08.09.2017
659
Yazı Boyutu: A- A+

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Lale Karabıyık, TBMM’de düzenlediği basın toplantısı ile AKP döneminde Milli Eğitim Sisteminde yaşanan tahribatları dile getirdi.

 

Lale Karabıyık’ın basın açıklaması şöyle:

 

“Değerli basın mensupları,

 

AKP, iktidarda olduğu 15 yılda en büyük zararı, yap-boz tahtasına dönüştürdüğü eğitim sistemine vermiştir.

v    AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana 6 Bakan değişti.

-                   2002 yılında ilk Bakan göreve geldiğinde, 1300 Bakanlık yöneticisi bir gecede görevden alındı. AKP iktidarının özellikle 2009 ve 2011 yılları arasında Milli Eğitimde FETÖ’nün etkisinin oldukça artmış olduğu dikkat çekmektedir.

-                   4. Bakanla birlikte 4+4+4 Eğitim Modeline de geçildi. Ulusal bayramların stadlarda kutlanması da bu dönemde yasaklandı.

-                   5. Bakan döneminde öğrenci andı kaldırıldı. Dershaneler kanunu çıkarıldı.

12               420 MEB merkez ve 40 bin taşra yöneticisi görevden alındı. Proje okulu uygulamasına da bu dönemde geçildi.

-                   Şimdiki Bakan İsmet Yılmaz döneminde de Türkiye Maarif Vakfı kuruldu. Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirildi, yani taşeronluk eğitim sistemine de girmiş oldu. Çok sayıda vakıf ve derneklerle protokoller imzalandı. Ortaokul düzeyinde özel yurt açılması için yasal düzenleme yapıldı. Öğretmen strateji belgesi yayınlandı. Ki bu strateji belgesinin en önemli özelliği öğretmenlere 4 yılda bir sınav öngörmesi ve performans sistemini getirmesidir. Ancak söz konusu sistem, sübjektif kriterlere dayanan, yandaş yaratma projesidir ve siyasi bir amacı vardır.

-                   AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde MEB ve Milli Eğitim Sistemi, AKP teşkilatlarının, tarikat ve cemaatlerin, vakıf ve derneklerin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve yandaş sendikaların oyuncağı ve nesilleri ideolojik olarak şekillendirme merkezi haline geldi.

-                   AKP iktidarının özellikle son dönemlerinde (2016/2017 yılı itibariyle 2011/2012 dönemine göre) okullaşma oranı, okul öncesi eğitimde %9, ilkokulda %7.6 ve ortaokulda %3 geriledi.

2017 yılı itibariyle okullaşamayan öğrenci sayısı, okul öncesi eğitimde zorunlu olmasa da –ki zorunlu olmalıdır, yaklaşık 922 bin, ilkokulda 482 bin ve ortaokulda ise ne yazık ki 249 bin olarak gerçekleşti.

-                   Diğer taraftan müfredat dediğimiz Öğretim Programlarına geldiğimizde;

15 yıl içinde, dünyayı okuyabilen, çağdaş insan sisteminden uzaklaşıldığı ve sorgulamayan insan modeline bir eğilim olduğu görülmektedir.

En büyük kırılma ise 2004 yılında başlamıştır. Ancak en önemli tahribat, 2016 taslak programında karşımıza çıkmıştır.

Açıklanan program ile hedeflenen amaç:

  • Atatürkçü düşünce sistemini eğitim sisteminden çıkararak laik eğitim anlayışını sonlandırmak,
  • Eğitim sistemini çağdaş bilimsel normlardan uzaklaştırmak,
  • AKP politikalarının okullarda anlatılmasını sağlamaktır.

-                   AKP iktidarında 15 yıl içerisinde yetkileri azaltılan ve vasıfsızlaştırılan bir başka kurum da Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’dır.

-                   Müfredat 2004’ten alınıp 2007 yılına getirilinceye kadar en üst yetkin kurul ortadan kaldırıldı; süreç içerisinde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı etkisiz hale getirildi.

-                   Talim ve Terbiye Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığının beynidir. Bu kurul kurulurken mantık olarak MEB’den bağımsız bir kurul olması beklenirken zamanla daha bağımlı hale geldiği görülmektedir.

-                   Ayrıca, Ulusal eğitim bir elden denetlenirken Talim ve Terbiye Kurulu’nda da bu noktaya gelindi. Hazırladıkları program/kitap önceden kendi komisyonlarınca incelenerek karara bağlanırdı; ancak şimdi indirgenen noktada bu kitap kurul dışında bir hocaya gönderilerek, hocanın incelemesine göre karar veriliyor. Bu sistemle kurul yetkisini bir taşeron sistemi gibi ihale etmiş oluyor.

Ve sonuçta;

-                   15 yılda ne eğitim sistemi rayına oturdu ne sınav sistemi. Hiçbir öğrenci başladığı sistemle ve müfredatla mezun olamadı.

-                   Aileler de, öğrenciler de, okullar da yoruldu.

-                   Diğer taraftan yine AKP iktidarında 13 bin 800 köy okulu kapatıldı. Yatılı ilk öğretim bölge okullarının sayısı azaltıldı. Karaman’da, Aladağ’da olduğu gibi yoksul ailelerin çocukları vakıf ve derneklerin eline teslim edildi.

MEB Temmuz ayında yaptığı protokollerle İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı ve Birlik Vakfı’nın eğitim alanına girmesine neden oldu. Protokoller incelendiğinde vakıfların istedikleri gibi eğitim alanlarında faaliyet yapabileceği görülmektedir.

Özellikle Ensar Vakfı tarafından hazırlanacak yeni öğretim programlarının da kurumlarda uygulanabilmesine imkan tanınması MEB’in iradesinin teslimi anlamına gelmektedir.

MEB, Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’nin eğitim alanında her türlü proje yapabilmesine imkan tanımaktadır; ayrıca iradesinin ve yetkisinin bir bölümünü vakıflara devretmektedir.

Farklı şehirlerdeki üç şubesinde mahkûmiyetle sonuçlanan çocuk tacizlerinin gerçekleştiği bir vakfa bu ayrıcalıkların tanınmasının izahı yok, artık bu kadarı da fazla!

Şimdi vakıflar konusunu biraz daha açalım:

Milli Eğitim Bakanlığı;

6 Haziran 2017 tarihinde Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile, 18 Temmuz 2017 tarihinde İlim Yayma Cemiyeti ile, 24 Temmuz 2017 tarihinde Ensar Vakfı ile 27 Temmuz 2017 tarihinde Birlik Vakfı ile protokoller imzalamıştır.

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile imzalan protokolün amacı, yaygın eğitim kurumlarında kulüp çalışmaları, öğrencilere sosyal, sanatsal, kültürel, sportif, bilimsel, teknolojik etkinlikler, yarışmalar ile mesleki ve teknik kurslar düzenlemektir.

İLİM YAYMA CEMİYETİ ile imzalanan protokolün amacı, yine benzer şekildedir. Ayrıca bu cemiyetin ülke genelinde 161 öğrenci yurdu bulunmaktadır.

Ancak önemli bir nokta var ki;

İLİM YAYMA CEMİYETİ ile MEB bu protokol dışında eğitim alanında ortak projeler geliştirip uygulayabilecek; çünkü protokolün 11 inci maddesinde protokol dışında da projeler yapılabileceği belirtilmiştir. Eklenen bu yetki İLİM YAYMA CEMİYETİ’nin eğitim alanında her türlü faaliyet yapmasını sağlayacaktır. MEB bu madde ile iradesinin ve yetkisinin bir bölümünü cemiyete devretmektedir.

Ensar Vakfı ile yapılan protokol çerçevesinde vakıf, yaygın eğitim kurumlarındaki kursiyer ve eğiticiler ile örgün eğitimdeki öğrenci ve öğretmenlere yönelik sosyal, sanatsal, kültürel sportif, bilimsel teknolojik etkinlikler ile ilgili seminer ve proje çalışmaları yarışmalar ile mesleki ve teknik kurslar düzenleyebilecek. Ayrıca gezi, kamp, kitap okuma yarışması gibi etkinliklerde vakıf tarafından düzenlenecek. Vakıf ile ortaklaşa belirlenen kulüplerin liselerde kurulması sağlanacak. Vakıf hangi yeterliliği ile bu yetkiyi almaktadır? E-yaygın sistemde yer almayan, ancak, Ensar Vakfı tarafından hazırlanacak yeni öğretim programlarının da kurumlarda uygulanabilmesine imkan tanınacak.

Ensar Vakfı ile imzalan protokol, tarafların uzlaşmaları ile sonlandırılabilecek. MEB, önceki protokollerinde tek taraflı fesih yetkisi almıştı. Burada, Ensar Vakfı’nın isteği olmadan protokol sonlandırılamayacak.

Yapılan protokoller genel olarak incelendiğinde tüm planlama ve uygulamanın MEB tarafından yapılması, görev alacak kişilerin ücretlerinin de MEB tarafından ödenmesi öngörülmüştür. Buradan da anlaşılacağı üzere; MEB tarafından organize edilecek faaliyetlerle bahsi geçen kurumların eğitim alanına girmeleri sağlanmış olacaktır. Amaç öğrencilere fayda sağlamaktan ziyade, okullar, Halk Eğitim Merkezleri aracılığı ile vatandaşlarımızın evine girebilmektir. Böylece hem örgün hem yaygın eğitim ile siyasi propaganda yapma şansı elde edilmiştir.

Bu protokollerin ve açıklanan öğretim programının ardından,

-                   Son Öğretim Programı, yani müfredatla ilgili olarak Sayın Bakan "çoğulcu, katılımcı ve demokratik bir müfredat hazırladık" dedi.

Şimdi soruyoruz:

  • 13 Ocak’ta askıya çıkardığınız müfredat 17 Temmuz’da kabul edilmiş olarak ilan edildi. Peki yandaş sendikalar dışında kime soruldu?
  • 17 Temmuzda yeni ders programları ilan edilmeden bir süre önce, yeni ders programına göre hazırlanan kitapların PDF dosyaları ile birlikte baskı ihaleleri nasıl gerçekleştirildi?
  • Bu kitapların, kabul edilmeden önce, zaten yazımına başlatıldığı anlaşılmaktadır. Peki bu durumda müfredatın askıda kalma süresi sembolik ya da göstermelik midir?
  • İlan edilen programlar ile basılan kitaplar arasında çok kısa bir süre içerisinde kazanım, font vb. uyumsuzluklar ortaya çıkınca 9. Sınıf Tarih, İlkokul Türkçe 1 ve İlk Okuma Yazma Kitabı imha edilmiştir. Bu, kamu kaynaklarının kötüye kullanımı değil midir?
  • Basımdan sonra fark edilen bu hatalardan kim sorumludur? Bu bir sorumsuzluk örneği değil midir?
  • Bu konuda imha edilen kitap sayısı oldukça yüksek miktardadır.

Örneğin, 9. Sınıf Tarih Kitabı neden 2 kez 300er bin adet imha edilmiştir?

  • Türkçe 1 kitabının J harfindeki yazım biçiminden dolayı imha edildiği söylenmektedir. Bu yazım biçimi değişikliği ise 3 Ağustos 2017 tarihinde ilan edilmiştir. Kitap basımı çocuk oyuncağı mıdır?”