10.04.2017
14264
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, SHOW TV, HABERTÜRK, BLOOMBERG TV ORTAK YAYININDA JÜLİDE ATEŞ’İN SORULARINI YANITLADI, GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

- "15 Temmuz darbe girişimi sonrasını masaya yatırmak üzere, ister Sayın Binali Yıldırım, ister Sayın Erdoğan, ikisine de açıkça ’hodri meydan’ diyorum"
 - "(Yeni sistemde) Yargıtaya, Cumhuriyet Başsavcılığına, Anayasa Mahkemesine atama yapacak. Tarafsız olursa, bu atamaların bir anlamı ve değeri vardır. Ama bir partinin genel başkanı olarak atama yaparsa bir anlamı ve değeri yoktur. Yargıyı da siyasallaştırmış olur, asıl felaket de o zaman başlar"
- "Bir partinin genel başkanı olduktan sonra Sayın Cumhurbaşkanı, tarafsızlık yeminini parlamentoda nasıl yapacak? Gerçekten aklın alacağı bir şey değil. Cumhurbaşkanlığı makamı, neden çok önemli ve neden tarafsız? Nedeni şudur; cumhurbaşkanlığı makamı bizim ortak paydamızdır. 80 milyonun ortak paydasıdır. Çünkü 80 milyonu temsil ettiği için, hepimiz o makama saygı duymak durumundayız. Ama o makam bir partinin üyesi konumuna gelirse, 80 milyonu temsil edemez. O zaman nasıl diyeceğiz ’cumhurbaşkanı’ ve arabasında Türk bayrağını nasıl taşıyacak? Yani bir tarafında Türk bayrağı, bir tarafta parti bayrağı mı olacak?"
- "Yani garibanın oğlu gidecek, eksi 45 derecede PKK ile mücadele edecek, El-Bab’a gidecek, orada mücadele edecek, orada şehit olup gelecek, bizim Ankara’daki beylerin çocukları 18 yaşında milletvekili olacaklar, ömür boyu askerlikten muaf olacaklar. Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Nitekim ikbalden söz ettiler, istiklalden değil. Biz buna karşıyız"
- "Milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkedeki herhangi bir krizi mi çözemeyecek? Yani bu TBMM’yi küçümsemek anlamına gelir, yazıktır, günahtır. 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan, püskürten bir Meclise siz nasıl ve hangi gerekçeyle kalkıp da ’krizi çözemeyecek’ dersiniz? Tam tersine krizi çözebilecek gücü de birikimi de kapasitesi de vardır"
- "Sayın Erdoğan’a, Sayın Binali Yıldırım’a, Sayın Devlet Bahçeli’ye istirham ediyorum, gerçekten istirham ediyorum; Kılıçdaroğlu paranoyasından kurtulsunlar"
- "(Sandıktan hayır çıkarsa) Bizim itibarımız, bizim saygınlığımız bütün dünyada artacaktır"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Show TV, HaberTürk, Bloomberg TV ortak yayınında haber spikeri Jülide Ateş’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  



Jülide ATEŞ- İyi akşamlar sayın seyirciler, Show TV, Habertürk ve Bloomberg HT ortak yayınına hoşgeldiniz. 16 Nisan referandumunda artık son düzlük. Sadece 5 gün kaldı. Biz de bu aşamada Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk ediyoruz. Hoş geldiniz efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim efendim.

Jülide ATEŞ- Bu son düzlükte aslında özellikle referandumu çok detaylı konuşmak istiyorum fakat bir başka gündem başlığıyla başlayalım, sonra referandumla devam edelim. Sizin bir çıkışınız oldu gündemin ötesinde. Kontrollü darbe söylemi ve denildi ki, özellikle Yenikapı mitingine katılmışlar, beni bu kadar lanetleyen, bu kadar vahim görüntüler ve 248 şehidimiz hali hazırda kalplerimizdeyken bu çıkışın içi acaba neyle dolu? Sizin siteminiz var neden o iki kilit isim gelmedi diye. Bundan sonra nereye varır? 16 Nisan sonrası için bu mevzunun uzantıları neler olur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, 248 şehidimiz oldu. 248 şehidin kanı yerde, hakkının aranması lazım. Parlamentoda 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu kuruldu. Uzun süre bu komisyona üye vermediler, iktidar uzun süre üye vermediler. Yani aydınlatılmasını bir anlamda istemediler. Arkasından kilit isim iki kişiyi davet edelim dediler, bizim arkadaşlarımız davet edelim gelsinler bu 15 Temmuz darbe girişiminde ne oldu, neyin nesi bu ayrıntıları öğrenelim dediler onlara da izin vermediler. Ben şimdi bu 248 şehidin hakkını aramayacağım da ne yapacağım? Bana söyler misiniz Allah aşkına ne yapacağım ben? Niçin?

Bakın bir şey daha söyleyeyim size. 15 Temmuz Darbe Girişimi Komisyonu bir rapor taslağı hazırlıyor, kendileri hazırlıyorlar, kendileri diğer gruplardan bağımsız. Diyorlar ki, hazırladığımız taslağı size 16 Nisan’dan sonra vereceğiz. Neden? Niye 16 Nisan’dan sonra, hangi gerekçeyle? Show TV’de ve diğer söylediğiniz televizyon kanallarından…

Jülide ATEŞ- Siz de efendim elimdeki bilgi ve belgeleri bilahare açıklayacağım dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok açık ve net şu çağrıda bulunuyorum. Bakın, çok açık ve net şu çağrıda bulunuyorum. Şunu bir atlatalım, onlara yine buradan hodri meydan diyorum. 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili, komisyonla ilgili bütün ayrıntıları onlarla tartışmaya ve görüşmeye hazırım. Bakın hodri meydan diyorum. Görüşmeye ve tartışmaya hazırım. Ben 248 şehidin kanı yerde kalmasın, Türkiye bir daha darbe girişimleriyle yüz yüze gelmesin, Türkiye bu konuda elinden gelen çabayı harcasın, ben Yenikapı’ya gittim 12 madde halinde saydım. Bir daha Türkiye darbelerle karşılaşmasın diye nelerin yapılması gerektiğini anlattım. Onlar bir sürü laf ettiler. Akılda ne var? Hiçbir şey. Benim söylediğim 12 madde aynen duruyor.

Jülide ATEŞ- Peki o zaman buna bir parantez açıyoruz, 16 Nisan sonrası tekrar konuşmak üzere…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir daha ifade edeyim, çünkü onlar duysunlar diye bir kez daha söylüyorum. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasını masaya yatırmak üzere ister Sayın Binali Yıldırım, ister Sayın Erdoğan, ikisine de açıkça hodri meydan diyorum, gelsinler sizin programınızda oturup tartışalım.

Jülide ATEŞ- Efendim şimdi referandumu konuşalım. Ne getirecek, ne götüreceği konuşacağız,  ama öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı dedi ki, eğer evet çıkarsa hak doğduğu anda giderim ve partime üye olurum. Tabi böyle deyince de bizim aklımıza şu soru geliyor. Bir taraftan yeni 18 maddelik değişikliğe göre partiye üye olacak ama bir taraftan da tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanı. Bu oksimoron bir durum oluşturmuyor mu? Burada tarafsızlık ilkesini tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aklın alacağı bir şey değil. Neden aklın alacağı bir şey değil? Ben bir partinin Genel Başkanıysam ben nasıl tarafsız olabilirim? Sayın Bahçeli bir partinin Başkanıysa nasıl tarafsız olabilir? Binali Bey bir partinin üyesiyse nasıl tarafsız olabilir? Bizim ettiğimiz yemin de, parlamentoda içtiğimiz yemin de, yani andımız da tarafsızlık üzerine bir yemin değildir. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, bağımsızlığı, bekası için bir yemin ederiz o kadar. Ama Sayın Cumhurbaşkanı tarafsız davranacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin eder.

Şimdi bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, hangi partiden olursa olsun ellerini vicdanlarına koyup tartsınlar ve ölçsünler. Bir partinin Genel Başkanı olduktan sonra Sayın Cumhurbaşkanı tarafsızlık yeminini parlamentoda nasıl yapacak? Gerçekten aklın alacağı bir şey değil ve doğru da değildir.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim. Cumhurbaşkanlığı makamı neden çok önemli ve neden tarafsız? Bizim tarihsel sürecimiz içinde neden Cumhurbaşkanlığı makamı hep tarafsızlık eksenine oturtulmuştur? Nedeni şudur, Cumhurbaşkanlığı makamı bizim ortak paydamızdır. İster AKP’li, ister CHP’li, ister MHP’li, ister HDP’li, ister Saadet Partili 80 milyonun ortak paydasıdır. Çünkü 80 milyonu temsil eder. 80 milyonu temsil ettiği için hepimiz o makama saygı duymak zorundayız. Ama o makam bir partinin üyesi konumuna gelirse 80 milyonu temsil edemez. O zaman nasıl diyeceğiz Cumhurbaşkanı ve arabasında Türk bayrağını nasıl taşıyacak? Yani bir tarafında Türk bayrağı bir tarafında partisinin bayrağı mı olacak? Böyle bir şey olur mu? Bana böyle bir örnek göstersinler dünyada. Onun için biz diyoruz ki, sağduyu sahibi bütün vatandaşlar, ülkesini seven bütün vatandaşlar, tarihine sadık olan bütün vatandaşlar, geleneklerine, örflerine, adetlerine sahip olan bütün vatandaşlar buna hayır diyeceklerdir. Yani bunun atla deve bir şey yok. Bu, bu kadar açık, bu kadar net. Neden Sayın Cumhurbaşkanı tarafsız olmasın? Tarafsız olması lazım. Çünkü tarafsızlığın kendisine yüklediği çok şey var. Örneğin Yargıtay’a, örneğin Cumhuriyet Başsavcılığına, örneğin Anayasa Mahkemesine atama yapacak. Tarafsız olursa bu atamaların bir anlamı ve bir değeri vardır. Ama bir partinin Genel Başkanı olarak atama yaparsa bir anlamı ve değeri yoktur. Yargıyı da siyasallaştırmış olur. Asıl felaket de o zaman başlar.

Jülide ATEŞ- Yargı ayağını konuşalım bilahare, fakat ondan önce şunu sormak istiyorum. Şimdi bu kampanyalar yürütülürken siz de bu konuda sitem ettiniz, hep benim adım zikrediliyor ve bana kurulan düşmanlık üzerinden bir muhalefet üzerinden mitingler yapılıyor diye. Şimdi size ya da Sayın Erdoğan’a muhalefet üzerinden değil de tamamen kişiler üstü, partiler üstü düşünecek olursak 5 gün kalmışken acaba Türk halkı hakikaten bu referandumda neye evet, neye hayır dediğini yeterince anlayabilmiş durumda mı? Bunu idrak edebilmiş durumda mı? Bu yeterince anlatılabilmiş durumda mı ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim, gönül isterdi ki, diyelim ki ben televizyonlara çıkıyorum veya sivil toplum örgütleriyle veya meslek kuruluşlarıyla veya vatandaşlarla sohbet ediyorum. Bana ben 18 maddeye neden evet, neden hayır denmesi gerektiğini anlatayım. Gönül isterdi ki, Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Bahçeli de, Sayın Binali Yıldırım da, onlar da miting meydanlarında, diğer alanlarda neden evet, neden hayır denmesi gerektiğini anlatsınlar. Ben diyorum ki, buna hayır deyin çünkü benim gerekçelerim var. Onlar da evet yolunda propaganda yapıyorlar onlar da evetin gerekçelerini açıklasınlar. Örneğin ben diyorum ki, Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı. Cumhurbaşkanlığına seçimle gelmeyen birisi vekalet etmemeli. Cumhurbaşkanlığına TBMM Başkanı vekalet etmeli. Yine ben diyorum ki, yargı siyasallaşmamalı, bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etmemeli. Ederse yargı siyasallaşmış olur. Bir partinin Genel Başkanı Genelkurmay Başkanını tayin etmemeli orduyu siyasallaştırmış olursunuz. Yine bir partinin Genel Başkanı arzu ettiği kadar bakanlık kurup, arzu ettiği bakanlıkları ortadan kaldırmamalı. Bir partinin Genel Başkanı ya da Başkan arzu ettiği kadar Başkan Yardımcısı seçip arzu ettiği kadar Başkan Yardımcısını kısıtlamamalı.

Jülide ATEŞ- Burada sayının muğlak olmasını siz irdelediniz yani kaç bakanlık, kaç başkan yardımcısı olacağının muğlak olması konusunda ciddi çekinceleriniz var. Niteliği konusunda da sanıyorum soru işaretleri var değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niteliği konusunda da, çünkü atanacak kişilerin, devletteki bütün kadroları için söylüyorum, atanacak kişilerin niteliğini Başkan belirleyecek. Kim müsteşar, kimin hangi koşullarda birisi müsteşar olacak, hangi koşullarda birisi diyelim ki diyanet işleri başkanı olacak, hangi koşullarda birisi Yargıtay başkanı olacak. Bütün bunların devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili konularda kararname çıkaracak ve bunların aynı zamanda atamasını da yapmış olacak. Son derece, olağanüstü tehlikeli bir olay Türkiye Cumhuriyetinin bekası açısından. Çünkü eğer siz kandırılırsanız, aldatılırsanız, satın alınırsanız veya başka bir nedenle bilemezseniz 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyetini bir kişiye, bir gruba, bir ayrı kuruma teslim edebilirsiniz. 24 saat içinde siz bütün başkan yardımcılarını, bütün bakanları, bütün müsteşarları, bütün büyükelçileri, bütün genel müdürleri ve bütün daire başkanlarının tamamını değiştirebilirsiniz. Bütün müftüleri tamamını değiştirebilirsiniz. Böyle bir yetki kime verilmiştir Türkiye Cumhuriyeti tarihinde? Böyle bir yetki kime verilmiştir dünya tarihinde?

Şimdi ben bunları anlatınca Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor diyorlar. Az önce siz söylediniz meydanlarda beni eleştiriyorlar. Ben de şunu söylüyorum, ya arkadaşlar bir anayasa değişikliği referandumu yapıyoruz. Yani bu referandumun bir partiyle ilgisi yok. A partisi, C partisi bilmem E partisi bunlarla ilgisi yok, kişilerle de ilgisi yok. Biz bu yetkileri bir kişiye verelim mi, vermeyelim mi? Tek adam rejimi olsun mu, olmasın mı? Tek adam rejimi olsun diyorsanız çıkın bunu savunun ve gerekçelerini söyleyin. Bakın ben tek adam rejimi olmasın, demokratik parlamenter sistem olsun diyorum. Çünkü kendime göre gerekçelerini alt alta sıralıyorum. Sayıyorum bütün bu gerekçeleri, vatandaşlara da anlatıyorum. Bakın, diyorum ki bunlar olursa bunun riski var, bu doğru değildir. Kışlaya siyaset girmesin diyorum. Bir partinin Genel Başkanı Genelkurmay Başkanı atarsa kışlaya siyaset girmez mi? Adliyeye siyaset girmesin diyorum. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse oraya siyaset girmez mi? Bir partinin Genel Başkanı kalkıp da başka tür atamalar yaparsa kendi partisine endeksli efendim işte camiye siyaset girmez mi? Girer. Bunlar bizim aleyhimize, bunlar bu toplumun birliğini, bütünlüğünü bozar, bekasını tehlikeye sokar. Ayrıştırır toplumu. Oysa biz bir arada olmak zorundayız. Kimlik siyaseti yapmayalım, inanç siyaseti yapmayalım, din üzerinden siyaset yapmayalım. Ben bunları savunuyorum. Bunları savunduğum için hayır denmesi gerektiğini söylüyorum. Tarihimizden örnek veriyorum, diğer tarihlerden örnek veriyorum.

Bakın, size şunu anlatayım. Bir kişiye verilen yetkinin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini anlatmak için. Çanakkale Savaşı bizim için bir mihenk taşıdır. Orada binlerce şehidimiz var. Şüheda fışkıracak şüheda der Mehmet Akif Ersoy toprağı sıksan Çanakkale’den. 15, 16, 17 yaşında çocuklarımız orada şehit oldu. Yedi düvelle mücadele edildi, ama Çanakkale geçilmez destanını yazdılar. Sonra ne oldu? Yetkili bir kişi gitti bir anlaşmanın altına imza attı. O yedi düvel olan gemiler tek kurşun atmadan 3 yıl sonra geldiler Dolmabahçe’nin önünde demirlediler ve İstanbul’u işgal ettiler. Bana söyler misiniz bir kişiye verilen yetkinin doğurabileceği tehlikeyi bundan daha güzel anlatan tarihte bir örnek var mıdır?

1 Mart tezkeresini alalım. Sayın Cumhurbaşkanı, dönemin Cumhurbaşkanı, dönemin hükümeti, dönemin Başbakanı ikna oldular dediler ki, 1 Mart tezkeresini geçirelim yabancı askerler Türkiye üzerinden Irak’a girsin. Ne oldu? Parlamentoya geldi. Parlamento ne karar verdi? Dedi ki, benim ülkemde ben yabancı asker postalını görmek istemiyorum. Benim ülkemden komşu ülkeme savaş ilan edilmesini doğru bulmuyorum ve reddetti. Bu daha güzel değil mi? Ortak akıl dediğimiz bu değil mi?

Jülide ATEŞ- Efendim izninizle şimdi iktidar cephesi de diyor ki, daha güçlü bir meclis olacak evet oyu çıkarsa diye. Şimdi meclisin etkisini sizle konuşmak istiyorum. Meclis şu anda yaptığı hangi şeyi yapamayacak? Denetleme mekanizmasında acaba ne elinden alınacak daha somut olarak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi kanun yapma tekeli meclisin elinden alınıyor. Bazı konularda kararname çıkarma yetkisi doğrudan Başkana veriliyor. Örneğin, daha güçlü olacak diyorlar, yetkisi alınan bir meclis güçlü bir meclis değildir, önce bunu kabul edelim. Yetkisi alınıyor mu? Alınıyor. Kime devrediliyor? Bir kişiye. O yetkiler oradan alınıp bir kişiye devredildiğinde meclis güçlü olur mu? Bana desinler ki, 18 maddenin örneğin 5.maddesiyle meclise şu yetkileri veriyoruz. Bütçe yetkisini bile kısıtlıyorsunuz. Yani bütçe yetkisi dünyanın bütün parlamentolarının asla vazgeçemeyeceği bir yetkidir. Ondan bile imtina ediyorsunuz. Alıyorsunuz diyorsunuz ki bütçe geçmezse yeniden değerleme oranında artar ve her yıl uygulanır. Nereden çıktı bu? Sayıyı 550’den 600’e çıkarıyorlar ve meclis güçlenmiş oluyor. Bununla da diyorlar ki meclis çok güçlenecek. Sayısal artış hiçbir zaman güç değildir. O zaman 1000 tane yapın milletvekili sayısını, dünyanın en güçlü meclisi diye ortada afra tafra atın bakalım bütün dünya size gülecektir o zaman.

Hangi yetkileri veriyorlar? Bir; ekonomik ve sosyal konularda kararname çıkarma yetkisi veriyorlar. Temel haklar ve siyasi haklar konusunda yetki yine meclisin. Bakın, doğruya doğru, eğriye eğri. Temel haklar ve siyasi haklar konusunda yetki meclisin. Ekonomik ve sosyal konularda kararname çıkarma yetkisi yukarıya ait. Bakanlıkların kurulması, bakanlıkların kaldırılması, başkan adaylarının belirlenmesi, onların sayıları, bakanlıkların sayıları, yetkisi tümüyle meclisten alınıyor başkana veriliyor. Başkan bütün atamaları yapıyor. Başkan aynı zamanda atama yapılacak olan herkesin niteliklerini belirliyor. Örneğin şu anda diyelim ki, Milli Savunma Bakanlığı müsteşarı kim olacak veya devlette müsteşar nitelikleri ne olacak? Nitelikleri belirleme yetkisi meclise aittir. Çünkü devlet liyakat esası üzerine yükselir. Bakanlıkta ya da devlette müsteşar olmak için diyelim ki, 12 yıl devlette çalışacaksınız, bunun belli bir süresi üst kademede görev olacak genel müdürlük gibi, müsteşar yardımcılığı gibi sonra müsteşarlığa atanırsınız. Bunu kim belirler? TBMM. Yeni modelde Başkan belirler. İster ilkokul mezunu birisi, ister dayısının oğlu, ister amcasının oğlunu getirip müsteşar atayabilir. Denebilir ki, efendim bu olmaz. O zaman niye bu yetkiyi veriyoruz? Yani meclis bakanlıkların sayısını belirliyor, Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı bu yetkiyi neden alıyoruz meclisten de bir kişiye veriyoruz neden? Bana çıkıp bir Allah’ın kulu bunu anlatsın. Anlatmıyorlar.

Jülide ATEŞ- Diyorlar ki, aslında bu Sayın Erdoğan özelinde düşünülmemeli, gün gelir Sayın Kılıçdaroğlu’da Başkan olur, bu yetkileri kullanabilir. Diyelim ki, siz Başkan oldunuz o zaman ne yapacaksınız sistem değişikliğine mi giderdiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla kabul etmem. Vatandaş da bunu kabul etmez. Bu gerçekler öğrenilmesin diye zaten olabildiğince benim anlatımlarıma cevap vermek yerine benim doğruları söylemediğim şeklinde miting meydanlarında konuşuluyor. İşte Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Çok özür dilerim bizi izleyenlerden ama onların kullandığı dili kullanmak zorundayım. Kılıçdaroğlu yalan söylüyor diyorlar. Neresini ben doğru söylemiyorum? Bakanlıkları kurma yetkisini veriyor musunuz? Veriyorsunuz. Meclisten alıyor musunuz? Alıyorsunuz. Başkan Yardımcılarını istediğiniz gibi belirliyor musunuz? Belirliyorsunuz. Devletteki liyakat sistemini bir kişi belirleyecek mi? Bir kişi belirleyecek. Anayasada var mı değişiklikte? Var. Bunların hepsi var.

Bakın, az önce söyledim bizim yasalarımıza göre şu anda parlamenter demokratik sisteme göre Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet eder. Neden? Çünkü TBMM Başkanı bir; milletvekilidir. İki; seçimle gelmiştir. Üç; TBMM’den seçilmiştir. Dört; bütün gruplara eşit mesafededir. Kimi temsil ediyor? Sayın Cumhurbaşkanı olmadığı zaman TBMM Başkanı onu temsil eder. Bu anayasa değişikliğinde tek adam rejiminde? Tek adam rejiminde onu bir Başkan Yardımcısı temsil edecek ve seçimle gelmemiş olacak.

Jülide ATEŞ- Bu ne anlama geliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Seçimle gelmeyen birisi Başkanı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hangi dönemlerde temsil etmiştir seçimle gelmeyen birisi? Darbe dönemlerinde. Bir Cumhurbaşkanını seçimle gelen birisi üstelik TBMM Başkanı niye temsil etmesin? Çıkıp bana bunun gerekçesini anlatsınlar. Vatandaşı ikna etsinler, vatandaş evet oyu versin bunları anlatsın. Beni ikna etsinler söz veriyorum ikna etsinler ben de gidip evet oyu vereceğim Türkiye’nin lehine ise bu. Ama siz öyle bir düzenleme yapıyorsunuz ki, vatandaştan gizleyerek yapıyorsunuz. Ben bunu anlatınca da diyorlar ki, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor.

Bir şey daha tabi, o kadar çok miting meydanlarında ben konuşuluyorum ki, gerçi sizin reklamcıların deyimine göre yani reklamın iyisi, kötüsü olmaz diyorlar reklamcılar. Sürekli benden söz ediyorlar ve sürekli beni eleştiriyorlar. Ben kendilerine son derece insani, son derece bilimsel, son derece akılcı bir teklifte bulunuyorum. Bu 18 madde yani gelsinler örneğin sizin programda gönül isterdi ki…

Jülide ATEŞ- Siz hep söylediniz bu olamadı ne yazık ki değil mi? Karşı karşıya gelelim dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Gönül isterdi ki, burada Sayın Erdoğan olsun, Cumhurbaşkanıdır saygıda kusur etmeyiz. Sayın Binali Yıldırım olsun, Başbakandır saygıda kusur etmeyiz. Sayın Devlet Bahçeli olsun, önemli bir partinin Genel Başkanıdır saygıda kusur etmeyiz. Oturur medeni insanlar gibi tartışırız. Ben bunu söylerim onlar derim ki bakın siz bunu veriyorsunuz ne diyorsunuz buna doğru mu, yanlış mı? Ama adım gibi eminim…

Jülide ATEŞ- Bu çağrınıza hiç yanıt gelmedi değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gelemez zaten. Bakın ben bu soruları sorduğum anda adım gibi eminim dut yemiş bülbül gibi asla konuşmazlar. Yine dönecekler Kılıçdaroğlu kötü adamdır, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Ben de açacağım o zaman ilgili maddeleri onların önünde ve onlara okuyacağım.

Jülide ATEŞ- Bu soruşturma başlığını biraz daha açmak istiyorum izninizle. Evet cephesi diyor ki, Cumhurbaşkanına, yardımcılarına, bakanlara meclis soruşturması açılabiliyor ama siz de burada özellikle sözlü soru önergesinin verilmemesi hususunun altını çiziyorsunuz. Bunun doğuracağı muhtemel sonuçlar neler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi soruşturma açılabiliyor. Son soruşturmanın açılabilmesi için yani yargıya, Anayasa Mahkemesine sevk edilebilmesi için 400 milletvekilinin imzası gerekiyor yeni tek adam rejiminde. Mevcut anayasaya göre bu rakam çok düşük. 400 milletvekili ne demektir? Hiç soruşturma açılmaması demektir ve daha garip bir şey. Soruşturma açılacak kişiler yani Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı 15 üyenin, kendisini yargılayacak olan 15 üyenin 12’sini kendisi tayin ediyor. Düşünün benim tayin ettiğim hakimler beni yargılayacaklar. Bunun akılla mantıkla ilgisi var mı? Benim tayin ettiğim hakim beni yargılar mı? Ve o yargıladığı zaman burada akıl, mantık durmaz mı Allah aşkına. Dünya güler. Ben hakim tayin ediyorum, gel beni yargıla diyor. Benim tayin ettiğim hakim ne olacak biliyor musunuz? Önce tayin etmeden önce bunlar bir sürü kulis yapacaklar. Cumhurbaşkanına yakın bir sürü işadamı vardır, bürokrat vardır, yardımcıları vardır, onlara gideceklerdir, kulis yapacaklardır, yalvaracaklardır vallahi Sayın Başkan beni Anayasa Mahkemesine üye tayin etsin söz veriyorum onun emrinden çıkmam. Onun ne derse bir tek işareti yeterdir bize biz onun gereğini yaparız diyeceklerdir. Neden hakimin önünde giydiği cübbenin ilikleri yoktur, düğmesi yoktur? Kimsenin önünde düğme iliklemez, cübbesini iliklemez, kimseye eyvallah etmez bir yargıç. Siz 15 üyeden 12’sini tayin edeceksiniz diyeceksiniz ben ayrıca efendim işte yargılamayı getirdik. Ne kadar üye gerekiyor? 400 üye gerekiyor. Nereden bulacaksınız 400 üye? Bu ne demektir biliyor musunuz?

Özellikle mütedeyyin vatandaşlarıma seslenmek istiyorum. Kul hakkı yiyenlerden hesap sormayın demektir. Nereye koyuyorlar bunu? Bu değişikliğin içine koyuyorlar. Bu ne demektir? Bakın, Bakanlar veya Başkan Yardımcıları birisi diyelim yolsuzluk yaptı. Parlamenter demokratik rejimde biz bu bakan hakkında gensoru veririz. Deriz ki, gel bakalım arkadaş. Delilleri koyarız, meclis kürsüsüne koyarız oturur tartışırız. Sayın bakan da çıkar ya doğrudur ya yanlıştır kendisini savunur. Ama sonuçta parlamentoda bir görüş, bir de karşı görüş olur sonra oylanır. Tek adam rejiminde ister bakan, ister başkan yardımcıları malı götürsünler kimse kalkıp gensoru veremeyecek hiç kimse. Yok, yasak!

Şimdi ben bütün mütedeyyin vatandaşlarımın vicdanına sesleniyorum. Yolsuzluk yapan bir bakan hakkında dahi gensoru önergesi verilmeyen bir rejimde, bir yapıda parlamento güçleniyor demek ne kadar doğrudur? Parlamentonun yetkisini alıyorsun elinden bu soruyu dahi soramayacaksın diyor. Gensoru veremeyeceksin.

Sizin sorunuza gelince; sözlü soru önergesi. Bugünkü parlamenter demokratik rejimde sözlü soru önergesi var. Bu herhangi bir konuda bir milletvekili kürsüye çıkıp bir bakana soru sorabilir. Ya bulunduğu beldenin yolu yapılmamıştır, köyün okulu yapılmamıştır veya üniversitenin sorunu vardır veya herhangi bir yerde bir olay olmuştur. Çıkar kürsüye bakana soru sorar sözlü soru der ki, Sayın Bakan gel bunun cevabını ver. Bakan kürsüye çıkıp o sorunun cevabını vermek zorundadır bugünkü anayasal rejime göre. Peki tek adam rejiminde? Bu soruyu hiçbir milletvekili asla soramayacak, bakan da hiçbir zaman gelip tenezzül edip bu soruya zaten cevap vermeyecek. Yasak diyorsunuz. Şimdi bu mu güçlü meclis Allah aşkına? Bir de diyorlar ki, meclisin yetkilerini artırıyoruz güçlü meclis oluyor. Milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz siz? Keşke burada olsalar da benim söylediklerimi onlar da dinselerdi. Aslında çok iyi biliyorlar bunu. Biz bunu da anlatıyoruz onlara. Adalet Komisyonunda, Anayasa Komisyonunda anlatıldı, Genel Kurulda anlatıldı, defalarca anlatıldı ama onlar başka şey anlatıyorlar. Tek sığındıkları şey var Kemal Kılıçdaroğlu. Beni eleştirerek geçiştiriyorlar.

Jülide ATEŞ- Bu fesih polemiğine de izninizle değinmek istiyorum. Şimdi siz fesih yetkisinden bahsediyorsunuz, karşı taraf da bunu şiddetle reddediyor. Burada bir sözcük karmaşasımı var, kavram karmaşasımı var? Siz neyi kastediyorsunuz, onlar ne anlıyorlar biraz açar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim fesih şu; bir organın, bu bir dernek olabilir, TBMM olabilir veya herhangi bir kuruluş olabilir. Belli bir görev süresiyle insanlar seçilerek gelmişse oraya onların iradesinin dışında onların görev süresi dolmadan görev sürelerini sonlandırmaya fesih diyoruz biz. Bu illa fesih diye yazması da şart değil dünya kadar Yargıtay kararı da var zaten bu konuda. Türk Dil Kurumunun sözlüğü de var. Parlamentonun feshinden söz eder. Bu Türk Dil Kurumu sözlüğü bana ait bir sözlük de değil. Hani olur da derler ki, bu Türk Dil Kurumu Cumhuriyet Halk Partisine bağlı. Efendim bu bir devlet kurumu.

Ayrıca fesih konusunda yine ben bir şey söylemeyim, izninizle Adalet Bakanını konuşturalım. Sayın Bekir Bozdağ Adalet Bakanı hangi partinin Adalet Bakanı? AKP’nin Adalet Bakanı. Şöyle söylüyor, ne zaman? 9 Ocak 2017’de. Nerede söylüyor? TBMM Genel Kurulunda ve tutanaklara geçiyor. Peki ne üzerine konuşuyor? Cumhurbaşkanına verilen fesih yetkisi üzerine konuşuyor. Şöyle söylüyor, şimdi bir şey söyleniyor yani muhalefet olarak biz söylüyoruz onu eleştiriyor. “Efendim meclisi feshedecek Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanının bugünkü anayasamızın ilgili maddesine göre meclisi belli şartlar oluştuğunda fesih yetkisi var mı? Bugünkü anayasaya göre var mı? Var”diyor. Nitekim 7 Haziran seçimlerinden sonra meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verdi mi? Verdi. Doğru. Bugünkü anayasada var mı fesih yetkisi? Var. Ama şartları ne? Şartları şu; bir seçim yapılır, seçimden sonra 45 gün içinde hükümet kurulamazsa Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Meclis Başkanıyla konuşur onun görüşünü aldıktan sonra meclisi fesheder ve erken seçime götürür.

Jülide ATEŞ- Şimdi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdiki tek adam rejiminde hiçbir gerekçe olmaksızın diyelim ki hükümet duruyor ve bayağı da çalışkan bir hükümet ama Başkanın işine gelmedi veya parlamentoda Başkan çok sert eleştirildi, vay siz misiniz bunu yapan parlamentoyu ben feshediyorum arkadaş haydi hep beraber seçime gidiyoruz diyebilir. Üstelik Meclis Başkanının görüşünü dahi almadan.

Jülide ATEŞ- Onlar da diyorlar ki, ülke krize girerse ciddi bir problem yaşarsa bu kullanılır diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye krize girsin hükümet? Hükümet krize girdiğinde krizi çözecek olan kimdir? Krizi çözecek olan bir; tarafsız Cumhurbaşkanıdır. İki; TBMM’dir. Alanına ve yerine göre. TBMM’nin varlık nedeni nedir? Milli Kurtuluş Savaşını yöneten TBMM, ülkedeki herhangi bir krizimi çözemeyecek? Yani bu TBMM’yi küçümsemek anlamına gelir. Yazıktır, günahtır. 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan, püskürten bir meclisi siz nasıl ve hangi gerekçeyle kalkıp da krizi çözemeyecek dersiniz, tam tersine krizi çözebilecek gücü de vardır, birikimi de vardır, kapasitesi de vardır.

Jülide ATEŞ- Efendim siz daha önce de dikkatinizi çekmiştiniz, Cumhurbaşkanı örneğin İstanbul ve çevresindeki yakın illeri birleştirip tek il yapabilir, söyleminiz vardı. Bunun üzerine bugün Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Şükrü Karatepe’nin bir yeni idari açıklaması ortaya çıktı, manşetlerde de yerini buldu. Bir Çin idari sistemi, şimdi Çin’de 23 eyalet var, 5 özerk bölge var, 2 özel statü var. Bu acaba eyalet sistemi Türkiye için geçerli olur mu sorusunu gündeme getirdi, ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunu Binali Bey’e bir sormak lazım, Sayın Devlet Bahçeli’ye bir sormak lazım, Sayın Cumhurbaşkanına sormak lazım, ben böyle bir cümle kullansaydım kıyameti belki koparırlardı, vay Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor diye. Kendi danışmanı söylemiş, biz daha önce söyledik benzer uygulamaları söyledik. Türkiye’nin bekası açısından bu anayasa değişikliği ciddi riskler taşıyor. Az önce söyledim, bir kişiyi ikna ettiğinizde bir kişiyi satın aldığınızda veya bir kişiyi kandırdığınızda, aldattığınızda her şeyi yaptırabilirsiniz, her şeyi. Bu doğru değil, asla doğru değil, parlamentonun devre dışı bırakılması müthiş tehlikeli bir şey.

Jülide ATEŞ- Efendim bu seçim yaşının 18’e indirilmesi hususunu da konuşmak istiyorum,  birçok genç izleyicimiz mutlaka ilgiyle izliyordur, şimdi aslında siz buna karşı değilsiniz ama bu gençlerin askerlik yapmamasına karşısınız anladığım kadarıyla değil mi? Biraz açar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Şimdi efendim gençleri kandırmak için ve onların oylarını almak için efendim 18 yaşında milletvekilliğini getiriyorlar, neden, hangi gerekçeyle anlatıyorlar? Daha önce 25 yaş geldi, bakıyorum o düzenlemeyi getirenler içinde, getiren partide 25 yaşında olan hiçbir milletvekili yok. 25 yaşında yok, 18’e indiriyorlar, 18 yaşında yapalım diyorlar.

Jülide ATEŞ- Ütopik mi geliyor size?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim?

Jülide ATEŞ- 18 yaşında birinin milletvekili olması ütopik mi geliyor, gerçek dışı mı geliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, yani 18 yaşında birisi milletvekili olsun bir itirazımız yok zaten sizin de ifade etiğiniz gibi, ben bunu değişik zamanlarda da dile getirdim. Bana “Evet” çadırında da sordular siz neden 18 yaşında milletvekilliğine karşısınız? Karşı değilim dedim ama 18 yaşında milletvekili olacak ömür boyu askerlikten muaf olacak ben buna karşıyım. Ayrıca 2 yıl milletvekilliği yaptıktan sonra da milletvekilliği emeklilik haklarına sahip olacak, ben buna karşıyım. Yani garibanın oğlu gidecek eksi 45 derecede PKK’yla mücadele edecek, El Bab’a gidecek El Bab’ta mücadele edecek, orada şehit olup gelecek. Bizim Ankara’daki beylerin çocukları 18 yaşında milletvekili olacaklar, ömür boyu askerlikten muaf olacaklar. Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Nitekim ikbalden söz ettiler, istiklalden değil, ikbalden söz ettiler ben buna karşıyım. Sadece bu da değil bakın bir şey daha söyleyeyim, diyorlar ki bu anayasa değişikliğine siz “Evet” verin Suriyelileri de, 4 milyon Suriyeliyi de vatandaşlığa alacağız diyorlar. Evet, bunu da söylüyorlar. Vatandaşlığa alacağız diyorlar. Bizim 20-25 yaşında pırlanta gibi gençlerimiz gidecek El Bab’ta Suriye için şehit olacak, onların 20, 25, 18, 30 yaşlarındaki gençleri Türkiye’de volta atacak, fiyaka satacak. Bu aklın mantığın kabul edeceği bir şey mi? Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, bütün vatandaşlarıma, ben Suriyelilere karşı değilim ama bu ülkede 6,5 milyon işsiz varsa Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına karşıyım. Suriyeliler de süratle Suriye’de iş savaş bitmeli Suriyeli kardeşlerimiz de kendi ülkelerine dönmeli. Onları niye vatandaşlığa alıyoruz? Ve bizim çocuklarımız orada şehit olurken onlara siz burada nasıl vatandaşlık hakkını düşünüyorsunuz? Benim aklım, benim mantığım, benim vicdanım bunu kabul etmiyor. Sandığa gidip oy kullanacak bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, “Evet” dersen bunun vebali senin omuzlarındadır, bunun günahı senin omuzlarındadır. Ne çocuğuna hesap verebilirsin, ne yakınlarına hesap verebilirsin, ne torunlarına hesap verebilirsin bakın bu kadar açık bu kadar net söylüyorum. “Hayır” demenin onuru vardır, “Evet” demenin vebali ağırdır vebali. Siz Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir parlamentonun yetkilerini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilemeyen yetkileri nasıl kalkarsınız da 21.yy’ın ilk çeyreğinde bir adama ben vereceğim dersiniz. Bakın bunun kişilerle ilgisi yok, partilerle de ilgisi yok. Çünkü bugün A kişisi olur, yarın B kişisi olur. Ama siz böyle bir yetkiyi nasıl verirsiniz? Bir kişiye 80 milyonu nasıl teslim edersiniz? Emin olun ben anlamakta zorlanıyorum.

Jülide ATEŞ- Evet, Sayın Kılıçdaroğlu dediniz ya bunun kişilerle ya da partilerle ilgisi yok diye, dolayısıyla zafer ya da hezimet kime ait olacak? “Evet” çıkarsa kime ait, “Hayır” çıkarsa kime ait?

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Hayır” çıkarsa Türk halkına ait, hep beraber demokrasiye sahip çıkacağız. Emin olun “Hayır” ın Türkiye’nin itibarı, dünyadaki itibarı açısından büyük bir saygınlığı doğacaktır. Çünkü şunu söyleyecektir bütün dünya Türkiye’de demokrasiyi askıya almak istediler, halk izin vermedi. Türkiye’de meclisin yetkisini tırpanlamak istediler, millet izin vermedi. Türkiye’de bir kişiye parlamentonun önemli yetkilerini vermek istediler, millet izin vermedi. Cumhurbaşkanına vekaleti seçimle gelen birisi değil de, TBMM Başkanı değil de, atamayla gelen birisi vekalet edecekti, ona izin vermediler. Bakanlıkların ve Başkan yardımcılarının sayısı bir kişinin iki dudağı arasındayken, buna izin vermediler. Devlette liyakat esası vardır, bütün modern, çağdaş, uygar devletlerde liyakat esası vardır, işi ehline verme esası vardır, bunu kaldırıp tümünü bir kişinin yetkisine vermek istediler, millet bunu kabul etmedi ve Türkiye demokrasiye sahip çıktı. Bu çıkacak ortaya ve bizim itibarımız, bizim saygınlığımız bütün dünyada artacaktır. “Evet” çıkarsa ne olur? Ben annelere söylüyorum, emin olun büyük bir inançla da söylüyorum, freni olmayan bir otobüse siz evlatlarınızı bindirir misiniz diyorum, hayır diyorlar asla bindirmeyiz. Peki, nereye gittiği belli olmayan bir trene ailenizi bindirir misiniz? Hayır, bindirmeyiz. Şimdi bize deniyor ki hem freni olmayan hem de nereye gittiği belli olmayan bir otobüse 80 milyonu bindirelim, niye bindiriyoruz? Hangi gerekçeyle bindiriyoruz, nereye gittiği belli değil. Efendim parlamentoda işler hızlı yürümüyormuş. Kim diyor bunu? Parlamento ayak bağı, bir demokraside parlamento ayak bağı olarak görülebilir mi? Bunu söylemek bile demokrasiye ihanettir, haksızlıktır yani. Efendim bu parlamento ayak bağı, size şunu söyleyeyim son bir ayda parlamentodan geçen kanun sayısı kaç biliyor musunuz? 100’ün üstünde ve tamamı oy birliğiyle çıktı. Avrupa Birliğiyle uyum sürecinde gelen o binlerce maddelik kanunlar oy birliğiyle çıktı. Bu parlamento görev yapıyor. Ne zaman tartışma olur? Bir düzenleme gelir, iktidar ve muhalefet farklı görüşlerdedir bu da tartışılır yani hiç tartışılmayacak mı? Bakın bir şey daha söyleyeyim, Cumhurbaşkanına yetki veriyoruz, Bakanlıkları istediği gibi kuracak, diyelim ki Milli Eğitim Bakanlığı, oturacak kanunu yeniden yazacak, kararname bir sabah resmi gazetede göreceğiz, tartışması asla olmayacak, kimse bilmeyecek. Peki, parlamentoda olursa, bu kanun geliyor, tasarı olarak geliyor. Komisyonlarda görüşülüyor, eğitimle ilgili sivil toplum örgütleri, eğitimle ilgili sendikalar davet ediliyor, onların önünde tartışmalar oluyor, milletvekilleri konuşuyorlar, onlar konuşuyor, tasarı olgunlaştırılıyor, genel kurula iniyor ve genel kuruldan çıkıyor. Şimdi bu tartışma süreci de bitiyor. Diyorlar ki parlamentonun yetkisi artıyor. Hangi yetkisi artıyor Allah aşkına? Çıkıp bunu bir Allah’ın kulu söylesin. Söyleyemiyorlar.

Jülide ATEŞ- Burada Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Erdoğan’a duyulan sempati tabanı tarafından çok sevilen ve güçlü addedilen bir lider. Acaba bir yanıltıcılık yönü de oluyor mu, çünkü burada sanki Erdoğan sevgisi sınanıyor ve Erdoğan’ın özelinde bir Başkanlık sistemi referandumuna gidiliyormuş gibi, sizde diyorsunuz ki en kızdığınız, en sevmediğiniz insanı tahayyül edin orada diye, açar mısınız onu biraz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın efendim şöyle, hepimiz faniyiz, bugün buradayız, yarın yokuz. Koltuklar da bize baki değil, dolayısıyla kişilere göre anayasa yapılmaz. Anayasa toplumsal uzlaşma belgeleridir. Hepimizin anayasası, yani AKP’lilerin de anayasası olacak, benimde olacak, hiç bizimle ilgisi olmayan, hiçbir partiyle ilgisi olmayan vatandaşın da anayasası olacak, hepimizin ortak anayasası. Özelliği nedir anayasaların? Temel hakları güvence altına almasıdır. Benim de hakkımı güvence altına alacak, herhangi bir vatandaşın hakkını da güvence altına alacak. Neye karşı? Devletin gücüne karşı, devlet güçlü bir organdır ama vatandaşın hakkını koruyacaktır. Bağımsız mahkemelerle koruyacaktır, adaletle koruyacaktır, hakla, hukukla koruyacaktır. Doğru, dürüst her vatandaşa eşit davranarak koruyacaktır. Kimsenin kimliğine, inancına göre ayırım yapmaksızın ona hizmet vererek koruyacaktır ve bunların tamamı anayasal güvence altında olacaktır. Budur. Şimdi bir kişiye göre veya bir kişinin arzusuna göre anayasa yaptınız diyelim, o kişi gerçekten devleti çok iyi yönetebilir, süresi doldu, başka birisi geldi

Jülide ATEŞ- 30 yıl sonra, 40 yıl sonra.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim fazla değil, 10 yıl sonra, 15 yıl sonra başka birisi geldi oldu ya yarında birden bire hastalandı adamcağız. Yerine birisi vekalet edecek veya akıl hastalığına tutuldu. Bu da olabilir. Yani hepimiz için geçerli kuraldır bu veya devleti çok kötü yönetti. Bildiğinizin çok daha ötesinde hırslarına gem vuramadı. Etrafındaki insanlar dediler ki bravo çok iyi yapıyorsun, şunu at, şu Bakanlığı kapat, şunu kes, şunu devletten at. Bu kadar yetki verilemez ki bir insana. Siz bir siyasi parti liderini sevebilirsiniz, ona sempati duyabilirsiniz, onun arzu ettiği gibi siyasi partisine oy verebilirsiniz. Bunda hiç kimsenin tereddütü yok zaten. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Doğru mu? Doğrudur. Yasal mı? Yasal. Böyle olması gerekir mi? Böyle olması gerekir. Ama bir partiye göre anayasa, bir kişiye göre anayasa yapılmaz ve bu doğru değildir. Bu sonu felakete gider. Anayasalar toplumsal uzlaşma belgesiyse, bütün alanları üç aşağı beş yukarı bütün normları evrensel kurallara göre belirlenir. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı bu nedenledir. Parlamentonun gücü bu nedenledir, denge ve fren rolleri vardır. Bir grubun, bir kişinin, bir bakanlığın yaptığı bir hata bir başka unsur tarafından dengelenir ve o hata giderilir. Şu örneği veriyorum, benim diyelim bir davam oldu, gittim mahkemeye başvurdum. Mahkeme bir karar verdi, bu karar benim aleyhime ve ben dedim ki bu karar doğru değil. Nereye başvuruyorum? Bir üst mahkemeye başvuruyorum, diyorum ki bu karar yanlış, hata yaptı bu mahkeme lütfen bunu düzelt. Nereye kadar gidiyorum? Avrupa İnsana Hakları Mahkemesine kadar gitme hakkım var. Yeni modelde, tek adam rejiminde bir kişi karar verecek mesele bitti. Şu var, o kişi karar vermiyor ama o karar aleyhine anayasa mahkemesine gitme hakkımız var. Doğru mu? Doğru. Peki ama o anayasa mahkemesine hakimleri kim atıyor?

Jülide ATEŞ- Başkan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Partinin Genel Başkanı. Bunlar doğru değil. O açıdan bakıldığı zaman denge dediğimiz olay, denetleme dediğimiz olayın olması lazım, yeni modelde denetleme de yok.

Jülide ATEŞ- Efendim son 2 dakikaya giriyoruz. Zaman çok kıymetli, söyleyecekleriniz çok kıymetli bu son 2 dakikanın başlığını size bırakayım mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Son 2 dakikada şunu söylüyorum, Sayın Erdoğan’a, Sayın Binali Yıldırım’a, Sayın Devlet Bahçeli’ye istirham ediyorum, gerçekten istirham ediyorum. Kılıçdaroğlu paranoyasından kurtulsunlar, ben ne yaptım size arkadaşlar ya ben ne yaptım size? Ben devletin arabasını kullanmıyorum, devletin uçaklarını kullanmıyorum, devletin parasını kullanmıyorum, devletin televizyonlarını kullanmıyorum, devletin forsunu kullanmıyorum, ben bu millete doğruları anlatıyorum. Benim tek inancım var, ben Allah’ıma güveniyorum, ben vatandaşlarıma güveniyorum, milletime güveniyorum. Ben arabaya, paraya, forsa bilmem neye güvenmiyorum. Benimle eğer tartışmak istiyorsanız, benim doğruları söylemediğime inanıyorsanız ve bu konuda inancınız tamsa size açık ve net hodri meydan diyorum gelin sizin istediğiniz televizyon kanallarında oturalım, medeni insanlar gibi tartışalım, medeni insanlar gibi. Ben mi doğruyu söylüyorum, siz mi doğruyu söylüyorsunuz vatandaş da evinde oturarak izlesin, başka ne söyleyeyim ben. Paranoyadan kurtulsunlar.

Jülide ATEŞ- Peki, efendim çok teşekkür ediyoruz değerli katılımınız için, ülkemiz için güzellikler getirsin karar her ne olursa olsun, çok teşekkürler efendim, sağ olunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkürler sağ olun.

Jülide ATEŞ- Değerli izleyicilerimiz Cumhuriyet Halk partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu Show TV, Bloomberg HT ve Haber Türk ortak yayınında ağırladık. İyi akşamlar diliyoruz.