CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Kılıçdaroğlu Bakırköy’de…

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın Bakırköy Belediyesi’nin Ağız Diş Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti.

 

Çalışan anneler düşünceli; ‘MEB: Etüt hizmeti veren okul açılmasın’

Milli Eğitim Bakanlığı, çalışan anne-baba çocuklarının kayıtlarının yapıldığı özel ‘etüt okullarının’ oluşturulmaması talimatı verdi. MEB’in benzer bir kararı geçtiğimiz ay aileler ve öğrenciler tarafından protesto edilmişti.

MEB, Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık, illere gönderdiği genelgeyle, etüt uygulamalarıyla etüt ve beslenme ilköğretim okullarına ilişkin genelge yayımladı.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun gereği ilköğretim kurumlarının 2012-2013 eğitim öğretim yılından itibaren ilkokul ve ortaokul adı altında kademeli olarak 4′er yıllık okullara dönüştürüldüğünü hatırlatan Kocabıyık, okullara öğrencilerin ulusal adres veri tabanındaki adres bilgileri ve ilçe öğrenci yerleştirme komisyonu kararı doğrultusunda kayıt ve nakillerinin yapıldığını belirtti.

Kocabıyık, etüt ve beslenme uygulaması şeklinde bazı illerde kayıt bölgesi dışından özellikle çalışan ebeveynlerin çocuklarının devam ettiği özel statülü okulların oluşturulduğu duyumlarının alındığını ifade etti.

Resmi ilkokul ve ortaokullara öğrenci alımlarının hiçbir ayrıcalık oluşturulmadan kayıt bölgesindeki öğrencilerden alınması gerektiğini vurgulayan Kocabıyık, “etüt ve beslenme uygulaması ile etüt uygulamasını içeren çalışan anne-baba çocuklarının kayıtlarının yapıldığı özel bütçeli ve özel statülü resmi okullar oluşturulmaması ve buna benzer uygulamaların sonlandırılarak önceki dönemlerden onayı alınanların iptalinin yapılması” talimatını verdi.

Tam gün eğitim veren etüt ve beslenme okulları, çalışan anne ve babaların çocukları için tercih ettiği devlet okulları arasında yer alıyor. Ücretsiz olan bu okullarda sadece etüt ve beslenme için ücret ödeniyor. Bu okullara kayıtlar ön kayıtla yapılmakta olup, başvurunun fazla olması halinde kura çekiliyor.

Bakanlığın talimatıyla ilkokul ve ortaokula dönüştürülecek bu okullar da bundan sonra e-okul sistemi üzerinden kayıt alacak

 

Kılıçdaroğlu Çatalca’da…

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın İstanbul Çatalca’da 13.sü düzenlenen “Arguvan Festivali” ne katıldı.

 

Durmak yok “Fişlemeye” devam

Başta Başbakan olmak üzere hükümet ve AKP sözcülerinin 12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilen anayasa değişikliğinin, fişlemeleri tarihe karıştıracağına ilişkin iddialarının da hayata geçmeyerek “boş söz” olarak kaldığı ortaya çıktı. Suç işleyenlerin kayıtlarının tutulduğu Adli Sicil Arşivi ve UYAP Bilgi Sistemi dışında, emniyet teşkilatı ve jandarmanın yıllardır kendilerine özgü oluşturduğu ikinci bir fişleme sistemi ile kayıtları sakladığı belirlendi.

-Ömür boyu ve öldükten sonra fişlemeyi-

Polisin kalabalık bir ortamda kimlik kontrolü yaparken kızının önünde “sen hırsızlık yapmışsın” dediği S.K. adlı baba ve havalanındaki çekilecek bir dizi sahnesine uyuşturucu suçundan kaydı olduğu gerekçesiyle içeri alınmayan A.C.A adlı oyuncunun TBMM’ye yaptığı başvurular, “ömür boyu ve öldükten sonra fişlemeyi” açığa çıkarttı.

S.K. adlı bir vatandaş TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığı şikayet başvurusunda, kalabalık bir ortamda yürürken, polisin kimlik kontrolü-GBT taraması yaptığını belirtti. S.K., küçük kızı ile kalabalığın içinde bulunduğu sırada, polisin,“sen hırsızlık yapmışsın” diyerek, çocukken işlediği bir suçu yüksek sesle söylediğini kaydetti.Adli sicilinin temiz olduğunu, ayrıca çocukken işlediği hırsızlık suçu üzerinden 10’larca yıl geçtiğini belirten S.K. mağduriyetinin giderilmesini istedi.

Benzer bir şikayet ise dizi oyuncusu A.C.A’dan geldi. Yıllar önce uyuştucuru kullanma ve temin etmeden dolayı hüküm giydiğini ve hapis yatıp çıktığını, mahkeme kararıyla memnu haklarını geri aldığını, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nden suç kaydını sildirdiğini belirten A.C.A, bir çekim için havalanına gittiğinde GBT taraması yapan polisin “suç kaydın var” diyerek kendisini içeri almadığını kaydetti. A.C.A, arkadaşlarının içinde yaşadığı utanç ve çekime katılamaması nedeniyle doğan mağduriyetinin giderilmesini talep etti.

-TBMM alarma geçti-

Şikayetler, adli sicil dışında emniyet ve jandarmanın oluşturduğu ikinci bir fişleme sisteminin varlığını ve 2010’daki anayasa değişikliği ile fişlemenin yasaklanmasına rağmen sistemin yürürlükte olduğunu açığa koydu.

TBMM Dilekçe Komisyonu, 10’larca şikayet gelmesi üzerine ilgili 8 kurumu alarma geçirdi. Başbakanlık, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama daire Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı(MASAK), Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı(HSYK) temsilcileriyle TBMM’de üstüste 6 toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantılarda özetle şu görüşler ele alındı:

* Kişiler hakkında kayıtların tutulduğu Adli Sicil ve İstastistik Genel Müdürlüğü’ndeki Merkezi Adli Sicil(MAS) bilgi kayıtları, UYAP Bilgi Sistemi ve çoğunlukla emniyet ve jandarmanın kullandığı KİHBİ Bilgi Sistemi kayıtları tek merkezde tutulmalı.

* Mükerrer kayıt olan KİHBİ Bilgi Sistemi’ndeki kayıtların güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinde kullanılmasından kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’ndeki KİHBİ Bİlgi Sistemi’ndeki kayıtlara da başvurulmasına ilişkin ibare çıkarılmalı.

* KİHBİ sistemindeki kayıtlar, Merkezi Adli Sicil’de(MAS) tutulan kayıtların gibi suç ve cezaların ağırlığına göre çeşitli sürelerde ancak azami 30 yıl sonra silinmesi sağlanmalı. Çünkü KİHBİ sisteminde kişiler hakkında tutulan ve KİHBİ Bilgi Topluma Yönergesi’nde sayılan suç türlerine ilişkin mahkeme kararları hiçbir şekilde silinmemektedir. Hatta öldükten sonra bile. Bu durum mağduriyetlere yol açmaktadır.

* HSYK’nın Temmuz 2011’de çıkardığı genelge doğrultusunda 2008 yılı öncesine ilişkin UYAP Bilgi Sistemi’ndeki kayıtlar güncellenmeli. Bilgi Toplama ve idari makamlarca gerçekleştirilen işlemler tek merkezden sadece UYAP Bilgi Sistemi üzerinden yürütülmelidir.

* KİHBİ’de 54 madde halinde sıralanan geniş suç alanı daraltılmalı. Bu suç alanlarının hangi kıstaslar çerçevesinde belirlendiği anlaşılamamaktadır.

* Çocukken işlenen suçlar bile kayıtlardan silinmediği için yıllar sonra başta güvenlik soruşturması, yurtdışına çıkış, önemli kurumlarda işe giriş, silah ruhsatı, özel güvenlik elemanı alımı ve ehliyet işlemlerinde mağduriyetler yaşanıyor.

Toplantıda emniyet temsilcileri KİHBİ uygulamasını Sabancı cinayetini örnek vererek savundu. TBMM yetkililerinin “suç kaydının silinmesin sonsuza kadar sürmemeli, bilgiler tek merkezde toplanmalı” çıkışı üzerine emniyet temsilcisi, KİHBİ kayıtlarının genel bir bilgi sistemi içinde olamayacağını belirterek “1996’daki Özdemir Sabancı suikastında, Fehriye Erdal işe alınırken adli sicil kaydı ile yetinilmeyip bize sorulsaydı, cinayeti engelleyebilirdik” dedi.

-Tarih olacaktı ama hayal oldu.-

12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilen anayasa değişikliğinin, fişlemeleri tarihe karıştıracağı iddia edilmişti. Referandumla, anayasanın 20. maddesine “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” ifadesi eklenmişti.

2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nda, kişilerin, aldıkları cezaların bitimiyle birlikte kısıtlanmış haklarının tamamını yeniden kazanacakları belirtiliyor. Adli Sicil Kanunu’na 2006’da eklenen hükümde de cezanın infazının bitiminden 3 yıl sonra hükümlülerin memnu haklarını kazanacakları ve sicillerinden cezayı temizletebilecekleri kaydediliyor.

-KİHBİ değişebilir-

Komisyon, ilgili kurumlarla yaptığı değerlendirme toplantısında KİHBİ Bilgi Toplama Yönergesi’ni masaya yatırırken, kişilerle ilgili Adli Sicil’de tutulan kayıtlar ile KİHBİ bilgi sisteminde tutulan kayıtların sistemde tutulma süresi ve silinmesi konusunda paralellik sağlanmasının uygun olacağı görüşünü dile getirdi. KİHBİ sisteminde tutulan kayıtların suçların önlenmesi konusunda kolluk güçlerine önemli veriler sunduğu vurgulanırken, Bilgi Toplama Yönergesi’nin güvenlik zafiyeti doğmasına yol açmayacak şekilde gözden geçirilmesi, kayıtların suç türlerine ve cezaların ağırlık derecelerine göre yeniden belirlenmesinin uygun olacağı görüşü de benimsendi. Konuya ilişkin karar önümüzdeki günlerde yapılacak toplantı sonrasında netleşecek.

 

Malatya Milletvekili Ağbaba, 2012 KPSS sonrasında yaşanan kopya ve sınav sorularının sızdırıldığı iddialarını Meclis gündemine taşıdı.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2012 Kamu Personeli Seçme Sınavı sonrasında yaşanan kopya ve sınav sorularının sızdırıldığı iddialarıyla ilgili TBMM Başkanlığına bir araştırma önergesi ile Başbakan tarafından yanıtlanması istemiyle birde soru önergesi verdi.

-Araştırma Önergesi-

Malatya Milletvekili Ağbaba; sürekli hale gelen ve sorumluları bulunamayan kopya ve benzeri iddiaların araştırılması, varsa sorumluları himaye edenlerin tespit edilmesi ve kopya, sızdırma gibi olayların önüne geçmek için gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istedi.

Malatya Milletvekili Ağbaba’nın TBMM Başkanlığına sunduğu araştırma önergesi şöyle:

“07.07.2012 tarihinde düzenlenen Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) düzenlenmiş ve bu sınava ÖSYM’nin açıklamalarına göre 987.352 kişi katılmıştır. Sınav sırasında ve sonrasında KPSS sorularının sosyal medyada ve web sitelerinde görülmesi sonucu başta sınava giren kişiler olmak üzere kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Daha önce yapılan bazı sınavlardaki kopya ve şifre skandalları da eklenince insanların şüphesi giderek artmıştır. www.beyazkalem.com.tr adlı web sitesinde KPSS tarih, vatandaşlık ve coğrafya sorularının yayınlanması ve Dicle Haber Ajansı tarafından yaptıkları haberin doğruluğunu ispatlamak amacıyla soruların sosyal medya ortamına aktarılması sonucu ÖSYM konuyla ilgili bir açıklama yapmıştır.

Dicle Haber Ajansı, soruların sızdırıldığı konusunda ısrar ederken ÖSYM sınavda usulsüzlük ve kopya gibi olayların olmadığını, bu iddiaların kurumu yıpratmak amacıyla ortaya atıldığını belirtmiştir. Beyazkalem Yayınevi ise soruların sınava giren öğrenciler tarafından kendilerine ulaştırıldığını, kolaylık olması için deneme formatında kamuoyuna sunduklarını belirtmiştir ve soruların kendilerince deneme sınavı olarak kullanıldığı ve önceden bazı bireylere servis edildiği iddialarının asılsız olduğunu belirtmiştir.

120 dakikada 120 soru cevaplamak zorunda olan insanların soruları, öncüllerini ve şıklarını aklında tutması, harita ve grafiklerde dahi hiçbir hata bulunmaması dikkat çekici ve açıklanması gereken bir durum iken ÖSYM tarafından yapılan açıklamanın  “inceleme” sonucu olarak nitelendirilmesi kuşkuları ciddi boyutlara ulaştırmıştır. Sınavdan saatler sonra yapılan bu açıklamada kimler tarafından nasıl bir inceleme yapıldığı belirtilmemiş ve böyle bir incelemenin olup olmadığı da belli değildir.

Sosyal medya ortamında ve web sitelerinde yer alan çözümsüz sorularla birlikte çözümlü bir sorunun ÖSYM kitapçığından çekilmiş fotoğrafının bizzat internet ortamına ulaşmış olması ise kopya şüphelerini bir kat daha artırmıştır. Bazı iddialara göre ise sınav başlamadan önce, saat 06:18 itibariyle KPSS sorularının bir kısmı internet ortamında servis edilmeye başlanmıştır.  ÖSYM tarafından kamuoyuna açıklanmayan soruların daha sonra diğer kısımları da çeşitli web sitelerinde ve sosyal medya ortamlarında dolaşmaya başlamış olması 2012 KPSS’nin üzerindeki şaibeleri artırmış ve kopya soruların önceden sızdırılmış olma ihtimallerini güçlendirmiştir.

Sürekli hale gelen ve sorumluları bulunamayan kopya ve benzeri iddiaların araştırılması, varsa sorumluları himaye edenlerin tespit edilmesi ve kopya, sızdırma gibi olayların önüne geçmek için gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104 üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.”

-Soru Önergesi-

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“07.07.2012 tarihinde düzenlenen Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonrasında ve sırasında sınav sorularının bazı internet sitelerinde yayınlanmış ve soruların sızdırıldığına dair kuvvetli şüphe uyanmıştır.

Bu bağlamda;

1)      ÖSYM tarafından soruların sızdırıldığı iddialarından kısa bir süre sonra yapılan açıklamada, yapılan incelemeler sonucu iddiaların asılsız olduğu dile getirilmiştir. Bu kadar kısa bir süre içinde hangi heyet tarafından, nasıl bir inceleme yapılmıştır? Bu heyet ne zaman oluşturulmuştur? Yapılan inceleme nedir? ÖSYM’nin incelemeleri hükümetiniz bilgisi dâhilinde mi olmuştur?

2)      ÖSYM tarafından yapılan açıklamada yayınlanan soruların sınava giren kişilerin aklında tuttukları sorular olduğu belirtilmiştir. 60 sorudan 57’sinin şıkları, öncülleri ve sorusuyla birlikte akılda tutulmuş olduğu iddiası başbakanlık tarafından nasıl değerlendirilmektedir?

3)      KPSS sorularının ÖSYM kitapçığından fotoğraflanarak sosyal medyada paylaşılması ÖSYM tarafından yapılan incelmede nasıl değerlendirilmiştir?

4)      Sınav sorularını yayınlayan www.beyazkalem.com.tr adlı web sitesi daha sonra soruları kaldırarak bir açıklama koymuştur ve soruların adayların aklında kaldığını ve de kendilerinin bu yolla ulaştıklarını savunmuştur. Bu iddia araştırılmış mıdır?  Söz konusu web sitesi ve yayınevi hakkında herhangi bir yasal işlem başlatılmış mıdır? ÖSYM incelemesinde söz konusu yayınevinin soruları edinme yönteminde ne gibi sonuçlara ulaşılmıştır?

5)      2000 yılından günümüze kadar 2012 KPSS dahil olmak üzere bugüne kadar kopya, sızdırma ve şifre iddiası olan kaç sınav yapılmıştır? Bu sınavlardan kaçında kopya olduğu tespit edilmiştir? Soruların sızdırılmasına karşı alınan önlemler nelerdir?

6)      Sık sık kopya ve benzeri iddialarla gündeme gelen ÖSYM’nin yeniden yapılandırılması ve bu tarz olayların önüne geçilmesi için önlemler alınacak mıdır? Alınacaksa bu önlemler nelerdir ve ne zaman alınacaktır?

7)      Daha önce meclis gündemine getirilen kopya, sızdırma ve şifreleme iddialarının araştırılması için komisyon kurulması önerileri başbakanlık tarafından nasıl değerlendirilmektedir?

8)      2012 KPSS’de kopya ve sızdırma iddiası sonucu yapılan haberlerin kaldırılması veya hiç haber yapılmaması konusunda hükümetinizce, gazetelere ve televizyon kanallarına baskı yapılmış mıdır? Yapılmışsa hangi gerekçelerle ve hukuki dayanakla yapılmıştır? Eğer baskı yapılmamışsa haberlerin kaldırılması ve sansüre zorlanma konusunda bir araştırma yapılacak mı?

9)      Dicle Haber Ajansı tarafından soruların farklı bir formatının yayınlanması ve soruların önceden sızdırıldığı konusundaki haberi ÖSYM incelemesinde yer almış mıdır? Beyazkalem Yayınevi, soruları öğrencilerinden edinmişse, DİHA nereden edinmiştir? DİHA’nın soruları elde etme biçimi nedir ?

10)  Bu güçlü iddialar karşısından ÖSYM tarafından yapılan açıklama sizin tatmin etmiş midir?”

 

KPSS’deki kopya iddiasından da “Deniz Feneri” çıktı…

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) kopya iddialarında adı geçen Beyaz Kalem Yayınevi’nin Deniz Feneri Derneği Ankara Şubesi Başkanı’na ait olduğu iddia edildi

ÖSYM tarafından gerçekleştirilen KPSS’de sorulan soruların çalındığı iddiası giderek güçleniyor. KPSS sorularını yayınladığı iddia edilen Beyaz Kalem Yayıncılık’ın yönetiminde Deniz Feneri Ankara Şube Başkanı Mevlüt Koca’nın bulunduğu belirtiliyor. AYÖP de “Kafalara takılan cevapsız soruları” sordu.

KPSS sorularının cemaate yakınlığı ile bilinen Beyaz Kalem Yayıncılık tarafından, sınavın hemen ardından internet sitesinde yayınlanması yeni skandal mı sorusunu akla getirdi. ÖSYM yetkilileri ise sızdırılma olmadığını belirterek “Yayınlanan sorular ÖSYM’nin düzeninde değil. Sadece 40 civarında kopya var” açıklaması ile iddiaları bir anlamda doğruladı.

ÖSYM’nin iddialarla ilgili “iç denetim” yapacağı öğrenilirken, KPSS sorularını cemaatin sızdırdığını söyleyen CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ise Twitter’da yaptığı açıklamada “KPSS soruları cemaate sızdırılmış. Savcıya gitsen cemaatin adamı, kimi kime şikâyet edeceksin? Türkiye bitmiştir; artık Fethullahçı çiftliği” dedi.

Eğitim Sen ise KPSS’de sorulan 57 sorunun, bir dershanenin daha önce yaptığı deneme sınavının soruları ile noktasından virgülüne hatta sıralamasına kadar aynı olduğunu açıkladı.

-Yayınevi’nin yöneticisi Deniz Feneri’nden-

İddialar güçlenirken CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Beyaz Kalem Yayınevi yöneticilerinden birinin kim olduğunu açıkladı. Özel, “KPSS sorularını yayınlayan Beyaz Kalem Yay. Ltd. Şti. yönetiminde Deniz Feneri’nin Ankara Şube Başkanı Mevlüt Koca’nın bulunması ilginizi çeker mi?” dedi.

-ÖSYM’ye güven kalmadı-

Bir yıl boyunca hazırlanarak sınava giren öğrencilerin şaibeler yüzünden ÖSYM’ye de dershanelere de güvenlerinin kalmadığını söyleyen Çözüm Akademi Dersanesi Müdürü Hami Yakar, “İyi dersane olmanızın önemi kalmadı. Öğrenci dershane seçerken iyisini değil, soruları verir minin derdine düştü. Bu da cemaat dershanelerine rağbeti arttırdı” dedi. Geçen yıl da benzer şeyler yaşandığını ve güvenin sarsıldığını dile getiren Yakar, “Kimseyi itham etmiyoruz. Ancak internette fotoğraf makinesi ile çekilmiş sorular yayınlandı. Adayların saç tokasına kadar arandığı bir sınavın sorularının nasıl sızdığı soru işareti olarak kaldı” diye konuştu.

-Bu nasıl hafıza?-

Soruları şıklarıyla birlikte noktası, virgülüne kadar hatırlamanın insanüstü bir durum olduğunu söyleyen Yakar, “Bu mümkün değil. İnsan sınav çıkışında soruya ne cevap verdiğini hatırlayabilir. Ancak tüm şıklarıyla hatırlayamaz” dedi.

-Yayınevi reklam yapıyor-

Sorular yayınlandıktan sonra gerçeğin daha net görüneceğini söyleyen Yargı Eğitim Kurumları kurucusu Hasan Can Oktaylar ise, olayı yayınevinin reklam çabası olarak yorumladı. Bu yılki olayın 2010’daki skandaldan farklı olduğunu dile getiren Oktaylar şunları söyledi:

“Yayınevinin kendi öğrencileri ve öğretmenlerini sınava sokarak 10’ar soruyu ezberlediğini düşünüyorum. Sınav sonrasında da reklamı yapmak için bunu sitesinde yayınladı.”

-Öğrenciler tepkili-

KPSS’ye giren Ramazan Tatlıcı adlı aday, “Yayınlanan fotoğraf eğitim bilimlerinin ilk sayfasıdır. Sınavdan geliyorum. Aynı sorular. Sınav soruları belli gruplara servis edilmiş olabilir” dedi.

Ayşegül Karakaşoğlu ise sınav sorularının çalınmış olabileceğine dikkat çekerek, “2010 yılında da sorular çalınmıştı. İddialar doğruysa hakkımızı yiyorlar. Belki de sınavdan yeterli puan alıp atanamayacağım” dedi.

Sınavdan sonra internetten bu denemeyi indirip incelediğini söyleyen Hüseyin Demir ise şunları söyledi:

“Gördüklerime inanamadım. Sabah çözdüğüm soruların aynısıydı ve şıkların yeri bile değişmemiş. Umarım bu sınav da iptal olur”.

Bir dershane tarafından soruların deneme adı altında öğrencilere dağıtıldığını iddia eden Mine Kaygın adlı aday ise “Soruların sınavdaki sorularla ile aynı olduğunu gördüm. Çalınma ihtimali çok yüksek” dedi.

-Yayınevi iddiaları redddediyor ama…-

Skandalla gündeme gelen Beyaz Kalem Yayınevi’nin internet sitesi yoğunluktan dolayı çöktü. İddialar üzerine yayınevinin açıklamasında “Soruları sınava giren öğrenci ve öğretmenlerimiz hafızalarında tuttu” dendi.

Yayınevi son açıklamasında “Şirketimiz sınavdan yaklaşık 6 saat sonra 17.25’te sınava giren adayların ve paylaşım forumlarında öğrencilerin sınav sorularına bir an önce ulaşma isteklerine cevap vermek amacıyla 57 adet soru tespit edilmiştir. Soruları anlaşılır bir şekilde sunabilmek amacıyla daha önce kullandığımız yayın sayfa şablonlarından bir tanesi rastgele seçilerek sorular yerleştirilmiştir ve kendi web sayfamız olan beyazkalem.com.tr’den ve bazı forum sitelerinden link vermek suretiyle saat 17.25’te yayınlamıştır” dedi.

-AYÖP: kafamıza takılan sorular-

Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu (AYÖP) ise “Söz konusu 2012 KPSS sorularının KPSS adayları sınavda iken 14:55’te bir basın yayın kuruluşu tarafından ham soru şeklinde (2010 yılında çalınan KPSS kitapçığı ile aynı) internet sitelerinde paylaşılması ne kadar güvenilirdir?” diye sordu.

“KPSS adayları sınavda iken soruların internet üzerinden yayınlanması bu soruların çalındığı anlamına gelmez mi?” diyen AYÖP, “kafalara takılan ve cevaplanması gereken onlarca soru” olduğunu kaydetti. O soruları şöyle sıraladı:

-Sabah oturumu ve öğleden sonraki eğitim bilimleri sorularının ilk beş sorusu 14.55 te bir basın yayın organı tarafından nette yayınlanıyorsa ve yayınlanan sorulara bakıldığında soruların tamamının olduğu fotoğrafların sol üst kısmındaki zımba işaretinden anlaşılmaktadır. Soruların tamamı ele geçirilmiş midir?

-Ki sorular çalınmamış olsa bile bu sorular saat 14.55’te nasıl başkalarının eline geçmiştir?

-Saat 17 .00 da beyaz kalem yayınevi nasıl olurda tüm soruları kelimesi kelimesine şıklardaki sıralamalardan tutun da kelimelerin yerlerine kadar bire bir aynı olarak yayınlayabilir?

-Basına sızan fotoğraflardaki soruların formatı ÖSYM’nin formatından farklı 2010 KPSS de olduğu gibi soruların ham halini andırıyor.ÖSYM yaptığı açıklamada soruların sonradan kaleme alındığını iddia ediyor fakat bu sorular sonradan kaleme alınmış olsa bile bizler eğitim bilimleri sınavındayken bu sorular sızıyor?

- Soruları sınav esnasında yayınlamış olması ne anlama gelmektedir?

 

Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, Türk Ceza Kanununda değişiklik yapılmasını teklif etti.

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Uluslar arası sözleşmeler ve taraf olduğumuz hukuksal kaideler ve “düşünce ve ifade özgürlüğü” ile “din ve vicdan hürriyeti” özelinde insan hak ve hürriyetlerinin geliştirilmesi amacıyla; Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama” başlıklı 216 ncı maddesinin yürürlükten kaldırılmasını talep etti.

Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu’nun TBMM Başkanlığını sunduğu“5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”  şöyle:

“GENEL GEREKÇE

26.09.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili yasalar, yasalaşma sürecinde bir önceki döneme nazaran önemli değişiklikler getirmiş olsa dahi, gerek yasalaşma sürecinde gerekse de zaman içerisinde özellikle uygulamadaki sorunlar nedeniyle doğan ihtiyaçlar sonrasında önemli değişikliklere ihtiyaç duymaktadır.

Bilindiği üzere suç ve suçluluk oranının azaltılması ve/veya engellenmesi bir devletin ceza politikasıyla doğrudan ilişkilidir. Başka bir anlatımla, sadece cezalandırmaya yönelik ve ceza tehdidiyle toplumsal düzenin sağlıklı bir şekilde tesis edilemeyeceği ortadadır. Ceza politikasının önleyici özelliğinin işlevinin artırılması gerektiği de tüm şüphelerden uzaktır. Özellikle son yıllarda artan suç ve suçluluk oranı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuatın ciddi zaafları bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenledir ki, özellikle temel insan hak ve özgürlükleri bağlamında önemli değişiklikler yaparak suç ve suçluluğun azaltılması ve olabildiğince önlenmesi sağlanabilecektir.

Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Siyasal ve Medeni Haklar Sözleşmesi gibi büyük önem arz eden uluslararası sözleşmelerin Anayasamızın 90. Maddesi’nde yer alan açık düzenlemeye rağmen iç hukukta neredeyse uygulanmadığı, uygulayıcıların bu konuda azımsanmayacak ölçüde zaaflarının bulunduğu değerlendirilmektedir. Bu aşamada yapılacak değişikliklerde gerek iç hukukumuzda üstün tutulması gereken uluslararası sözleşmelerden gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından istifade etmek gerekmektedir.

Bütün bu sebeplerle, “düşünce ve ifade özgürlüğü” ile “din ve vicdan hürriyeti” özelinde insan hak ve hürriyetlerinin geliştirilmesi, amacıyla işbu kanun teklifi hazırlanmıştır.

5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 26/9/2004 tarihli ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama” başlıklı 216 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3-  Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1 – Bir devlet için kamu düzeni ve toplum barışı ne kadar önemli ise, toplumun düşünce ve ifade özgürlüğü ile din ve vicdan hürriyeti en az o kadar önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki, insan hak ve özgürlüklerinin bulunmadığı veya tam olarak hayata geçirilmediği bir toplumun barış içinde yaşadığından veya kamu düzeninin tesis edildiğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesinde “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” eylemi için öngörülen ceza ile eylem neticesinde doğabilecek zararlar birlikte değerlendirildiğinde eylem ile ceza arasında önemli bir orantısızlık olduğu görülecektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi kapsamında ifade özgürlüğüne ilişkin bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında “Sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği bilgi ve fikirler değil, saldırgan gelen, sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız eden fikirlerde demokratik toplumun vazgeçilmez özellikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. Keskin ve abartılı dille ifade edilen fikirler de koruma altındadır görüşüne yer verilerek korumanın kapsamı eleştirinin bağlamına ve amacına bağlı tutulmuştur. Kamunun tartıştığı konularda kamu otoritesine yöneltilmiş eleştiriler söz konusu olduğunda saldırgan sözcükler kullanılması sert eleştiriler yapılması beklenen şeyler olduğu” ifade edilerek “bunlara daha fazla hoşgörü gösterilmesi gerektiğini” belirtmiş; genel olarak diğer kararlarında ise “ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. AİHS’in 10. Maddesindeki koruma küçük gruplar ya da tek bir kişi tarafından dile getirilen bilgi ve kanaatleri de bunlar çoğunluğa sarsıcı gelecek türden bile olsa kapsar” demek suretiyle ilgili maddenin tümüyle yürürlükten kaldırılması yönündeki önerimizin temelini oluşturmuştur.

Bu nedenledir ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesinin tamamıyla yürürlükten kaldırılmasının “insan hak ve özgürlükleri” bağlamında büyük bir önemi bulunmaktadır.

MADDE 2- Yürürlük Maddesidir.

MADDE 3- Yürütme Maddesidir.”

 

Ardahan Milletvekili Öğüt’den kapatılan adliyeler için kefenli eylem

TBMM Genel Kurulu’nda konuşma yapmak üzere çıktığı kürsüde Ardahan’ın Çıldır İlçesi’ndeki adliyenin kapatılmasını ’soyunarak’ protesto eden Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, bu kez de Çıldır’da partililerle biraya gelip protesto eylemi düzenledi. Öğüt ve partililer, kefen giyip, temsili ’mahkeme’ kurdu.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yaz kararnamesi ile Türkiye genelinde iş yükü az olduğu gerekçesiyle birçok ilçede adliyeler kapatıldı. Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, geçen hafta TBMM Genel Kurulu’nda konuşma yapmak üzere çıktığı kürsüde Ardahan’ın Çıldır İlçesi’ndeki adliyenin kapatılmasını ilginç bir eylemle protesto etmişti. Önce ceketini, ardından kravatını çıkarıp atan Öğüt, ardından da pankart açmıştı.

Ardahan Milletvekili Öğüt, bugün de Çıldır’daki protestoya katıldı. Hükümet Konağı önünde biraraya gelen Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ile bir grup partili ile vatandaş, beyaz kefene bürünerek ’Çıldırlılar adliyesini geri istiyor’ eylemi düzenledi.

Ensar Öğüt, “Cezaevini, askerlik şubesini, PTT’yi kapattınız. Sınır boşalıyor. Göç başladı. Ermenistan sınırındaki Çıldır İlçesini boşaltarak topraklarımızı Ermenistan’a mı vermek istiyorsunuz? Bizleri ölmeden mezara koyuyorsunuz. Bizler sağ olarak kefenlerimizle mezara girmeye hazırız. Ancak adliyemizin kapanmasına hazır değiliz. Biz devletimizden büyüklük ve adliyemizi geri verilmesini istiyoruz. Aksi taktirde biz burada kendi mahkememizi kuruyoruz ve Akil insanlarla kurduğumuz mahkemelerimizle adaletimizi arayacağız” diye konuştu.

Çıldır Hükümet Konağı önünde temsili olarak kurdukları ’akil adamlar mahkemesi’ heyetinde bulunan Nuri Taşkurt (80), Mustafa Aydemir (74) ve Abdurrahman Uksak (69) da adliyenin önemli olduğunu söyledi.

 

İşte Türkiye’den iki manzara; İktidar heykel yıkıyor, sanatın içine tükürüyor, sanatçı linç ediyor, CHP sanata, sanatçıya sahip çıkarak Kültür – Sanat Merkezi temeli atıyor.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Bakırköy Belediyesi Kültür Merkezi Temel atma töreninde, “Biz sanatı ve sanatçıyı yüceltmek yerine onu yok etmek için çaba gösteren bir iktidarla karşı karşıyayız.” dedi.

-“Bakırköy belediyemiz 96 bin metrekarelik, yani yaklaşık 100 dönümlük bir alanı botanik parkı yapıyor. Başkana sordum,  ranta açsaydı değeri 2 milyar dolarmış. 2 milyar dolarlık rant elde edip bunu bölüşmek O ne yaptı? Kendisine çalışmadı, halka çalıştı. Bakırköylülere çalıştı orayı 2 milyar dolarlık rantı Bakırköylülere veriyor. Halktan yana politika budur. Sosyal demokrat belediyecilik budur. Toplumcu belediyecilik budur. Rant var doğru ama rantı belli kişilere değil, belli gruplara değil. O belediye başkanını kutluyorum. Herhalde AKP onu yakında Silivri’ye gönderirse de şaşırmamak lazım”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Kültür Merkezi Temel atma töreninde yaptığı konuşma şöyle ;

“Değerli Bakırköylüler, sizlerle beraber olmaktan son derece mutluyum. Buraya gelmeden önce Bakırköy belediyemizin yaptığı ve bundan sonra yapacağı bazı çalışmaları izledim ve bilgi edindim. Bir gerçeğin altını özenle çizmek isterim. AKP hükümeti ve onun medyası şöyle bir algıyı toplumun belleklerine kazımak istiyor. Efendim CHP’li belediyeler hiç çalışmıyor ama AKP’li belediyeler çalışıyor. Şimdi bunu tersyüz etmenin zamanıdır. Gerçekleri halkın önüne koyma zamanıdır. Medya mensuplarından özellikle istirhamım CHP’li belediyeleri müfettişleri kadar yakından izlerlerse kimin ne yaptığını çok daha iyi görürler. CHP’li belediyeler iş yapmasın diye sabah müfettiş, öğle müfettiş, akşam müfettiş. Ben söylüyorum 24 saat müfettiş göndermezseniz namertsiniz diye. Gönderin, ne kadar istiyorsanız gönderin. Biz çalışıyoruz, belediyelerimiz çalışıyorlar, güzel şeyler yapıyorlar. Gerçekten de güzel şeyler yapıyorlar.

Bakınız, AKP iktidarı süt dağıttı çocuklar konvoylar halinde hastanelere gittiler ve o zaman görüldü ki yıllardır CHP’li belediyeler süt dağıtıyorlar öğrencilere bir şey olmuyor. Üstelik İzmir Büyükşehir Belediyemiz çok daha ucuz fiyata bunu yapıyor ve herhangi bir sorun çıkmıyor. Ne zaman keşfedildi bu? AKP’li belediyeler ve iktidar süt dağıtınca ve çocuklar rahatsızlanınca bu fark edildi. Oysa biz bunu yıllardır anlatıyorduk. Süt dağıttığımızı söylüyorduk ama kimse görmüyordu, kimse duymuyordu.

Değerli arkadaşlarım, bizim projelerimiz vardı. Biz o projelerimizi seçim meydanlarında dile getirdik. Sayın Başbakan ısrarla şunu söylüyordu ve onları söylüyorsunuz sizin belediyeleriniz var bir bakın bakalım sizin belediyeleriniz bunları uyguluyor mu diye. Evet bizim belediyelerimiz bizim projelerimizi olanakları ölçüsünde hayata geçiriyorlar. Örneğin Kadıköy Belediye Başkanımız, örneğin Bakırköy Belediye Başkanımız ve diğer pek çok belediyemiz sağlık hizmeti sunuyorlar ve sağlık hizmetini hiçbir ücret almadan sunuyorlar. Diş sağlığı merkezini gördük burada az önce. Diğer sağlık merkezini de gördük. Mamografi çekiliyor kadınlar için hiçbir ücret alınmadan. Sadece ve sadece Bakırköy’de tek koşul aranıyor Bakırköylü olmak ve BAKKART’ın sahibi olmak. Eğer bunu yapıyorsanız hiçbir ücret ödemeden sağlık hizmeti alıyorsunuz.

Peki AKP ne yapıyor? Sormamız lazım. Emekliye soralım isterseniz. Hastaneye gidince para öder sağlık hizmeti almak için. Eczaneye gidince para öder. Aylığını alır ki bir miktar para da oradan kesilmiş. Yani tedavi olmak için bir merkeze gider 3 ayrı merkezden para öder. Peki CHP’li belediyelerde ne var? Gider tedavi olur hiçbir para ödemez. Bu kadar rahat. Kim sağlık hizmeti veriyor. AKP hükümeti mi, CHP’li belediyeler mi? Kim halktan yana sağlık hizmeti üretiyor? AKP’mi, CHP’li belediyeler mi? Başka bir şey daha. Aile sigortasından söz etmiştik. Yine Sayın Başbakan söylemişti. Sizin belediyeleriniz var aile sigortasını bir uygulayın da görelim diye. Gitsin Yenimahalle belediyemize sorsun yoksul ailelerde kadının banka hesabına her ay düzenli bir aylık yatıyor ve o kadın makarnaya mahkum olmadan, kömüre mahkum olmadan, AKP’nin getireceği yiyeceğe mahkum olmadan o da süpermarkete gidiyor elinde arabası istediği ürünü alıyor ve evine özgür, onurlu bir birey olarak dönüyor. Hiç kimseye yalvarmıyor, hiç kimseye yakarmıyor, onun yoksulluğu da teşhir edilmiyor. Sayın Başbakan gidip görsün.

Değerli arkadaşlar, taşeron işçilikten de şikayet ettik. Taşeron işçiliği tarihe gömeceğiz dedik CHP’nin iktidarında. Efendim CHP’li belediyeler uygulasın. Evet uyguladık. Gitsin İzmir Büyükşehir Belediyesine baksın taşeron işçilik var mı yok mu? Demek ki kaldırılabiliyormuş. Demek ki CHP iktidarında verdiğimiz her sözü biz gerçekleştirebileceğiz ve bunun örneklerini de yarattık.

Değerli arkadaşlar, az önce 96 bin metrekarelik, yani yaklaşık 100 dönümlük bir araziyi gezdik. Bakırköy belediyemiz orayı botanik parkı yapıyor. Sordum başkana burayı ranta açsaydınız ne olurdu? Ranta açsaydık buranın değeri 2 milyar dolarlık rant sağlardı. E dedim Sayın Başkan kabahat sende. 2 milyar dolarlık rant elde edip bunu bölüşmek varken niye Bakırköy halkı, niye İstanbul’a açıyorsun sen bunu? O ne yaptı? Kendisine çalışmadı, halka çalıştı. Bakırköylülere çalıştı orayı 2 milyar dolarlık rantı Bakırköylülere veriyor. Halktan yana politika budur. Sosyal demokrat belediyecilik budur. Toplumcu belediyecilik budur. Rant var doğru ama rantı belli kişilere değil, belli gruplara değil, halka açıyor. O belediye başkanını kutluyorum. Herhalde AKP onu yakında Silivri’ye gönderirse de şaşırmamak lazım.

Kültür merkezinin temelini atıyoruz. Ne kadar güzel. Sanatın ve sanatçının sanatını icra edebileceği merkezlerdir kültür merkezleri. Halkında o merkezlerden kültür ihtiyacını giderebilecek merkezlerdir bunlar. Kültür merkezi kent olmanın temel koşullarından biridir. Kentlileşmek kültürle olur. Kent kültürü farklı bir şeydir. O kültürü yaşatmak, onu derinleştirmek, o kültürü yaygınlaştırmak, özellikle kırsaldan geleni kent kültürüyle tanıştırmanın birinci koşulu kent kültür merkezlerini yaygınlaştırmaktır. Bunları yapmaktır. AKP’li belediyeler bunları yapmazlar. Bunları yapan belediyeler Cumhuriyet Halk Partili belediyeler. Çünkü onlar bilirler ki, köyden gelen insanında kent kültürüyle tanışması lazım. Köyden gelen insanında sinemaya, tiyatroya daha uygun koşullarda gitmesi lazım. Onlarda isterler ki, Fazıl Say’ı bir kültür merkezinde dinlemek, o ihtiyacı gidermek isterler. Peki Fazıl Say’a karşı ne yapıyor AKP hükümeti? Neredeyse idam sehpası koyup idam edecek. Siz dünya çapında kaç tane Fazıl Say’ımız var diye önce bunu sorgulamamız gerekir. Niçin bir Fazıl Say’ımız var, neden birden fazla Fazıl Say’ımız olmasın diye çaba harcamamız gerekir. Biz sanatı ve sanatçıyı yüceltmek yerine onu yok etmek için çaba gösteren bir iktidarla karşı karşıyayız. O nedenle sanatı ve sanatçıyı yüceltmek Cumhuriyet Halk Partisinin ve o partinin belediye başkanlarının temel görevidir. Bütün belediye başkanlarımızda bu konuda ellerinden gelen tüm çabaları gösteriyorlar.

Eskiden her ilde sinema, aşağı yukarıda da tiyatro vardı. Şimdi 30 ilimizde sinema ve tiyatro yok. Kent kültürümüzü hangi noktaya taşıdığımızı bilmeniz için bunu söylüyorum. Efendim tiyatrolara destek kalkacakmış. Batıda bunun örnekleri yokmuş. E senin batıdan haberin yoksa kabahat bende değil ki. Kabahat sende git bak bakalım batıda sanata, tiyatroya destek var mı, yok mu? İster Paris’e git, ister Washington’a, ister Londra’ya git, ister Berlin’e. E senin kültürle ilgin yok. Tiyatroyla ilgin yok, operayla ilgin yok, sanatla ilgin yok, resimle ilgin yok. Kabahat seni yetiştiren hocada kusura bakma. Hocaları baş tacı ediyoruz ama sen önce kültürü öğreneceksin, sanatı öğreneceksin, sanatçıyı yücelteceksin. Tarihe senin adın sanata küfür eden adam olarak geçecek. Sen tarihe ne diye geçeceksin? Onun için şairlerimizi de, yazarlarımızı da, romancılarımızı da, gazetecilerimizi de, sanat adamlarımızı da her zaman yüceltmek zorundayız. Bir ülkenin büyüklüğü yetiştirdiği sanatçıyla ölçülür. Bir ülkenin gelişmişliği kişi başına düşen gelirle ölçülmez. Eğer öyle olsaydı Suudi Arabistan dünyanın en gelişmiş ülkesi olurdu. Sanatla ve sanatçıyla ölçülür. Kaç eseriniz yabancı dillere çevrilmiş, kaç sanatçınız dünya çapında ün yapmış buna bakmamız gerekir. Kültür budur. Kültürü derinleştirmek budur. Neden bir toplumun temeli kültürdür diyor Mustafa Kemal Atatürk. Bunu bildiği, bunu gördüğü için söylüyor. Cumhuriyetin o yoksul döneminde Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasını kuran, operayı getiren, tiyatroyu getiren, sanatçıyı yücelten, sanatı derinleştirmek adına dünya çapında sanatçıları yetiştirmek için yurtdışına eğitime gönderen o yoksul cumhuriyettir. Şimdi biz bugünkü koşullarda kendi olanaklarıyla yetişmiş olan dünya çapındaki sanatçılarımızı kötülüyoruz, onları nasıl toplumun dışına itebiliriz, nasıl yurtdışına gönderebiliriz diye çaba harcıyoruz.

Değerli arkadaşlar, sorunlarımız çok. Kent farklı bir şeydir. Kente bakış açımız kentli gibi olmalıdır, çağdaş olmalıdır, özgürlükçü olmalıdır. Kentliye yeşil alan bırakmak zorundasınız. İstanbul’u ranta teslim eden bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir. Sultanahmet’i görüyorsunuz, siluetin nasıl bozulduğunu da görüyorsunuz. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ranta teslim edelim diye fethetmedi. İstanbul’un güzelliklerine dokunmadı. İstanbul’un güzelliklerini yaşattı. Fatih Sultan Mehmet bugünkü İstanbul’u AKP’nin İstanbul’unu görseydi gözyaşlarını tutamazdı. Böyle bir kent anlayışı olabilir mi? Böyle bir kültür anlayışı olabilir mi? Gidiyorsunuz kentsel dönüşüm yapacağız diyorsunuz. Elbette ki kentsel dönüşüme ihtiyacımız var. Elbette ki sosyal donatı alanları oldukça yaygınlaşmış yeşil alanların olduğu bir kenti kim istemez? TOKİ’ye bu görevi veriyorsunuz. Samsun’da gidiyor dolgu alanına, dere yatağına kent yapıyor, binalar yapıyor. Çıkıyor 3 tane bakan televizyon ekranlarına efendim bizim sorumluluğumuz diyorlar. Güzel. Sorumluluğun varsa gereğini yaparsın. Suçlu aramamamız lazım diyor. Peki ölen insanların hesabını kimden soracağız? İyi işleri AKP yapacak felaketleri de Allah’a havale edeceksiniz. Böyle bir anlayış olur mu? Çöp deposu olarak kullanıyor orası. Selin sonucu ortaya çıkan atıklara baksınlar. Çöplerden çıkan atıklardır onlar. Onun hesabının Samsunlular tarafından da sorulması lazım.

Değerli arkadaşlar, kentsel dönüşüm sosyal dönüşümle beraber gitmek zorundadır. Kenti, kentliyi sosyal bir ortamda, kaynaşmış bir ortamda, birbirine saygılı bir ortamda yaşatmak durumundayız. Eğer bunu yapabilirsek çağdaş kentleri kurabiliriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. Belediye başkanlarımız İstanbul’da 12 belediye başkanımızda hepsi toplumcu belediyecilik nedir onun örneklerini veriyorlar. Eğer İstanbullu nefes almak için kentin tadına varmak için, sanatı ve sanatçıyı görmek için Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlere geliyorsa bunun bir anlamı vardır. Bütün İstanbullulara söylüyorum İstanbul’u görmek mi istiyorsunuz, İstanbul’u tanımak mı istiyorsunuz, İstanbul’un kültürünü kim yaşatıyor görmek mi istiyorsunuz? Gelin Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlere. Orada kenti de, kentliyi de, sosyal yaşamı da, sanatı da, sanatçıyı da göreceksiniz.

Hepinizi Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlere davet ediyorum. Ve önümüzdeki süreç içinde yerel yönetimlerde İstanbul çağdaş anlamda bir dünya kenti olmak istiyorsa, İstanbul bütün dünyanın imrendiği, gelip görmek istediği bir kent olmak istiyorsa, İstanbul trafik sorununu aşmış insanların arzu ettiği saatte, dilediği saatte, dilediği yerde olmasını istiyorsa Cumhuriyet Halk Partisinin yönetimine ihtiyacı var demektir.

Bu dilekle, bu arzuyla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Adli Tıp’tan yine skandal: Beyninde iltihap olan albaya çocuk doktorundan rapor

Balyoz davası kapsamında darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanan Albay Levent Kerim Uça’nın kaldığı Maltepe Askeri Cezaevi’ndeyken beyninden yumurta büyüklüğünde tümör çıkarılmıştı. Ameliyattan sonra olası risklere karşı steril bir ortamda bulunması gereken Uça GATA tarafından 3 hafta sonra 14 kişi kaldığı cezaevine geri gönderildi. Uça’nın avukatının verdiği dilekçe ile mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen Uça’ya kurum tarafından ‘1 ay daha hastanede kalması gerekir’ raporu verildi. Ancak 1 ay dolmasına rağmen cezaevine gönderilmeyen Uça’nın ameliyat yerinin mikrop kaptığı, mikrop yüzünden beyninde iltihaplanma olduğu bu iltihaplanma yüzünden tümörün alındığı alanın tamamen kanla dolduğu, kanın yaptığı baskı yüzünden de gözlerinde görme kaybı ve dikkat bozuklu olduğu ortaya çıktı. Hastanedeki tedavisinin ardından tekrar cezaevine gönderilen Uça için mahkeme bir Adli Tıp raporu daha istedi.

-‘Bu rapora güvenemeyiz’-

Davanın görüldüğü özel yetkili İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan rapor, herkesi şoka uğrattı. ATK’nın, Uça’nın hayati tehlikesinin olmadığını belirttiği raporda, doktoru ve reviri olan bir cezaevinde infazına devam edilebileceği yazıyordu. Ancak raporun altında imzası bulunan ve ‘hayati tehlikesi yoktur’ diyen 4 doktorun arasında, bu kararı verebilecek “nöroşiruloji” uzmanının (beyin cerrahı) imzası bulunmuyordu. Beyninden ameliyat olan bir hasta için sağlıklıdır raporu hazırlayan doktorların iç hastalıkları uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, nöroloji uzmanı ve çocuk doktoru olması ise dikkatlerden kaçmadı.

-‘Nasıl oluyor anlamadık?’-

Albay Uça’nın ailesi yeniden cezaevine gitmesi gündeme gelen Levent Kerim Uça için endişelendiklerini ve hayati tehlikesinin devaüm ettiğini belirtirken, Uça’nın avukatı Hakan Tunçkol’un rapora itiraz ettiği öğrenildi. Tunçkol, çocuk doktorunun beyinle ilgili nasıl rapor hazırladığını anlayamadıklarını söyleyerek, “Raporun altında imzası bulunan doktorlardan hiçbiri beyin ameliyatı ile ilgili böyle bir rapor hazırlayacak uzmanlıkta değildir. Altında çocuk doktorunun imzası bulunan bir rapora güvenmemiz beklenemez’ dedi.

-Nöroşiruloji uzmanının imzası yok-

Beyin ameliyatının ardından tekrar cezaevine gönderilen ve kaptığı mikrop yüzünden görme kaybı yaşayan Albay Uça için Adli Tıp Kurumu’ndan verilen “cezaevinde kalabilir” raporunun altında, nöroşiruloji uzmanı (beyin cerrahı) yerine, çocuk hastalıkları uzmanının imzası yer aldı.

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
68