09.05.2017
18357
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,"Vatandaş görevini yaptı, "Hayır" çıktığını görünce Yüksek Seçim Kurulundaki çete, bütün millete kumpas kurdu. Ben onlara çete dedim diye suç duyurusunda bulunmuşlar. Sanıyorlar ki biz çekineceğiz, korkacağız. Kim olursanız olun, nereden gelirseniz gelin, yetkiniz ne olursa olsun, bunun hesabını size soracağım" dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:




Hepinize yürekten teşekkür ediyorum.

Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarımıza Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan sevgiler, saygılar ve gönül dolusu muhabbetler gönderiyorum.  

Heyecanınızı biliyorum, heyecanlı olduğunuzu da biliyorum, beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Hep birlikte dikkatle dinlersek Türkiye’nin temel sorunlarına en azından değinme imkânımız olacaktır. 

CHP, TÜRKİYE’Yİ DÜNYANIN UYGAR ÜLKELERİNDEN BİRİSİ YAPMA KONUSUNDA KARARLIDIR

Bugün 9 Mayıs, Avrupa Günü. Osmanlı da bir Avrupa devletiydi, Türkiye Cumhuriyeti de bir Avrupa devletidir. Avrupa uygarlığının kökleri Anadolu’dadır. Homeros Anadoluludur. Dolayısıyla Batı uygarlığını aramak isteyenler, bulmak isteyenler rahatlıkla Türkiye’ye gelip kendi köklerini görebilirler. 1963 yılında Avrupa ile ilk anlaşmamız imzalandı, rahmetli İsmet İnönü, aradan geçen uzun süre henüz tam üyeliği gerçekleştiremedik. Demokratik standartlarımızda ciddi eksiklikler var. Avrupa Birliğinin Türkiye’ye takındığı çifte standart var, onu kabul etmiyoruz. Ama hiç kimse endişe duymasın. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’yi dünyanın uygar ülkelerinden birisi yapma konusunda azimlidir, kararlıdır, yoluna aynı azim ve kararlılıkla devam edecektir.  Bu amaçla, demokratik standartlarımızı geliştireceğiz. Bu amaçla, kadın-erkek eşitliğini sağlayacağız. Bu amaçla, üniversite özerkliğini sağlayacağız. Bu amaçla, medya özgürlüğünü sağlayacağız. Bu amaçla, insan haklarını demokratik ülkelerin standartlarına eriştireceğiz. Bu amaçla, mücadele etmek bizim namus görevimizdir, biz bunu yapacağız. Bütün vatandaşlarıma söz veriyorum.

DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN GÖNLÜMÜZÜN KAHRAMANLARIDIR

6 Mayısı hepiniz bilirsiniz, Hıdırellez, Hıdır ile İlyas’ın buluştuğu gün. Tabiatın, doğanın yeşillendiği gün. 6 Mayıs aynı zamanda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildikleri gün.  Onlar, kendi ülkeleri ve kendi insanları için çalıştılar. Hiçbir şey beklemediler. Bu güzel topraklarda, bu cennet ülkede herkes huzur içinde yaşasın diye, herkesin geliri, herkesin aşı, herkesin işi olsun diye çalıştılar. Onurlu bir Türkiye için mücadele ettiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için mücadele ettiler. Ama o mücadeleleri için önlerine engeller çıkarıldı. Yakalandılar, tutuklandılar, yargılandılar ve idam edildiler. Onlar bizim gönlümüzün kahramanlarıdır. Onları saygıyla anıyorum. 

DERİNLİĞİ, KAFALARININ DERİNLİĞİNDEN KAYNAKLANAN ONURSUZ İNSANLAR!

Tarihe not düşen zamanlar vardır ve tarihe not düşen kişiler vardır. Az önce Deniz Gezmiş’i ve arkadaşlarını ifade ettim. Tarihe not düşen ve tarihte kalıcı izler bırakan komutanlar vardır, devlet adamları vardır. Bunlardan birisi de hepimizin çok iyi bildiği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, tarihe not bırakmıştır. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçti. Filistin’de, Trablusgarp’ta ve Anadolu’nun değişik yerlerinde bir milli mücadele heyecanla başlatıldı ve sürdürüldü Mustafa Kemal’in önderliğinde. Öldüğünde bütün mal varlığını Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktı.  Bütün dünya kendisine saygı duydu. Düşmanları bile onu Nobel ödülüne aday gösterdiler. Savaştığı ülkenin bayrağını yerden kaldırarak bir ülkenin onuruna ve gururuna nasıl saygı gösterilmesi gerektiğini bütün dünyaya anlattı. Bu kadar değerli, bu kadar kıymetli; bu kadar onur ve gurur duyduğumuz bir insan.  Daha 1921 yılında Çocuk Esirgeme Kurumunu kurarken sosyal devletin aslında temellerini atıyordu. Binlerce genç, binlerce erkek savaş meydanlarında hayatlarını yitirmişlerdi ve onların çocuklarına devletin babalık yapması gerekiyordu. Bu kadar değerli olan, düşmanlarının bile önünde saygıyla eğildiği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bazı televizyon kanallarında yapılan haksız uygulamayı, çirkefliği içime sindiremiyorum.  Nasıl bir anlayıştır ki bu “Derin Tarih” diye başladıkları, ama derinliği kafalarının derinliğinden kaynaklanan onursuz insanların çıkıp Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Afet İnan’ı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesini karalamalarını içime sindiremiyorum. Bunu yapanlara asla ve insandır demeyeceğim. Bunlar insan değildir.   Bu ülkeye hizmet eden –kim olursa olsun- taş taş üstüne koyan herkesi saygıyla anmak bizim görevimizdir. Nasıl olur da siz, bir ulusal kahramanı kötülemek için en iğrenç iftiralarla onu itibarsızlaştırmak için çaba harcarsınız? Efendim “Hain” sözcüğü bile hafif bunlar için. “Hain” desem, hain bile değil; insan değil bunlar.  Çünkü insan, onuruyla ve şerefiyle insandır. Onuru ve şerefi olmayan, onur ve şeref yoksunu olan insanlara insan denmez zaten, onlara nasıl insan diyeceksiniz? Onurdan yoksun, şereften yoksun, oturmuşlar televizyon kanallarının başına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, annesini, Afet İnan’ı kötülüyorlar. Ne söylenebilir, ne söylenebilir? Allah’a havale etmenin dışında ne söylenebilir. Nasıl yaratıklar bunlar, nasıl insanlar bunlar!

ENGELLİLER ÇALIŞMAK, ÜRETMEK İSTİYORLAR

Değerli arkadaşlarım, az önce söyledim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1921 yılında aslında sosyal devletin temelini attı, Çocuk Esirgeme Kurumunu kurdu. Sosyal devlet nedir? İnsanı odağına alan devlettir sosyal devlet. Eğer birisinin işi yoksa ona iş yaratan devlete sosyal devlet denir.  Birisi engelliyse, onun engelli olmasına özel ayrıcalıklar tanıyan devlettir sosyal devlet. Sosyal devlet, herkese aş, herkese iş sözü veren devlettir. Sosyal devlet, örgütlenme özgürlüğünü, sendikacılığı öngören devlettir sosyal devlet. Engelliler aramızda, engelli komisyon üyeleri aramızda. Engellilere de pozitif ayrımcılık sağlamak gerekiyor. Bizim Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilmeyen maddelerinden birisi neydi?  “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir”, yani bir sosyal devlettir Türkiye Cumhuriyeti ve yine Anayasasında engelliler için özel düzenlemeler vardır. Peki, engelliler ne istiyorlar? 10-16 Mayıs Engelliler Günü. Engelliler asla ve asla sadaka istemiyorlar. Engelliler çalışmak istiyorlar, engelliler üretmek istiyorlar, engelliler alın teri dökmek istiyorlar, engelliler kazanmak istiyorlar, engelliler kimseye muhtaç olmadan onurlu bir birey gibi Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamak istiyorlar.   Bunun adresi ne? Bütün engelli kardeşlerime söylüyorum: Bunun adresi Cumhuriyet Halk Partisidir, kesinlikle emin olun, Cumhuriyet Halk Partisidir.  Sosyal devlet sadece engellilerin mi hakkını koruyacak? Hayır. Çalışanların iş güvenliğini sağlayacak. Çalışanlar, çalıştıkları yerlerde onurlarıyla çalışacaklar, birlikte çalışacaklar, güçlü olacaklar, bunu yapacaklar. Ve çalışanlar şunu yapacaklar: Çalıştıkları yerlerde güvenlik içinde çalışacaklar, birlikte çalışacaklar, yaşamları güvence altında olacak. Bakın iş kazalarında hayatını kaybedenleri sık sık dile getiririm. 2013’ün ilk dört ayında 289 işçi, 2014’ün ilk dört ayında 431 işçi, 2015’in ilk dört ayında 488 işçi, 2016’nın ilk dört ayında 595 işçi, 2017’nin ilk dört ayında 586 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Bunlar isimsiz insanlar arkadaşlar. Bunlar ölürler kimsenin haberi olmaz. Hani sosyal devlet dedik ya, hani insan dedik ya, hani insanın onuru ve gururu dedik ya, hani insan alın teri dökerek evine ekmek götürmek ister dedik ya, işte bunlar isimsiz kahramanlardır. Çalışırlar, üretmek isterler, alın teri dökerler ama bir iş kazasında hayatlarını kaybederler. Bu, Türkiye’nin kara tablosudur, emeğinin kara tablosudur. Bu kadar insan iş kazalarında hayatını kaybediyorsa demek ki mevcut iktidar, iş güvenliğini yeteri kadar sağlayamıyor. İnsanların hayatı bu kadar ucuz olmamalı.

Değerli arkadaşlarım, iş kazalarından hayatını kaybedenlerin sesi sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisidir.  Onların haklarını savunan tek parti sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisidir.  

TÜRKİYE’Yİ UÇURACAKLARDI,  FİYATLARI UÇURDULAR!

Biliyorsunuz bir referandum sürecinden geçtik. Efendim, Türkiye’yi uçuracaklar!  Türkiye müthiş başarılara imza atacak! İşte o uçurdukları bu, iş kazalarında hayatını kaybedenler sürekli artıyor. Türkiye’yi uçuracaklardı! Türkiye sadece kendi bölgesinde değil bütün dünyada birinci olacaktı. Bunların havuz medyasını izlediğiniz zaman da dünyadan habersiz vatandaş diyor ki “Herhâlde Türkiye bütün Avrupa’da birinci, artık dünyada da birinci ve dünya ile yarışıyor Türkiye” öyle bir hava yaratıyorlar. Ve vatandaşlara doğru bilgiler aktarmıyorlar. Bakın domatesi biliyorum, herkes biliyor domatesi, özellikle pazarda alış veriş yapan kadın kardeşlerim domatesin ne olduğunu biliyorlar, etin fiyatını biliyorlar, simidin fiyatını biliyorlar, çayın fiyatını biliyorlar, herkes biliyor. Herkes biliyor ama herkesin düşünmesi lazım, neden bu domates 10 lira, neden bu et 44 lira, oturup düşünmesi lazım. Türkiye’yi uçuracaklar! Neyi uçurdular? Fiyatları uçurdular. Enflasyon uçtu. Bizimle aynı konumda olan ülkelere bakın, hepsinde enflasyon düşük, bizde yüzde 11’leri aştı. İşsizlik 7 milyona yakın.

EKONOMİ ÇÖKMÜŞ VAZİYETTE

Emin olun nereye gidersem gideyim ve hangi gerekçeyle gidersem gideyim, ya bir anne, ya bir baba, ya bir genç elime bir kâğıt tutuşturuyor: “İşsizim, bana bir iş bulun.” Geçen bir arkadaşıma başsağlığı için ailesine uğradım, dışarı çıkarken bir kişi bekliyor “Kızım iki üniversite bitirdi. Ne olursunuz bir iş bulunuz.”  İktidar olanlar acaba işsizliğin ne olduğunu biliyorlar mı? İşsizliğin bütün kötülüklerin anası olduğunu biliyorlar mı? İşsiz bir insanın umudunu yitirdiğini biliyorlar mı? Emin olun haberleri bile yok. Bu Ankara’da oturan beylerin çocukları iş falan aramıyor;  elleri yağda, bir elleri balda, sanıyorlar ki bütün gençler öyle.  Hiçbir genç öyle değil. Protesto edilen senet örneğini vereyim. Bu yılın ilk üç ayında 237 bin senet protesto edildi. Tutarı ne kadar? 3 milyar lira, eski parayla 3 katrilyon lira. Arka arkaya af çıkarıyorlar vatandaş gelsin sigorta prim borcunu, vergi borcunu ödesin diye. Vatandaş ödeyemiyor ki. “İstediğiniz kadar af çıkarın, para yok ki ödeyeyim” diyor.  Hâlâ yeniden yapılandırma, yeniden yapılandırma… İstediğiniz kadar yeniden yapılanma yapın, ekonomi çökmüş vaziyette. Bunu herkesin bilmesini isterim. Bakın bu yılın ilk iki ayında, ocak ve şubat ayında 139 bin 576 kişi bireysel kredi borcunu ödeyemedi bankalara. 189 bin 639 kişi kredi kartı borcunu ödeyemedi bankalara,  sadece ilk iki ayda. Nasıl ödeyecek vatandaş, borç batağında.

HESABINI SORACAĞIM!

Değerli arkadaşlarım, bu çerçeveden baktığımızda ekonominin durumu pek parlak değil, Türkiye’nin durumu da pek parlak değil. Sadece ekonomi mi? Hayır arkadaşlar. Şu anda devletin bütün kurumlarında büyük bir çöküş yaşanıyor çünkü yok artık liyakat; ya bir partiye mensup olacaksınız ya bir cemaate mensup olacaksınız devlette bir yere gelmek için. Bilgi, birikim, deneyim bunların hiçbirisi yok. Geçen grup toplantısında seslendirmiştim. İnsanlar sandığa gittiler, Anayasa oylamasında oylarını kullandılar, vatandaş görevini yaptı “Hayır” çıktığını görünce Yüksek Seçim Kurulundaki çete, bütün millete kumpas kurdu. Evet, çete.   Ben onlara “çete” dedim diye suç duyurusunda bulunmuşlar. Sanıyorlar ki biz çekineceğiz, korkacağız vesaire. Kim olursanız olun, nereden gelirseniz gelin, yetkiniz ne olursa olsun bunun hesabını size soracağım! 

YSK’DAKİ ÇETE OLGUSUNU YARGININ BÜTÜN AŞAMALARINA TAŞIMAK İSTİYORLAR

Hukuka uymayan, kanunlara uymayan bir hâkim olmaz. Kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde gören kişiye hâkim denilmez. Bu kişiler, açık ve net söylüyorum, bir daha şikâyet etsinler. Onurunu satan hâkime hâkim denilmez, kanunu satan adama hâkim denmez, şerefini satan insana hâkim denmez.  Kanunun açık hükmünü çiğneyeceksiniz, biz sesimizi çıkarmayacağız. Oturacaksınız koltuklarınıza, siyasi otoriteden talimat alacaksınız; talimatın gereğini yerine getireceksiniz, gerdan kıracaksınız, iki büklüm eğileceksiniz. Egemenin karşısında iki büklüm eğilen adama hâkim denmez, onursuz adam denir.  Şimdi, kurdular ya çeteyi Yüksek Seçim Kurulunda… Niye çete? Eğer bir grup insan bir araya gelir ve kanunsuz bir iş yaparsa onlara çete denir, bu kadar açık. Bir grup insan bir araya geldiniz mi? Geldiniz. Kanunsuz iş yaptınız mı? Tam kanunsuzluğu yaptınız, sizden daha iyi çete mi olur? Örnek diyorsanız Yüksek Seçim Kurulunda, çete. Şimdi, bir şey yapıyorlar. Yüksek Seçim Kurulundaki çete olgusunu yargının bütün aşamalarına taşımak istiyorlar.

Bakın değerli arkadaşlarım, bu arada bunu iyi dinleyin. Bir hâkim, bir savcı diyelim ki seçime girecek herhangi bir partiden, diğer devlet memurlarında olduğu gibi görevinden istifa eder ve seçime girer. Bir genel müdür, herhangi bir genel müdür, herhangi bir daire başkanı veya herhangi bir kamu görevlisi seçimi kazanamadıysa bir süre sonra tekrar görevine geri döner ama hâkim, savcı istifa edip seçime girerse görevine geri dönemez, yasa bunu öngörüyor. Neden dönemez? Çünkü hâkimin siyasi kimliği ortaya çıkmıştır, siyasi kimliği ortaya çıktığı için adalet dağıtamaz, önüne gelen sanığa güven veremez. Bu nedenle yasa bu önlemi almıştır. Şimdi, bir sürü insanı Kanun Hükmünde Kararnamelerle görevlerinden attılar, içinde hâkimi var, savcısı var, üniversite hocası var… İşte, az önce söylendi,  2 genç arkadaşımız şu anda ölüm orucu tutuyorlar görevlerine iade edilsin diye. Onları da buradan saygıyla ve sevgiyle anıyorum.   Barış Bildirisini imzaladı diye, bir bildiri imzaladı diye eğer bir öğretim üyesini görevinden atıyorsanız veya ona sahip çıkmıyorsanız, devlet olarak açlığa mahkûm ediyorsanız biz bu sürecin karşısındayız, bu sürece destek vermeyeceğiz ve onlar haklarını geri alıncaya kadar onların mücadelesine her türlü desteği vereceğiz.   

YARGI SİYASETİN GÖBEĞİNDE OLURSA ADALET DAĞITAMAZ

Kimler hâkim olabilir? Kanunu var, hâkim olmanın nitelikleri var, giderler sınava girerler vesaire, sonra o sınavı kazananlar hâkim olarak atanır: önce stajyerdir, kurslardan vesaire geçerler. Bir de özel bir yasa var, yine aynı maddenin özel bir düzenlemesi var, (k) bendi: Avukatlık mesleğinden de sınavla hâkim alınabiliyor. Bu da yasal bir düzenleme. Herhangi bir kişi bir yerde avukattır, hâkim, savcı olmak ister; açılan sınava girer, başarılı olursa hâkim veya savcılık görevine atanır. Şimdi yapılan sınavlarda ve yapılan atamalarda farklı bir tablo görüyoruz. İktidar partisinin mensupları hâkim olarak, savcı olarak atanıyorlar. Grup başkan vekillerimiz bu konuda bir çalışmayı tamamladılar. Bu konuda bir başka arkadaşımız da duyarlı davranıp pek çok çalışmayı yürüttü ve kamuoyuna olayı mal etti.

Bakın değerli arkadaşlar, isim vermek istemiyorum, 7 Haziran seçimlerinde AKP Adana Milletvekili Adayı, Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı, Adana Milletvekili Adayı, İstanbul Milletvekili Adayı, Konya AKP Milletvekili Adayı, Adıyaman Milletvekili Adayı, Nevşehir, Ankara Milletvekili Adayı, Taşköprü İlçe Başkanı, Erbaa İlçe Başkanı, Adana Kadın Kolları Başkanı… Uzun bir liste ama ben bazılarını seçtim. Şimdi, bunları getirip hâkim yapacaklar. Düşünün, seçime girmek için görevinden istifa edip kazanmadığı zaman görevine dönemiyor, ama bir partinin kimliğini taşıyanı getiriyoruz hâkim yapıyoruz. Şimdi buradan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seslenmek istiyorum: Eğer siz yargının itibarını korumak istiyorsanız, yargının saygınlığını korumak istiyorsanız, siyaset yargıya bulaşmasın diye düşünüyorsanız ve her biriniz onurlu bir görev yapıyor ve düşünüyorsanız bu tabloya izin vermemeniz lazım.  Yargı siyasetten arındırılmalı. Yargı siyasetin göbeğinde olursa adalet dağıtamaz. Toplumun temeli adalettir, devletin temeli adalettir. Adaleti siyasallaştırdığınız zaman Ankara’daki beylerin istediği olur vatandaşın değil. Millet gidip de artık mahkemeye başvurmaz, Ankara’daki beylere gelir, şöyle bir davam var, bunu hallet diye. Avukat tutmasına gerek yok, ilçe başkanına gitmesi yeterli olur. Böyle bir anlayış olabilir mi? Hepimizin buna karşı çıkması lazım. Önümüzdeki günlerde arkadaşlarımız bunu ayrıntılı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşıyacaklar.  

TEK ADAM “BIRAKIN” DEDİĞİ ZAMAN BIRAKIYORLAR, “TUTUN” DEDİĞİ ZAMAN TUTUYORLAR

Değerli arkadaşlarım, her siyasal partide olduğu gibi biz de bir siyasi partiyiz, bizi diğerlerinden farklı kılan bizim insana bakıştaki eşitlikçi tavrımızdır. Bir kişi hapisteyse, sağlık sorunu varsa, hapiste olan kişinin kimliğine bakmaksızın, inancına bakmaksızın, siyasi görüşüne bakmaksızın eğer tahliye edilmesi gerekiyorsa tahliye edilmesi lazım. Kim karar verecek? Yargı karar verecek. Eğer kimliğine bakar, siyasi geçmişine bakıp kararı ona göre verirse o hâkim hâkim değildir. Şimdi İstanbul’da Büyükşehir Başkanımızın bir yakını, hepiniz gayet iyi biliyorsunuz, hasta diye doktordan bir rapor ve tahliye edildi. Niçin tahliye edildi diye sormuyorum, dikkatinizi çekerim, niçin tahliye edildi diye sormuyorum, aynı pozisyonda olanlar neden tahliye edilmiyor, onu soruyorum ben.  

Bakın değerli arkadaşlar, size örnek vereceğim. Şu anda cezaevlerinde ölümü bekleyen, ağır ve sürekli hastalığı olan 841kişi bulunuyor. Bakın, cezaevlerinde ağır hastalığı olan 841 kişi bekliyor. Niye bunlar tahliye edilmiyor? Vicdansa vicdan, ahlaksa ahlak, eşitlikse eşitlik, neden bunlar için geçerli değil? Son beş yılda hasta olmalarına rağmen tahliye edilmeyip hapishanede ölen tutuklu sayısı 451 kişi; hasta ama tahliye edilmiyor ve cezaevinde ölüyorlar. Hangi ahlak bunlarda? Bir beyefendi, efendim bilmem şu hastalığım var, tahliye; öbürü hasta, sen cezaevinde öleceksin. Bu mudur eşitlik, bu mudur adalet, bu mudur ahlak, bu mudur vicdan, nedir bu Allah aşkına? Bakın örnek vereyim size değerli arkadaşlarım. Fatih Hilmioğlu, hepiniz gayet iyi bilirsiniz, bir kumpas sonucu alındı içeriye, aylarca içeride kaldı. “Cezaevinde kalmaması gerekir” diye doktor raporu vardı ama emir gelmediği için, talimat gelmediği için, hâkimler de korktuğu için gereğini yapamadılar. Ta Anayasa Mahkemesi “Bu kadar da olmaz, insafsızlıktır bu” dedi ve tahliyesine karar verdi. Ne söyledi Fatih Hilmioğlu cezaevinden çıkarken “Cezaevlerinde hasta tutuklulara yapılan muamele aslında taammüden cinayettir” diyor. Evet, taammüden cinayet işleniyor Türkiye Cumhuriyeti’nin hapishanelerinde.

Kuddusi Okkır -biliyorum, hepsini söyleyeceğim, bir dakika, bir şey daha- Ergenekon davasında Kuddusi Okkır, Ergenekon’un kasası olarak tutuklandı, yargılandı. “Ergenekon’un kasası” dedikleri Kuddusi Okkır hastalandı, dışarıya cenazesi çıktı arkadaşlar ve bir ambülansla İstanbul’a getirildi. Nasıl bir kasa, anlamadık; nasıl bir suç, anlamadık. Bu kararı verenler vicdan azabı duyuyorlar mı acaba? Ahlak dediğimiz bir kavram, vicdan dediğimiz bir kavram, adalet dediğimiz bir kavram, hukuk dediğimiz bir kavram niçin unutuldu bu topraklarda, hangi gerekçeyle unutuldu?

Mehmet Haberal, sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın takdir ettiği bir akademisyen, bir doktor aynı zamanda. Daha yeni uluslararası ödül aldı. Mehmet Haberal hastanede yatarken “Neden hastanede yatıyor?” diye hastanede yatıran doktorları tutukladılar. Haberal’ı hapishaneye koydular sağlık sorunu olduğu hâlde ve Haberal, Anayasa Mahkemesi kararıyla çıktı. Hangi ahlak, hangi vicdan, hangi hukuktan söz ediyor?

Değerli arkadaşlarım, , hepimiz biliyoruz üç aşağı beş yukarı Miraz bebek, 8 aylık, sağlık sorunu var, hapishanede annesiyle beraber. Hangi vicdandan, hangi ahlaktan söz ediyorlar, hangi hukuktan söz ediyorlar bunlar?

Serap Şimşek, duymamışsınızdır, cezaevinde felç geçirir, vücudunun yarısı tutmuyor, bağırsakları dışarıda, torba içinde, akli dengesi bozulduğundan bağırsaklarıyla oynamasın diye ellerine kelepçe takılıyor. Bu hâlde bile tahliye edilmedi. Bunlarda ahlak var mı, bunlarda vicdan var mı, bunlarda namus var mı, bunlarda ne var Allah aşkına ne var, merak ediyorum ne var bunlarda?  

Magdalena Magna, yabancı bir mahkûm. İleri aşamada kan kanseriyken bizim milletvekili arkadaşlarımız kendisini ziyarete gittiler. “Ben ülkemde ölmek istiyorum” diye bir dileğini dile getirdi ama ülkesine gönderilmedi, Bakırköy Cezaevinde hayıtını kaybetti. İleri derecede kan kanseriydi. Hangi ahlaktan, hangi vicdandan, hangi namustan, hangi doğruluktan, dürüstlükten söz edeceğiz?

Gülay Çetin, hapishanede, mide kanseri olmuş, aylarca tahliyesini bekledi. Mektuplarında şunu söylüyor: “Buradan tabutla tahliye olmak istemiyorum.” Adli Tıp Kurumuna gidiyor, Adli Tıp Kurumu da tahliyesini istiyor. Adli Tıp Kurumunun tahliye raporu Gülay Çetin öldükten bir ay sonra hapishaneye geldi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu tablo bizim cezaevlerinde yaşanıyor. 73 yaşında gazeteciler var, sağlık sorunları var. Tahliye ediliyorlar mı? Hayır, edilmiyorlar. Kime bakılıyor? Bir tek adama bakılıyor, bir tek adamın iradesine bakılıyor. O tek adam “Bırakın” dediği zaman bırakıyorlar, “Tutun” dediği zaman tutuyorlar. O tek adama bakan bütün yargıçlara sesleniyorum: Siz yargıç değilsiniz.  Yargıda adamına göre muamele yapılır mı Allah aşkına, adamına göre muamele yapılır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Mahkûm mahkûmdur, suç işlemiştir, ceza almıştır. Ondan sonraki süreç devletin namusuna teslim edilmiştir; sağlık sorunu varsa bakacaksın, doktora göndereceksin, tahliye edilmesi gerekiyorsa tahliye edeceksin. Bu kadar ağır insanlık suçunu gizleyemezsiniz zaten, gizleyemezsiniz. Şimdi, Avrupa İşkence ve Onur Kırıcı Muameleleri Önleme Komitesinin raporu, öyle bir rapor var. Raporun yayınlanmasına hükümet izin vermiyor çünkü rezil olacaklar. Bu söylediklerimden çok daha ağırı büyük bir ihtimalle bu raporda var. Yazık günah değil mi arkadaşlar? Bu memlekete yazık günah değil mi? Bunlar bizim demokrasi standartlarımızı düşürmüyor mu? İnsan hakkı dediğimiz bir hakka neden saygı duymuyoruz? Hepimizin üzerinde düşünmesi lazım.

Ekonomi dikiş tutmuyor, adalet dikiş tutmuyor, dış politika dikiş tutmuyor, hiçbir şey dikiş tutmuyor; çürüyen bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız. Devleti bir kişiye teslim ettik. Bir kişi devletin bütün organlarına talimat veriyor. Bir kişi, devleti istediği gibi, babasının çiftliği gibi yönetiyor. Böyle bir devlet yönetimi olamaz.

SÖZÜM SÖZ, PARLAMENTER DEMOKRATİK SİSTEMİ TÜRKİYE’YE EN GÜÇLÜ ŞEKLİYLE GETİRECEĞİZ

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu bir kişi geldi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemin etti “Tarafsız davranacağım” dedi. “Büyük Türk milleti önünde, tarihin huzurunda tarafsız davranacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim” dedi. Evet, Anayasadaki yemin metni değerli arkadaşlar. Şimdi baktığınız zaman, değerli arkadaşlarım, ben meydanlarda diyordum ki, “Bakın, biz tarafsız cumhurbaşkanı istiyoruz. Bir partinin cumhurbaşkanı değil, cumhurbaşkanı 80 milyonun cumhurbaşkanı olsun, benim de cumhurbaşkanım olsun. Halk seçti, saygı duyalım.” “Hayır, ben 80 milyonun olmayacağım, bir partinin cumhurbaşkanı olacağım.” diyor. Gitti, partiye üyelik kaydını yaptırdı. Bunun tarafsızlığından söz edilir mi? Tarafsız değil ki zaten, bir partinin üyesi. Peki, ben merak ediyorum, bir partinin üyesiyken yani seçilirken tarafsız olacağı için vatandaş oy verdi ona. Tarafsız davranacaktı, 80 milyonu kucaklayacaktı. “Ben tarafsız olacağım” diye meydanlarda söz verdi. Halka verdiği sözü de tutmadı. Son Anayasa referandumunda bütün bunları anlattım, onlar meydan meydan dolaşıp diyorlardı ki “Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor, Kılıçdaroğlu yalan söylüyor.” Şimdi gerçek çıktı ortaya, Kılıçdaroğlu doğruları söylüyor, onlar yalan söylüyorlar, çıktı meydana.  Göreceksiniz, daha sonra gelip partinin genel başkanı olacak. Göreceksiniz, o da bundan böyle her Salı günü toplantı yapacak, o da her Salı günü konuşacak. Sanki diğer günler yetmiyormuş gibi bir de Salı günü konuşacak. Şimdi diyorlar ki “Cumhurbaşkanı olarak” tanıyın. Binali Bey, Başbakan nasıl saygı gösteriyorsak, aynı standartta saygı göstereceğiz. Artık cumhurbaşkanı olarak görmüyoruz, cumhurbaşkanı değil, bir partinin taraftarlarının cumhurbaşkanı olabilir, 80 milyonun cumhurbaşkanı değildir artık.  Kendisi tercih etti, bu tercihle yola çıktı. Ve şuna kesinlikle inanıyorum: Bugün bir referandum olsa hayır oyları yüzde 60’ın üstüne çıkacak.  Neden biliyor musunuz? Bütün yalanlar tek tek ortaya çıkıyor. Bir kişi şunu söyledi: “Sandığa gittim, Evet’e mührümü bastım ama dışarıya çıkınca büyük bir vicdan azabı çektim. Acaba bu memleketi bir kişiye teslim etmek ne kadar doğrudur.” Bunun faturası umarım bu millet için ağır olmaz. Ama size sözüm söz, mücadelemiz yeni başlıyor. Size sözüm söz, bütün mağdurların yanında olacağız.  Size sözüm söz, parlamenter demokratik sistemi Türkiye’ye en güçlü şekliyle getireceğiz. Adım adım gezeceğiz. Diyorlar ki “Sokağa çıkacağız.” Her Cumhuriyet Halk Partiliden, hayır oyu kullanan her vatandaştan, her siyasal partiden açık ve net ricamdır: Evet, sokağa çıkacağız ama hangi sokağa çıkacağız?

Bütün evlere, bütün fabrikalara, bütün tarlalara, bütün sokaklara, bütün insanlara gideceğiz; tokalaşacağız, demokrasiyi savunacağız, “Demokrasi nedir, karın doyurur mu?” diye soracaklar. “Evet, demokrasinin olmadığı yerde sana ekmek yok kardeşim. Sen ekmeğini savunuyorsan önce demokrasiyi savunacaksın” diyeceğiz.  

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum.