05.06.2017
6771
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “KIDEM TAZMİNATI ÇALIŞTAYI”NDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu“Emeği, alın terini savunan siyasal partiyi iktidara taşıdığınızda sorunlarınızın çözüleceğini göreceksiniz. Aksi halde bir ağlama duvarının önünde ağlayacaksınız, ama karşınızdaki kişiler değil bir duvar olduğunu fark edeceksiniz” dedi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun CHP Emek Büroları tarafından Ankara’da düzenlenen “Kıdem Tazminatı Çalıştayı”nda yaptığı konuşma şöyle:



Sayın Genel Başkanlar, Sayın Bakan, değerli dostlarım, arkadaşlarımızın düzenlediği bu toplantıya hepimiz birlikte katıldık. Hepinize yürekten teşekkür ederim.

BİR KAZANIMDAN GERİ ADIM ATMAMAK GEREKİYOR

Değerli dostlarım, üç konfederasyonumuzun Genel Başkanlarını dinledik. Sanıyorum yanlış hatırlamıyorsam geçen yıl üç konfederasyonumuzun Genel Başkanlarını bir yemeğe davet ettim, bir akşam oturduk yine kıdem tazminatını konuştuk. Çünkü sorun bir konfederasyonun sorunu değil. Sorun bütün çalışanların ortak sorunu. Dolayısıyla çözüm üretilecekse çözümün ortak üretilmesi lazım. Bugün bu toplantı bana göre bir dönüm noktası. Neden bir dönüm noktası? Aslında söylenenler farklı şekilde dillendirilse de amaçlar ortak. Alın terinin kazandığı bir kazanımdan geri adım atmamak gerekiyor. Türk-İş’i de bunu söylüyor, Hak-İş’i de bunu söylüyor, DİSK’i de bunu söylüyor. Bizi buraya getiren temel kavram aslında demokrasidir. Demokrasinin ne kadar önemli olduğunu aslında bu toplantı da gösteriyor. Farklı konfederasyonlar belli amaçlar çerçevesinde bir araya gelip farklı sesler de çıkarabilirler, ortak sesler de çıkarabilirler. Ama burada ortak ses çıktığını görüyoruz. Hak-İş’in Sayın Genel Başkanı işçi haklarından geri gidiş tarihini 1980 darbesi olarak ortaya koydu. Yürekten katılıyorum. Darbelerin hiçbir zaman Türkiye’ye yarar getirdiği görülmemiştir hiçbir zaman. Her darbe Türkiye’yi en az 10 yıl geriye götürmüştür. 15 Temmuz darbe girişimi de dahil.

14- 15 MİLYON ÇALIŞANIMIZ VAR, SENDİKALI SAYISI 2 MİLYON BİLE DEĞİL

Dolayısıyla demokrasiyi savunurken demokrasinin özünde olan düşünceyi ifade özgürlüğünü korumak hepimizin ortak görevidir. 1980’de elde edilen kazanımlar işçilerin ellerinden alındı sonra demokrasiye geçtik. Çok partili hayatımız devam etti, parlamento yine çalışmaya devam etti. Bir darbe yönetiminin işçilerin elinden aldığı hakları darbe sonrası kurulan siyasal iktidarlar neden işçilere geri vermediler? Bu soruyu niye sormuyoruz? Madem demokratlar, madem Türkiye’yi seviyorlar, madem sendikal hayatı savunuyorlar o zaman 80 öncesi elde edilen kazanımlar, bir darbeyle yok edilen kazanımlar neden işçilere geri verilmiyor?

Türk-İş’imizin Sayın Genel Başkanı rakamlar da verdi. “14, 15 milyon çalışanımız var” dedi. Sendikalı sayısı 1 milyon 600 bin. 2 milyon bile değil. Niçin? Kayıt dışı ekonomiden söz ettik. Kayıt dışı istihdam. Efendim kayıt dışı istihdama çözüm bulmak için komisyonlar toplandı, bildiriler yayınlandı, her şey yapıldı. Önlendi mi? Önlenmedi. Niçin? Kayıt dışı istihdamın birden fazla türü vardır. Bir; kişi çalışır hiç kaydı yoktur, hiç ama. İki; kişi çalışır aldığı ücretin bir kısmı kayıtlıdır asgari ücret üzerinden gösterilir açıktan fazlası verilir. Bu da kayıt dışı çalışmadır. Peki kayıt dışı çalışmayla nasıl mücadele edeceğiz, panzehri nedir? Dünyada bilinen en köklü panzehri sendikadır, sendikalaşmadır. Bir işyerinde oturur toplu sözleşme yaparsanız kaç işçinin çalıştığı bellidir, hangi işçinin ne kadar ücret alacağı bellidir. Şimdi “Kayıt dışı istihdamla mücadele ediyoruz” diye ortaya çıkıp sendikal hareketin önünü kesen siyasal anlayışı sonlandırmadıkça, siz sadece sorunlarınızı dile getirirsiniz çözümleri değil. Sorunlarınızı dile getirip çözümleri beklerseniz olmaz. Yine Türk-İş’imizin Sayın Genel Başkanı gayet güzel söyledi. Eğer siz hala ve hala sendikal hareketin karşısında duran siyasal partileri iktidara getirmeye devam ederseniz siz daha çok ağlarsınız, çok ağlarsınız.

İŞ KAZALARINDA AVRUPA BİRİNCİSİ, DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜYÜZ

Ben zaman zaman konfederasyonlarımızın genel kurullarına katılırım. Sendika Başkanlarını da eleştiririm. Ama onlara şunu söylerim, “Benim sizi eleştirmeye hakkım var, çünkü ben sizden birisiyim, ben sizin ailenizdenim” derim. “Sizin ailenizden olduğum için benim sizi eleştirmeye hakkım var.” Ortak mücadele? Evet ortak mücadele. Bir araya gelip sorunları çözmek kadar güzel bir şey yoktur. Demokrasi aynı zamanda akılcı politikalar üretmenin de mihenk taşıdır. Çünkü demokraside düşünceyi açıklama özgürlüğü var ve birden fazla kişi, birden fazla kurum farklı görüşte olan insanlar bir araya gelip ortak aklı egemen kılarlar. Bugün bizim yaptığımız gibi. Üç konfederasyonumuz var, hepsi de saygıdeğerdir, hepsine de saygı duyarız. Hiçbirisini diğerinden ayrı tutmayız. Hepsi de işçinin haklarını sonuna kadar savunmak için mücadele ederler. Ama bir konu var ki çok önemlidir. Küçük ayrıntılarda boğulup kalmamalıyız. Sorun var mı? Var. Uygar dünyayla bizim farkımız nedir? Sorun deyince aklıma geldi. Uygar dünyayla bizim aramızdaki fark nedir? Uygar dünyanın demokrasisi gelişmiş ülkenin yaptığı şudur; önce sorunları tespit eder, sonra o sorunlara çözüm üretir. Yani önce teşhisi doğru koyar. Teşhisi doğru koymazsanız tedaviyi yapamazsınız, hastayı öldürürsünüz. Biz, belki geleneksel yapı olarak ifade edeyim, sorunları doğru dürüst ortaya koymadan çözüm üretmeye çalışıyoruz ve hiçbir zaman sağlıklı ve tutarlı çözümler üretemiyoruz. Bunun içindir ki, iş kazalarında Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsüyüz. Niçin? Çünkü uygar ülkelerde önce işyerinin güvenliği sağlanır, ondan sonra işçi fabrikaya girer veya maden ocağına girer. Biz kaza olup işçiler öldükten sonra önlem alırız. Aramızdaki temel fark budur.

O nedenle hepimizin, özellikle sendikacı arkadaşlarımın bu konuda duyarlı olmaları ve duyarlıklarını sürdürmeleri gerekiyor. Ayağımızın altından kaybolup giden bir kavram var, sosyal devlet. Ne diyor anayasa? Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen madde şu; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal hukuk devletidir.” Sosyal devlet nedir? Ben tanımını yapmayayım, Anayasa Mahkemesinin bir kararından sosyal devletin tanımını size okuyayım. 26 Ekim 1988 tarihli bir kararı. “Sosyal hukuk devleti güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü olan devlettir” diyor, Anayasa Mahkemesi söylüyor bunu. Peki, alınan kararlar sosyal devletin özellikle işçilerle ilgili, sendikalarla ilgili alınan kararlar Anayasa Mahkemesinin bu kararına uygun mu? Hayır. Ortak tepki verebiliyor muyuz? Hayır.

KIDEM TAZMİNATI BÜTÜN DEMOKRASİLERDE VAR, 1936’DAN BERİ TÜRKİYE’DE DE VAR

Bir işçi sendikası hak aramak için grev yapıyor, grev kararı alıyor. Yasalara uygun mu? Evet. Anayasaya uygun mu? Evet. Oturuyor bakanlar kurulu bir karar alıyor diyor ki, “Ben milli güvenlik açısından bunu sakıncalı buluyorum ve bunu iptal ediyorum” diyor. Erteliyorum diyor bu grevi. İşçiler meydanlara mı çıktı? Hayır. İşçiler gür bir sesle itiraz mı etti? Hayır. Peki, Allah aşkına siz hakkınızı nasıl arayacaksınız? İşçiler haklarını nasıl arayacaklar? Üstelik aynı sendika daha önce alınan bakanlar kurulu kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvuruyor ve Anayasa Mahkemesi Bakanlar Kurulunun o kararını iptal ediyor, “Sen bu grevi erteleyemezsin, bunun milli güvenlikle, ulusal güvenlikle bir ilgisi yoktur” diye. “Bunlar hak arıyorlar” diyor. “Eğer anayasal bir hakkı sen sınırlarsan bu anayasaya aykırı olur” diyorlar. Kim Anayasa Mahkemesi? Kim dillendiriyor? Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı. Kim sessiz kalıyor? 1 milyon 600 bin işçi.

Şimdi arkadaşlar neden bunu da sormamız lazım. Sessizliğin kaynağını ne oluşturuyor? Emek dünyasının sessiz kalmasını sağlayan temel unsur nedir, temel hastalık nedir? Temel hastalık şu arkadaşlar: 1980 sonrası siyaset farklı şekillendi. İnanç üzerinden siyaset, etnik kimlik üzerinden siyaset, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapıldı. Alın teri bir köşeye atıldı. Ve bu üç temel nokta çağdaş demokrasilerin tamamında yasaktır. Ama bizim ülkemizde serbest. Bu neyi getiriyor? Sağlıklı düşünmemeyi getiriyor, hak aramamayı getiriyor. Hepimizin bu konularda duyarlı olması lazım. İfade de efendim kıdem tazminatı yokmuş pek çok ülkede. Kim dedi yok arkadaşlar? Dikta yönetimlerinde olmayabilir ama bütün demokrasilerde var. 1936’dan beri Türkiye’de de var. Kıdem tazminatından bazı iş çevrelerinin kaçındığını, işçilerin girdi çıktı yapılarak kıdem tazminatı haklarının ellerinden alındığını gayet iyi biliyoruz. Evet sorunlar bu. Bir değil birden fazla sorun var. Yeniden oturup düşünmemiz lazım. Referandum sürecinde gittiğim her yerde, ama her yerde ısrarla ve ısrarla şunu söyledim: “Lütfen, lütfen, lütfen sandığa giderken önyargılarımızdan arınıp düşünerek sandığa gidelim, düşünerek…” Şimdi aynı şeyi işçi dünyasına söylüyorum. Üç konfederasyonumuzun saygıdeğer Genel Başkanları da burada onlara da söylüyorum. Alın terini savunuyor muyuz? Savunuyoruz. Emeği savunuyor muyuz? Savunuyoruz. “Emek en yüce değerdir” diyor muyuz? Diyoruz. Fikir işçisi olmak, beden işçisi olmak fark etmiyor, emek emektir. Emek en yüce değerdir. Emek değerlidir ama önyargılarımızdan kurtulup sandığa gitmek zorundayız. Emeği, alın terini savunan siyasal iktidarı, siyasal partiyi iktidara taşıdığınızda sorunlarınızın çözüleceğini göreceksiniz. Aksi halde bir ağlama duvarının önünde ağlayacaksınız, ama karşınızdakinin kişiler değil bir duvar olduğunu fark edeceksiniz, ama iş işten geçtikten sonra.

Mücadele evet. Mücadeleyi ben hani böyle meydanlara çıkalım, camı, pencereyi, kapıyı indirelim, hayır böyle bir şey yok. Şiddeti getirelim, hayır böyle bir şey yok. Asla ve asla bunlara karşıyız. Demokratik mücadele yöntemlerinin tamamı denenmelidir, tamamı. Elbette ki elimizde bir taslak yok. Ama konuşuluyor.

MEVCUT SİYASAL İKTİDARA VERİLEN HER DESTEK SENDİKASIZLAŞMAYI ÖZENDİRİYOR

Sorun şurada değerli arkadaşlarım, işin aktörleriyle konuşmuyorsunuz kimlerle konuştuğunuzu gizliyorsunuz. Sorun burada. Bu demokrasiye aykırıdır. Saydam devlet yönetimine aykırıdır. Sorunu yaşayan kim? İşçiler. Onları kim temsil ediyor? Sendika Başkanları. Siz sorunu onlardan dinlemiyorsunuz, ama sorunu kimden dinlediğinizi de ifade etmiyorsunuz. Hep birlikte mücadele zorundayız değerli arkadaşlarım.

Önünüzdeki en büyük engel, sendikacıların önündeki en büyük engel 7 milyon işsiz. Ücretiniz artmıyor, en büyük engel 7 milyon işsiz. Hatta şunu söylüyorlar, “Ne sendikası kardeşim, ne ücret artışı, istiyorsan çık nasıl olsa asgari ücretin bile altında çalışacak adam var.” O zaman yeniden düşünmemiz gerekiyor 7 milyon işsiz nasıl çıktı ortaya? Daha acı bir tablo var. 14 – 29 yaş aralığında 5 milyon gencimiz var ne okula gidiyor, ne de çalışıyor. 7 milyon işsizimiz var. Bakıyorum bizimle aynı pozisyonda olan, aynı düzeyde olan ülkelere onlar bizden daha hızlı büyüyorlar, gelişiyorlar ve işsizlik bu kadar değil. İşsizliği oluşturan ekonomi politikalarını kim uygulamaya koyuyor? Muhalefet mi koyuyor? Mevcut siyasal iktidar. Mevcut siyasal iktidara verilen her destek sendikasızlaşmayı özendiriyor. İşçi korkudan sendikalı olamıyor ki. “İş güvencem elimden gider” diyor. “Sendikasız olursam ben daha rahat işten atılmam” diyor. Taşeron işçiliği Türkiye’nin gündemine getiren kim? Biziz. Taşeron işçinin örgütlenmesini arzu eden ve bu konuda çaba harcayan kim? Yine biziz. Onların sendikalı olmasını istiyoruz, iş güvencelerinin olmasını istiyoruz. Onlar da çalışıyorlar, mesai kavramı yok onlarda ve sayıları giderek artıyor. Sendikalı işçilerden fazla taşeron işçileri var bugün Türkiye’de. Bu çalışma hayatının nerelere sürüklendiğini gösteriyor.

ÖNYARGILARIMIZDAN ARINALIM

Değerli arkadaşlarım, iş kazalarında kaybettiğimiz sadece 2016 yılında 56’sı çocuk bin 970 işçimiz hayatını kaybetti. Bunların haklarını arayan var mı arkadaşlar? Bunlar bir dilim ekmek peşinde alın teri döken insanlar. Anadolu’nun gariban insanları bunlar. Aynı çadırda, aynı koğuşta 20 – 25 kişi, 10 – 15 kişi, 5 – 6 kişi birlikte yatıp bir lokma bir ekmekle acaba evime nasıl akşam ekmek götürürüm diye mücadele eden kişiler. Bunlar insan arkadaşlar, insan!

Sizlerden tek isteğim, önyargılarımızdan arınalım. Önyargılarımızla birbirimize bakmayalım, birbirimizi sorgulamayalım ve düşünelim doğrusu nedir, eğrisi nedir. Elimizi vicdanımıza koyalım öyle düşünelim. Eğer birisi işçinin hakkını korur, öbürü o hakkın karşısındaysa ve hakkın karşısında olanı iktidara taşırsanız bu yanlıştır arkadaşlar. İşçi adına da yanlıştır. İşsizlik sigortasında biriken para, DİSK’in Sayın Genel Başkanı söyledi. Nereye gidiyor bu para? İşsizlere mi gidiyor? Alıp kullanıyorlar, istedikleri gibi kullanıyorlar. Peki, bu para kullanılıyor da işçi sendikaları çıkıp hep birlikte ya hükümet sen ne yapıyorsun arkadaş dediğini gür bir sesle üçü yan yana gelip ortak bir basın toplantısı yaptılar mı yapmadılar mı? Ben isterim yapmalarını. Çünkü orada biriken paraların tamamı üç konfederasyona mensup olan işçilerin paraları, birisinin değil, ikisinin değil, üçünün de, hatta sendikasız olanın da. Ki onları da sağ olsun üç sendika Genel Başkanımız ki siz sendikasız olanların da haklarını savunuyorlar. Asgari ücreti Türkiye’nin gündemine getiren siyasi parti hangisi arkadaşlar? Asgari ücret net bin 500 lira olsun dediğimiz zaman “Bu parayı nereden bulacaksınız” diye sormuşlardı bize. Herkese para bulursun da sıra işçiye gelince mi para yok dersiniz? Biz verdiğimiz sözü tuttuk. Bizim bütün belediyelerde taşeron işçileri dahil asgari ücret en az net bin 500 liradır. Demek ki verilebiliyor. En küçük bir belediyemizden en büyük belediyemize kadar asgari ücretimiz en az net bin 500 liradır. Demek ki oluyor bunlar.

ORTAK ÇÖZÜM ÜRETEBİLİRSEK, ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLURUZ

Bütün mesele nedir? Bütün mesele şu; topladığınız vergilerin hesabını veriyor musunuz bu topluma? Nerelere harcandığını anlatıyor musunuz bu topluma? Bunu yapabilirseniz zaten siz demokratsınız, bunu yapabilirseniz siz zaten hakkı koruyorsunuz, kişinin hakkını koruyorsunuz. Bunu yapıyorsunuz demektir.

Sorun var doğrudur. Ortada bir taslak dahi sunulmuş değil bu da doğrudur. Sorunun çözümüne sağlıklı bakış açısı getirmek hepimizin ortak görevidir. Bu toplantıyı ben çok değerli buluyorum. Türk-İş’imizin Sayın Genel Başkanının ifade ettiği gibi bu işi en iyi bilen uzmanlar burada, konfederasyonun uzmanları da burada. Ortak çözüm üretebilirsek emin olun hepimiz çok daha güçlü oluruz. Bizim çözümümüz budur deriz. Türk-İş’i de, Hak-İş’i de, DİSK’i de bizim çözümümüz budur der ve o çözümün gerekçelerini ve neden onun sağlıklı bir çözüm olduğunu parlamentoda anlatmakta bize düşer. Bu da bizim görevimizdir. Emin olun hiçbir siyasi parti ortak çözüme karşı çıkmaz. Niye çıksın? Bizim arzumuz budur ve arzumuz da zaten bu tür çalışmaların sürdürülmesidir. Birlikte çözüm üretebiliyorsanız, o çözümü savunmak bizim görevimizdir. Ben şöyle olsun veya böyle olsun diye bir düşünce ifade etmiyorum. Üç konfederasyonumuzun Genel Başkanları buradadır, onların uzmanları buradadır, bu işin bilimsel dünyasının uzmanları buradadır ve ortak bir çözüme ulaşılabilirse bence bu toplantı amacına ulaşmış olacaktır.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.

CHPnet

SİTELERİ