19.03.2017
10063
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İSTANBUL 1.BÖLGE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

Muhtarlara referandumda neden ’Hayır’ oyu vermeleri gerektiğini anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Önce şu konuda görüş birliği içinde olmamız lazım. Bir, demokrasiyi istiyor muyuz? İki, güçlü bir Türkiye istiyor muyuz? Üç, güçlü bir Türkiye nasıl olur? Demokrasisi güçlü değilse Türkiye güçlü olmaz. Hukukun üstünlüğü yoksa güçlü Türkiye olmaz. İnsan hakları olmazsa güçlü Türkiye olmaz. Düşünce özgürlüğü yoksa güçlü Türkiye olmaz. Ekonomisi güçlü olmazsa güçlü Türkiye olmaz. Lafla güçlü Türkiye olmuyor" dedi.





Güzel bir sohbet gerçekleştireceğiz. Öncelikle, samimiyetime güvenmenizi
istiyorum ve bir şeyi daha iyi bilmenizi isterim. Ben diğer politikacılar gibi değilim. Ne söylüyorsam içten ve samimi söylüyorum. İnanmadığım hiçbir şeyi dile getirmedim. Neye inanıyorsam, onu dile getirdim. Mevki, makam peşinde de hayatım boyumca hiç olmadım. Hep bu ülkenin çıkarları için çalıştım. Bütün çocukların güzel bir Türkiye’de yaşaması hepimizin ortak idealidir.

VEBAL ONLARA AİT

Güzel sorular sordunuz. Aslında bu değişikliklerin neler getirip neler götürdüğünü hepimiz biliyoruz. Önce şu konuda görüş birliği içinde olmamız lazım.
Bir; demokrasiyi istiyor muyuz?
İki; güçlü bir Türkiye istiyor muyuz?
Üç; güçlü bir Türkiye nasıl olur?
Demokrasisi güçlü değilse, Türkiye güçlü olmaz. Hukukun üstünlüğü yoksa, güçlü Türkiye olmaz. İnsan hakları olmazsa, güçlü Türkiye olmaz. Düşünce özgürlüğü olmazsa, güçlü Türkiye olmaz. Ekonomisi güçlü olmazsa, güçlü Türkiye olmaz. Lafla güçlü Türkiye olmuyor. Osmanlı’yı çok övüyoruz değil mi? Övüyoruz. Övmeliyiz? Evet övmeliyiz. Sonuç? Devasa bir imparatorluk yıkıldı. Neden yıkıldı? İstanbul’u aldık, dünyaya hakim olduk, Akdeniz’i bir Osmanlı gölü haline getirdik. Nasıl oldu da bu devasa imparatorluk yıkıldı? Nasıl oldu?
Bir muhtar arkadaşımız söyledi, Çanakkale 1915, yedi düvele karşı mücadele ettik. “Çanakkale geçilmez” diye bir tarih yazdık. Her karış toprağında yüzlerce şehidimiz var. İzin vermedik. Sonra ne oldu? Hiçbir kurşun atmadan bütün o gemiler Marmara’ya geldiler, İstanbul’da demirlediler hepsi tek kurşun atmadan. Bunu düşünüyor muyuz? Düşünmüyoruz. Asıl düşünmemiz gereken nokta budur. Yeni cumhuriyeti kurarken millet kavramı en güçlü hangi belgenin içinde yer almıştır? “Amasya Tamimi”nde. Osmanlı’da millet yoktu, millet kavramı da yoktu. Amasya Tamimi’nde ne diyor? “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyor. Bir adam mı vardı, tek adam mı vardı Amasya Tamimi’nin yazılmasında? Hayır. Sonra ne oldu? Erzurum’a gidildi değil mi? Erzurum’da tek adam mı vardı? Hayır. Adı üstünde Erzurum Kongresi. Sivas’a gelindi tek adam mı vardı? Hayır. Adı ne? Sivas Kongresi. 23 Nisan 1920 Ankara TBMM’yi kurduk. Tek adam mı vardı? Hayır. Adı Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önemi nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisi dünyada örneği olmayan, bir destanın altına imza atan meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs Barış Harekatını yöneten meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15 Temmuz darbe girişimini bombalar altında sabaha kadar çalışarak, mücadele ederek savuşturan, püskürten meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu nedenle Gazi Meclis unvanını almıştır, dünyada tektir. Şimdi bu meclisin bazı yetkilerini elinden alıyoruz. Kime veriyoruz yetkileri? Meclisten alıyoruz, bir kişiye veriyoruz. “Evet”le “hayır” ne getirecek, ne götürecek bunu öğrenmek istiyoruz. Öğreneceğimiz temel nokta budur. Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Meclisin aldığı, savaşı yönettiği, milli mücadeleyi yönettiği, cumhuriyeti ilan ettiği bu meclisten yetkileri alıp bir kişiye verelim. Asıl mesele budur. Yetkiler alınsın, bu meclisin işi yok. Hatta, “Meclisi bile kapatalım” diyenler varsa, gidip “Evet” oyunun altına mühürlerini bassınlar. Vebal onlara aittir. “Hayır” bu meclis Türkiye Cumhuriyetini kurdu, bu meclis Gazi Meclistir, bu meclis milli iradeyi temsil ediyor deniyorsa, gidecekler “Hayır” oyunu kullanacaklar, bu kadar basit. Öyle uzun uzun laflara da gerek yok, bu kadar basit.

ALİ KAPATMAZ, YARIN VELİ GELİR O KAPATIR
Yetkiyi verelim diyenler, “Evet” oyunu basanlar, bunu düşünenler şunu da düşünmek zorundadırlar. 16’sında gidip “Evet ben buna evet” diyorum diyenler şunu düşünmek zorundadırlar. Verdiğiniz yetkinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bir muhtar arkadaşım sordu, “muhtarlıklar kapanacak mı?” Verdiğimiz yetkiye göre birisi gelir, muhtarlıkları kapatabilir hiçbir engel yok. Bir kararnamelik işiniz var, o kadar. Diyorlar ki, “Belediyeyle muhtarlıkları kapatacak, Kılıçdaroğlu öyle diyor.” Hayır, belediyeleri kapatamaz. Belediyeler yerel yönetimlerdir, yerel yönetimlerle ilgili yetki verilmemiştir. Ama muhtarlıklar yerel yönetim değil. Muhtarlıkları isterse bir kararnameyle kapatabilir. Efendim Ali kapatmaz. Yarın Veli gelir o kapatır. Peki bugün muhtarlıklar kapatılabilir mi? Evet. Nasıl? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelir, mecliste bütün milletvekilleri “Bir dakika ya siz muhtarlıkları niye kapatıyorsunuz” diye bir ses çıkar en azından. Komisyonlarda görüşülürken bütün muhtar dernekleri, başkanları Ankara’ya gelirler, Komisyon Başkanına giderler “Bu kanunu geri çekin muhtarlıklar çok önemlidir” derler. Hep beraber mücadele edilir muhtarlıklar kalkar veya kalkmaz, ama kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi verir. Yeni modelde kim verecek? Bir kişi verecek. Siz itiraz edinceye kadar fırsat zaten bulamayacaksınız, çünkü Resmi Gazetede yayınlanacak ve kapanacak, bitti o kadar. Dükkana vuracaksınız kilidi. Neden ortak akıl yok tek akıl var, bir kişi var. Biz niye itiraz ediyoruz? Bunun için itiraz ediyoruz. Olabilir, bir parti diyebilir ki, “Muhtarlıklara gerek yoktur” olabilir. Yani düşünce düşüncedir, her düşünceye saygı gösterirsiniz. Ama bir başka parti derki, “Hayır arkadaşlar muhtarlıklar zorunludur olması lazım.” Oturulur nerede görüşülür? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülür ve kanun çıkar. Şimdi görüşme imkanını kaldırıyorsunuz. Evet diyen vatandaşlar görüşme imkanını kaldırıyorlar. Bir kişi gelecek ve kaldıracak.

MİLLİ İRADE MECLİS’E TAM YANSIMALI
Asgari ücretten söz etti, ekonomi görüşülmüyor diye bir muhtar arkadaşımız. Ekonomik ve sosyal haklarda kararname çıkarma yetkisi veriyoruz. Ekonomik ve sosyal haklar, temel haklar da değil altını çizeyim. Ekonomik ve sosyal haklarda kararname çıkarma yetkisi var. Ben asgari ücreti dondurdum diye bir kararname çıkabilir. Efendim binlerce asgari ücretli geçinemiyor. Geçinemezse geçinemesin. Bir kişinin derdinde olmayabilir. Bugünkü modelde nedir? Bugünkü modelde asgari ücret tespit komisyonu vardır. O tespit komisyonu oturur işçi temsilcisi var, işveren temsilcisi var, devlet temsilcisi var. Oturur konuşurlar, tartışırlar bir asgari ücret rakamı belirlerler. Bir kişi diyebilir ki, “Bende aynı uygulamayı yapacağım, devam edeceğim o uygulamaya” diyebilir. Ama ondan sonra gelen diyebilir ki, “Ben o uygulamayı istemiyorum arkadaş, benim yetkim var ben asgari ücret tespit komisyonunu da kaldırıyorum.” Bu yetki verilsin mi, verilmesin mi bir kişiye sorun oradadır. Sorun Ali, Veli işi değildir. Şimdiki Cumhurbaşkanı bir önceki Cumhurbaşkanı, bir sonraki Cumhurbaşkanı değildir sorun. Sorun Türkiye’nin nasıl yönetileceğidir, sorun budur. Bugünkü sistemimiz parlamenter demokratik sistemimizin 141 yıllık geçmişi vardır. Bir tecrübemiz var. Bunun yanlışı, eksiği var mıdır, yok mudur? Var. Bakın onu da rahatlıkla söylüyorum var. Neden? Milli irade meclise tam yansımıyor. Ne demek milli irade meclise tam yansımıyor ne demek bu? Bir parti yüzde 9 oy alırsa, onun temsilcisi mecliste yok. Yüzde 9,99 alırsa onun temsilcisi yok. Ancak yüzde 10 barajını aşması lazım. Dünyada böyle bir örneği yoktur. Biz bunun kaldırılmasını istiyoruz. Ne istiyoruz? Milli irade meclise tam yansımalı. Yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı da meclise gelmeli, o da çıksın kürsüye milletin kürsüsü değil mi? Milletin kürsüsü çıksın orada konuşsun.

OSMANLI’DA BİLE BÖYLE BİR SİSTEM YOK
Bakın, biz bir şeye “Hayır” derken neyin “Evet” olması gerekir, parlamenter sistemde neyin olması gerekir onu da anlatmaya çalışıyoruz. Milli irade meclise tam yansısın. Yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? Darbeciler getirdi. Yüzde 10 seçim barajını savunan kim? İktidar. Yanlış. Hem darbeye karşıyım diyeceksin, darbecilere karşıyım diyeceksin, yüzde 10 seçim barajını da savunacaksın. Olmaz, yanlıştır. Parlamenter demokratik sistemle ne yaptık bugüne kadar? Fabrikalar yaptık mı? Yaptık. Keban’ı yaptık mı? Yaptık. Demokrasimizi geliştirdik mi? Geliştirdik. Muhtarlık kurumuna az önem verdik, ama sonuçta önemli bir kurumdur muhtarlık. Belediye Başkanlarımız hizmet veriyorlar, kanunlar çıkıyor, yasama, yargı, yürütme var. Hükümet meclise gelip hesap veriyor. Eğer bir şey olduğu zaman muhalefet çıkıp konuşuyor bu yanlıştır, bunu yapamazsınız diye. Hükümet gelip meclisten güvenoyu istiyor, hukukun üstünlüğü var. Herkesin hakları güvence altında. Kimse acaba böyle bir şey söylersem, başım belaya girer mi diye bir kaygının içine girmiyordu. Parlamenter sistem bu. Herkesin çalıştığı ama hesabını da verdiği bir sistem. Parlamenter sistemin özü odur. Bu sistemimizin eksiklikleri var ama giderilebilir.
Nedir mesela ikinci eksiklik söyleyeyim. Yüzde 10 seçim barajı kanunu bir tane eksiklik değil. Siyasi ahlak kanunu niye çıkmaz? Doktorların ahlak kuralları var, hakimlerin var, savcıların var, baroların var, her alanın var, esnafın var ahilik. Siyaset kurumunun niye ahlak kuralları yoktur? Bunun da olması lazım. Niye yoktur? Siyasetçi cebi için mi çalışacak, millet için mi çalışacak? Millet için çalışacaksa, bunun için oy istiyorsa, onunda ahlaki kurallarının olması lazım. Diyeceksiniz ki, “CHP olarak siz bunların tamamını önerdiniz mi?” Tamamını önerdik, kanun tekliflerini de verdik. Çünkü biz demokrasinin güçlenmesini istiyoruz. Son 2,5 yılı düşünün, fiili durum var başkanlık sistemi. Buyurun son 2,5 yıla bakın, ekonomi daha mı iyiye gitti? İşsizlik mi azaldı? Millet rahatlıkla düşüncesini mi ifade ediyor? Gazeteci rahatlıkla yazımı yazabiliyor? TRT tarafsız yayın mı yapabiliyor? Son 2,5 yılda işte fiili başkanlık budur. Şimdi bu uygulama anayasal güvenceye kavuşturulmak isteniyor. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmayacak arkadaşlar. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Kişiye bağlı sistem olmaz. Bakın altını çiziyorum, kişiye bağlı sistem olmaz. Kişiye bağlı sistem mi olur? Osmanlı’da bile böyle bir sistem yok. Dünyanın hiçbir ülkesinde de yok. Bütün yetkilere sahip olan bir kişi olamaz. Çünkü o kişi hata yaptığı zaman telafi edecek makam yoktur, hatanın tamamını vatandaş çeker.

DENETİMSİZ BİR SİSTEM OLUR MU?
Yargıyı alalım. Gidersiniz hakim karar verir, o kararın yanlış olduğunu düşünüyorsanız, bir üst mahkemeye gidersiniz “Bu yanlıştır” diye. Yetmez Yargıtay’a gidersiniz, yetmez AİHM’ye gidersiniz. Şimdi bir kişi karar verecek, nereye itiraz edeceksiniz siz? Buyurun muhtarlıkları kaldırdım, nereye itiraz edeceksiniz? Hiçbir yere. Denetimsiz bir sistem olur mu? Apartmanda bile otururken aidatlarımızı öderiz, o aidatlar doğru harcanıyor mu, harcanmıyor mu diye bir de denetim kurulu kurarız. Bu apartman yönetimi. Dernek yönetimleri böyle, kooperatif yönetimleri böyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle şuanda. Denetimi kaldırıyoruz. Peki bu yeni seçilecek adam, “Kul hakkı yerse” ne yapacaksın? Ne yapacağız? Efendim denetleniyor. Nasıl denetleniyor? 400 milletvekilinin oyu olursa, ancak denetlenebiliyor. 400 milletvekilini nereden bulacağız? Çünkü başkan aynı zamanda kendi partisinin de Genel Başkanı. Kendi milletvekilleri kul hakkı yese bile arkasında duracak. Nasıl denetleyeceğiz? Denetimsiz bir sistem olur mu? Söylüyorum aklımızı kullanma zamanıdır, duygularımızı kullanma zamanıdır çocuklarımızın üzerinde, onlara güzel bir gelecek vaat ediyoruz, vaat etmek zorundayız.

HER MADDE SORUNLU
Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül Anayasası değişmeli mi? Elbette değişmeli. Biz bunu söyledik. İki önceki parlamentoda ne oldu? 60 madde üzerinde 4 parti anlaştı. Çıkmadı. 60 madde az buz değil. Rahmetli Ecevit zaten 35 maddesini daha önce değiştirmişti bütün parlamentonun oybirliğiyle. Bizde söyledik, Sayın Davutoğlu’na da söyledim, Sayın Binali Yıldırım’a da söyledim, Sayın Cumhurbaşkanına da söyledim. Darbe hukukunu değiştirelim, darbecilerin yaptığı demokrasiye aykırı bütün kuralları değiştirelim yeni, modern, çağdaş bir anayasa yapalım, el birliğiyle yapalım. Biz her türlü katkıyı vermeye hazırız. Bende demokrasiyi istiyorum, onlar da demokrasiyi istiyorlarsa, buyurun gelin anayasayı değiştirelim. Yargı bağımsızlığını savunuyoruz, hakim bağımsız olmalı.
Sandığa gideceğiz nasıl oy kullanacağız? Şu soruyu kendinize sorun. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etsin mi, etmesin mi? Partinin Genel Başkanı hakim tayin etsin diyorsanız “Evet”in altına mühür basacaksınız, vebaline de katlanacaksınız. Hakim tayin edemez bir partinin Genel Başkanı, mahkemenin bağımsız olması lazım, hakimin vicdanına göre, hukukun üstünlüğüne göre karar vermesi gerekir diyorsanız “Hayır” oyunu kullanacaksınız bu kadar basit. Nasıl olacak bu iş?
18 madde; 18 madde her bir madde sorunlu. Bir arkadaşım sordu, “İçinde doğru hiç bir madde yok mudur” diye. Bağımsız olmalı diye bizim mevcut anayasamızda yargı bağımsız olmalı, yanına bir kelime katmışlar bağımsız olmalı, tarafsız olmalı. Zaten bağımsız olmak demek tarafsız olmak demektir. Başka bir şey yok ki zaten ne var? Onu çıkardınız mı 17 madde. Aslında 17 madde değil. 60, 70’in üstünde madde değişiyor. Torba bir anayasa, torba kanun gibi. Mesela bir maddede 30 madde birden değişiyor. Oysa anayasa ne diyor? Her bir maddenin ayrı ayrı görüşülmesi lazım. Görüşülmedi. Kararı kim verecek? Eğer milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaksa, kararı bu millet verecek. Biz o yüzden Anayasa Mahkemesi’ne gitmedik. Millete güveniyoruz, milletin sağduyusuna güveniyoruz, ferasetine güveniyoruz onun için gitmedik.

DÜNYANIN EN AZ GELİŞMİŞ 20 ÜLKESİ BAŞKANLIK SİSTEMİYLE YÖNETİLİYOR
Dünyadaki uygulamalara bakalım. Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesine bakalım. Amerika hariç tamamında parlamenter sistem var. Buyurun Almanya, buyurun Hollanda, buyurun Japonya, buyurun İngiltere hepsinde var. Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinde Amerika’da başkanlık var, diğerlerinde parlamenter sistem ve dolayısıyla hepsi gelişmiş. Almanya 20 – 30 yıldır koalisyonlarla yönetiliyor. Ekonomisi süratle gelişiyor, büyüyor. Peki başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler dünyanın en az gelişmiş 20 ülkesini alıyorum en az gelişmiş 20 ülkesini. Tamamı başkanlık sistemi. Bir kişiye bütün yetkileri vermişler, vatandaş inim inim inliyor, o beyefendi gibi, kral gibi yaşıyor tepede, servetine servet katıyor, yoksulluk, felaket ülkeyi götürmüş. O da başkanlık sistemi. Dünya örneğini veriyorum size.
Diyeceksiniz ki, Amerika’da başkanlık. Amerika’da başkanlık var, ama bizim başkanlık gibi değil. Oradaki başkanlık nedir? Orada eyaletler var. Her eyaletin parlamentosu var, her eyalet kanun çıkarıyor Amerika’da. Başkan en zayıf halkadır. Büyükelçi bile tayin edemez başkan. Hakimlere kimse müdahale edemez. Başkan içeri girdiğinde, hakim ayağa bile kalkmaz, önünü dahi iliklemez. Konuştuğu zamanda alkışlamaz. Yani bizim başkanlık sistemiyle, Amerika’daki aynı değil. Keşke aynı olsa, hiç ilgisi yok. Dünyada böyle bir örnek de yok.

YENİ MODELDE GÜVEN OYU İSTEMEYE GEREK YOK
Şimdi sandığa giderken şunu düşüneceksiniz ve anlatacaksınız. Biz geleneklerimize bağlı bir ülkeyiz, töremize bağlıyız, ananelere bağlıyız, tecrübe edindik, 141 yıldır bu parlamenter sistemi şöyle veya böyle uyguluyoruz. Şimdi bir gecede kalktık bu sistemi siliyoruz yeni bir sistem kuracağız. Niçin? Hani örfümüz, hani adetimiz, hani geleneğimiz? Ne oluyor bunlar, niye oluyor? Bugünkü modelde Başbakan var mı? Var. Çoğunluk partisinin lideri mi? Çoğunluk partisinin lideri. Geleneksel olarak çoğunluk partisinin lideri Başbakan oluyor mu? Oluyor. Bakanlar Kurulu’nu kendisi kuruyor mu? Kendisi kuruyor. Kimin onayına sunuyor? Cumhurbaşkanının onayına sunuyor. Cumhurbaşkanı kabul ettikten sonra ne yapıyor? Bir hükümet programı hazırlıyor, ben devleti böyle yöneteceğim, şu yatırımları yapacağım, şunları yapacağım diye. Nereye getiriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisine. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden güvenoyu istiyor, ben bunları yapacağım bana güvenin diyor. Güvenoyunu alıyor ve yoluna devam ediyor.
Yeni modelde? Güvenoyu istemeye gerek yok. İyi de bu 550 milletvekilinden niye güvenoyu istemiyorsunuz? Niye korkuyorsunuz, niye çekiniyorsunuz? Gidin güvenoyu isteyin. Gerek yok diyor.
Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden güvenoyu istemeye gerek yoktur diyen gidip “Evet” oyunun altına mührünü bassın itirazımız yok. Vebaline katlanır. Çoluk çocuğunun yarın öbür gün neler söyleyeceğini gerçekten duymak isterim. Hayır Başbakan da olmalı, bakanlar da olmalı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden güvenoyu almalı, gelip parlamentoda hesabını vermeli diyorsa “Hayır” oyunu kullanacak bu kadar basit arkadaşlar. Atla deve değil. Bütün mesele şu; demokrasi mi istiyoruz, tek adam rejimi mi istiyoruz, bu kadar basit.

ELİN OĞLU UZAYA GİDİYOR
550 milletvekili sayısını 600’e çıkarıyoruz, niçin? Niye çıkarıyoruz? Bir Allah’ın kulu çıkıp bana bunu samimi olarak anlatmış değil. Efendim meclis güçlenecekmiş. Meclisin elinden yetkileri alıyorsun, bu meclis nasıl güçlenecek? Kanun yapma tekeli dünyada parlamentolarındır. Neden parlamentolardadır? Çünkü her partiden insan olur orada, milletvekili olur, oturulur oralarda konuşulur. Komisyonlarda diyelim, muhtarlarla ilgili bir kanun geldi, muhtar dernekleri komisyonlara davet edilir. Dernek başkanları gelirler, komisyonda partililerle görüşürler, bazen komisyonda onlara söz hakkı verilir, onlar kalkar konuşurlar. Önergeler hazırlarlar, bir ortak akıl oluşur. Sonra genel kurula iner genel kurulda kabul edilir ve çıkar. Şimdi biz bütün bunlara son veriyoruz. Niye son veriyoruz, ne oldu? Efendim sistem tıkandı. Neresi tıkandı -bana çıkıp bir Allah’ın kulu desin ki- şurada tıkandı. Sadece son iki hafta içinde 100’ün üstünde kanun çıktı meclisten. Parlamentoda uzlaşma olursa kanunlar çıkıyor. Bin maddelik, bin 500 maddelik, 2 bin maddelik kanunlar çıktı bu meclisten. Hem de uzlaşmayla çıktı. Kavga oldu mu? Hayır. Peki ne istiyorsunuz bu meclisten? Niye yetkilerini kesiyorsunuz meclisin? Oturup bunların düşünülmesi lazım, birlikte düşünmemiz lazım.
Muhtarsınız bulunduğunuz bölgenin kanaat önderisiniz, vatandaş sıkıştığında gelir size soruları sorar. Benim sorumluluğum var mı? Evet. Sizin de sorumluluğunuz var. Siz de anlatacaksınız. Ülke sadece benim ülkem değil ki, bu vatan hepimizin, bu bayrak hepimizin. Hepimiz demokratik bir ortamda yaşamak istiyoruz. Herkes benim gibi düşünsün. Böyle devlet olmaz. O zaman niye Allah bize dünyanın en zengin hazinesini aklı verdi? Farklı düşünebiliriz, ama birbirimize saygı göstereceğiz.
Ortak akıl, akıl akıldan üstündür. Babalarımız bize söyledi. Onlarında babaları onlara söylemiş, dedeleri söylemiş. Şimdi “Akıl akıldan üstündür”ü kaldırıyoruz. Bir akıl bize yeter. Herkes duracak o karar verecek. Emin olun bunları anlatırken bile emin olun sıkılıyorum, üzülüyorum. Biz neyi tartışıyoruz, elin oğlu neyi tartışıyor Allah aşkına? Elin oğlu uzaya gidiyor, biz nasıl bütün yetkileri bir kişiye vereceğiz. Ekonomide gelişme parlamenter sistem içinde olur arkadaşlar, büyüme parlamenter sistem içinde olur.

BİR PARTİNİN GENEL BAŞKANI HAKİM TAYİN ETMEMELİ
Bakın, muhtarsınız diyelim ki mahallenizde kamulaştırma yapıldı. Bunu en iyi bizim Akif Bey bilir eski Milli Emlak Genel Müdürü olarak. Kamulaştırma yapıldı, Başkan karar verdi burayı TOKİ’ye veriyorum, kamulaştırıyorum burayı. Bedel? Bedel 1 lira. Siz buna ne yapacaksınız? İtiraz edeceksiniz değil mi 1 lira olmaz vatandaş diyecek. 1 lira olur mu bunun değeri nereden baksanız metrekaresi 100 liradır diyelim. Nereye gideceksiniz? Mahkemeye. O hakimi kim tayin ediyor? Başkan. Başkan senin hakkını mı teslim edecek, yoksa kendisini tayin eden adamamı bakacak? Bağımsız karar verebilir mi? Hadi diyelim karar verdi vatandaşın hakkını teslim etti, o hakim nerede bulur kendisini? Başka bir yerde. Onun için diyorum, bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etmemeli doğru değil. Efendim Cumhurbaşkanı tarafsız mı olsun, partizan mı olsun? Kararı vereceksiniz. Cumhurbaşkanı partizan olsun, başkan partizan olsun diyorsanız “Evet”e mührünüzü basacaksınız. Başkan partizan olmasın, tarafsız olsun, devletin sigortasıdır, devleti temsil ediyor, arabasında bayrak taşıyor diyorsanız o zaman “Hayır”ın altında mührünüzü basacaksınız bu kadar basit. Bunları anlatmak zorundasınız değerli arkadaşlarım. Ortak aklı egemen kılacağız, birlikte yaşamayı. Farklı kimliklerimiz olabilir, farklı inançlarımız olabilir, farklı yaşam tarzlarımız olabilir, farklı bölgelerde yaşayabiliriz. Ama biz Türkiye’yiz, beraber yaşamak zorundayız daha doğrusu ve birlikte. Nasıl? Barış içinde yaşayacağız.

HEPİMİZİN HAKLARINI BİR KİŞİNİN TEMİNATINA BAĞLAMAK DOĞRU DEĞİL

Fiili duruma bakın, son 2,5 yıl fiili durum. Kutuplaşma buyurun ne kadar kutuplaştık, ne kadar bölündük? Neredeyse komşumuzun kimliğini sorgulayacağız. Doğru mu? Doğru değil arkadaşlar. Yanlıştır bu. Çıkarsa ne olur? Başkan sordu Türkiye nereye gittiği belli olmayan bir yolculuğa çıkar arkadaşlar. Çünkü birisi gelir ben iyi yönetirim iddiasıyla gelir, öbürü gelir ben de iyi yönetiyorum, birisi Türkiye’yi bu tarafa götürür, öbürü alır bu tarafa götürür. Bu kadar basit. Hatta size şunu da söyleyeyim, bir Başkan seçtiniz, ben bütün lokantaları kapattım diyebilir o yetki de var. Belki muhtar arkadaşlarıma diyecekler ki, efendim muhtarları kapatmaz kimse cesaret edemez. Birisi gelir kapatır. Siz meclisi fesih yetkisi veriyorsunuz muhtarlıkları niye kapatmasın? Bir kişiye Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni fesih yetkisini verelim istediği zaman, arzu ettiği zaman meclisi feshetsin yeniden seçime götürsün diyorsanız “Evet” oyuna basacaksınız, olmaz böyle bir rezalet bir kişi 80 milyonun seçip Ankara’ya milletvekili gönderdiği bir parlamentoyu feshedemez diyorsanız “Hayır” oyu vereceksiniz bu kadar basit. Bunun partilerle ilgisi yok arkadaşlar bakın onun da altını çizeyim. A partisi, B partisiyle ilgisi yok bunun. Bu hepimizin, hangi partiden olursak olalım, hangi bölgeden olursak olalım. Kadın, erkek, yaşlı, genç hepimizi ilgilendiriyor. Hepimizin haklarını güvence altına alan bir anayasaya ihtiyacımız var. Hepimizin haklarını bir kişinin teminatına bağlamak doğru değildir, yanlış oradan başlıyor.

ADALETİ ÖLDÜRÜRSENİZ, DEVLETİ BİTİRİRSİNİZ

Sizlerle buluşmamın temel nedeni de bu. Bu seçimlerde, referandumda sandığa giderken hepimiz düşüneceğiz, elimizi vicdanımıza koyacağız ve sandığa öyle gideceğiz. Evet demenin vebali çok ağırdır. Altını bir daha çiziyorum, “Evet” demenin vebali ağırdır arkadaşlar hesabını kimse veremez. Ben 1982 anayasasına İstanbul’da genç bir bürokratken gittim, “Hayır” oyunu kullandım ve ben bugün çocuklarıma o anayasaya “Hayır” oyu kullandığımı gururla ve onurla söylüyorum. Hepinizin benzer bir gurur ve onuru taşımasını isterim. Vebali onun için ağırdır bunun.
Başıbüyük’ten bir muhtar arkadaşımız, Başıbüyük’ü çok eski yıllardan beri bilirim 1970’li yıllardan beri. Bir öğretmen arkadaşım vardı Başıbüyük’e giderdik, bazen piknik yapardık. O zaman da güzeldi, şimdi de güzel. Tabi şimdi yoğun bir kentleşmede var, düzelmesi var doğrudur. Kamulaştırmaların adalet içinde yapılması lazım, vatandaşın eğer gecekondusu varsa, orada mülk sahibi olacaksa, adalet içinde yapılması lazım. Kimsenin başka yerlere sürülmeden bulunduğu yerde kentsel dönüşümü yaşaması ve orada yaratılan rantın hakça bölüşülmesi lazım. Bütün bunların hepsini savunuyoruz. Ama dediğim gibi bunlar hukukun üstünlüğünün olduğu bir yerde olur, adaletin olduğu bir yerde olur. Adalet çok soylu bir kavramdır arkadaşlar. Hakimi elde ederseniz adaleti öldürürsünüz. Adaleti öldürürseniz, devleti bitirirsiniz. İşin özü budur.

BİRİ APOLETLİ, BİRİ APOLETSİZ
Başka bir şey daha arkadaşlar, muhtarlarla ilgili fikriniz nedir diye. Muhtarlarla ilgili öteden beri düşüncem şudur; ta en baştan beri. Muhtarlar demokrasinin gerçekten gözbebeği. Muhtarlık seçimleri en temiz seçimler, yani demokrasinin en saf, en duru tecelli ettiği seçimler muhtar seçimleridir. Muhtar kendisi çıkar ben mahallenin, ben köyün muhtarıyım der. Vatandaş gider kendi muhtarını seçer. Milletvekili seçimleri böyle değil mi mesela? Sizin önünüze, vatandaşın önüne bir liste koyarlar bunlara oy vereceksin derler. İçlerinden birini beğenmiyorum hiç önemli değil oy vereceksin. Vermezsen ayrıca sana ceza yazarım derler. Biz bunu da istemiyoruz. Milletin vekilini liderler değil, milletin vekilini millet seçmeli. Bakın biz bunu savunuyoruz. Bu sistemin eksiklikleri darbecilerden kaynaklanıyor. Kenan Evren tek adam değil miydi? “Asmayalım da besleyelim mi” diyen değil miydi? Tek adamdı. O rejim doğru mu, yanlış mı? O rejim doğrudur diyorsanız buna da gidip “Evet” oyu vereceksiniz yani. Biri apoletli olacak, birisi apoletsiz olacak. O yanlıştır bütün yetkiler bir kişiye verilmez derseniz başka bir yere gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız.

BÜTÜN TÜRKİYE BİR KİŞİYE EMANET EDİLMEZ
Demokrasiyi savunuyoruz size bir örnek daha vereyim. Sayın Başkanın kaç yardımcısı olacak? Hiç belli değil. Bir, iki, üç, beş, on, elli, yüz, bin kendi tercihine bağlı. Kaç bakan olacak? Kendi tercihine bağlı belli değil. Peki devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili bütün yetkileri veriyoruz. Altını çiziyorum devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili kararnameler çıkaracak. Bugün kimin müsteşar olacağına, vali olacağına, kaymakam olacağına, hakim olacağına parlamento karar verir, nitelikleri bir kanunla belirler. Bu niteliklere sahip olan devlette görev alır. Gelir siyasi iktidar ona göre müsteşar tayin eder kendi istediği gibi değil. O niteliklere sahip olanı tayin eder. Yeni modelde? Her şey Başkana bağlı. Dayımın oğlu ilkokul mezunu onu getirdim ben falan yere Dışişleri Bakanlığına müsteşar yaptım. Efendim yabancı dil bilmiyor. Bilmeyebilir. Şimdi bu yetki veriliyor arkadaşlar. Belki bu olmaz. Ama yetki veriliyor. Bugün olmaz yarın birisi gelir yapar. Dayımın oğlunu değil de amcamın oğlunu yaptım, vali yaptım. Öyle yetkiler veriyoruz ki, 24 saat içinde bir kişiyi ikna ederseniz Türkiye Cumhuriyetini ele geçirebilirsiniz. Neden 24 saat diyorum? Çünkü ön hazırlığı gerekiyor da onun için. Aslında bir saat içinde. Yani kararın resmi gazeteye girip yayınlanmasıyla devleti ele geçirirsiniz. Bütün valiler, bütün kaymakamlar, bütün emniyet müdürleri, bütün paşalar, bütün savcılar, bütün müftüler, aklınıza devletin bürokrasisinde ne gerekiyorsa, aklınıza ne geliyorsa hepsini bir kararnameyle değiştirme yetkisine sahip hepsi. Öyle 30 – 35 yıl devlette çalışalım, paralel devlet oluşturalım, ondan sonra gidelim hiç buna gerek kalmayacak. Bir kişiyi ikna ettiniz mi, kandırdınız mı devleti ele geçiriyorsunuz. Çünkü devleti koruyan mekanizmalar bir kişiye teslim ediliyor. Bugün meclis var, bağımsız mahkemeler var, bir şey olduğu zaman mecliste soru önergesi veriyorsunuz, gensoru veriyorsunuz, bakan yanlış yapmamaya özen gösteriyor. Çünkü gideceğim mecliste bana hesabını sorarlar diyor. Hiçbir parlamentoda milletvekili bakan olamayacak. Bakan olursa milletvekilliğiyle ilişkisi kesiliyor. Yani hükümetle meclis tamamen kopuk. O istediğini yapacak, burasıda oturacak. Bunların hepsinin bilinmesi lazım. Önyargıyla sandığa gitmeyelim. Efendim işte ben şu kişiyi çok seviyorum, onun için ben gidip oyumu kullanacağım. Bu kişiyi sevip sevmeme olayının çok daha ötesinde bir memleket meselesidir. Sandığa böyle gitmemiz lazım. Böyle düşünerek gidip oyumuzu kullanmamız lazım.
Muhtarların sigortası ne olacak diye soruldu. Muhtarların sigortasını hiç meraklanmayın biz sonuna kadar savunuyoruz, savunmaya da devam edeceğiz, kanun tekliflerimizi de verdik, zaten seçimle gelir belediye başkanı ücretinin bir kısmını, sigortasını devlet öder, milletvekilinin devlet öder. Seçimle gelip sigortası ödenmeyen tek grup vardır o da muhtarlar. Onu da alacaksınız, vereceğiz onu da. Bu işin ortası yok.
İşin özeti değerli arkadaşlarım, kendi ülkemizde huzur içinde yaşamak istiyoruz. Kavgasız bir ortamda yaşamak istiyoruz. Farklı fikirlerimiz olabilir, farklı görüşlerimiz olabilir, bunlar Türkiye’nin zenginliğidir, Türkiye’nin güzelliğidir. Farklı görüşler olacak ki Türkiye süratle büyüyebilsin, kalkınabilsin. Birisinin görmediği bir hatayı bir başka kişi görebilir. Ortak akıl bu açıdan çok önemlidir. Köyde bile muhtar tek başına kalkıp köyün merasını satamaz. Öyle bir yetkisi yoktur yani. Ama biz bütün Türkiye’yi bir kişiye emanet ediyoruz. Arzu ettiğin gibi kullan. Olmaz, doğru değildir.
Beni dinlediğiniz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. Umarım güzel bir Türkiye’de, huzurlu bir Türkiye’de birlikte yaşarız.

CHPnet

SİTELERİ