12.08.2017
3604
Yazı Boyutu: A- A+
GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI
(12 AĞUSTOS 2017)


CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:



Değerli basın mensupları, öncelikle acı bir haberle güne başladık. İki şehidimiz var Batman’da, dünde şehitlerimiz vardı. Terör yine yüreğimizi yakmaya devam ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, terörü lanetliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum, ailelere baş sağlığı diliyorum. Bu acıların biran önce dinmesi için millet olarak elimizden geleni yapmamız gerektiğini bir kere daha hatırlayalım istiyorum. Teröre bu duygularla topyekûn lanetlemeye devam edeceğiz ve inşallah terörle mücadelede sonuca ulaşacağız, başaracağız.

Değerli arkadaşlar, birkaç gündür hükümet çevrelerinin özellikle partimize, Sayın Genel Başkanımıza dönük bir yalan üzerinden saldırı kampanyası yürüttüğünü görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Erdoğan, Başbakan Sayın Binali Yıldırım, işte dün Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit Gül ve diğer hükümetin bakanları ağızbirliği etmiş bir şekilde Sayın Genel Başkanımızın Türkiye’yi dünyaya şikayet ettiği iddiasıyla bir ihanet söylemi geliştirmişler ve siyasetin diline yakışmayan bir söylemle buradan Türkiye siyasetini yeniden kurgulamanın peşindeler.

Şimdi ben hepsine diyorum ki, siz bir ihanet hikayesi mi arıyorsunuz? Ülkeye kimin nasıl ihanet ettiğini mi arıyorsunuz? Gelin hep beraber hatırlayalım. Bunun Sayın Genel Başkanımızın söylemediği bir söz üzerinden bir yerleri aramanıza gerek yok, yaşananlar var. Yakın tarihimizde yaşadıklarımız var. Gelin o yaşadıklarımıza bir beraber bakalım. Hükümet ne söylemiş, ne yapmış, en yetkili ağızlar ne söylemişler, bunun millete bedeli ne olmuş?

Önce şunu söyleyelim çok net. Sayın Genel Başkanımızın Türkiye’ye gelmeyin diye hiçbir sözü olmamıştır, hiçbir zaman böyle bir ifadede de bulunmaz. Sayın Genel Başkanımız Türkiye’de olağanüstü hal şartları altında can ve güvenliği olmadığını Türkiye’deki bütün konuşmalarında söylemiştir, demokrasiyi savunan bir siyasetçinin milletin hakkını, hukukunu savunan bir siyasetçinin, adaleti savunan bir siyasetçinin, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının bu bir görevidir. Bu görevi de Sayın Genel Başkanımız layıkıyla yerine getirmektedir. Bu görevin layıkıyla yerine getirilmesinden kim rahatsız olur? O adaletsizliğin sebebi olanlar rahatsız olur. Türkiye’yi yaşanmaz hale getirenler rahatsız olur. Sayın Genel Başkan 450 kilometre yol yürüdü İstanbul’a kadar. Ne için yürüdü? Adalet yok diye yürüdü. Gizli, kapaklı mı yürüdü? Türkiye’nin dört bir yanına duvarlar çevrildi o yürüyüşü kimse görmedi mi? Görüyor, görecek. Siz adaletsizliği günlük mutat olay haline getirirseniz dünya bunu da görür, Ana Muhalefet Partisi lideri de yürür, konuşur.

Ha, şimdi söylemediğimiz bir söz söylenmiş gibi manşet yapılmıştır. Sorumlu bir siyasetçi olarak da hemen konuyu arkadaşlarımız düzeltmiş, biz bu sözü söylemedik demişlerdir. Yayında buna göre gerekli düzeltmeyi yapmıştır. Mesele bundan ibarettir. Ama samimi olanlar için mesele bundan ibarettir. Samimi olmayıp kendi kusurlarını örtmek isteyenlerin başka hesabı vardır.

Şimdi biraz önce söylediğim topluluk yani AK Parti Genel Başkanından başlamak üzere bakanlar, başbakan hepsi sırayla ağızbirliği etmişçesine Bremen mızıkacıları gibi bir sakız çiğniyorlar. Neymiş efendim işte biz Türkiye’yi dışarıya şikayet edip Türkiye’ye gelmesinler demişiz. Türkiye’nin turizmde güçlü, zengin, para kazanan bir ülke olmasını istiyorsanız bunun gereğini yaparsınız hükümet olarak. Yetki sizde. Yoksa Bremen mızıkacıları gibi aynı sakızı çiğneyerek suçlarınızı örtmenin telaşında olmaktan vazgeçin.

Bakın ben size bazı rakamlar vereceğim kamuoyuyla bazı rakamları paylaşmak istiyorum. Bu sözünü ettikleri yazı daha geçen hafta Ağustos ayının başında gündeme geldi, sözünü ettikleri konu.

Peki Ocak ayından Haziran ayına kadar 2017 yılının ilk 6 ayında turizm gelirleri ne olmuş? 2015 yılının ilk 6 ayıyla, Ocak - Haziran ayıyla 2017 yılının ilk 6 ayını karşılaştıralım.

Almanya pazarında Türkiye’ye Almanya’dan 2015 yılı Ocak – Haziran arasında 2 milyon 100 bin turist geliyormuş, bu sene Haziran ayına kadar 1 milyon 240 bine düşmüş. Düşüş yüzde 41, pazar yüzde 41 daralmış.
Fransa’dan 2015 yılında 327 bin turist geliyormuş Haziran ayına kadar ilk 6 ayda gelmiş. Bu sene ilk 6 ayda Haziran ayına kadar 188 bin turist gelmiş. Daralma yüzde 43, pazar küçülmüş, az turist gelmiş.
Hollanda 2015 yılında 483 bin turist gelmiş Haziran ayına kadar bu sene 263 bin turist gelmiş Haziran ayına kadar. Daralma yüzde 46. Ya el insaf, gerçekleşen rakamlar bunlar. Daha bu konuşma yok ortada. Böyle bir gazete yazısı yok, bir şey yok daralma belli. Bunun sorumlusu kim?
Bitmedi daha. 2016 gerçekleşen yıl itibariyle. Almanya’dan 2015 yılında 5 milyon 580 bin turist gelmiş Türkiye’ye. 2016 yılında 3 milyon 890 bine düşmüş. Daralma yüzde 30 2015 – 2016 arası.
Fransa’dan 2015 yılında 847 bin turist gelmiş Türkiye’ye, 2016 yılında 555 bine düşmüş. Yüzde 34 daralmış pazar.
Hollanda’dan 2015 yılında 1 milyon 232 bin turist gelmiş, 2016 yılı sonunda 906 bine düşmüş gelen turist sayısı. Daralma yüzde 26.
En çarpıcı örnek Rusya’dan 2015 yılında 3 milyon 623 bin gelen turist sayısı 2016 yılında 866 bin. Daralma yüzde 76.
Batmış turizmci batmış. Memleket batmış. Ortalama daralma yüzde 50’lileri buluyor ortalamasını aldığınız zaman bunların.

Şimdi niye böyle oldu? Bu yazıdan dolayı mı böyle oldu? Bunların hepsi daha önceden gerçekleşen rakamlar. Millet biliyor niye böyle olduğunu. Bremen mızıkacıları da biliyor aslında niye böyle olduğunu da ikrar etmek işlerine gelmiyor. Ben size söyleyeyim niye böyle olduğunu. 24 Kasım 2015’te Rus uçağı düşürüldü. Yarışa girdiler ben düşürdüm yarışına dönemin Başbakanıyla Cumhurbaşkanı. Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanıydı, Ahmet Davutoğlu Başbakandı bir o atladı ben düşürdüm diye, bir o atladı ben düşürdüm diye. Bütün bu atlamaların bedelini Türkiye turizmcisi ödedi, millet ödedi. Siz atlayıp sıçrayacaksınız çekirge gibi bedelini vatandaş ödeyecek. Böyle şey olur mu? Yaşadığımız tablo bu. Almanya’ya çıktılar Alman hükümetine Nazi’siniz dediler, yaralarını kaşıdılar en hassas oldukları nokta. Hükümete Nazi’siniz, Nazizm bitti biliyorduk demek ki devam ediyormuş dediler. Ne için? Referandum sürecinde olurda böyle bir şey yapar eveti oralarda nasıl artırırız hesabıyla. Hollanda’yla kriz yarattılar. Başbakan, kulis bilgilerine göre Başbakan rahatsız ben size gitmeyin demedim mi diyor bakanına ama bakan başka yerden emir aldığı için Hollanda’ya gidip Hollanda krizi üzerinden bir referandum süreci yönetmeye çalıştılar. Hollanda’yla kavga et, Almanya’yla kavga et, Rusya’yla kavga et, AB ülkeleriyle kavga et, hiçbiriyle iyi geçinme, geçimsiz bir ülke profili çiz, ondan sonra adam senin ülkene gelmeyince de başkasını sorumlu bulmaya çalış.

Tablo belli. Bunlar bugün yaşanmadı, bunlar geçen yıldan itibaren yaşadığımız problemler. Bunun referanduma yaradığını ben söylemiyorum, Çavuşoğlu Sayın Bakan Dışişleri Bakanı kendi söyledi 4 Nisan 2017 tarihli konuşması. Avrupa’nın aptalca hareketleri bize oy getirdi. Anketlere bakıyoruz evet yüzde 60’a çıktı dedi. Bu Çavuşoğlu’nun konuşması. Niyetlerinin ve hareketlerinin sebebi burada açık biçimde ortaya çıktı.
Değerli arkadaşlar, bunun bir tane sebebi vardır iktidarın dış politika tercihi Türkiye’yi bu hale getiren. AB’den kopuş yaşanmıştır. Türkiye sırtını AB’ye dönmüş, önünü Ortadoğu ülkelerine çevirmiş. Yüzünü Ortadoğu’ya, sırtını Avrupa’ya çevirmiş bir dış politika anlayışı yerleştirildi. Bunun bedeli bu. Dış ticaretinin yarısı AB ülkeleriyle senin turizmin önemli bir bölümü, yarısından fazlası AB ülkeleriyle ama sen sırtını oraya dönmüşsün, önünü Ortadoğu’ya dönmüşsün bir bataklığın içerisinde debelenme telaşındasın.

Bakın, bu dış politikada 3 tane tuzak vardı Türkiye’de 3 tane tuzak. Bu hükümet 3 tane tuzak hazırladı. Tuzağı kendi kurduğu ve kendi o tuzağın içine düştü.

Türkiye’de ekonomide orta gelir tuzağı. 15 yıllık AKP hükümetinin hediyesi ekonomide orta gelir tuzağı. Teknolojide orta teknoloji tuzağı, dış politikada da Ortadoğu tuzağı. 3 tuzak Türkiye’nin bugünkü açmazının sebebidir. Bunun sorumlusu da AK Parti hükümetidir.


Sonuç ne? Sonuç belli, yani bırakın Ağustos 2017’yi Haziran’dan geçmişe doğru gidin 2017’nin ilk 6 ayı, 2016 yılı, 2015 baz yıl onunla karşılaştırın 2014 yılında Türkiye’ye 40,5 milyon turist geliyor 40 milyon 500 bin turist. 2016 yılında işte bu politikaların sonucunda 28 milyona düşüyor turist sayısı. Turizm geliri 34 milyar 2014 yılında. 2016 yılında 22 milyara düşüyor. Yani 12,5 milyon turist eksilmiş bu politikalar nedeniyle. 12 milyar dolar turizm geliri düşmüş bu politikalar nedeniyle. Kayıp belli. Şimdi bu kaybın üzerinden başkalarını sorumlu tutma peşindeler.

Değerli arkadaşlar, bu neye benziyor biliyor musunuz? Sarhoş şoförün arabayı devirip ondan sonrada ehliyeti kaptırmamak için şoför mahalline başka birini getirip oturtma çabasına benziyor. Bunlar sarhoş şoför gibi arabayı devirdiler. Memleket bu hale düştü, şimdi başka sorumlu arayışındalar. Niye? Ehliyeti kaptırmamak için. O yüzden vay turizm gelirimiz azaldı sizden dolayı. Adalet için yürüdünüz, şu konuşmayı yaptınız, bu konuşmayı yaptınız. Arabayı doğru sür, sarhoş binme şoför mahalline. Kim söylüyor sana? Ama ne yaparlarsa yapsınlar çare yok ehliyeti kaptıracaklar. Ehliyeti kurtaramayacaklar, millet ilk seçimde bunlardan ehliyeti alacak. Şoför mahallini ehil birine teslim edecek.

Tabi Türkiye’de bu tablo burada devam ederken mesele sadece o değil. Bir Ayhan Oğan meselesi vardı onu çözemedikleri için yine bir başka tartışma alanını açarak milletin dikkatini oradan çekmeye çalışıyorlar. Asıl niyet Türkiye’de cumhuriyet devrimiyle kurulan devleti değiştirmek, yeni bir devlet kurmak Ayhan Oğan’ın tabiriyle. Aslında Ayhan Oğan söylemedi ona söylettirdiler. Dün AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal bir disiplin işlemi yapmayacağız demiş. Belli çünkü siz söylettiniz. Kendi kendine çıkmadı. AK Parti döneminde bu kadar cumhuriyet ve devlet düşmanlığının sistematik, organize bir şekilde ifade edilmesi bir tesadüf mü? Hayır bir teşvik. Teşvikin ürünü.

Şimdi sanayiye, ekonomiye ve turizme teşvik vermek yerine cumhuriyet düşmanlığına, devlet düşmanlığına teşvik verilen bir iktidar dönemi yarattınız Türkiye’de. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bir başka şey daha var geçen hafta ifade etmiştim hafta içerisinde. Bir kumpas davası var Cumhuriyet Halk Partisine dönük bir kumpas girişimi var. Bu kumpas girişiminde Sayın Enis Berberoğlu haksız yere rehin alınmıştır ve o siyasi rehinelik üzerinden de Cumhuriyet Halk Partisine ulaşma çabası vardır. Bunların hepsi boşa çıkacaktır. Bunda bir tereddüdümüz yok. Ne Sayın Enis Berberoğlu’nu, ne de bizi teslim alamayacaklar. Bu rehine operasyonu boşa çıkacak. Bu rehin alma operasyonu rehine kurtarma operasyonu değil. Boşa çıkacaktır. Ancak, bu süreç içerisinde ahlaksızca ve alçakça başka tutumlarla karşılaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün, dün, önceki gün bazı sözüm ona medya kuruluşlarında sistematik bir biçimde Sayın Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun ailesine dönük iftira ve hakaret kampanyaları yürütülmeye başlanıyor. Şimdi AK Parti Genel Başkanı başta olmak üzere hükümetin bütün yetkililerine ve devleti yönetenlere sesleniyorum. Onların hepsini hem sorumluluğa, hem vicdana davet ediyorum. Hapishanede yatan bir vatandaşın, bırakın milletvekili olmayı bir vatandaşın ailesi üzerinden ahlaksızca ve alçakça kampanya yürütmek bu milletin kaldırabileceği ve tahammül edebileceği bir şey değildir. Haberleri görüyorsunuz. Eşiyle, kızıyla ilgili olmadık işleri yapıyormuş, takip ediyormuş, olmadık aile ilişkileri varmış, akrabalık ilişkileri varmış, olmadık şeyleri söylüyormuş diye söylemedikleri sözleri söylüyor, yapmadıkları işleri yapıyor diye bu ahlaksız ve alçakça saldırıların üzerine şiddetle gideceğiz. Siyasette siyasi saldırıya karşı her zaman siyasi duruşla mücadele edilir. Ama bu ahlakdışı ve alçakça bir saldırıdır ve bu saldırıyı yapanlar bunun bedellerini ödeyecekler. Bunun bedellerini hukuk karşısında, vicdan karşısında, milletin karşısında ödeyecekler. Öyle bir şey olmaz.

Hükümetin üzerine düşen de bir görev vardır. Bu ahlaksızlığı durduracaklar. O gazetelerin manşetlerinin nasıl atıldığını biliyoruz. Belirli merkezlerde manşetlerin hazırlanıp gazetelere gönderildiğini, haberlerin hazırlanıp servis edildiğini ve özel bir kampanya başlatıldığını biliyoruz. Bu kampanyanın bu rehin alma ve kumpas kampanyasının bir parçası olduğunu biliyoruz. Ahlaksızlığınıza aileleri ve çocukları bulaştırmayın. Alçaklığa aileleri ve çocukları bulaştırarak daha fazla alçalmayın diyorum.

Bu noktada söyleyeceğim budur. Hepinize teşekkür ediyorum. Soracak sorularınız varsa alabilirim.
Peki teşekkürler arkadaşlar.