmez. Sorunu önlemez. Bu sürece, bu sosyolojik sürece nereye varacağı henüz bilinmeyen ya da birilerinin kafasının arkasında olan ama söylemeye cesaret edemedikleri bu sürece peşin fikirlerle destek vermek evet doğrudur demek bence yanlış. Kim derse desin yanlış. Milli Güvenlik Kurulu böyle bir sonuç vermeyeceğini bilerek söylediyse mesele yok. O zaman bir an önce söylesinler de bizde rahatlayalım. MİLLİ GÜVENLİK KURULUYLA ANAYASAYI DEĞİŞTİRELİM DİYENLER AYNI SÜRECİN PARÇASI. KİM BU SÜRECE DESTEK VERİYOR? BİR DÜŞÜNÜN BAKALIM. BU HÜKÜMETİN BAŞLATTIĞI BU AÇILIMA, AÇILIMIN İÇİNDE YER ALANLAR KİMLER? HER GÜN O AÇILIMIN İÇİNDE YER ALANLAR HANGİ BÜYÜK SÖZLERİ SÖYLÜYORLAR. KİMİSİ DİYOR Kİ, TÜRKLÜK MADDESİ ÇIKARILSIN. KİMİSİ DİYOR Kİ, ANADİL EĞİTİMİ VERİLSİN. KİMİSİ BAMBAŞKA ŞEYLER. YEREL YÖNETİMLERE ÖZERKLİK GELSİN. AF ÇIKSIN.
 
Bunu söyleyenlerle Milli Güvenlik Kurulu onlarda destekliyor bu süreci Milli Güvenlik Kurulu da destekliyor. Gerisi yanılıyor. Kim yanılıyor? Eğer her ikisi de yanılmıyorsa bu vahim. Ben onu kondurmam. Ben onu kondurmuyorum. Ama bu çelişkiyi de görüyorum çok açık bir şekilde. Yani isim vermek istemiyorum sayabilirim ya da siz kendi kafanızdan sayabilirsiniz. Falan falan kişilerle Milli Güvenlik Kurulu birlikte bu süreci destekliyorlar. Bu iyi bir şey. Kim yanılıyor? O kişiler mi Milli Güvenlik Kurulu mu? Canım biz Milli Güvenlik Kurulu olarak düşüncemizi söyledik, şartımızı da söyledik. Sen şartı söyledin de o şartı o öyle anlıyor, bu böyle anlıyor.
 
Şimdi ne oldu bakın, burada geldik tartışıyoruz değil mi? Niye geldik buraya? Nedir bizi buraya getiren? İşte bu süreç. Çözüm derken sorun çıktı. Yarın daha fazla olacak bu sorun. Bu somutlaşma olduğu zaman asıl o zaman görün siz tartışmayı.
 
Evet, tamam galiba, teşekkürler.

Bu Haber ile ilgili anahtar kelimeler:
AB | Amerika | Anadil | Anayasa | Atlantik Konseyi | Azınlık | Basın Toplantısı | CHP | Demokrasi | Deniz Baykal | DTP | Eğitim | etnik kimlik | GAP | Irak | Kandil | Kürt Açılımı | Kürt sorunu | Kürtçe | Lübnan | MGK | Milli Kimlik | NATO | Norveç | Öcalan | terör | TSK | Türklük | Yılmaz Özdil | YÖK | Yugoslavya

Sayfayı paylaşın Sayfayı Paylaşın Sayfayı paylaşın




CHP Tarihi

Neden Hayır?

Kılıçdaroğlu'ndan mektup



CHP Genel Merkez

CHP Gençlik Kolları

Halkla İlişkilerBilim PlatformuAB Temsilciliği