11.01.2017
14653
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ SELİN SAYEK BÖKE’NİN MYK GÜNDEMİNE İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI
(11 OCAK 2017)


Böke, "Sevgili Enis Berberoğlu, ’Bin tane Enis Berberoğlu feda olsun ama yeter ki herkes tek adam rejimine karşı neden direndiğimizi daha iyi anlasın’ diyor." dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.

Böke’nin açıklamaları şöyle:



Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen sevgili vatandaşlarımız, her şeyden önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Normalde her hafta bugün Cumhuriyet Halk Partisinin haftanın gündemine dair yaptığı değerlendirmeleri partimizden sizlerle paylaşıyoruz. Ancak Türkiye’nin bugün yaşadığı olağanüstü durum ve bir anayasa teklifiyle cumhuriyeti ortadan kaldırmaya karşı verilen mücadelesi sebebiyle bugün toplantımızı TBMM’den yapıyoruz. Tekrar hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

CHP MİLLETVEKİLİ BERBEROĞLU İÇİN İSTENEN MÜEBBET HAPİS CEZASI, BİR HUKUK GARABETİDİR

Bu olağanüstü günler içerisinde yine bu sabah yeni bir olağanüstülük daha yaşandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Duruşma Savcısı Mehmet Yeşilkaya, bugün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Enis Berberoğlu’yla ilgili “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçundan müebbet hapis cezası istedi. Bugün bu gelişme bir hukuk garabeti olarak karşımızda duruyor. Ancak bir hukuk garabetinin çok ötesinde bir şey ifade ettiği içinde çok büyük bir önem taşıyor. Hukuk garabeti, çünkü basın özgürlüğü meselesini hukuka taşımayı kendine görev edinmiş bir siyasi anlayıştan karşılanıyor. Bir hukuk garabeti, çünkü dokunulmazlığın fezlekesi kaldırılmış olan fezlekeden değil, fezlekesi değişmiş olan yeni bir davadan dolayı bu ceza isteniyor. Yani artık bu bir basın özgürlüğü davası değil, açıkça hukukun siyasete teslim edildiğinin bir kez daha ortaya konduğu bir davaya dönüştü. Öyle ki, bir milletvekiline fezleke yazılmadan suç isnat ediliyor. Yani savcı “ben TBMM’den daha üstünüm” diyor. Yani savcı “TBMM’yi saymam, yasaları dikkate almam, milli egemenlikle de işim olmaz” diyor.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ OLARAK MİLLETVEKİLİMİZİN YANINDAYIZ

Burada bu meclis çatısı altında şu anda tartışılıyor olan anayasa teklifine Cumhuriyet Halk Partisinin neden karşı çıkıyor olduğunun çok açıkça somut bir örneğini yaşıyoruz burada. Daha Türkiye Cumhuriyetinin anayasası bakiyken hala bir demokratik hukuk devletinden söz ederken, hala “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazısının altında bizler millet adına siyaset yaparken birileri bu rejim değişikliği girişiminden cesaret almış gözüküyor. Bir de düşünün bu rejim değişikliği gerçekleşirse hukuk vatandaşlarına nasıl zulümler yapacak? İşte haftalardır, günlerdir tam da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Nasıl bir hukuksuzluk, nasıl bir pervasızlık ve nasıl bir keyfiyet düzenine savrulduğumuzun en somut örneğini bu sabah bir kez daha yaşadık. İtirazımız bu yüzden, isyanımız bu yüzden, haykırışımız bu yüzden, demokrasi dememiz, hukuk dememiz, cumhuriyet dememiz işte tam da bu yüzden.

Sevgili Enis Berberoğlu bu gelişmeyle ilgili şunu ifade etti: “Bin tane Enis Berberoğlu feda olsun, ama yeter ki herkes TBMM’de tek adam rejimine karşı neden direndiğimizi daha iyi anlasın” diyor. Ben de buradan bir kez daha onun yol arkadaşı olarak aynı cümleyi ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak milletvekilimizin yanında, arkasında ve beraberiz. Yaratılmaya çalışılan bu korku iklimine asla teslim olmayacağımız gibi kimsenin de bu korku iklimiyle teslim alınmasına asla izin vermeyeceğiz.

TÜRKİYE EKONOMİSİ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE ERİYOR

Bu olağanüstü koşullar olağandışı gelişmeleri de yanında getiriyor. Ekonomide her geçen gün yeni bir Türk lirası değer kaybıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu konuda aylardır sürekli somut uyarılar yaptığımız halde hükümet durumun ciddiyetinin farkında değil. Ekonomi yanarken seyrediyor. Hatta siyasi bir hırsla yangını körüklemek için adeta yapılmaması gereken her şeyi de yapmakta ısrar ediyor. Ekonomide yangın büyüyor, vatandaşın bıçak kemiğine dayanmış, günü nasıl kurtaracağını bilmiyor. Çare bekliyor, siyasetten vatandaş günlük hayatını idare edebilmek için çare bekliyor. Oysaki bu iktidarın yarattığı siyaset ne getiriyor? AKP ısrarla meclisi ve cumhuriyeti ortadan kaldıracak bir teklifi, rejim değişikliğini tartışmaya Türkiye’yi tıkıyor. Vatandaşın ihtiyacı olan bu değil, talebi de bu değil. Milyonların gözü çare üretsin diye siyasete dönmüş, bir yarın umudu yaratılsın diye siyasete gözünü dönmüş, güvenebilecekleri bir söz arıyorlar, bir direk arıyorlar, yarına bir umut beslemek istiyorlar. Hal böyleyken AKP’nin tek bir derdi var, o da hala ve hala tek bir kişinin siyasi ihtirasları uğruna bu ülkeyi feda etmek. Türkiye ekonomisi gözümüzün önünde eriyor. Dakikalar içerisinde eriyor.

BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞILIRKEN VE OYLANIRKEN DAHİ ANAYASA ÇİĞNENİYOR

Teröre kurban vermediğimiz her güne şükreder hale geldik. Yani canımız ve malımız hiç olmadığı kadar tehdit altında. Durum böyleyken meclis demokrasiyi ortadan kaldırmak için, Türkiye’ye otoriter bir rejimi getirmek için bir anayasa değişikliğini oyluyor. Yani 23 Nisan 1920’den tam 97 yıl sonra kendini tasfiye etmek için bir oylama yapılıyor. Yani kurulduğu günden bu yana egemenliği saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme için mücadele eden cumhuriyet rejimini bitirmeyi oyluyor. Yani açıkça ortaya koyalım, tam 97 yıl sonra bugün yapılıyor olan açık bir karşı devrimdir ve egemenliği tekrar halktan alıp saraya verme ve bir kişiye verme girişimidir.

Üstelik bu anayasa değişikliği tartışılırken ve oylaması yapılırken dahi anayasa çiğneniyor. Meclis teamülleri yok sayılıyor. Anayasada açıkça anayasa değişikliği tekliflerinin oylamalarının kapalı yapılması gerekliliği yazıyor. Göz göre göre açık oy kullanılıyor. Anayasa açıkça yok sayılıyor. Bu anlayışla iş yapanların yazacağı yeni bir anayasadan bu ülkeye asla hayır gelmez. Üstelikte hukuki bir uyarı yapıldığında da bir düzeltmeye gitmek yerine “sana ne” diyecek kadar fütursuz bu ülkeyi yönetenler var. Anayasayı ve meclisin kurallarını dalga geçercesine büyük bir yüzsüzlükle çiğneyenler esasında milleti çiğnediklerinin farkında değiller. Çiğniyor olduğunuz bu milletin ta kendisi, Türkiye Cumhuriyeti ve bu cumhuriyetin devletidir. Verdiğimiz mücadele işte buna engel olmak içindir.


OCAK 2016 BAŞINDAN İTİBAREN TÜRK LİRASI YAKLAŞIK %30 DEĞER KAYBETTİ
Uzun zamandır zaten kötü yönetiliyor olan ekonomi son siyasi gelişmelerinde yarattığı riskle beraber artık taşınamaz bir hale geldi. Daha bir ay önceydi şunu açıkça söylemiştik, “Bu terazi bu sıkleti daha fazla çekmez” demiştik. Nitekim bugün bütün uyarılarımız maalesef ciddiye alınmadığı için Türkiye’de ekonomik maliyetler yaratıyor.

Uyarılarımız şuydu: Eğer Türkiye’yi demokrasi olmaktan, Türkiye’yi bir hukuk devleti olmaktan, Türkiye’yi mülkiyet ve yatırım özgürlüğü olan bir ekonomi olmaktan çıkarmakta ısrar ederseniz, eğer diktatörlük inşa edeceğiz diye Türkiye’nin kurumlarının içini boşaltmaya devam ederseniz, eğer ülkeyi hesap vermeden idare etmek için OHAL’i, OHAL’i sürekli kılmak için de rejim değişikliğini dayatırsanız bundan bir ay önce şunu söylemiştik; “dolar 3.80 de olur, 4 de olur” demiştik. Peki ne oldu? Buraya yürürken dolar 3.88’di. Neden? Demokrasi yok sayılıyor, hukuk yok sayılıyor, OHAL’le ülke bir felakete sürükleniyor ve bu felaketi sürekli kılacak bir rejim değişikliği ısrarı da bu mecliste maalesef gündemi kilitliyor.

Bugün itibariyle Ocak 2016 başından itibaren Türk lirası yaklaşık %30 değer kaybetti. Bugün itibariyle vatandaşımız daha borçlu, daha fakir. Bugün itibariyle şirketlerimiz 193 milyar liralık zarar yazdılar bu ısrar yüzünden. Dolar kurundaki her %10’luk artış enflasyona 1,5 puan artış anlamına geliyor. %30’luk bir değer kaybı 4’ün üzerinde bir puan farkı demek. Yani enflasyonun %8,5’tan 12’,5 fırlaması demek. Vatandaş için sofranın daha pahalı olması demek. Zaten yaşıyoruz bunu. Köprüler zamlandı, sağlık katkı payları arttı, daha bugün bu hafta benzine 7 kuruş zam geldi. Bu zamlar bu sorumsuz siyasetten kaynaklanıyor. Hepimiz her gün ortaya konulan bu siyasi riskin yarattığı ekonomik tahribat sebebiyle daha fakiriz, hayatımız daha zor. Esnaf için, bakkal için, sizin için, benim için, hepimiz için.

Somut uyarımızı yaptığımızda ben şu cümleyi kurmuştum, bizzat kurmuştum: “Bir ekonomist olarak bu gidişin gidiş olmadığını söyleme yükümlülüğüm var” demiştim. “Böyle yaparsanız ekonomiyi yakarsınız, vatandaş için hayatı zorlaştırırsınız” demiştim. Böyle dediğimde “Trump” dediler, böyle dediğimde “dış konjonktür” dediler, böyle dediğimde “bunun gerçekle alakası yok canım” dediler. Oysa o gün Türk lirasının değer kaybının, ekonomik yangınının siyasette ısrar edilen bu koşullar devam ettiği takdirde büyüyeceğini görmek için çok büyük bir ekonomist olmaya gerek yoktu. Müneccim olmaya da gerek yoktu. Biraz tarih, biraz uluslararası deneyim, biraz da kendi hayatınıza bakmak yeterliydi. Eğer gözünüzü iktidar hırsı karartmamış olsaydı, eğer derdiniz kendi siyasi geleceğiniz değil bu ülkenin 80 milyonunun ortak geleceği olsaydı sizde bunu görürdünüz. Yeterdi, görülebilirdi.

BU GİDİŞ GİDİŞ DEĞİL, KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞTAYIZ

2016’dan bu yana yaşanmış olan bu değer kaybı 3 Ekim tarihi itibariyle hızlanıyor. Bu değer kaybının nerdeyse hepsi 3 Ekim’den sonra yaşanıyor. 3 Ekim OHAL’in uzatıldığı tarih. “Uzatmayın dedik, siyasi risk yaratıyor” dedik. “Türkiye’yi olağanlaştırın, birlikte yaşama kültürünü derinleştirecek demokratik adımları atın” dedik. Oralı olmadılar, ülke boğuldu. Üstüne OHAL bir kez daha uzatıldı bugün gidişat daha da kötü. Bu yetmezmiş gibi şimdi bir de rejim tartışması yaşanıyor, sadece bir kişinin iradesine teslim edilmiş bir ülke yaratılsın diye. Biz 80 milyon başkanı seçelim, başkan geri kalan her şeye karar versin diye. Bunun nasıl bir felaket yaratacağını bugünden görüyoruz zaten.

O yüzden bir kez daha uyarmak istiyoruz. Gelin yapmayın, Türkiye’ye halihazırda büyük bedeller ödettiniz bile. Bu gidiş gidiş değil. Hiçbirimiz için değil. Hep beraber bu vatanın ortağıyız. Köprüden önce son çıkıştayız. Milyonların geleceğini Türkiye Cumhuriyetine ortak olmuş olan 80 milyon insanın ekmeğini bir kişinin hırsı için yok etmeyin. Gelin bu anayasa teklifini vakit kaybetmeden meclisten çekin, lütfen gerekiyorsa kenara çekilin, yarattığınız tahribatı tamir edecekler gelip bu işi düzeltsinler. 14 yıldır yorduğunuz Türkiye ekonomisi bir siyasi macerayı daha kaldırabilecek güçte değil. Bir kez daha söylüyoruz bu kantar bu sıkleti çekmez yapmayın.

CUMHURİYETİMİZİ DE, EKONOMİMİZİ DE, GELECEĞİMİZİ DE SOKAKTA BULMADIK
Değerli arkadaşlar, bakın dün Merkez Bankası bir müdahale yaptı. 1,5 milyar dolar dövizi piyasaya bıraktı. Etkisi 15 dakika sürdü. 15 dakikada o 1,5 milyar dolar eridi. Türk lirası yine değer kaybetmeye devam etti. Bunun neden böyle olduğunu sorgulamak durumundayız. Defalarca söyledik, tarih önünde, millet önünde bu hayati oylamalar yapılırken bir kez daha anlatmayı, felaket büyümeden, daha da derinleşmeden bir kez daha izah etmeyi görev biliyoruz. Türkiye’nin içine girmiş olduğu bu ekonomik bunalımın nedeni siyasidir. Türkiye yeniden bir demokrasi olma kararlılığı sergilemeden OHAL’den ve rejim değişikliği ısrarından vazgeçilmeden, adil, etkin bir ekonomiyi sağlayacak reformlar yapılmadan bu iş çözülemez. Ne yapılması gerektiği çok aşikar. Israr edilenden vazgeçilmesi gerekiyor. Sorunun kaynağı siyasetken eğer siz çözümü bir ekonomi kurumuna merkez bankasına atarsanız tek bir etki yaratmış olursunuz o da kalmış olan güvenilirlik kırıntılarını merkez bankasının nezdinde de yok etmenin ötesine geçmez. Kimsenin emek emek doksan yılda inşa edilmiş Cumhuriyet kurumlarını kendi siyasi hırsları için böyle yok etmeye hakkı yoktur. Maalesef Türkiye ekonomisi 14 yıllık AKP iktidarı sonucunda dışa bağımlı. Bu bağımlılık bu tip adımların atıldığı durumlarda siyasi riski arttırıyor. Merkez bankasının da elini kolunu bağladığınızda, inandırıcılığını yok ettiğinizde yapacağınız çok az şey kalıyor ama ne yazık ki AKP bütün uyarılarımıza rağmen bu gerçekleri görmekten çok uzak. Türkiye’yi değil, 80 milyonu değil, AKP kendini düşünüyor. Kişisel hırslarla koskoca bir ülkeyi gözden çıkartarak gözleri kararmış bir biçimde Türkiye’yi felakete sürüklüyorlar. Biz ülkemizi de, Cumhuriyetimizi de, bu ekonomiyi de, geleceğimizi de sokakta bulmadık. Çekileceksiniz, ne gerekiyorsa biz yapmaya hazırız. Ne yapılması gerektiğini de biliyoruz.

Değerli arkadaşlar Türkiye her anlamda bir yol ayrımında ya demokrasi güçlendirilecek ve hep beraber zenginleşeceğiz, kalkınacağız ya da bu teklifle kurulacak bir tek adam rejimiyle hep beraber fakirleşeceğiz. Ya bu teklifi bu yol ayrımında bertaraf edeceğiz, demokrasimizi güçlendirmek için gerekli adımları hep beraber atacağız ve insan onuruna yakışır bir hayatı 80 milyon için gerçeğe dönüştüreceğiz ya da Türkiye’de milyonlar için bugünden daha da derin bir şekilde hayat zindan olmaya devam edecek. Dolayısıyla bugün önümüzdeki günlerde mecliste yapılıyor olan oylamalar Cumhuriyetimizle ilgili oylamalardır. Sadece meclisin kendi varlığını oylayan bir oylama değildir bu, bu oylama 80 milyonun geleceğini, 80 milyonun refahının, 80 milyonun cebini ilgilendiren çok açık bir oylamadır. O halde bize düşen de Türkiye’nin topyekûn bir mücadeleyle, devrimle kurmuş olduğu Cumhuriyet’i el kaldırıp indirerek yok edeceğini sananlara karşı bir hatırlatma yapmaktır. Karşınızda tercihi kalkınmadan olan, tercihi özgürlükten olan, tercihi umuttan yana olan, tercihi aydınlıklardan yana olan Türk Cumhuriyetine ve Türkiye demokrasisine canla başla sahip çıkacak olan fikri hür, vicdanı hür milletvekilleri ve o milletvekillerini kendilerini temsil etsin diye meclise göndermiş olan milyonlar var. Onları bulacaksınız. O milyonlar ve bizle asla bunun olmasına izin vermeyeceğiz.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Soru-  Dün Sayın Başbakan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir görüşme gerçekleştirdi, bir değerlendirme yapmak ister misiniz?
Selin SAYEK BÖKE- Her şeyden önce şunu söylemem gerekiyor. Ülkenin içeride ve dışarıda bunca sorunu varken bu sorunlar eğer iktidar ve muhalefet arasında bir çay molasında görüşüldü diye düşünüyorsak bu işi ciddiye almamak anlamına gelir. Yapılan bir yoldan geçerken çay içme ziyaretinin Türkiye’nin ehemmiyetli meselelerini konuşmak için bire zemin olarak değerlendirmek demokrasinin özünü anlamaktan çok uzak bir yaklaşım olacaktır. Bugün konuşuyor olmamız gereken en önemli şey anayasa, bugün konuşuyor olmamız gereken en önemli şey Türkiye Cumhuriyeti’nin yarınını belirleyecek olan buradaki oylamalar. Onun için izin verirseniz bugünkü değerlendirmelerimizin bu minimalde kalmasını tercih ederiz.

Soru- Efendim bir şey soracağım. Peki, sizin çizdiğiniz bu tablo da MHP’nin bu tablodan haberi mi yok? Karamsar bir tablo çizdiniz ki çoğunda haklılık payı var. Neden MHP, AKP hükümetine bu kadar açık desteklemeye devam ediyor? Bu çizdiğiniz tablodaki rakamlarla ilgili ya da gelecekle ilgili bir muhalefet partisinin sizin kadar kaygısı yok mu?

Selin SAYEK BÖKE-
Bu meselelerin artık bir parti meselesi olmadığı bir Türkiye meselesi olduğunun özellikle altını çizmek istedim bugün. Onun için de fikri hür, vicdanı hür vekiller derken bu vekillerin sadece Cumhuriyet Halk Partisiyle sınırlı olmadığı düşüncemi de bir kez daha vurgulamak isterim.
Çünkü biliyoruz ki; Cumhuriyeti düşünen, dolayısıyla Türkiye’nin kalkınmasını düşünen, demokrasiyi düşünen dolayısıyla vatandaşın cebini düşünen, hukuka inancını koruyan dolaysıyla vatandaşının yarına dair umut beslemesini önceleyen çok vekil olduğunu görüyoruz.
MHP’ye dair soruları MHP’ye sormak doğru olur. Neyi görüp görmediklerini bizim bilmemiz mümkün değil. Bizim anladığımızı söyleyebilir miyim? Maalesef söyleyemem. Ama umuyorum ki; onların arasından da vicdanı ve fikri hür olan ve Türkiye’nin kalkınması için, özgürlüğü için, demokrasi için mücadele verecek olan çok insan var.

Çok teşekkür ediyorum, kolaylıklar diliyorum.