Bize Ulaşın


CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Deprem Nedeniyle Mesaj Yayınladı

“Başta İstanbul olmak üzere deprem kuşağında yaşayan milyonlarca vatandaşımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum “ diyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun mesajı şöyle:

“Dün Marmara bir uyarıda bulundu.
Beni unutmayın benim adım deprem dedi.
Bu sesi öncelikle duyması gereken Hükümettir.

AKP Hükümetini hiç zaman kaybetmeden  depremle ilgili olarak yaptıkları çalışmaları, aldıkları önlemleri acilen gözden geçirmeye bugüne kadar almaları gereken,  almadıkları önlemleri,  yapmaları gereken yapmadıkları çalışmaları yapmaya,  yani sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye çağırıyorum.

Bu konuda Hükümetin atacağı her adımı,  olumlu her çalışmayı sonuna kadar destekleyeceğimizi belirterek başta İstanbul olmak üzere Marmara’yı kuşatan deprem bölgesindeki milyonlarca vatandaşımıza, kardeşimize dün geceki deprem nedeniyle geçmiş olsun dileklerimle birlikte,  sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

 

Öztrak: “Ekonomi yönetimindeki kafa karışıklığı, Hükümetin işlere hâkim olmadığı görüntüsü vermektedir.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik ÖztrakGenel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak “Ekonomi yönetimindeki kafa karışıklığı, Hükümetin işlere hâkim olmadığı görüntüsü vermektedir. Bu, doldur-boşaltçı spekülatörlere çanak tutuyor” dedi.

Yazılı bir açıklama yapan ve “Hükümetten gelen farklı mesajlar ve ekonomi yönetiminde ortaya çıkan dağınık görüntü piyasaların risk algılamasını artırdı, spekülatörlere de büyük kar imkânı sağladı” diyen Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ekonomide ortaya çıkan sorunlarla, muhtemel gelişmeleri ve Hükümetin tavrını şöyle değerlendirdi;

“Geçtiğimiz hafta Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ve Genel Başkan Yardımcısı Sayın Bülent Gedikli kriz uyarısında bulunurken, Ekonomiden Sorumlu Bakan Sayın Zafer Çağlayan ve Bilim Sanayi Teknoloji Bakanı Nihat Ergün bu kriz uyarılarını tevil yoluyla tekzip etmeye çalıştılar.

Böylece son dönemde ekonomi yönetiminde çok başlılığı gidermek üzere çıkarıldığı iddia edilen Kanun Hükmünde Kararnamelerin tam aksi istikamette sonuçlar verdiği de ortaya çıkmış oldu. Nitekim dış ticaretten sorumlu olmakla birlikte, adı Ekonomi Bakanı olan Sayın Zafer Çağlayan ile Bilim Sanayi Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün, Hazine’den sorumlu Başbakan yardımcısının görevi olan ekonominin koordinasyonuna soyunmuş görünmektedir. Oysa bir ekonominin gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden birisi sağlıklı kurumsallaşma ve buna bağlı olarak herkesin kendi işini yapmasıdır.

Eş güdüm eksikliği ve işlere hâkim olunmadığı yönünde ortaya çıkan bu görüntü, Merkez Bankası Başkanının son açıklamaları ile daha da pekişmiştir. Merkez Bankası Başkanı bir yandan her şey kontrol altında mesajı verirken, diğer yandan döviz açık pozisyonu taşınmaması konusunda uyarılarda bulunmuştur.

Seçimden önce özel sektörün döviz açık pozisyonunun rekor düzeylere ulaşmasına göz yuman Merkez Bankasının, iş işten geçtikten sonra bu tür açıklamalar yapması, kredibiliyete en fazla ihtiyaç duyduğu bir anda maalesef güvenilirliğini daha da aşındırmıştır. Döviz geliri olmayanların dövizle borçlanmasının önünü açan mevzuat değişikliğine ses çıkarmayan, uluslararası yatırım pozisyonu açığının son bir yılda 71 milyar dolar artarak 359 milyar dolara ulaşmasına göz yuman Merkez Bankasının şimdi yaptığı uyarılar akşam yemeğinden sonra günaydın demesine benzemektedir. Seçimden önce Hükümetin elini rahatlatacak her türlü adımı atan, Hükümete koltuk değneği olan Merkez Bankasının bugün kur riskini hatırlatmasının anlamı bulunmamaktadır.

Türkiye, dış piyasalardan hızla ayrışmaktadır. Dolar ve Euro’dan oluşan kur sepeti TL karşısında tarihi rekorlar kırarken, borsa değer kaybetmekte, faizler ise artmaktadır.

Yurtdışında kırılganlıkların arttığı, ABD’nin borçlarını ödeyip, ödeyemeyeceği konusunda şüphe bulutlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıkan bu manzara, Hükümetin işlerin ciddiyetini tam olarak anlayamadığını ve lafla işi idare etmeye çalıştığını göstermektedir. Nitekim Ekonomiden Sorumlu Bakan Sayın Zafer Çağlayan piyasaların tansiyonunu düşürebilmek için 7–8 milyar dolarlık doğrudan yatırımla görüşmelerin devam ettiği yönünde demeçler vermektedir. Bu demeçler, 1994 krizinden hemen önce dönemin Hazine Müsteşarının Sibirya semalarından iç borçlanma ihalelerini iptal ettirip, Japonya’dan bavulla para getirme hikâyelerini akıllara getirmektedir.

Yine o günleri yaşayanların hatırlayacağı üzere dönemin Başbakanı Sayın Tansu Çiller, faizin tüm kötülüklerin anası olduğunu, ekonomideki sorunların çözümünün faizlerin düşürülmesine bağlı olduğunu iddia etmişti. Hazine ihaleleri bu nedenle iptal edilmiş, Merkez Bankası’nın faiz kararlarına müdahale edilmeye çalışılmıştı. Bugün de aynı söylemi, başta Sayın Başbakan R. Tayip Erdoğan olmak üzere, AKP ve hükümet yetkililerinden sık sık duymaktayız.

Ancak iş, lafla durumu idare etme aşamasını geçmiştir. Bu bağlamda Hükümet biran önce Ekonomik Sosyal Konseyi toplayarak kapsamlı bir uyum paketini bu Konseyden geçirmelidir. Bu konudaki gecikmeler Türkiye’nin daha önce yaşadığı spekülatörlerin ‘doldur-boşalt veya boşalt-doldur taktiklerine’ çanak tutmaktadır. Dolar Kuru 1,70’in üzerindeyken Türkiye’ye girecek ve 60,000 seviyesinden borsaya yatırım yapacak yabancı yatırımcılar için tedbir almadan geçen her gün ciddi spekülatif kazançların yolunu açmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin görevi yabancıların kısa sürede büyük kazançlar sağlamasını teminat altına almak değildir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin görevi bu spekülatif tezgahlardan vatandaşlarımızı korumak ve borç batağına düşmüş vatandaşlarımızın icra kapılarına düşmesini engellemektir.

Hükümete bu görevini hatırlatmak üzere kamuoyunu saygıyla bilgilendiririm.”

 

Özgür ve Bağımsız Medyanın Cevabı: TUTUKLU GAZETE

Bir ülkede demokrasinin ve özgürlüklerinin olup olmadığını gösteren farklı uygulamalar ve pratikler vardır. Ancak basın özgürlüğü modern demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Basın özgürlüğü; basın camiasının hiçbir baskı, cezalandırma, yönlendirme, sansür ve otosansür gibi olumsuzluklarla karşılaşmadığı bir ortam ve ülkede olabilir. Bugün ülkemizde gazeteciler basın özgürlüğü ve gerçek bir demokrasi için bedel ödemektedirler. Tarih bedel ödeyenleri de o bedeli ödetenleri de yazmayı ihmal etmemiştir, etmeyecektir.

CHP.org.tr olarak meslektaşlarımızın bu çığlığına ve mücadelesine sessiz kalmadık, kalmayacağız. O yüzden siz duyarlı yurttaşlarımızı sitemizden TUTUKLU GAZETE’Yİ sizlere sunuyoruz. Unutmayın ki demokrasi varsa herkes için olmalıdır. Gazetecilerimizin beyinlerine ve ellerine kelepçe vurulmuş bir düzeni kabul etmiyoruz.

Yaşasın özgür ve bağımsız medya.

CHP.org.tr

TUTUKLU GAZETE’yi okumak için tıklayınız…


 

Cumhuriyet / Şükran Soner – Beterin Beteri..

24 Temmuzlar gazeteciliğimin bahar yıllarının, güzelim yaz geceleri anıları ile dopdolu… Tutkulu bir mesleğin bireyi olmanın onuru ile sansürün kaldırılışının yıldönümünde, üst örgütümüz Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin gecesine özenle hazırlanır, birbirinden güzel anılarla ayrılırdık… Kuşaktaş arkadaşlarla buluşmanın keyfi, hayranlık duyduğumuz meslek büyükleri ile yana yana olmanın, meslek örgütlerimizin kaynaşmasının onuru, bir yaz gecesinde keyifli bir ortamda olmanın bileşkesinde birbirinden renkli anılarla…
bilinçaltımıza keyifli bir anı, iz olarak kazılırdı.

** Sonra demokrasilerde örneği olmayan biçimde, bayramımızın gündemi sansürün kaldırılması, Türkiye’nin demokratik düzene açılımı iken bir şeyler ters gitmeye başladı.
Tamam bütün dünyada insanı unutan piyasalar düzeni içinde sermaye-medyasiyaset ilişkilerinin kirlenmesi ile at başı, sistemin ayakta kalışında silahlı güçten daha etkin medya gücü oluşması bağlantılı değişen çok şey oldu. Gazetecilik mesleği, kimliğine yönelik olumsuz gelişmeler yaşandı. Medya demokrasisi, gerçek demokrasiden sanal demokrasiye geçişi, insanların kendilerine, çıkarlarına yabancılaşmalarını, bilinç, algılamada çarpıklıkları öngören bir sistem olarak giderek daha kirli bir medya tekelleşmesinde… gazeteciyi insan olma hallerine yabancılaştırarak kirli düzenin piyonu haline getiriyordu. Yine de diktatoryal iktidarların ürünü olan kaba sansür tarihe karışmıştı. En azından ülkemiz için çok geç gerçekleşen kaba sansürün kaldırılışının yıldönümünü hâlâ bir bayram gibi kutlayabiliyor olmamız gerekirdi..
*•• Yıllardır olmuyor, olamıyor… İlk olumsuz çarpıcı anım, meslek örgütlerimiz, bireysel gazeteci yazarların katılımı ile Ankara’da dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ı ziyaret ederek durumları protesto edişimiz, oradan polis gözaltısında ölen arkadaşımız Metin Göktepe’nin davası ile ilgili polislerin duruşmalarının Afyon’a alınmış olması nedeniyle, duruşmaya toplu gidişimizdi…
Cemiyetimizin 24 Temmuz törenine yetişmemiz geç saatleri bulmuş, kiralanmış bir motorla, simgesel kocaman kara kalemimizle Dolmabahçe’deki törene gelerek kendimizce protesto eylemimizi tamamlayabilmiştik… Yıllardır 24 Temmuzlar, meslek örgütlerimizin basın özgürlüğüne yönelik sorunlar, kaba sansür, hak ihlalerinin dillendirildiği etkinlikler olarak gündeme geliyor…
•*• Hiç bu kadar ağır bir kara tablonun çizildiği bir yılı yaşamamıştık. Çünkü rejimi demokrasi olan başka hiçbir ülkede bu ölçeklerde, diktatörlük düzenlerini aratmayan boyutlarda basın özgürlüğünün ayaklar altında olduğu düzen yok… Önceki gün en azından 50 bin gazete okurunun eline, 24 Temmuz ülkemizde yasalarla kaba sansürün kaldırılışının 103. yıldönümündeki utanç tablosunun yansıması bir gazete ile okura ulaştı… Gazetecilere Özgürlük Platformu, dayanışma için bir araya gelen meslek örgütlerimiz, TGS’nin organizasyonunda tutuklu gazetecilerin eliyle bir gazete çıkardı.
Tabii aylar süren bir çalışmanın ürünü “Tutuklu Gazete” 39 tutuklu, hükümlü profesyonel gazeteci arkadaşımızın içerden hazırladıkları, kendi konumları, davaları ile birlikte gazeteciliğin hali pür melaline ışık tutan yorum, kendi kendilerine yaptıkları röportajları ile 12 sayfa olarak hazırlanmıştı.
Bedri Adanır, Nedim Şener, Müyeser Yıldız, Vedat Kurşun, Ahmet Şık, Barış Pehlivan, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Füsun Erdoğan, Barış Terkoğlu, Sedat Şenoğlu, Deniz Yıldırım… yan yana röportaj ve yorumları ile rejimi demokrasi olan bir ülkede, dünyada en çok sayıda gazetecinin tutuklu olmasının anlamını, koşullarını, basın özgürlüğüne yansımaları, olumsuz sonuçlarını, kendi insanlık öykülerini katarak kamuoyuna yansıtmaya çalıştılar…
••• Yazılı basının toplam tirajları milyonlarla ölçülen ülkemizde, dayanışma için kullanılmak amacı ile bütün gazetelere sunulmuş çalışmanın, okura 50 bin olarak ancak ulaşabilmesi bile, dev yandaş, tekel medyasının ne kadar özgür, bağımsız olabildiğinin acı belgesi değil mi? Kaç televizyon kanalı, gazeteci kimliği, özgürlüğü, sonuç olarak toplumun haber alma hak ve özgürlüğü için yaşamsal değerde bu olumsuz tablonun aynası protesto eyleminin çok renkli habercilik içeriğine karşın söz edebildi? Çok farklı eğilimlerde, farklı yayın organlarında çalışmış 70 tutuklu gazeteci arkadaşımızın var oluş gerçeği, rejimi demokrasi olan ülkeler içinde en kara tablonun belgesi.
Çoğunluk arkadaşımız bir biçimde içerdekilerle bir şeyleri, mesleği paylaştıklarına göre, en azından insani, dayanışma duyguları içinde, kendi dramımızın haberini yapmayı istemezler miydi? Kaba sansürle, işten atılma tehdidi ile yüz yüze duygularını, tepkilerini bile sağlıklı koyamayacak konumdalar…
Paylaşamadığımız baskı ve tehditle yaşanan otosansür… Son günlerde asıl sessiz sedasız biraz daha dik duruşu bağlantılı kaç arkadaşımızın emekliye ayrılmaya zorlandığı ya da bire bir işten atıldığını bilmiyorsunuz bile… Biz bile bilmiyoruz ki… Türkiye’de ileri demokrasi değil, ileri sansür, örgütsüz, sindirilmiş, korku içinde yaşayan çoğunluk var..

 

Tanrıkulu: “Cezaevleri bir ülkenin demokrasinin ölçüsünü gösterir.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin TanrıkuluGenel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye’de cezaevlerinin içinde bulunduğu olumsuzluklara dikkat çekmek ve bunların giderilmesi noktasında ne tür çalışmaların olduğunu ortaya koymak için Adalet Bakanı’nın cevaplaması için soru önergesi verdi.

TANRIKULU’NUN ÖNERGESİ ŞU SORULARDAN OLUŞMAKTADIR:

Ülkemizde cezaevleri, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayıları ve bunların yaşam koşullarına ilişkin kamuoyunda ciddi kaygılar bulunmaktadır. Bu kaygıların giderilmesi ve kamuoyunun sağlıklı bir biçimde bilgilendirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Bu çerçevede;

1- Ülkemizde hangi tipte kaç cezaevi bulunmaktadır?

2- Kamuoyundan gizlendiği iddia edilen Mardin İl İnsan Hakları Kurulu’nun 11.12.2009 tarihli Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi Raporu örneğinde olduğu gibi cezaevlerinin kapasitelerinin üzerinde tutuklu ve hükümlü barındırdığı ve bu nedenle tutuklu ve hükümlülerin nöbetleşe uyuduğu yönündeki iddialar doğru mudur? Bu anlamda cezaevlerinde kapasite üzerinde bir kullanım var mıdır? Bu durumda bulunan cezaevleri ve mahkûm sayısı kaçtır? Tutuklu ve hükümlüler açısından sistematik kötü muamele olan bu durum konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir?

3- Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi tarafından yayınlanan verilerine göre; Cezaevlerinde 9 kişi intihar etmiş, 2 kişi de hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bakanlığınızın 2011 yılının ilk 6 aylık verilerine göre cezaevlerinde intihar eden ve hastalığı nedeniyle yaşamını yitiren kaç tutuklu ve hükümlü vardır?

4- Tutuklu ve hükümlülere Türkçe dışında basılan gazete ve diğer yayınların verilmesine izin verilmekte midir?

5- Bakanlığınızın projeleri arasında da yer alan Denetimli Serbestlik uygulamasını yaygınlaştırmayı düşünüyor musunuz?

6- Cezaevlerinde görev yapan personel ile ilgili olarak;

• Hakkında şikâyette bulunulan personel sayısı,

• Hakkında şikâyette bulunulan personel ile ilgili olarak başlatılan adli veya idari soruşturma sayısı nedir?

• Bu soruşturma sonucunda başlatılan kovuşturma sayıları bakımından bağlantılı veri tabanı var mı? Buna ilişkin veri yok ise kötü muamele ve işkence konusunda böyle bir veri tabanının olmamasının nedeni nedir?

7- Tutuklu ve hükümlülere işkence ve kötü muamele yaptıkları iddiasıyla hakkında adli ve/veya idari soruşturma başlatılmış personel var mı? Varsa bunların 01.01.2003–31.12.2010 tarihleri arasında sayısı nedir?

8- Birlikte kalmalarında sakınca bulunan tutuklu ve hükümlülerin yer değiştirme talepleri yerine getirilmekte midir?

9- Ameliyatla cinsiyetini değiştirmiş tutuklu ve hükümlülere yönelik pozitif ayrımcılık anlamında uygulamalarınız mevcut mudur?

10- Cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlüler ortak kullanım alanlarını haftalık 10 saat kullanabiliyorlar mı?

11- Kamuoyuna da yansıyan tedavi için tahliyesi gereken, tedavisi mümkün olmadığı için huzur hakkı isteyen veya fiziksel ihtiyaçlarını kendisi karşılayamayacak ölçüde yardıma gereksinim duyan tutuklu ve hükümlüler için uygulamalarınız/kararlarınız/girişimleriniz mevcut mudur?

12- Diyet yemeklerle beslenmesi gereken tutuklu ve hükümlülere özel yemek programı uygulaması var mıdır?

13- Cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülere ve/veya onları ziyarete gelen yakınlarına insan onuru ve haysiyetiyle bağdaşmayan ince arama adı verilen makat araması uygulaması yapılmakta mıdır?

14- Aynı tutulma koşullarında kalan tutuklu ve hükümlüler var mı? Varsa bu cezaevlerinin ve cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sayısı kaçtır?

15- Bakanlığınızın cezaevlerinde bulunan ve tedavisinin cezaevi dışında yapılması gereken hasta tutuklu ve hükümlülerin önlerindeki bürokratik işlemleri kolaylaştırmaya dönük mevzuat değişikliği yapma doğrultusunda çalışmalar mevcut mudur?

 

Akşam / Nihal Kemaloğlu – Yeni faşizmin Oslo’daki bumerang etkisi

Avrupalılık kimliğinin dağıldığı paranoyasının beslediği İslam karşıtı, yabancı düşmanlığı bir Neo-Nazi Norveçli tarafından Oslo’da bumeranga dönüştü…
21. yüzyılda derinleşen siyasi ve ekonomik krizlerini bağnnda uyuttuğu uygarlık canavan faşizmi gıdıklayarak medet uman Avrupalı siyasetçiler “İslami bir teröristle” değil bir Neo-Nazi’yle burun buruna geldiler…
Ayrıca olağan görünüşlü soğukkanlı bir Norveçli’nin 92 kişiyi öldürdüğü kıyım organizasyonu Avrupa coğrafyasının en emniyetli refah ülkesi, yaprak kıpırdamayan Norveç’in bile tekinsizliğini gösterdi.
Küreselleşme böyle bir şeydi Avrupalılann kendi halklanna pazarladıkları “terör belasına” karşın gelişmiş güvenlik devletinin derinliklerinde fokurdayan sinsi faşizm vatandaş kılığında geri tepmişti…
Ve elbette Avrupa “Medeniyeti” kendi sınırlarından uzaklaştmp uzaklara taşıdığı savaş ve çatışma hatlanna silah pazarlarlarken asli barbarizmiyle evinde bir anda yüzleşivermişti.
Norveçli katliamcının İslam ve sol karşıtı sağcı Norveç’in ikinci büyük partisinin üyesi olması ve tek silahla İşçi Partisi gençlik kampındaki 85 genci öldürmesi “canilikle” falan kolayca açıklanmazdı.
Bu katliam Avrupa’nın ikinci savaştan sonra bastırdığı ama refah döneminin tasfiyesiyle toplumda ortaya çıkan “kayıp duygusunu” aşmak adına kurcaladığı tarihsel bilinç dışının kanlı geri dönüşüydü…
Avrupa’da neoliberal politikaların derinleşmesinin toplumdaki siyasi karşılığının neo faşizmle bulması tesadüf değil.
Üstelik popüler aşın sağcı siyasetçilerin toplumun “iş ve sosyal güvence” taleplerini sözde “ulusalcılık” ama özde “İslam ve yabancı göçmen” karşıtlığında örgütlemeleri de…
Bir tek yabancı işçi ve göçmenin çalışmadığı Finlandiya’dan Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, İngiltere, Belçika, İtalya, Fransa’ya kadar ilgisiz seçmeni heyecanlandıran tek siyaset popülist yabancı düşmanlığı oldu.
Ve Avrupa uygarlığının kibirle övündüğü 19.
ve 20. yüzyıl kazanımlan olan evrensel hak ve özgürlükleri birer birer yağmaladılar.
Yoğun halk desteğini arkasına alan Avrupa, sağ siyaseti etnik ve kültürel saflığın peşine düşerek “insanlık-dışı” mülteci kamplan ve sürgün yasalanyla tarihinin karanlık nefret dönemlerine sürüklendi, Nazi üniformalı yürüyüşler düzenlendi.
Aynca anti sosyalist söylemle yapılan kapitalizm eleştirisi, 1930′lann “ulusalcı sosyalizmini” hatırlatıyordu ve tek fark “kara koyun” imgesiyle temsil edilen Müslüman ve Afrikalı göçmenlerin yer aldığı afişlerdi.
Fransa’nın Fransız vatandaşı “Romanlan” sınır dışı etmesi başlı başına evrensel hukukun katliydi.
Diğer yandan Atlantik’in iki yakasındaki kapitalist ülkelerin yakalan bir araya gelemezken çöken liberal paradigmanın altında kalan devletler dev mali krizi toplumun sırtına yüklerken yine ırkçı politikalarla sosyal talepleri ve hareketleri susturma gayretindeler…
Açıkçası kaynak paylaşım savaşlarıyla başka halkların topraklarını “demokrasi” inşası gerekçesiyle bombalayıp işgal eden ama kendi ülkelerini “terörle mücadele” diye korku siyasetine boğan ve göçmenleri utanç kamplarında toplayan Avrupa’nın “bu temizliğine saflık düşkünü” bir Norveçli de yardıma kalkışmıştı!

 

Yüksel: “Türk basınında sansür 103 yıl önce kaldırılmış ama bugün ne yazık ki Türkiye’de sansürün en ağırı, en katmerlisi uygulanıyor.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Alaattin YükselGenel Başkan Yardımcısı Alaattin Yüksel, ”Türk basınında sansür 103 yıl önce kaldırılmış ama bugün ne yazık ki Türkiye’de sansürün en ağırı, en katmerlisi uygulanıyor. Öylesine bir korku ortamı yaratıldı ki otosansür uygulamaları tarihinin zirvesine çıktı” dedi.

Yüksel ve İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu, 24 Temmuz Gazeteciler Günü ve basında sansürün kaldırılışının 103. yıl dönümü dolayısıyla İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel’i ziyaret etti.

Basında sansürün kaldırılışın 103. Yılı ve Gazeteciler Günü’nü kutladıklarını ifade eden Yüksel, ”Türk basınında sansür 103 yıl önce kaldırılmış ama bugün ne yazık ki Türkiye’de sansürün en ağırı, en katmerlisi uygulanıyor. Öylesine bir korku ortamı yaratıldı ki otosansür uygulamaları tarihinin zirvesine çıktı. Gazeteciler işini kaybetmenin haricinde, ‘Acaba kendi kurumuma zarar verir miyim? Meslektaşlarım işsiz kalır mı’ düşüncesiyle otosansür uygular oldu” diye konuştu.

Türkiye’de her muhalif sesin farklı yöntemlerle susturulmaya çalışıldığını belirten Yüksel,Dünyada 145 gazeteci tutuklu. Bunların yarısı da Türkiye’de. İktidarın muhalif seslere hiçbir şekilde tahammülü yok. Muhalif sesleri susturmak için her türlü yöntem kullanılıyor. CHP olarak özgürlükler için mücadelemizi her platformda sürdüreceğiz” dedi.

 

Hürriyet / CHP’den 12 Mart mağdurları için yasa önerisi

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TSK’dan ilişiği kesilenlerin haklarının iadesine ilişkin düzenlemenin “tüm mağdurları kapsamadığı” gerekçesiyle hazırladığı yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. Hamzaçebi’nin teklifi, TSK Personel Kanunu’na bir geçici maddenin eklenmesini öngörüyor. Teklifte, 12 Mart 1971′den sonraki dönemde, mahkeme kararma dayanmayan idari kararlarla TSK’dan ilişiği kesilenlerin bazı haklardan yararlanmasına ilişkin yasa değişikliği kapsamına girmeyecek suçlar sayılıyor. Teklif, sayılan bu suçlar dışındaki gerekçelerle idari kararla TSK’dan ilişiği kesilenlerin tümünün haklarının iadesine ilişkin düzenlemeden yararlanmasını düzenliyor. Buna göre, devlet memuru olma şartım yitirenler, yüz kızartıcı suçlardan dolayı kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunanlar, TSK’dan çıkarılmayı gerektirecek nitelik ve yoğunlukta disiplin suçlan nedeniyle ilişiği kesüenlerle akademik yetersizlik nedenleriyle idari kararlarla ilişiği kesilenler dışındakiler bazı hakların iadesini öngören düzenlemeden yararlanacak.

 

Gümüşhane İl Başkanı: ”Belediye Başkanımıza yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum”

Gümüşhane İl Başkanı Erkan Pelit, Belediye Başkanı Mustafa Canlı’ya yapılan bıçaklı saldırıyı şiddetle kınadığını bildirdi.

Pelit, yaptığı yazılı açıklamada, dün gece bıçaklı saldırıya uğrayan Canlı’ya şahsı ve partisi adına ”geçmiş olsun” dileyerek, yapılan saldırının Gümüşhane halkına yapılan bir saldırı olduğunu belirtti.

Başkan Canlı’ya yapılan saldırıyı şiddetle kınadıklarını ifade eden Pelit, şunları kaydetti:

”Kimden ve nereden gelirse gelsin, yapılan saldırı asla hoş görülemez. Sayın Başkanımıza yapılan saldırıyı kınıyor, MHP camiasına ve Başkanımıza ‘geçmiş olsun’ dileklerimi sunuyorum.”

 

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Kimin nerede doğduğu bizi ilgilendirmiyor. Hangi dili konuştuğu bizi ilgilendirmiyor.”

Etnik kimlik ve köken ayrımı yapmadıklarını belirten CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Kimin nerede doğduğu bizi ilgilendirmiyor. Hangi dili konuştuğu bizi ilgilendirmiyor. Bizim anlayışımız 72 millete bir bakan anlayıştır” dedi.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Arguvan ilçesi ve ilçeye bağlı köyleri ziyaret etti.

Malatya İl örgütü ve Milletvekili Ağbaba,12 Haziran seçimlerinden sonra Malatya merkez, ilçe, belde ve köyleri ziyaret eden Ağbaba, Arguvan ilçesi ve ilçeye bağlı köyleri ziyaret ederek, vatandaşlarla biraraya geldi. Vatandaşlar, Ağbaba’yı davul zurna ile karşılayarak, yoğun ilgi gösterdiler. Vatandaşların sevgi gösterileri altında ziyaretlerini sürdüren Ağbaba, Arguvan Türkü Festivali’ne de katıldı.

“HANGİ DİLİ KONUŞTUĞU BİZİ İLGİLENDİRMİYOR”
Ağbaba ilk ziyaretini Çavuş Köyü’ne yaptı. Çavuş Köyündeki kahvaltı buluşmasına katılan Ağbaba, Bozan Köyü Şahsultan Türbe Ziyareti’ne de katıldı.

Milletvekili Veli Ağbaba daha sonra ilçeye bağlı Başkavak köyünü ziyaret etti.

Başkayak köylüleri ile biraraya gelen Ağbaba, burada köy sakinlerine seslendi.

Eşitliklere ve özgürlüklere değinen Ağbaba, “Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin 4 yıl boyunca en kararlı savunucusu olacağım. Kim eziliyor, dışlanıyorsa, kimin sorunu varsa onun yanında her zaman Veli Ağbaba olacak.

CHP olacak. Hiç kimse etnik kimliğinden, mezhebinden dolayı sorgulanmayacak, ayıplanmayacak. Düşünün ki seçim döneminde başbakan 81 ilde bir mezhebi yuhalattı. Bunun hesabını mecliste soracağız. Biz mezhepçilik yapmayacağız.

Çünkü biz sosyal demokrat bir partiyiz. Biz etnik körüz. Dinsel körüz. Kimin nerede doğduğu bizi ilgilendirmiyor. Hangi dili konuştuğu bizi ilgilendirmiyor.

Bizim anlayışımız 72 millete bir bakan anlayıştır” şeklinde konuştu.

“TÜRKÜ SEVGİ DEMEKTİR”
Geçtiğimiz günlerde sahnede Kürtçe türkü söylediği için yuhalanan ve pet şişe fırlatılan Aynur Doğan ile ilgili de bir değerlendirme yapan Ağbaba, “Geçtiğimiz günlerde bir sanatçıya Kürtçe bir türkü söylediği için pet şişe fırlattılar.

Türkü demek sevgi demektir, barış demektir. Hoşgörü demektir. Türkülere yapılan bu saldırıyı ve bu anlayışı kınıyorum. Bu ülkeye sevgiyi, hoşgörüyü, birlikte yaşama kültürünü hep birlikte getireceğiz” dedi.

LOKMAYA KATILDI
CHP Milletvekili Veli Ağbaba, Başkavak köyünün ardından Ballıkaya Köyü’nde düzenlenen lokma etkinliğine katılarak burada köylülerle sohbet etti. Ağbaba, daha sonra Arapgir ilçesine bağlı Çakırsu köyüne geçerek burada köylüler ile buluştu.

Ağbaba, köy ziyaretlerinin ardından Arvuvan merkezinde esnafları ziyaret ederek bir süre sohbet etti. Kendisine sorunları ve istekleri dikkatle not alan Ağbaba, sorunların çözümü için elinden geleni yapacağını belirtti. Ağbaba, son olarak 9.’su gerçekleştirilen Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’ne katıldı.

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
48