20.06.2017
13990
Yazı Boyutu: A- A+

GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NÜN 6. GÜNÜNDE TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (20 HAZİRAN 2017)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Buradan açık ve net çağrı yapıyorum, bana 138.maddeyi hatırlatan beyefendiye bir çağrı yapıyorum: Senin, senin hükümetinin mahkemelere genelge gönderdiği, talimat verdiğini ben ispat edersem görevinden onurlu bir insan gibi, namuslu bir insan gibi istifa edecek misin?” dedi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’nün 6. gününde Çamlıdere Yol Ayrımında gerçekleşen CHP TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



TARİH YAZIYORUZ

Değerli arkadaşlarım, sevgili dostlarım, değişik partilerden grubumuzu onurlandıran saygıdeğer vatandaşlarım, beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Gerçekten de Grup Başkanvekilimizin söylediği gibi önemli bir gündeyiz. Bir tarih yazıyoruz. Bir adalet tarihi yazıyoruz, sıradan bir tarih değil.

Dolayısıyla beni dikkatle dinlerseniz çok mutlu olurum. Önce şunu ifade edeyim. Bu yürüyüşümüze katılmak isteyip de katılamayan, bize onlarca, binlerce mesaj gönderen milyonlar var. Buradan bütün o vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Sizler bulunduğunuz ilde adaleti dillendirdikçe bizim gönlümüzde hep var olacaksınız. Çünkü adalet gibi soylu bir kavramı yüceltmek sadece benim değil, bu ülkede yaşayan her vatandaşın ortak görevidir. Aramızda olmadığınız için, bu yürüyüşe katılmadığınız veya katılamadığınız için sakın üzülmeyin. Şunu bilin, burada bu yürüyüşü gerçekleştiren binlerce kişi var ve binlerce kişi Anadolu’nun her köyüne, her ilçesine, her iline selam ve saygı gönderiyor adalet üzerine. Adalet üzerine selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz.

ADALET ARAYAN BÜTÜN MAĞDURLAR, BÜTÜN MAZLUMLAR İÇİN YÜRÜYORUM

Soruyorlar neden bu yürüyüş? Bu soruyu sorana şunu sormak isterim: “Sen adaletten ne anlıyorsun, nedir senin için adalet? Bir haksızlığa uğradığın zaman mı adaletsizlikten söz edeceksin? Yoksa herhangi bir insan haksızlığa uğradığında hep birlikte adaletsizlikten mi söz edeceğiz? Adaleti hep birlikte savunmak bizim ortak görevimiz değil midir?”

Bakın şunu söyleyeyim, şunu ifade edeyim. Bütün peygamberler adaletten yana olmuştur, bütün peygamberler, evliyalar, enbiyalar adaleti savunmuştur. Adalet bu kadar soylu bir kavramdır diyoruz.

Ben kendim için yürümüyorum, ben adalet arayan bütün mağdurlar için yürüyorum, bütün mazlumlar için yürüyorum. Kim adaletten şikayetçiyse, adalet istiyorsa, adalet beklentisi içindeyse ben onun yanındayım ve onun hakkını sonuna kadar savunacağım. Bu benim insanlık görevimdir.

Cumhuriyet Halk Partisine oy vermiş veya vermemiş, hayatı boyunca CHP’ye hiç sempati duymamış, kim olursa olsun, eğer bir haksızlığa uğramışsa ben onun hakkını savunmuyorsam kendimi insan yerine koymam. Ben onu da insan yerine koyuyorum kendimi de. O haksızlığa uğruyorsa, ben haksızlığa uğramış olacağım. O nedenle adalete karşı durmak değil, adaleti savunmak insanlığın bir görevidir. Ben insansam, insan gibi yaşamak istiyorsam, bütün komşularımla, akrabalarımla, yakınlarımla, hiç tanımadığım insanlarla caddede karşılaştığımda selam vermek, selam almak istiyorsak adaleti savunmak zorundayız. Adaletin olmadığı bir yerde devlet yoktur. Adaletin olmadığı bir yerde insanlık yoktur. Adaletin olmadığı bir yerde hiç kimse yoktur.

HAKLARIMI BANA LÜTUF OLARAK HATIRLATIYORSA, BEN DE ONA DİKTATÖRLÜĞÜNÜ HATIRLATIYORUM

Bize doğuştan gelen haklarımızı veya anayasal haklarımızı lütuf olarak sunmaya çalışanlar var. “Efendim yürüyorsunuz, lütfediyoruz biz size…” Bunu tarihte firavunlar söylerdi, günümüzde de diktatörler söylüyor. İnsan olarak doğdum, benim doğuştan haklarım vardır. Demokratik bir ülkede yaşıyorum, anayasal haklarım vardır. Ben bir insan olarak adaleti savunacağım ve hep adaletten yana olacağım. Birisi benim haklarımı bana lütuf olarak hatırlatıyorsa, ben de ona diktatörlüğünü hatırlatıyorum, “Sen diktatörsün” diyorum.

Adalet için yürüdüğüm bu yolda tek başıma yürümeye karar vermiştim. Elimde bir pankart olacaktı ve üstünde “adalet” olacaktı, “Güvenpark’tan itibaren İstanbul’a yürüyeceğim” demiştim. Beni bu yolda yalnız bırakmayan bütün vatandaşlarıma içtenlikle şükranlarımı, saygılarımı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Burada olmayan ama bize destek veren, adaleti savunan bütün yurttaşlarıma yine saygılarımı, sevgilerimi, şükranlarımı ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Hiç ama hiç ama hiçbir zaman üzülmeyin, hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmayın. Nerede bir baca tütüyorsa, bilin ki orada adaleti savunan bir kişi vardır. Adalet bu kadar önemli, bu kadar kutsaldır. Hep beraber insanlık için, çocuklarımız için, torunlarımız için adaleti savunacağız.

ADALETİ SAVUNMAK İÇİN KİMSEDEN İZİN ALINMAZ

Diyorlar ki, “Adaleti niye yürüyerek arıyorsunuz?” Ama şunu söyleyemiyorlar, memlekette adalet var da biz onun için mi yürüyoruz? Adalet olmadığı için yürüyoruz! Adalet olsa niye yürüyelim? Adalet olsa hepimiz huzur içinde oluruz. Adalet olsa yüzümüz güler. Adalet olsa adaletsizlikten şikayet etmeyiz. Adaletin olmadığı bir yerde ne yapacağız? Yürüyoruz, haklarımızı arıyoruz. “Sivil itaatsizlik” diyorlar, “Neden izin almadılar…” Adaleti savunmak için kimseden izin alınmaz. Adalet Allah’ın emridir.

20 TEMMUZ DARBESİNİ HİÇ UNUTMAYIN

Adalet ne zaman çöktü? Adaletin doğru dürüst işlemediğini hepimiz biliyorduk. Aksaklıkları vardı, onu da çok iyi biliyorduk, ama çökmemişti. Yine birileri adaleti savunuyordu. Birileri bir yerlerde “adalet, adalet, adalet” diyordu. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra yüzbinlerce insan sokağa indi. Kimse niçin sokağa indiniz diye sormadı. Çünkü onlar demokrasiyi, onlar bayrağı, onlar birlikte yaşamayı savunuyorlardı. Ama bir de ikinci bir 15 Temmuz var. Şunu hiç kimse unutmasın, iki ayrı 15 Temmuz var. Halkın 15 Temmuz’u, sarayın 15 Temmuz’u. İki 15 Temmuz’u unutmayın iki 15 Temmuz. Halkın 15 Temmuz’unu gayet iyi biliyoruz. Halk sokağa indi, demokrasiye sahip çıktı, bayrağına sahip çıktı. 249 şehidimiz var, 2 bin 301 gazimiz var. Halkın 15 Temmuz’u budur. Çıktı sonuna kadar bayrağına ve demokrasisine sahip çıktı. Ve yine bizim tarihimizde bir ilk daha gerçekleşti. Parlamentoda olsun olmasın bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum örgütleri, bütün meslek kuruluşları, bütün medya 15 Temmuz’a karşı durdu, darbeye karşı durdu. Onuruyla darbeye karşı durdu. Ama geldik 20 Temmuz’a, sarayın 15 Temmuz’u. Sarayın 15 Temmuz’u nedir? Sarayın 15 Temmuz’u şudur; halkın 15 Temmuz’u aydınlanmasın diye özel mücadele ettiler. Mecliste komisyonlar kuruldu, darbeyi kim yaptı, darbenin aktörleri kimlerdir bunları yakalayalım, bunları sorgulayalım, gerçek darbecileri ortaya çıkaralım diye komisyonlar kuruldu. Eski Genelkurmay Başkanları geldi, eski MİT Müsteşarları geldi, eski bürokratlar geldi, yeni çalışanlar geldi ama en temel iki aktör bu komisyona hiçbir zaman gelmedi. Niye gelmedi? Çünkü sarayın 15 Temmuz’unu gerçekleştirenler buna izin vermediler. “Gitmeyeceksiniz oraya” dediler. “Meclise gitmeyeceksiniz” dediler. Hani yeri ve zamanı gelir ya Gazi Meclis, Yüce Meclis, şöyle Meclis. E niye senin iki bürokratın bu meclise gelmiyor? Senin iki bürokratın neden gelip bilgi vermiyor. Bu darbenin olduğu gün bunlar ne yaptılar, neden gelip TBMM’ye bilgi vermiyor? İzin verilmedi ve bilgi de verilmedi. Ve 20 Temmuz’da bir darbe yaptılar. 20 Temmuz darbesini hiç unutmayın. 20 Temmuz OHAL kararname çıkarma yetkisinin hükümete verildiği tarihtir 20 Temmuz darbesi.

DİKTATÖRLER İNSAN DEĞİLDİR, ÇÜNKÜ BÜTÜN VİCDANLARINI YİTİRMİŞLERDİR

Ne yaptılar 20 Temmuz’da değerli arkadaşlarım. Geldiler, bu kanuna parlamentoda Cumhuriyet Halk Partisi karşı çıktı, Sayın Başbakan beni aradı dedi ki, “OHAL’le ilgili kanun getiriyoruz ve hükümete yetki vereceğiz.” Kendisine aynen şunları söyledim: “Bu parlamentoda demokrasiyi savunacak bir partiye ihtiyaç var ve o da en çok Cumhuriyet Halk Partisine yakışır, çünkü biz ne olursa olsun sonuna kadar demokrasiyi savunan bir partiyiz. Kusura bakmayın biz buna evet diyemeyiz” dedim. Kendisi hayatta. Geldiler, kararnameler çıktı arka arkaya. 105 bin 836 kamu görevlisinin işine son verdiler. Bunlar mı darbeyi yaptı? Sorgusuz sualsiz, kimse sormadı “ya arkadaş bunları hangi gerekçeyle atıyorsun devlet memuriyetinden…” Binlerce işçinin işine son verildi. Hangi gerekçeyle işçinin işine son veriyorsun? Ve kolektif suç ilan ettiler, oluşturdular, tezgahladılar. Aileden birisini suçlu ilan ediyorlar bütün aileyi suçluyorlar. 13 – 14 yaşındaki çocuklar açlığa mahkum edildi, çalışacak yer bulamadılar. Hepsini fişlediler. Bu mudur darbeyle mücadele etmek, yoksa bu mudur 20 Temmuz darbesini güçlü hale getirmek, bütün muhalifleri susturmak, bu mudur? Bunu yapmaya çalıştılar ve adaleti çökerttiler. İşverenler korkularından konuşamıyorlar. Kazaen birisi hukuk diyor, en şiddetli şekilde eleştiriliyor neden hukuktan söz ediyorsun! Hele hele bundan sonra adaletten söz edecekler mi işverenler onu da şüpheyle karşılıyorum. Çünkü onlar da büyük bir endişe içindeler. Bunları yapanlar dikta yönetiminde görev başında olanlardır. Evet bunları yapanlar bir dikta yönetiminde görev başında olanlardır. Yani diktatörlerdir. Diktatörler insan değildir, çünkü bütün vicdanlarını yitirmişlerdir. Çolukmuş, çocukmuş, yaşlıymış gençmiş bunlara bakmazlar. Herkesi ama herkesi ölüme mahkum etmekten özel bir zevk duyarlar.

3 ASKERİMİZ LİNÇ EDİLDİ, DAHA DAVA BİLE AÇILMADI

Değerli arkadaşlarım, bana bir söz verilmişti. Ben kendileriyle görüşürken dedim ki, “249 şehidimiz var. Doğrudur. Linç edilen 3 tane de askerimiz var, linç edilmiş, onlarında hakkını savunmamız lazım. O asker darbe yapamaz ki. Rütbesi bile yok adamın. Çıkarmışlar dışarıya ama linç edildi. Onların haklarını savunması lazım. Onları da bizim faillerini yargıya çıkarmamız lazım. Kim linç ettiyse bulun çıkarın mahkemeye, yargılansın onlar da…” onu da söyledik. Söz verdiler bana, “Haklısın” dediler “Kemal Bey haklısın, olur mu öyle şey linç olmaz. Hele demokrasilerde hiç olmaz.” 3 askerimiz linç edildi, daha dava bile açılmamış. Çünkü diktatörlerin temel bir özelliği daha var çok rahat ve kontrolsüz yalan söyleyebilirler rahatlıkla. At işkembeden gitsin. Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin linç edildi. Bir öğrenci niye linç edilir, failleri niye bulunmaz? Peki bunun hakkını kim arayacak? Adaleti savunan bizler arayacağız. Bu çocuk belki hayatında hiçbir gidip bir siyasi partiye oy da vermedi, ama bunun hakkını bizler arayacağız. Çünkü biz vicdan sahibi insanlarız. Çünkü biz adaleti savunuyoruz.

ÜLKEDE DEMOKRASİ YOK, ÜLKEDE ADALET YOK

Binlerce akademisyenin işine son verildi, binlerce. Üniversiteden atıldılar, sorgusuz sualsiz atıldılar. Hep darbe dönemlerinde bu olur. 71 darbesinde oldu, 82 darbesinde oldu. Şimdi 2017 20 Temmuz darbesinde de oldu. Binlerce öğretim üyesinin işine son verildi. Bunların da hakkını kim arayacak? Hep beraber bizler arayacağız. Bu yürüyüşü niçin yapıyoruz? Adalet için yapıyoruz ve bunlar için yapıyoruz.

İbrahim Kaboğlu’nu hepiniz bilirsiniz, tanırsınız. Sadece Türkiye tanımaz, dünyanın bütün anayasa hukukçuları Kaboğlu’nu bilirler, Kaboğlu’nu tanırlar. Pasaportuna el koydular, “Yurtdışına çıkamazsın” dediler, üniversiteye gidecekti Fransa’ya ders vermeye ona bile yasak getirdiler. Bunu vicdan kabul etmez, bu doğru bir olay değildir. Dolayısıyla onun da hakkını, hukukunu ve adaletini biz arayacağız. Bu bizim insanlık görevimizdir.

5 günlük Er Ömer Kara, 5 günlük! 5 günlük Er 290 mahpusta yattı, 5 günlük er. Yine 3 günlük asker, daha eğitim bile almamış 3 günlük, eline silah bile almamış hala hapiste duruyor kendisi, İsmail Sade.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Bunların da işine son verildi. Öğretmen, çocuklarımızı yetiştiriyorlar, bir kabahatleri varsa söyleyin, yanlışları varsa söyleyin, ellerine silah aldılar camı çerçeveyi kırdılar, bir insan öldürdülerse söyleyin biz de bilelim. Ne istiyorlar? Ellerine bir kağıt almışlar İnsan Hakları Anıtı önünde bekliyorlar. Diyorlar ki, “İşimizi istiyoruz”, bu kadar. Hangi gerekçeyle görevlerine son verildiğini kimse bilmiyor. Bu doğru değil. Dediler ki sesimizi duyurmamız lazım nasıl duyuracağız, en iyisi açlık grevi yapalım. Belki bir Allah’ın kulu duyar bizim haklarımıza sahip çıkar. Açlık grevi yaptılar. Vay sen misin açlık grevi yapan. Biber gazından tutun tekme tokada kadar her şeyi yaptılar. Ve baktılar yine başa çıkamıyorlar en iyisi bunları terörist diye alalım hapishaneye atalım. Bugün ikisi de mahpus damlarında yatıyor. İkisine de buradan selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.

Sadece darbe dönemlerinin özelliği, 20 Temmuz darbesine de aynen yansıdı. Gazetecilere de düşmandır bunlar. Nerede bir özgür gazeteci varsa, nerede bir hükümeti eleştiren biri varsa darbeciler buna tahammül edemezler. Alırlar doğru hapse atarlar. Kadri Gürsel niye hapiste, Murat Aksoy niye hapiste, Ahmet Şık niye hapiste, Nazlı Ilıcak niye hapiste, Ali Bulaç niye hapiste, Gökmen Uluğ niye hapiste, Mediha Olgun niye hapiste? 156 gazeteci niye hapiste? Çünkü Türkiye bir darbe yaşıyor, darbe süreci yaşıyor. Darbenin olduğu yerde 156 gazeteci hapiste olur. TBMM Başkanına söyledim, aynen şu cümleleri kurdum: “Eğer bir ülkede 150’den fazla gazeteci hapisteyse, siz o ülkede demokrasi vardır sözünü anlatamazsınız, kimseye de dinletemezsiniz” dedim. Evet ülkede demokrasi yok, ülkede adalet yok.

Adaletten söz ediyorlar, Murat Aksoy ve Atilla Taş iki değerli insan. Duruşmaya çıktılar savcı dedi ki, “Bunların tutuksuz yargılanmaları gerekir”, güzel. Hakim de katıldı, “Doğru tutuksuz yargılanmaları lazım” dedi. O da aynı kararı verdi. Siz misiniz savcı ve hakim olarak bunların tutuksuz yargılanmalarını istiyorsunuz; hem savcıyı, hem hakimi açığa aldılar! Kim? Hakimler Savcılar Kurulu. Eskiden yüksekti tahammül edemediler yüksek lafına onu da aşağı indirdiler. Hakimler Savcılar Kurulu ikisini de açığa aldı.

Bakın değerli arkadaşlarım, diyorlar ki “Adalet var.” Diyorlar ki, “Kimse yargıya talimat veremez.” Peki kardeşim; yargı varsa, adalet varsa bir hakim, bir savcı bunların serbest kalmaları ve öyle yargılanmaları gerekir diye karar veriyorsa bu karara herkes uymak zorunda değil midir? Herkes uymak zorunda. Ama kim uymuyor? Diktatörler, darbeciler uymazlar. Bu kararı verdiler diye iki hakimin de, savcının da burnundan getirdiler.

ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİNE SESLENİYORUM: ESKİ KARARLARINIZA NEDEN SAHİP ÇIKMIYORSUNUZ?

Bu arada bir konuya daha değinmek isterim Anayasa Mahkemesine. Anayasa Mahkemesi 20 Temmuz darbesinden sonra iyi bir sınav vermemiştir ve sınıfta kalmıştır. Anayasa Mahkemesinin saygıdeğer üyelerine seslenmek isterim: Neden karar vermiyorsunuz? Eski kararlarınıza neden sahip çıkmıyorsunuz? Eski kararlarınızın arkasında neden dik ve onurlu durmuyorsunuz? Milletvekilleri hapisteyken neden sessiz kalıyorsunuz? Milli irade, milli irade diye bağıranlara karşı neden şunu söylemiyorsunuz? “Milli iradeyi hapsedemezsiniz” neden diyemiyorsunuz?” Anayasa Mahkemesinin değerli üyeleri buna uymak zorundadır. Verdiği karara sahip çıkmak zorundadır. O kararın arkasında durmak zorundadır. Eğer diğer hakimlerin yaptığı gibi sizde çay toplamaya meyilliyseniz söyleyeceğim bir şey yok. Ama yok “Biz yargıcız, biz onurluyuz, biz hukuk okuduk, biz anayasayı, demokrasiyi, hukuku savunuyoruz, biz adalet dağıtacağız” diyorsanız saraya bakmayın, saraydan gelecek talimata göre karar vermeyin. Onurunuzla, ilkenizle durun biz de size saygı gösterelim ve bu saygıyı biz göstereceğiz siz de kararınızı verin biran önce onu bekliyoruz.

İSTİFA EDECEK MİSİN?

Efendim darbecilerin bir özelliği daha var. Az önce söyledim, darbeciler yalan söylediklerine inanmazlar, çünkü her söylediklerinin doğru olduğuna inanırlar. Geçenlerde birisi demiş ki, bana hatırlatıyor, “Anayasanın 138. maddesi var.” Evet var 138. maddesi. Ne diyor 138. madde okuyayım sizlere: “Hiçbir organ, hiçbir makam, hiçbir merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunmaz”. Doğru mu? Doğru. Ben buna uyuyorum, zaten böyle bir yetkim de yok benim.  Bu düzenleme iktidar sahipleri için getirilmiştir. Sıradan vatandaş zaten nasıl talimat verecek hakime? Şimdi ben buradan açık ve net çağrı yapıyorum, net ve açık çağrı yapıyorum, bana 138.maddeyi hatırlatan beyefendiye bir çağrı yapıyorum: Senin, senin hükümetinin mahkemelere genelge gönderdiği, talimat verdiğini ben ispat edersem görevinden onurlu bir insan gibi, namuslu bir insan gibi istifa edecek misin? Evet, bir daha söylüyorum senin ve hükümetinin hakimlere, mahkemelere talimat verdiğini ispat edersem ben, sen namuslu bir insan gibi, onurlu bir insan gibi görevinden istifa edecek misin? Ben de şu sözü veriyorum, ben ispat edemezsem siyaseti bırakacağım. Ben çünkü namuslu ve onurlu bir insanım. Bir daha söylüyorum, namuslu ve onurlu bir insanım.

GERÇEK YÜZÜNÜ ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN BEN SENİNLE TARTIŞMAYA KATLANIYORUM

Ve yine bir şey daha ifade edeyim değerli dostlarım, siyasal partiler arasında zaman zaman tartışmalar olur, bunları hepimiz saygıyla karşılarız. Bütün demokrasilerde bunlar olur. Birisinin A dediğine öbürü B diyebilir çünkü her birisinin yolu yöntemi farklıdır, sonunda vatandaşa giderler, vatandaştan oy isterler oylarını alır iktidara gelirler. Vatandaştan oyunu alıp iktidara gelen ve demokrasi içinde, adalet içinde hak hukuk içinde, hakkı hukuku gözeterek görev yapan hiç kimseye bir sözümüz olmadı. Yanlışı varsa onu söyledik, hatası varsa onu söyledik. Neden geldin iktidar oldun diye özel bir suçlama da hiçbir zaman yerine getirmedik. Şimdi biz Adalet Yürüyüşüne başladık, bir sürü hakaret bir sürü ama sözde Cumhurbaşkanı, sözde koltukta oturuyor bir sürü laf ediyor. Ben kendisiyle muhatap olmak istemiyorum, doğru da bulmuyorum. Kendisinin bulunduğu konum farklı bir konum gel o zaman karşıma geç, gücün varsa yetkin varsa, cesaretin varsa, namustan, onurdan, haysiyetten söz ediyorsan gel karşıma, senin televizyonunda oturup tartışalım. Medeni iki insan gibi oturalım, sen de konuş adaletten ben de konuşayım adaletten. Sen de konuş demokrasiden ben de konuşayım demokrasiden. Sen de konuş taşeron işçiden ben de konuşayım taşeron işçiden. Sen de konuş üniversitelerden atılan hocalardan ben de konuşayım üniversitelerden atılan hocalardan. Sen de konuş askeri öğrencilerden ben de konuşayım askeri öğrencilerden. Sen de konuş linç edilen askerlerden ben de konuşayım linç edilen askerlerden. Niye korkuyorsun? Benim bildiğim diktatörler çok fazla korkmaz ama iç dünyalarında büyük bir korku vardır. Vallahi ben adam dövmem, adama hakaret etmem, otururum medeni insan gibi kim olursa olsun oturur tartışırım, oturur konuşurum. Niye gelmiyorsun? “Efendim sen benim dengim değilsin” diyor bazen, bakın bu konuda onu iddia edecek kişi aslında benim, ama olsun onun gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için ben seninle tartışmaya katlanıyorum ben senin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için. Madem ki öyle diyorsa niye sabah, öğle, akşam bana sataşıyorsun arkadaş niye sataşıyorsun? O zaman gel otur karşıma, millete ders nasıl verilirmiş, vatandaşa ders nasıl verilirmiş vallahi ben ona göstereceğim. Hiç ama endişeniz olmasın.

BÜTÜN BUNLAR 2019’UN KORKUSU NEDENİYLE OLUYOR

Efendim bütün bunlar niye oluyor? Ben size söyleyeyim, bir sır vereyim kimseyle paylaşmayın. Bütün bunlar 2019’un korkusu nedeniyle oluyor. Korkuyor, ya koltuk giderse, ya arkadaş koltuk kimseye baki değildir. Koltuğun hakkını vereceksin, kul hakkı yemeyeceksin. Sen kul hakkı yiyorsun, koltuğun hakkını vermiyorsun.  O nedenle biz bugün meydanlardayız, sokaklardayız, caddelerdeyiz ve hep beraber adalet için yürüyoruz. Sanıyor ki, 2019’a da yine bir mühürsüz seçim ayarlarım. Buna izin vermeyeceğiz. Sanıyor ki, yine 2019’da bir Yüksek Seçim Kurulu ayarlarız oraya gene bir çeteyi oluştururuz. Buna da izin vermeyeceğiz. 2019 Türkiye’de demokrasinin şaha kalktığı tarih olacaktır.

ZULME KARŞI DİRENECEĞİZ, ADALETİ SAVUNACAĞIZ

Geçenlerde söylemiştim yine ifade edeyim, her firavunun bir Musa’sı vardır demiştim. Firavun belli, Musalar da burada, artık günümüzde her firavunun bir Musa’sı değil birden fazla Musa’sı vardır. Ve biz zulme karşı direneceğiz, adaleti savunacağız. Biz inançlı kişileriz, biz halka inanırız, biz inancımızı yüceltiriz. Kendi iç dünyamızda inancımızı yaşarız. Ve biz şunu çok iyi biliriz, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Asla dilsiz olmayacağız bütün haksızlıklara karşı mücadelemizi insanca, kararlılıkla, onurumuzla, gururumuzla, namusumuzla savunacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum.