15.02.2017
1264
Yazı Boyutu: A- A+

YILMAZ: RUSYA İLE SORUNLARIMIZ DA ÇOK, POTANSİYEL İŞ BİRLİĞİ ALANLARIMIZ DA

Rusya’yla ilişkiler tarihin her döneminde hassas oldu. Hiçbir zaman, tarihin hiçbir döneminde Türkler ile Ruslar arasındaki ilişkilerde, uzun dönemli bir istikrar ve  barış olmadı. İlişkiler hep  savaş –barış   senkronizasyonda ilerledi.

Şimdiki Rusya’da yürütme ve dolayısıyla Putin’in yetkileri aşırı güçlü. Bu bakımdan, Rusya ile ilişkiler de üst düzey makamlarla kurulan ilişkilerin mahiyeti, alt taraftaki ilişkiler sistematiğini kökten etkiliyor. Eğer liderler seviyesinde ilişkileriniz iyiyse, bu alt tarafa da yansıyor; ekonomiye, turizme, ticarete ve diğer alanlara da yansıyor.  Kötüyse, bu da keza son derece kötü bir şekilde ilişkilerimizi etkiliyor.

Enerji ve turizm konusunda Rusya’ya bağımlılığımız devam ediyor; maalesef bu bağımlılığı kıramadık. Uçak düşürme hadisesinden sonra özellikle ilişkilerin kopması, akabinde Rusya’nın Türkiye’ye uyguladığı müeyyideler ve ondan sonraki sürece baktığımız zaman, Türkiye zarar görüyor. Turizmde de, enerjide de Rusya’ya çok bağımlı olmuşuz. Keza, ihracat konusunda da Rusya’yla ilişkiler iyi gitmediği zaman Türk ekonomisi ciddi manada zarar görüyor. Rusya’nın petrol ve gaz dışında esasen dünyaya sattığı çok fazla bir şey yok. Ama bizim ihracatımızdaki çeşitlilik düşünüldüğünde ilişkilerdeki bir kopuş bizi etkiliyor.

Rusya’yla ilişkilerimizde sorunlarımız da, potansiyel iş birliği alanları da var. Sorunlarımıza kısaca baktığımız zaman öncelikle güven sorunu var. Rusya’yla özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra  ilişkilerimiz hızla gelişti ama güven sorunu tam manada ortadan kalkmış değil. Bu, zaman zaman ufak hadiselerle tekrar su yüzüne çıkıyor ve ilişkilerin genel seyrini etkiliyor.

İkinci konu ; Rusya, PKK ve PYD’yi terör örgütü olarak görmüyor ve Rusya’nın bu politikası Türkiye’yle sağlam bir sistematik ilişki geliştirmesini zorlaştırıyor.

Üçüncü konu; Rusya’nın Suriye’de özellikle muhaliflere sunduğu Anayasa taslağına baktığımız zaman farklı bir Suriye dizayn edildiği görülüyor. Bu da esasen Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uymuyor.

Dördüncü konu; Sözde soykırım konusu. Rusya’nın bu konudaki tutumu farklı. Duma’nın kararları var ve Duma sözde soykırımı zaman zaman ısıtıp Türkiye’nin gündemine getirebiliyor. Bununla bağlantılı olarak Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde, özellikle AGİT Minsk Grubu ilişkilerinde Rusya  adil bir pozisyon takınmıyor, burada daha ziyade Ermenistan tarafında bir konum alıyor.

Beşincisi konu; Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım’ın ilhakı. Rusya Kırım’ı Ukrayna’dan aldı, ilhak etti ve Kırım’ın statüsüyle ilgili düzenlemelere gitti. Bu da şu anda maalesef Hükûmetin gündemde tutmadığı, uyuttuğu bir konu ama biz uyumadık, gündemimizde de bu da var.

Bir başka konu; Gürcistan. Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne Rusya saygı duymuyor, Osetya ve Abhazya konusunda farklı düşünüyor ve Türkiye’yle bu konularda da sorunlar yaşıyor.

Kıbrıs konusundaki kapsamlı çözüm müzakerelerinde Rusya’nın takındığı tavra baktığımız zaman daha ziyade Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin gözüyle Kıbrıs’a baktığını görüyoruz.

 

 

 

HASSAS VE DİKKATLİ OLMALIYIZ…

Rusya ile sorunlarımız var  ama iki ülke arasında önemli bir potansiyel de var. Rusya ile bizim ilişki sistematiğimize baktığımız zaman, tarihte de böyleydi, Rusya Astrahan Savaşı’yla Orta Asya’ya yayılmaya başladığında da benzer sorunlar vardı. Bu alan hiçbir zaman gül bahçesi olmadı. Dolayısıyla, burada "bütün sorunları çözeceğiz." demek hayalcilik olur. Sorunları çözmeye gayret edeceğiz ama ilişkilerimizi de geliştirmek zorundayız, realist bir tutum takınmak zorundayız. İkisini de birlikte götürmek zorundayız.

Rusya’nın, Astrahan savaşıyla daha evvelinden Hazar’a, Ukrayna savaşıyla Karadeniz’e, Gürcistan savaşıyla Kafkasya’ya şimdi de Suriye savaşıyla Akdeniz’e hâkim olması hep bir stratejidir. Rusya oyunu tarihin her döneminde akıllı oynamıştır. Şimdi, bizim böyle küresel bir güçle ilişki sistematiği geliştirirken hassas ve dikkatli olma zorunluluğumuz vardır. Zira, siz Suriye konusunda Amerika’dan sıkılırsınız "Rusya’yla hareket edeceğiz." dersiniz. Rusya Astana’da daha ilk toplantıda muhaliflere Suriye’de kültürel otonomiler içeren, bölgeleri içeren haritayı ortaya koyar, Rusya böyle bir Rusya’dır. Kendi ulusal çıkarlarını her şeyin üstünde gören, kendi bölgesel, küresel çıkarlarını her şeyin üstünde gören bir Rusya var.

ENERJİ VE TURİZM BAĞIMLILIĞIMIZI KIRMAMIZ LAZIM…

Rusya’ya özellikle enerji ve turizm konusundaki bağımlılığımız bizim ilişkilerimizi bu yıl da etkileyecek. Bakınız, turizm yılı bu sene de sönük geçecek. Geçen yıl 10 milyar Dolarlık kayıp var. Maalesef bu sene Hükûmetin bunu telafi edecek herhangi bir girişimi olmadı. Turizm yılı neredeyse açıldı açılacak, doğru dürüst bir çalışma yok.  Türkiye’nin turizm konularında eli çok zayıf olduğu zaman, yani çok bağımlı olduğu zaman, Suriye’de de bağımsız bir politika yapamıyor; Kafkasya’da bağımsız bir politika yapamıyor. Biz bu dış siyaseti planlarken olayın bütün boyutlarını anlamımız gerekir. Rusya bizim dostumuz;  küresel bir ortağımız;  pek çok alanda iş birliği yaptığımız komşumuz. Bunların hepsi doğru. İlişkilerimizi geliştirmemiz gerektiği de doğru ama gerçekleri de bilmemiz gerekir. Her şeyden önce bizim ülkemizi güçlendirmemiz lazım, kendi yurdumuzu güçlendirmemiz lazım, elimizi güçlendirmemiz lazım. Küresel aktörle, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde bir iş birliğine gittiğimiz zaman artı ve eksileri iyi hesap etmemiz gerekir.

2017 GÜLLÜK GÜLİSTANLIK OLMAYACAK!

Keza Suriye konusu Cenevre’ye geldiği zaman, Rusya’yla ne kadar örtüştüğümüz veya ne kadar ayrıştığımız daha açık ortaya çıkacaktır. 2017 yılı Rusya’yla ilişkilerde güllük gülistanlık olmayacak çünkü Suriye konusu var; İkili ilişkilerde hâlâ normalleşme tam olmuş değil; Türkiye’nin ve Rusya’nın aynı konularda farklı çekinceleri var. İlişkilerin hızı ve alanı Türkiye’ye değil, daha ziyade Rusya’ya bağlı. Böyle bir dönemde 2017 yılına girmiş bulunmaktayız ve Rusya’yla ilişkilerde çok fazla telafi edilmesi gereken husus var.

Şimdi, bir konuyu daha belirtmek isterim. Rus halkı özellikle Sovyetlerin parçalanmasından sonra Yeltsin döneminde hiç alışık olmadığı kötü bir liderliğe şahit oldu ve bu nedenle Putin’i  daha fazla sahiplendi. Rusya’yı tahlil ederken Rusya’daki liderliğin küresel ihtiraslarını, küresel yaklaşımlarını ve Rusya halkıyla olan bağını iyi hesaplamak gerekir.  Çünkü Rusya’da bir sistem var, o sistem anlaşılmadan Rusya’yla sağlıklı bir ilişki götürebilme ihtimali zayıftır.