11.01.2017
652
Yazı Boyutu: A- A+
CHP ARTVİN MİLLETVEKİLİ UĞUR BAYRAKTUTAN, TBMM GENEL KURULUNDA KONUŞTU

CHP; TBMM Genel Kurulunda devam eden Anayasa Değişikliği görüşmelerinde, Danışma Kurulu toplanamadığı için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na Şavşat-Ardanuç karayolunda terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirilen saldırıyla ilgili araştırma önergesini Genel Kurul gündemine grup önerisi olarak getirdi.

Öneri üzerinde CHP grubu adına CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan söz aldı.

Saldırının aydınlatılmamasında bir dizi ihmaller olduğunu belirten Bayraktutan’ın konuşması şöyle: 



Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, vermiş olduğumuz araştırma önergesinin temeli şu: 25 Ağustos 2016 tarihinde Sayın Genel Başkanın Artvin’e yapmış olduğu ziyarette ne yazık ki bir menfur suikast girişimiyle karşı karşıya kaldık değerli milletvekilleri. O günden bugüne kadar, verdiğim araştırma önergesini Meclis gündemine indirmemiştik ama bugün bunu konuşmamız gerektiğine inandık, çünkü aradan yaklaşık beş aylık bir süre geçmiş olmasına rağmen, herhangi bir şekilde bu saldırıyı gerçekleştiren terör örgütleri ve onların mensuplarına ilişkin olarak yargılama makamlarına, adliyeye, savcılıklara intikal etmiş herhangi bir fail yok, öncelikle onu ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, PKK’nın üç yerden Karadeniz’e girdiğine ilişkin bilgi ve duyumlar var istihbarat örgütlerinde, güvenlik birimlerinde. Bunlardan bir tanesi Ordu, Giresun tarafından böyle bir girişim var Karadeniz’e girmeyle alakalı. Diğer taraftan, Trabzon ve Gümüşhane üzerinden böyle bir girişim var. Bizim tarafta da Artvin ve Ardahan üzerinden böyle bir girişim var.

Değerli arkadaşlar, Artvin’de PKK’nın bu şekilde bir saldırı yapacağına ilişkin, şu ana kadar insanın tasavvur edemeyeceği bir gerçekle karşı karşıya kaldık. O gün Sayın Genel Başkanı Ardahan’dan, Kars’tan uçaktan aldık, hep beraber Şavşat üzerinden Ardanuç’a gidiyorken Şavşat’taki program bittikten sonra tam orta yolda, "Yanıklı mevki" denilen yerde, Sayın Genel Başkan, Sayın Seyit Torun ve il başkanımızla beraber benim de bulunduğum araç içerisinde bir suikast girişimiyle karşı karşıya kaldık, onlarca mermi atıldı uzun namlulu silahlarla. Özellikle yakın koruma ekibine içten bir teşekkür etmemiz gerekiyor. Yine, Artvin’deki emniyet teşkilatımıza, jandarma birimlerimize, jandarma özel harekât timlerine özellikle teşekkür etmemiz gerekiyor.
 
Arkadaşlar, oradaki tablo çok vahim bir tabloydu. Burada bir zafiyet vardı, evet, bir zafiyet olduğu için böyle bir olay oldu. Bu olaydan önce de, birkaç gün evvelden de veya birkaç ay evvelden de Artvin’de terör gruplarının bazı köylere baskın yaptıkları, zorla ekmek aldıkları... Ki Artvin’de herhangi bir şekilde halktan lojistik destek alması mümkün değil PKK’nın. Ama buna rağmen bu olay gerçekleşmiştir. Bu olay olduktan sonra biz Artvin’in bir ilçesinden diğer bir başka ilçesine -Şavşat’tan Ardanuç’a- ne yazık ki tarihinde olmayan bir örnek teşkil edecek şekilde hava yoluyla gitmek durumunda kaldık. Olayın ciddiyetine bakın, yani güvenlik güçleri, kara yoluna izin vermediler. Genel Başkan, helikopterle programına devam etti ve Genel Başkanın programına, Şavşat’tan Ardanuç’a helikopterle intikal ettik. Tablo bu kadar vahim bir tabloydu değerli arkadaşlarım. Ama bunun yanında, Artvin’de bu şekildeki bir güvenlik zafiyetinden daha öte, muhtemel bir istihbarat zafiyetinin sorgulanması gerektiğine inanıyoruz. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturan bir Genel Başkanına Artvin’de bir saldırı girişiminde bulunuluyor; bunu bu Parlamento tartışmalıdır değerli arkadaşlarım, bu Parlamentoda bunu konuşmalıyız diye düşünüyorum. Bu şekilde bir Meclis araştırma önergesinin yararlı olacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Artvin’de bu girişim yapılıyorken "Güvenlik zafiyeti, istihbarat zafiyeti var." diyoruz ama başka bir olayla alakalı olarak, bir Cerattepe girişiminde Artvin’den Rize’ye kadar -burada birkaç kere konuştum- en aşağıya 6 yerde aranarak Rize’ye gittik, bir çevre davasına 6 yerde aranarak gittik. Sayın Bakan burada olsa keşke, İçişleri Bakanı. Kendisiyle bizzat görüşme yaptım "Sayın Bakan, bizleri niye arıyorsunuz?" dedim. Dedi ki: "Bu Rize Cerattepe duruşmasında, Rize’deki duruşmaya PKK geliyor."

Değerli arkadaşlarım, PKK’yla ilk mücadele başladığı zaman benim hatırladığım şudur: Güneydoğuda, yargılamalarda keşif mahalline gitmeyle alakalı hâkimlere PKK baskı yapardı, sağ olun sizin zamanında artık keşifleri bıraktı PKK, artık Rize’de Cerattepe duruşmasına geliyor. Eğer bu kafayla gidersek tahmin ediyorum bir iki yıl sonra da Danıştayda ve Yargıtaydaki duruşmaları izlemeye başlayacaktır PKK. (CHP sıralarından alkışlar) O anlamda bunu kabul edebilmek mümkün değildir, onu öncelikle ifade etmek istiyorum.

Bakın, o saldırıda kaybettiğimiz 1 şehidimiz var, Fatih Çaybaşı; kendisini rahmetle anıyorum, ailesine buradan bir kere daha sabır dileklerimi iletiyorum. Genç bir çocuğumuz, bizim önümüzdeydi hemen, ilk yapılan saldırıda kendisini kaybettik Fatih Çaybaşı’yı. Mekânı cennet olsun diyorum, ailesine sabır diliyorum. Yani bir kere daha kendisini saygıyla anıyorum. 2 tane yaralı askerimiz var, onlara da acil şifalar diliyorum. Çok ağır bir nekahet dönemi geçiriyorlar bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum değerli arkadaşlarım.

Sayın Genel Başkanımız saldırıdan hemen sonra -birçok yerden telefon aldı, Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan, bütün siyasi parti liderleri, sayın milletvekilleri, ilgili bakanlar; onlara da yöre milletvekili olarak çok teşekkür ediyorum.- hemen arkasından "Eğer bir can feda edilecekse, devlete o canımız feda olsun." dedi; onu da burada bir kere daha paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki dönemde PKK’yla Hükûmetin veya devletin bir konsepti vardı; bir çatışma konsepti vardı, terörle mücadele ediliyordu. Şimdi bu iş değişti. Bakın, bu olay olduktan hemen sonra öyle bir tabloya gelindi ki bir kınama bombardımanıyla karşı karşıya kaldık; Hükûmet o konuda, gerçekten, tam notu hak ediyor arkadaşlar. Başbakan kınadı, Cumhurbaşkanı kınadı, bakanlar kınıyor; inanılmaz bir kınama bombardımanı var, demek ki yeni "terörle mücadele" konsepti bu. O kadar kınadılar ki PKK da sapıttı, bu kınamadan dolayı o da bunadı, dedi ki: "Bu saldırıyı ben yaptım ama Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı yapmadım." Yani, muhtemelen kınamanın yararlarından bir tanesi budur, PKK da sapıttı çünkü. (CHP sıralarından alkışlar) Siz bu kınamayı yaptınız; "Konvoya yaptım, Sayın Kılıçdaroğlu’na yapmadım." dedi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi yeni bir terör konsepti ortaya çıktı: Saldırı yapılır yapılmaz "yayın yasağı" diye bir şeyi ortaya koyuyorsunuz, "yayın yasağı". Bizim orada biz yayın yasağından ne anlıyoruz, biliyor musunuz? Bizim Çoruh’ta yayın balıkları çıkıyor, av sezonu olduğu zaman "yayın" yasağı konuluyor, balıkla alakalı avlar engelleniyor. Şimdi, neredeyse terör olayı olmadan evvel yayın yasağı koymaya başladınız; yani, bunu da yüce heyetinizin takdirlerine arz ediyorum.

Şimdi, 3 Kasım 2002’de Türkiye’deki mevcut Hükûmet 7 şehitle sizlere ülkeyi teslim ediyor arkadaşlar. 7 şehit, bakın, 2002’de 7 şehidimiz var. 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nda 486 şehit vermişiz; Kore’de 731 şehit vermişiz; gelinen noktada, son bir buçuk yılda vermiş olduğumuz şehitler neredeyse bunun üzerinde, böyle bir şehit sayısıyla karşı karşıya kaldık.

Sayın Elitaş -kendisinin burada olmasına çok sevindim- 20/12/2016 tarihinde Komisyonda yaptığımız görüşmeler sırasında -ben de oradaydım Anayasa Komisyonu üyesi olarak- dediniz ki: "Devlet, terör örgütüyle müzakere yapmaz." Dikkatle not aldım, tutanaklara da baktım; 41’inci sayfa, yanılmıyorsam. Evet, devlet, terör örgütüyle müzakere yapmaz, ben de sizin söylediğinizin altına imza atıyorum. Peki, terör örgütüyle müzakere yapmadınız mı Sayın Elitaş? Kim oturdu Habur’da, o sırada kim oturdu? Bunu sormak bizim hakkımız değil mi?

Bakın, değerli milletvekilleri, Diyarbakır meydanında Abdullah Öcalan’a açıklama yaptırdınız; iki gün evvel şurada Meclisin kapısında Ankara Baro Başkanına açıklama yaptırmadınız değerli arkadaşlarım, ben sizinle neyi tartışayım? Kim oturdu bunlarla beraber değerli arkadaşlarım? Öncelikle bunları konuşmak gerekiyor. Bu, terörle mücadele konseptini değiştirmeniz gerekiyor.

Bakın, olay şu: Şu fotoğrafları hep dikkatle takip ediyorduk. Diyorduk ki... Bakın, buradaki fotoğrafları görüyorsunuz: "PKK’lılar Habur’dan böyle giriş yaptılar." diye. Bu kimin eseri? Bu, herhâlde, Cumhuriyet Halk Partisinin veya bizim eserimiz değil değerli arkadaşlarım. Bakın, "PKK, peşmerge Habur’dan ülkeye giriş yaptı." diye.

Şimdi, bugün gazetelerde ilginç bir haber var, bu haberi yüce Meclisle paylaşmak istiyorum. Bakın, "Kandil’in yolladığı teröristleri bırakmamızı Hükûmet istedi." diye. Şimdi, bunları satır satır Parlamento kürsüsünde ileride bırakılacak. Bakın, şöyle bir şey var. Bugünkü Sözcü gazetesinde ve diğer gazetelerde var, aynen okuyorum: "Kandil’in yolladığı teröristleri bırakmamızı bizden Hükûmet istedi." diyor, değerli arkadaşlarım, bugünkü gazetelerde var. "Habur rezaleti sırasında Diyarbakır Başsavcısı olan Durdu Kavak aynen şöyle diyor: ’Hükûmet, savcıların sınır kapısına giderek teröristlerin ifadelerinin orada kurulacak bir mekânda alınmasını ve serbest bırakılmalarını talep etti.’" Değerli milletvekilleri, devam ediyor, bakın. "Kandil ve Mahmur’dan gelen PKK’lıların Habur’daki çadır mahkemesinde sorgulanarak serbest bırakılmaları sırasında Diyarbakır Başsavcısı olan Durdu Kavak itiraflarda bulundu. İfadesinde, ’Hükümet, savcıların sınır kapısına giderek teröristlerin ifadelerinin orada kurulacak bir mekânda alınmasını ve serbest bırakılmalarını talep ediyordu.’ dedi. Habur olayını da anlatan Sayın Kavak şöyle dedi: ’Hükûmet, savcıların Habur Sınır Kapısı’na gitmesini talep edince, savcılar benim talimatımla Habur’a gittiler.’" Dikkat edin, başsavcının ifadelerine bakın. "İfadeler sonrası savcı Ahmet Karaca beni arayarak, 25 teröristin kendi rızasıyla teslim olduğunu, 5’inin ise örgüt adına görüşmeler yapmak amacıyla geldiğini, hepsini tutuklamaya sevk etmek istediğini söyledi. O zaman Karaca ve Okur’un aynı niyette olduğunu ve birlikte hareket ettiğini sezdim." diyor. Devamında aynen şöyle söylüyor: "Bu arada Habur olayı 2009’da oldu. HSYK, Diyarbakır’daki özel yetkili savcıların Habur Sınır Kapısı’na giderek teröristlerin ifadelerinin orada alınmasına karşı çıkıyor, ifadelerin Diyarbakır’da alınmasını ve tutuklanmalarını istiyordu." Dikkat edin, en önemli olay bu. "Hükûmet ise, savcıların sınır kapısına giderek teröristlerin ifadelerinin orada kurulacak bir mekânda alınmasını ve serbest bırakılmalarını talep ediyordu." diyor. Bunu talep eden kim? Bunu söyleyen kim? Diyarbakır’ın o dönemdeki başsavcısı. Siz başsavcıya demişsiniz ki: "Bu terör gruplarını serbest bırakın." Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunu diyen bir Hükûmetin olduğu ortamda biz, Sayın Genel Başkanımıza yapılan saldırıyı gerçekleştiren teröristleri nasıl bulabiliriz değerli arkadaşlarım? Bunu sizlerin, yüce heyetin takdirine bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. 

CHPnet

SİTELERİ