İletişim Koordinatörlüğü (Ankara)- Genel Başkan Deniz Baykal Tekel İşçilerini desteklemek İçin eylemlilik kararı alan Türk-İş Genel Başkanı ve Başkanlık Kurulu üyeleriyle TBMM’de görüştü
Genel Başkan Baykal günlük programını değiştirerek CHP Grup Başkanvekillerini ziyaret etmek için randevu alan TÜRK-İŞ yöneticilerinin TBMM’ye yaptığı ziyarette hazır bulundu ve şunları söyledi;
“Siz bugün Grup Başkanvekillerimizi ziyaret etmek üzere randevu aldınız ama ben sizleri görmeden bırakmak istemedim. CHP’ye yaptığınız bu ziyaret için hepinize teşekkür ederim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Son günlerde çok hareketli bir dönem yaşadınız ve öyle anlaşılıyor ki, bir süre daha bu dönem devam edecek. Tekrar gözlerin Türk-İş’in yönetimine çevrildiği çok önemli kararlar alacağınız bir dönemin içindesiniz. Böyle bir dönemde öyle anlıyorum ki, Türk-İş Başkanlar Kurulu olarak parlamentomuzdaki siyasi partileri bilgilendirmeyi, sorunları paylaşmayı ve bundan sonraki döneme yönelik bekleyişlerinizi, parlamentodan bekleyişlerinizi ifade etmeyi kararlaştırdınız. Çok doğru bir anlayış, çok doğru bir yaklaşım, çok teşekkür ederim.
Bizde gelişmeleri sizler gibi çok büyük bir ilgiyle, dikkatle izliyoruz. Çok uzun bir süreden beri sendikal yaşamımızda bir tahribatın yaşanmakta olduğu, hak kayıplarının birbiri ardından devreye sokulduğu, ekonomik bunalımın sıkıntılarının geniş ölçüde çalışanlar tarafından paylaşılmasının kaçınılmaz hale geldiği bir dönemin içinden geçiyoruz.
Bu dönemde tabi sizin hem Türkiye’nin genel şartlarına karşı sorunluluğunuzu ayakta tutarak hem de kazanılmış haklarınızı sahiplenme mücadelenizi götürerek çok dengeli, çok ölçülü bir politika içinde bu durumu yönetmeye çalıştığınızı ben memnuniyetle görüyorum. Ülkenin sıkıntılarını, ekonomik krizin yol açtığı güçlükleri kesinlikle arttırmaya yönelik olmayan, tam tersine onun getirdiği özen ve dikkati yansıtan bir yaklaşım içinde olduğunuz. Güç bir olay tabi. Çünkü bu dönem sadece bir ücret paylaşması, gelir paylaşması mücadelesi değil, bir büyük işsizlik probleminin ortaya çıkması karşısında çok ciddi istihdam sorunlarının, işsizlik sorunlarının gündeme geldiği bir dönem.
Özelleştirme politikalarının sonucu olarak maalesef çok ciddi çalışan insanların işini kaybetmesi tablosu ortaya çıktı. Bu konuda geçmişte siz büyük mücadeleler verdiniz ve kabul edilebilir çözümler bulunmasına destek oldunuz. Bir ölçüde bunlar yapıldı ama bunun gerçekleştirilemediği alanlar var. Bu alanların başında da Tekel işçilerinin durumu geliyor. Yani onların ki, herhangi bir çözüm sorumluluğu hissetmeden bir anlamda işletmeler kapandı diye kendi kaderine terk etme tablosu ile karşı karşıya kaldılar.
Şimdi bunun yarattığı sıkıntıyı aşmaya çalışıyoruz milletçe. Yani biz bir siyasi parti olarak bu konuda yardımcı olmaya çalışıyoruz. O işini kaybetme tehlikesine maruz kalan 12 bin kişinin kabul edilebilir bir şekilde bir çözüme sorunlarının kavuşturulmasını istiyoruz. Sizin o konudaki gayretlerinizi biliyorum. Maalesef iktidarın bu konudaki tutumu çok kaygı verici, çok üzüntü verici. Yani önce Başbakan İstanbul’daki bir toplantı bu konuya çok saldırgan bir üslupla, hakaretamiz ifadelerle, suçlayıcı bir yaklaşımla mağdur olmuş insanların işsiz kalma tehlikesi içinde telaşlanan insanların bu durumunu anlamadan yan gelip yatanlara para vermiyoruz diyerek sanki yan gelip yatmayı talep ediyorlarmış gibi bir tavır takındı.
Bu tabi tepkiyi tahrik etti. Daha sonraki gelişmeleri hep beraber yaşadık. Ben hükümetin artık gelinen noktada bir yeni anlayış içine gireceğini umut ediyordum ama dün gene bir hayal kırıklığı yarattı Başbakan. Bu konudaki anlayışını tekrar ifade etti ve yetimin hakkını yedirmem dedi.
Yani sanki Türkiye’de yetimin hakkını yemesiz söz konusu olan kesim Tekel işçileri. Tekel işçilerinin koca Türkiye’de bir yetim hakkı yeme çabası içinde olduğu gibi bir tablo ortaya çıkıyor Başbakanın penceresinden olaylara bakınca. Yani bu insanlar o bahsettiği yetimlerin kendisi. Onlar mağdur olan insanlar. Hakkı korunması gereken insanlar onlar. Yani onlar kimsenin hakkını yemeye çalışmıyor. Kimsede bedava yan gelip yatma noktasında değil. O insanlar çalışmak istiyor, üretmek istiyor. Emeğinin karşılığını almak istiyor. Yıllarca çalışmış, belli bir noktaya gelmiş, şimdi bütün sosyal haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya iş ilişkisinin sona erdirilmesi gibi bir durumu kabul etmesini beklemek makul değil. Çalışan insanlara iş göster. Bak daha önce iş gösterdin. Daha önce özelleştirme uygulaması sırasında iş gösterdin. Orada da yığınla mağduriyet oldu, yığınla haksızlık oldu. Bunları da biliyoruz.
Ama şimdi bunlara ne çalışma ortamı yaratma söz konusu ne bir iş gösterme durumu var. Ben yan gelip yatana para vermem, yetimin hakkını vermem sana. Yetimin hakkını önce sana karşı korumak lazım. Yetimin hakkı konusunda duyarlılığı önce sana sergilemek lazım. Yani sen 750 milyon dolarlık devlet bankasından krediyi Ziraat Bankasından, Halkbanktan kendi damadının başında bulunduğu şirkete yeterli teminatlar olmadan intikal ettirirken yetimin hakkını yemiyor musun? 70 milyonun hakkını yiyorsun sen. Yetim olanın da olmayanın da hakkını yiyorsun. Bunu yapmış bir insanın şimdi çıkıp da işsiz kalma tehlikesi içinde karda kışta Adıyaman’dan, Muş’tan kopup gelmiş buraya aman işimizi, ekmeğimizi kaybetmeyelim, ücretimizi kaybetmeyelim, ailemizi açıkta bırakmayalım diye karda kışta kendini havuza atarak mücadele veren insana bu söylenebilir mi?
Yani Başbakan kendisiyle ilgili sorumlulukları tamamen unutuyor. Çevrene bir bak. Etrafına bir bak. Kim yiyor yetim hakkını? Çok büyük haksızlıktır ve bunların söylenebilmesi, bunların kabul görmesi, sanki bunun cevabı yokmuş gibi bir anlayışının ortaya çıkması hiçbir şekilde kabul edilemez.
Bunu duyurması gerekenlerin başında elbette biz geliyoruz ve sizler geliyorsunuz. Sizde yapacaksınız, bizde yapacağız dur orada diyeceğiz Başbakana. Dur orada. Yetim hakkı dedin orada dur. Gel şu yetim hakkı meselesini bir konuşalım diyeceğiz. Gel şu işçilerin durumunu bir konuşalım diyeceğiz. Ne istiyor işçiler? Tekel’in içki bölümünü sen 292 milyon dolara sattın kısa bir süre sonra 900 milyon dolara devretti alanlar. Nerede o yetimin hakkı? Kime verdin o yetim hakkını? 900 milyon dolar eden bir işletmeyi 292 milyona vererek yediğin yetim hakkının hesabını sen bir versene önce. O insanlar şimdi bunlar işte. Onların uzantıları. Onların bir parçası. Sigarada aynı vaziyet. Perişan ettiğiniz sigarayı, tütün konusunu. Türkiye’de tütün eken ekemez hale geldi. Yarıya düştü. Türkiye’de tütün ithalatı katlandı, ihracatı azaldı, tütünde çalışan işçiler işsiz kaldı. Şimdi onların son kesimini yetim hakkı yemem diye kahramanlık taslayarak sanki milletin hakkını koruyormuş gibi bir havaya girerek işsiz bırakmanın mücadelesini vereceksin Türkiye’de seyredecek.
Böyle bir şey olur mu canım? Rica ederim yani. Buna karşı hep birlikte sesimizi yükselteceğiz. Merek etmeyin. Tam bir dayanışma içindeyiz. Bu haklı bir mücadeledir. Yani bu bir tercihtir. Sen devletin parasını kime veriyorsun? Sen orada tuttun 600 milyon dolardan fazla parayı birilerinin cebine geçirecek bir anlayışı uygulamaya koydun. 600 milyon dolar orada gitti. Senin kararınla gitti. Sigarada hesabı bir yapılsa. Akıllara durgunluk verir. Bu insanlar yıllarca çalışmışlar şimdide çalışmak istiyorlar.
Yani kısaca şunu söylemek istiyorum. Bu sadece olayın bir parçası. Ama çok anlamlı bir parçası. Sadece burada değil her yerde var. İstanbul’da itfaiyeciler bir mücadele içinde, demiryolu makinistleri bir ayrı mücadele içinde. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil.
4/C diye bir statü icat etti devlet sosyal hukuk devletinde tasavvur edilir gibi bir şey değil. Yani devletin görevi sadece kendi çalıştırdığı insanlara yönelik olarak değil özel sektörün çalıştırdığı insanlarında hukukunu, hakkını çağdaş ölçüler çerçevesinde güvence altına almak. Bir ecir çalıştırır anlayışı bir sosyal hukuk devleti içinde devletin kendi işletmelerinde idam ettirmesi kabul edilebilir mi? hiçbir sosyal güvencesi olmayacak, 12 ayda 10 ay çalışacaksın, 2 ay işsiz kalacaksın, sosyal hakların yok, kıdem tazminatın yok. Kaçak işçi çalıştırma gibi bir şey. Devlet bunun öncüsü, böyle bir şey olmaz. Onun yaptığı işle farklı statüdeki insanların yaptığı iş aynı iş. Birini öyle çalıştıracaksın birisi böyle çalıştıracaksın. Devlet tutarlılık, hukuk, eşitlik.
Yani bunlar önemli konular. Bu Türkiye’nin inşallah yeni bir başlangıç yapacağız, yeni bir noktaya doğru ülkemiz geliyor. Böyle bir tutarlık içinde inanıyorum sosyal yaşamımıza da yeni bir anlayışla yaklaşmak lazım. Elbette çalışma yaşamında bir esnekliğe gerek var. Katı kurallarla acımasız bir şekilde işletmelerin ekonomik krizlerin sonuçlarını hiç dikkate almadan, dayatmacı bir anlayışla bu işleri götürmek makul değil. Dünyada böyle bir gelişme var farkındayız. Bunu bizde dikkate alalım. Ama o doğrultuda düzenlemeler yaparken tutarlılığı da gözden uzak tutmayalım. Sosyal hakları da gözden uzak tutmayalım. Bunlara ihtiyaç var. İnşallah önümüzdeki dönemde bu 4/C konusu yeni bir anlayışla ele alınacaktır. Mutlaka alınacaktır. Bu 4/C konusu sizinde o doğrultuda çalışmalarınız var. Bizimde çalışmalarımız var. Bizim çalışma yaşamımızın bir utanç tablosu olmaktan çıkarılacaktır, çıkarılmalıdır. Bu vesileyle, bu buluşma vesilesiyle bu anlayışımı da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Başbakan Türkiye’yi birbirine kattı. Yani sizlerle ilgili sorunlar ortada, eczacılar şimdi ortalıkta, eczacılar bir kavganın içinde. Yani marketlerde ilaç sattıracağım anlayışına geldi. Bir süre sonra zincir eczaneleri getireceğim. Orada monopollar, orada büyük firmalar, büyük şirketler oluşturacağım. Sağlık sektörünü zaten o hale getiriliyor. Şimdi eczane sektörü de falan. Yani bunlar binler insanın, onbinlerce insanın işsiz kalmasına yol açan ve Türkiye’deki perakendecilik sektörünün gelirinin birilerinin eline aktarılmasına yönelik tertipler, düzenler.
Yani bunlar bir ciddi sorun olarak ortaya çıkıyor. Zaten Türkiye’yi Kürt açılımı yapacağız diye allak bullak etti. Birbirine girdi. Dün işadamlarıyla buluşmuş onlara sitem ediyor, diyor ki, bizim açılıma destek vermediniz diyor. Ben sizden destek bekliyordum diyor. Eğer açılım başarılı olsaydı nemasından sizde yararlanacaktınız. Kenara çekildiniz bir bakalım bu işten olumlu bir sonuç çıkar mı çıkmaz mı diye beklemeye geçtiniz diyor. Baktınız demiyor da demeye getiriyor işler sarpa sarıyor kenarda duruyorsunuz diye sitem ediyor.
Yani Başbakan bu işin karı söz konusu olsaydı işadamlarına bunu söylemezdi. Şimdi zarar ortada. Zararı paylaşmaya çalışıyor. Zarara ortak etmeye çalışıyor işadamlarını da, işadamları da tabi akıllı. Onlar zarara ortak olurlar mı?
İşin bu şaka tarafı bir yana bu konu çok vahim bir konudur. Bu konuyu da sizin Türk-İş olarak büyük sorumluluk duygusuyla izlemekte olduğunuzu düşünüyorum. Aman bu gidişe destek vermeyelim. Bu yanlışa destek vermeyelim. Türkiye’yi ayrıştırmak isteyen bir politika maalesef olukça ileri bir aşamaya gelmiştir. Yani Anayasa’dan Türklük lafının çıkarılması AKP Grup Başkan Vekili tarafından resmen teklif edilmektedir.
Yani Türkiye’de resmi dilimizde eğitim yapmayı bütün ülkeye yaymayı henüz başaramamışız etnik dilde resmi eğitim yapmak üzere düzenlemeler yapılması söz konusu. Bu Türkiye’yi parçalama politikasıdır. Yani siz bir kuşak, iki kuşak gençleri milli dilde değil de etnik dilde eğitecek olursanız onların Türkiye’nin bütünlüğü içinde yer tutması hiçbir şekilde mümkün olmaz. Bu çok tehlikeli bir olaydır.
Bunlar ortaya çıktı şimdi bu tablo karşısında geldiğimiz noktada şantajlar, tehditler, küfürler bini bin para. Kimsenin sesinin soluğunun çıktığı yok. Yani çok acı bir manzara. Çok üzüntü verici bir tablo. Bir ülkede huzur ve istikrar sadece hükümetin kendine özgü tercihleriyle tesis edilemez. Hele hükümetin kafası karışıksa o karışık kafa ülkeyi büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakır. Şimdi Türkiye’de Türk-İş gibi, ülkenin ciddi büyük siyasi partileri gibi, işadamlarının oluşumları gibi önemli kuruluşların ülkenin kimliğine, bütünlüğüne sahip çıkmasına ihtiyaç vardır. Eğer hep beraber sahip çıkmayı başarırsak inanıyorum bu tepeden, iktidardan kaynaklanan olumsuzlukları etkisiz kılmayı başarırız. Bak şimdi işadamlarına peşime takılmadınız diye şikayet ediyor. Katılmazlar tabi, niye katılsınlar? Senin yaptığın hataya onlarda mı ortak olacaklar? İyi ki katılmamışlar. Türk-İş’te katılmıyor. Yani onun bunun boş sözlerine aldanıp yola gideceksiniz, bir bakacaksınız aaa bu mu vardı burada diye şaşıracaksınız. Yani ne olduğu bilinmeden bu sürece destek vermeme konusundaki mesafeli duruşunuzu bende paylaştığımı ifade etmek istiyorum.
Evet, değerli arkadaşlarım, bugün ben program dışı sizi selamlamak için size, Türk-İş’e, Türk-İş Başkanlar Kurulumuza ve sizin izlediğiniz sorumlu politikaya saygı duyduğumu, değer verdiğimi, bunu önemsediğimi ifade etmek için programda olmadığı halde kendi programımı da sıkıntıya sokarak, arkadaşlarımdan da böyle bir düzenleme yapmalarını rica ederek sizlerle bir araya geldim. Çok memnun oldum. Hepinize teşekkür ediyorum.
Şimdi arkadaşlarımız, grup yönetimimiz, partili arkadaşlarımız, genel başkan yardımcılarımız sizlerle beraber gündeminizi müzakere edecekler, dileklerinizi, taleplerinizi alacaklar ve şunu bilmenizi istiyorum bu anlayış çerçevesi içinde biz CHP olarak sizlerin bu mücadelenizde sonuna kadar destek veriyoruz. Dayanışma içinde olacağız. Bize ne düşerse, ne görev verirseniz, ne icap ederse bu mücadelenin haklılığını anlatmak için çözüm yolunu millete kabul ettirmek için ne bize düşerse onu ben ve arkadaşlarım sonuna kadar yapacağız. Bunu benim ağzımdan da duymanız istedim. Tekrar partimize şeref verdiniz, hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.”