CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Bartın Milletvekili Yalçınkaya’dan, çalışan ve emeklilere yılda iki maaş ikramiye verilmesi teklifi

Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, yıllarca devletine hizmet etmiş olan emeklilerle, Sosyal Güvenlik Kanunları’na göre gelir veya aylık alan kişilere, muhtaç aylığı, şeref aylığı ve vatani hizmet tertibinden aylık alanlara yönelik verdiği kanun değişikliği teklifinde, tüm emekli ve çalışanlara yılda iki kez ikramiye verilmesini talep etti.

Bartın Milletvekili, Parti Meclisi Üyesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı Üyesi M. Rıza Yalçınkaya, TBMM Başkanlığı’na 31.05.2011 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi verdi.

Alınan maaşların, açlık ve yoksulluk sınırının altında olduğunu ifade eden Yalçınkaya “Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun açıkladığı rakamların altında maaş alan vatandaşlarımızın alım gücü iyice zayıflamış ve karınlarını doyurabilme mücadelesi içerisine girmişlerdir. Ocak ve Haziran ayında verilmesi talep edilen iki maaş ikramiyeyle biraz olsun rahat nefes almaları amaçlanmıştır” dedi.

Ocak ve Haziran aylarında, en son aldığı maaş tutarı kadar verilmesi istenen ikramiyelerle vatandaşların ekonomik anlamda bir nebze olsun rahatlamalarını amaçladıklarını belirten Rıza Yalçınkaya, hazırlayıp sunduğu kanun değişikliği teklifinin gerekçelerini de detaylı bir şekilde ele aldı.

-‘5 emekliden 1’i aç, 4’ü ise yoksul’-

Meclise verdiği kanun değişikliği teklifinin gerekçesi olarak da, devletten maaş alanların çok zor koşullar altında yaşamlarını idame ettirip aldıkları maaşlarla geçinememelerini gösteren Yalçınkaya, Türkiye İstatistik Kurumu ile Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun açıkladığı 4 kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırı rakamları ile konuyu detaylı bir şekilde açıkladı. TÜİK’in, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 318 TL, yoksulluk sınırını ise 896 TL olarak açıklamasına rağmen sivil toplum kuruluşlarının yaptığı araştırmalar sonucu bu rakamların çok daha fazla yüksek olduğunu belirten Yalçınkaya, kanun teklifi yazısında; “Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun 2011 yılı Ekim ayı araştırmalarına göre açlık sınırını 913 TL, yoksulluk sınırını da 2974 TL olarak tespit edilmiştir. Türkiye de emekli aylığı, muhtaç aylığı, şeref aylığı ve vatani hizmet tertibinden aylık alanlar ile çalışanların neredeyse tamamı TÜİK’in resmi rakamı olan 896 TL’lik yoksulluk sınırının altında aylık almaktadır. Tüm Emekliler Sendikası verilerine göre her 5 emekliden 1’i aç, 4’ü ise yoksul ve yüzde 95’i mutsuzdur” şeklinde bilgiler verdi.

-Karınlarını doyurma mücadelesi veriyorlar-

Teklif de; “En düşük memur maaşı 1538 TL, SSK emekli aylığı 814 TL, Tarım Bağ-Kur emekli aylığı 667 TL, memur emekli aylığı 976 TL’dir. 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı 110 TL, 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı (özür oranı %40–69) 219 TL, 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı (özür oranı %70 ve üzeri) 329 TL ve şeref aylığı 407 TL’dir” diye yer verdiği ifadelerle Maliye Bakanlığı’nın 2011 Ağustos ayı gelir gruplarına ilişkin göstergelerini da kullanan Yalçınkaya “Bu insanların; kömür, odun, doğalgaz, temel gıda maddesi, kira, elektrik, su parası, tüp, ilaç, ulaşım ücretlerine yapılan zamlar vs. karşısında alım güçleri iyice zayıflamış, sadece karınlarını doyurabilme mücadelesiyle savaşır hale gelmişlerdir. Bu insanlar her yıl milletçe kutlamakta olduğumuz dini bayramlarda bile parasızlık nedeniyle kimseye kapısını açamaz duruma gelmiştir” ifadelerine yer verdi.

Yalçınkaya’nın TBMM Başkanlığına sunduğu Kanun Teklifi şöyle:

“GEREKÇE

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bu Kanundan önce yürürlükte bulunan Sosyal Güvenlik Kanunlarına göre gelir veya aylık alanlar ile devletten muhtaç aylığı, şeref aylığı, vatani hizmet tertibinden aylık alanlar ve yıllarca ülkesine hizmet etmiş olan emeklilerimiz, çok zor koşullar altında yaşamını sürdürmekte, aldıkları maaşları ile maalesef geçinememektedirler.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) en son verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 318 TL., yoksulluk sınırı 896 TL. olarak tespit edilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları araştırmalara göre ise bu rakamlar oldukça yüksektir. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun 2011 yılı Ekim ayı araştırma sonuçlarına göre açlık sınırı 913 TL. yoksulluk sınırı ise 2974 TL. olarak tespit edilmiştir.

Türkiye de emekli aylığı, muhtaç aylığı, şeref aylığı ve vatani hizmet tertibinden aylık alanlar ile çalışanların neredeyse tamamı TÜİK’in resmi rakamı olan 896 TL. yoksulluk sınırının altında aylık almaktadır. Tüm Emekliler Sendikası verilerine göre her 5 emekliden 1’i aç 4’ü ise yoksul ve yüzde 95’i mutsuzdur.

Maliye Bakanlığının 2011 Ağustos ayı gelir gruplarına ilişkin göstergelerine göre; en düşük memur maaşı 1538 TL., SSK emekli aylığı 814 TL, Tarım Bağ-Kur emekli aylığı 667 TL., memur emekli aylığı 976 TL., 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı 110 TL., 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı (özür oranı %40-69) 219 TL, 2022 sayılı Kanun uyarınca ödenen muhtaç aylığı (özür oranı %70 ve üzeri) 329 TL. ve şeref aylığı 407 TL.’dir.

Bu insanların, kömür, odun, doğalgaz, temel gıda maddesi, kira, elektrik, su parası, tüp, ilaç, ulaşım ücretlerine yapılan zamlar vs. karşısında alım gücü iyice zayıflamış, sadece karınlarını doyurabilme mücadelesiyle savaşır hale gelmişlerdir. Bu insanlar her yıl milletçe kutlamakta olduğumuz dini bayramlarda bile parasızlık nedeniyle kimseye kapısını açamaz duruma gelmiştir.

Bu Kanun Tasarısıyla; yıllarca devletine hizmet etmiş olan emeklilerimiz ve Sosyal Güvenlik Kanunlarına göre gelir veya aylık alan kişiler ile muhtaç aylığı, şeref aylığı ve vatani hizmet tertibinden aylık alanlara, her yıl Ocak ve Haziran aylarında ödenmek üzere, yılda iki kez, en son aldıkları maaş tutarı kadar ikramiye verilerek bir nebzede olsa ekonomik olarak rahatlamaları amaçlanmıştır.

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 7- Bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre, gelir veya aylık alan kişiler ile 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun, 28/51986 tarihli ve 3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun, 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre görevlendirilen kişiler ile aynı Kanunun ek 16 ncı maddesine göre aylık almakta olan kişilere veya bunların hak sahiplerine her yıl Ocak ve Temmuz aylarında ödenmek üzere yılda iki kez en son aldıkları maaş tutarı kadar ikramiye ödenir.”

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu TÜRK-İŞ Genel Kurulunda, “Ben daha güçlü, sesi daha gür çıkan, işçinin hakkını arayan, ülkenin sorunlarına sahip çıkan ve sorunlarını daha güçlü haykıran bir Türk-İş istiyorum” dedi.

“Ben Türk-İş’in Genel Kurulunda 4/C’li işçilerin haklarının alındığını ve teslim edildiğini duymak isterdim. Tıpkı  Taksim meydanının alındığı gibi. Bedel ödenmeden hak alınmaz”

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) – Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu TÜRK-İŞ Genel Kurulu’nda  konuştu. “Ben daha güçlü, sesi daha gür çıkan, işçinin hakkını arayan, ülkenin sorunlarına sahip çıkan  ve  sorunlarını daha güçlü haykıran bir Türk-İş istiyorum” diyen Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle;

“Sayın Başkan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetimizin saygıdeğer Başbakanı, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin Başkanvekili, Sayın Bakanlar, siyasal partilerimizin değerli yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının, işçi, işveren, esnaf kuruluşlarının değerli başkanları, Türk-İş’in 21. Olağan Genel Kuruluna katılmaktan büyük bir onur duyuyorum. Bu onuru bana verdiğiniz içinde hepinize yürekten teşekkür ediyorum.

Kısa konuşacağım, ama kusura bakmayın birazda iğneleyeceğim. Bunu bileceğiz. Çünkü siyasete atılırken söz verdim her yerde bildiğim doğruları söyleyeceğim diye.

Birincisi şu; sizin güzel bir sloganınız var, burada dağıtıldı. Susma sustukça sıra sana gelecek. Güzel, slogan çok güzel. Meydanlarda zaman zaman atıldı. Sayın Başkan az önce konuşurken özelleştirmelerden şikayet etti. Bütün dünya özelleştirme yapıyor. Ama Allah aşkına insanı yok sayan bir özelleştirme anlayışı olabilir mi? İşçiyi yok sayan bir özelleştirme anlayışı olabilir mi? Ne oldu? Özelleştirme yapıldı, özelleştirme yapılmayan kuruluştaki arkadaşlarımız seslerini çıkarmadılar. Öbürleri bağırdı, çağırdı, bir süre sonra yok oldu. Sıra öbürlerine geldi baktılar ki, ya öbürü gitti sıra bizde. Önümüzdeki süreç içinde göreceksiniz hep beraber ihalelere de çıkılıyor sıra Şeker-İş’e geldi. Hadi gözünüz aydın.

Eğer demokrasi istiyorsak, özgürlük istiyorsak, demokrasi ve özgürlüğün bir tek varlık nedeni vardır insan. İnsan özgür yaşamak ister. Özgürlüğün temelinde kişinin ekonomik güvencesi vardır. Benim güvencem olmalı, benim gelirim olmalı ki ben özgürlüğümün tadına varayım. Özgürlük nedir? Seyahat etmektir. Özgürlük gazete okumaktır. Özgürlük sinemaya, tiyatroya gitmektir. Özgürlük komşusuna gitmektir. Özgürlük kurban bayramında imkan olursa kurban kesmektir. Özgürlük ekonomik güvencedir. Ekonomik güvenceniz yok, işsizsiniz hangi özgürlükten söz edeceksiniz? Aç adama, karnı doymayan bir adama özgürlüğü nasıl anlatacaksınız? O halde yapmamız gereken, düşünmemiz gereken şudur; şikayet böyle salonlarda yapılmamalı. Siz işçisiniz üretimden gelen bir gücünüz var. Gücünüzü salonlarda kullanırsanız kusura bakmayın yarın gazetelerde haber bile olamazsınız. Gücünüz meydanlarda olmalı, meydanlarda göstermelisiniz gücünüzü.

Anayasamızda hüküm var sendika kurma özgürlüğü. E güzel. Hatta birde referandum yaptık biliyorsunuz. Belki arkadaşlarımızın çoğu da evet kullanmıştır. Efendim bir sendika yetmez, işçi isterse ikinci sendikaya da üye olacak. Buyurun gidelim bir işyerine sendikası olmayan bir işyerine. Bakalım bir işçi sendikaya üye olsun başına ne geliyor? Ne özgürlüğünden bahsediyorsunuz siz? Anayasal güvencesi olmayan bir sendikacılıktan mı söz edeceğiz biz? Ben gidiyorum sendikaya üye olacağım beni kapının önüne koyacaklar. Ve anayasa diyecek ki, herkes sendika kurabilir, sendikaya üye olma özgürlüğü vardır. O özgürlüğü siz benim külahıma anlatın. Kusura bakmayın hayat öyle değil. Hayatı bileceksiniz.

Taşeron işçilikten şikayet ettik. Güzel. E ben size bir soru soruyum en büyük taşeron işveren kim? Devletin kendisi. 1 milyon taşeron işçi çalışıyor devletin kendisinde. Anayasasında sendikal özgürlük olan bir ülkede eğer bir devlet, bir hükümet 1 milyona yakın taşeron işçi çalıştırıyorsa sormayacak mısınız kendinize bu taşeron işçileri bu devlet niye çalıştırıyor? Ben size söyleyeyim yanıtı basit. Sendikadan korkuyor da onun için. Sendika olmasın. Ne demek sendika? İş güvencesiymiş. Ne demek iş güvencesi? İşçi sağlığıymış. Ne demek işçi sağlığı? Taşeron 21. yüzyılın kölelik rejimidir bunu asla unutmayın. Siz taşeron işçi olan arkadaşlarımız var mı bilmiyorum. Benim hem arkadaşlarım, hem akrabalarım var. Öyle 8 saat falan hikaye. Ne 8 saati, 18 saat çalıştırırlar. Öyle izin falan. Yok öyle bir şey. Çalışacaksın. Şimdi diyoruz ki taşeron işçilere efendim haklarınıza sahip çıkın. Buyurun bir taşeron işçi gitsin bir yerde ben sendikalı olayım desin. Ertesi gün kapının önündedir.

Türk-İş’e bir sözüm var. Bir sözüm var benim bütün işçi arkadaşlarıma. Taşeron işçilerin haklarına sendikalı işçiler sahip çıkacaktır. Eğer Türk-İş sendikalı işçiler işçinin hakkına sahip çıkmazsa taşeron işçinin hakkına da sahip çıkmaz. O taşeron işçilerin haklarına sahip çıkın onların haklarını seslendirin ki, onlar yarın sendikalı olarak sizin aranızda yer alsınlar. Onlara saygı göstereceğiz. Ama bugün onlar konuşamazlar. Onlar eylem yapamazlar, onlar sokağa çıkamazlar. Çünkü çıktıkları zaman aldıkları asgari ücrette ellerinden alınır. Onları çok iyi biliyorlar.

Ve size bir şey daha söyleyeyim. Öyle bir yüzkarası olaylar var ki, aldığı asgari ücret, asgari ücretin bir kısmını dahi geri alıyorlar. Gidin sorun bir kısmını dahi ellerinden geri alıyor. Çocuğuna mı bakacak, yoksa bu haksızlığa karşı sessiz mi kalacak? Yüreğine taş basıyor bu haksızlığa sessiz kalıyor. İşte onların sesi siz olacaksınız. Siyasette biz oluyoruz. Vadimiz var. O vadimizin arkasındayız. CHP iktidarında taşeron işçiliği Türkiye’de tarihe gömeceğiz. Herkes sendikalı, herkes toplu sözleşmeli, herkes grevli hakkına sahip olacak. Sanıyorsunuz ki bu ülkede grevler oluyor. Geçiniz onları. Sanıyorsunuz ki bu ülkede işçiler haklarını alıyor. Geçiniz onları kusura bakmayın. Hakem heyeti var değil mi? Oturdunuz pazarlığa hakem heyeti bir karar verecek. O karar için siz mahkemeye gidebiliyor musunuz? Ya bu karar haksızdır diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz çünkü kesin. E nerede hak aramak? Niye birbirimizi kandırıyoruz? Birbirimizi kandırmayalım. Kayıt dışı çalışma. Ülkede çalışanların yarısı kayıt dışı. Bunu ben söylemiyorum bütün resmi bilgiler öyle. Yarısı kayıt dışı. Kayıt dışı nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bir insanın eşinin ve çocuklarının geleceğini elinden almak demektir. Sigortasız, sağlık güvencesiz, emeklisiniz, kıdem tazminatsız ve bu insan bu toplumda yaşayacak? Nasıl? Kayıt dışı yaşayacak.  Buna itiraz etmeyecek misiniz?

Örgütlü toplum hak arayan toplumdur. Yoksa örgütlülüğün hiçbir anlamı yoktur. Hak aranacak ki sizler örgütleniyorsunuz. Kendi haklarınızı arıyorsunuz siz. Sizin haklarınıza sahip çıkmak bizim görevimizdir. Biz öyle uygulanamaz, altı üstü, sınırları olmayan bir hakkın peşinde değiliz. Bizim savunduğumuz uygar dünyanın kabul ettiği Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği normlardır. Hem uygar ülke diyorsun, hem o normları getirmiyorsun. Buna evet mi diyeceğiz? Hayır. Eğer uygar dünyaysak OECD’de yer alıyorsak, İLO’da yer alıyorsak, pek çok uluslararası kuruluşta yer alıyorsak, o kuruluşların gereğini yapıyorsak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesine saygılıysak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin altına imza atmışsak o zaman İLO normlarının Türkiye’ye gelmesi lazım. Bunu normlar emeğin, alın terinin korunması ve onların özgürce hak arama normlarıdır. Bu normların olmadığı bir ülkede demokrasi her zaman tartışmalıdır. Her zaman demokrasi tartışılacak. Az önce söylediniz 1 Mayıs’ta eylem yaptık Taksim’i açtık. Bedel ödenmeden hak alınmaz arkadaşlar. Bedel ödemeyi göze alacaksınız. Bedel ödeyeceksiniz ki, birileri size hakkınızı versin. Oturduğunuz yerde kimse size hak vermez. Ağlamayan çocuğa kimse mama vermez. Kusura bakmayın doğruları söyleyeceğiz. Doğruların peşinde gideceğiz hakkımızı demokratik yollardan, yasalara uygun olarak, yasaların verdiği hakları sonuna kadar kullanarak arayacağız. Özgürlük hak aramayla geçer. Budur bu işin özü.

Tekel işçilerinin dramı. Ne oldu tekel işçileri? Ankara’da kışın soğuğunda havuza atıldılar, coplandılar. Haklarını alabildiler mi? Alamadılar. Ben Türk-İş’in Genel Kurulunda 4/C’li işçilerin haklarının alındığını ve teslim edildiğini duymak isterdim. Alındığını ve teslim edildiğini. Tıpkı Taksim meydanının alındığı gibi. O işçiler sizin arkadaşlarınız. Onlar sendikalıydı. Ve onlara o kadar ağır suçlamalar yapıldı ki, toplu sözleşmeyle aldıkları haklar için dahi siz kul hakkı yiyorsunuz dediler. Onlar yolsuzluk mu yaptı? Onlar devletimi dolandırdı? Onlar fakir fukarayı dolandırıp aldıkları paralarla gemiler mi aldılar? Onlar alın teri döktüler, emeklerinin hakkıydı. Bu ağır suçlama karşısında dahi eğer onlara hakkını teslim edememişsek bu sorun hepimizin sorunudur. Bunu kabul etmemiz lazım.

İşsizlik, önünüzdeki en büyük tehlike o arkadaşlar. En büyük tehlike işsizlik. Toplu sözleşmemi yapacaksınız şu söyleri size. Kardeşim dışarıda binlerce adam var. Asgari ücretin altında dahi çalışmaya razı. Sen bu paraya otur kalk dua et. Peki hiç düşündünüz mü nasıl oluyor da bu işsizlik bu ülkede kronik hale geliyor? Nasıl oluyor da Türkiye çağ atlıyor, büyüyor %10’lar, 15’ler, 20’ler. Bu işsizlik niye azalmıyor? Hiç sormadınız mı kendinize ya bu ülke büyüyorsa bu işsizlik niye artıyor? Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. İşsizlik meydanda. Gidin ulusa, gidin işsiz kahvelerine, genç işsizlikte oranımız kaç biliyor musunuz? %22. Bütün OECD ülkelerinin en sonunda yer alıyoruz. Peki bu çocuklar ne olacak? Üreten ekonomi güçlü ekonomidir. Üreten ve istihdam yaratan ekonomi güçlü ekonomidir. Eğer bir ülkede toplumsal barış aranıyorsa herkesin karnının doyabileceği bir düzen gereklidir. Bu düzen değişmedikçe, herkesin karnı doymadıkça bu ülkede toplumsal düzeni sağlayamazsınız siz. Toplumsal barışı sağlayamazsınız siz.

İş kazaları,  meslek hastalıkları. Dünyada üçüncüyüz, Avrupa’da da birinci. Hiç sormuyor musunuz kendinize ya nasıl oluyor arkadaş işçi dünyanın her tarafında çalışıyor. Avrupa’nın her tarafında işçiler var. Orada nasıl oluyor da insanlar bizden daha az ölüyorlar. Biz niye Avrupa birincisiyiz işçi ölümlerinde, iş kazalarında, meslek hastalıklarında? Niye birinciyiz arkadaşlar? Yeraltına inersiniz, çalışırsınız, alın teri dökersiniz, grizu olur ölürsünüz gelir birisi derki güzel öldüler. Siz buna bir tepki verdiniz mi arkadaşlar? Birisi gelir, bu yeraltında çalışıyorsa zaten bunun kaderi ölmektir. Siz buna tepki verdiniz mi? Birbirimizi kandırmayacağız. Doğruları söyleyeceğiz. İşçi ölüyorsa, bir lokma için ölüyorsa, alın teri döküp o grizu olmasına karşın yerin altına o tehlikeyi bilip yerin altına iniyorsa onun yaşadığı şartları bilmemiz gerekiyor.

Ve size bir şey daha arkadaşlar. Ekonomik Sosyal Konseyiniz var hayırlı olsun. Birde yetmedi dedi ki bunu bir anayasal kurum haline getirelim. Hayırlı olsun, anayasal kurum haline de geldi. En son ne zaman toplandı Ekonomik Sosyal Konsey hiç hatırlayan var mı? Bunun belli aralıklarla toplanması lazım kanuna göre. Hiç toplanmıyor. Gerek de duyulmuyor. Ses çıkmıyor ki toplansın, isteyen yok ki toplansın. Ölü toprağı serpilmiş işçi sınıfının üstüne. Böyle bir şey olabilir mi? Ben hakkımı Başbakanın olduğu yerde, bakanların olduğu yerde söylemezsen nerede söyleyeceğim. Ekonomik Sosyal Konseyin varlık nedeni bu değil midir? İşçisi de orada olacak, işvereni de olacak, esnafı da olacak, işçi sendikası başkanı diyecek ki, arkadaş bizim işçilerin şu derdi var. Ekonomik Sosyal Konsey budur. Ekonomik Sosyal Konsey bir toplumsal uzlaşma merkezidir. Toplanmıyor. İsteyende yok zaten. Belki şunu söyleyeceksiniz umudumuz yok ki zaten oradan bir şey çıkmaz. Onu söyleyeceğiz. Orada haklısınız bakın orada bir şey demiyorum. Orada haklısınız.

Efendim şehitlerimiz var. Onlar bizim onurumuzdur diyoruz eyvallah. En yüce mertebe. Yeni bir kanun çıktı bastır 30 bin lirayı al tezkereyi. Evet bastır 30 bin lirayı al tezkereyi. Hiç askere maskere gitmeye gerek bile yok. 21 güne bile gerek yok. Kim askere gidecek? Fakir fukaranın çocuğu, sizin çocuklarınız yani. Bilmiyorum aranızda 30 bin lirayı bastırıp çocuğunu askere göndermek istemeyen kaç kişi vardır onu bilmiyorum. Göndermek isteyen. O zaman yapmamız gereken şu; eğer şehitlik mertebesiyse, şehitliği bu kadar yüceltiyorsak 30 bin liraya askerliği satın almamalıyız. Ayıptır. Ben daha güçlü, sesi daha güçlü çıkan, işçinin hakkını arayan, ülkenin sorunlarına sahip çıkan, ülkenin sorunlarını daha güçlü haykıran bir Türk-İş istiyorum. Sayın Başkanımız orada söyledi. Uzun tutukluluk sürelerinden şikayetçi, demokrasi istiyoruz. İsteyeceğiz. Özgürlük istiyoruz. İsteyeceğiz. Emeğin, alın terinin karşılığını istiyoruz.  İsteyeceğiz. Bu sizin en doğal hakkınız. Bunu yaptığınız zaman göreceksiniz ki herkes size kulak kabartacaktır. Türk-İş ne diyor diyeceklerdir. Ankara’da Türk-İş var diyeceklerdir. Bunu istiyorum ben sizden. Taşeron işçinin hakkını savunan Türk-İş istiyorum ben.

Onun için sizlere bu Genel Kurula katılmaktan ötürü onur duyduğumu ifade ettim. Her zaman söylüyorum, alın teri kutsaldır, emek kutsaldır, boğazdan aşağı inen lokmada helaldir. İşin özü budur. Kimseyi dolandırmadan, kimseyi kandırmadan, yetimin hakkına göz dikmeden, onuruyla, alın teriyle çalışıp evine ekmek götüren herkes benim başımın üstünde yeri vardır. Onların hepsine saygı duyarım kim olursa olsun.

Ve sizden bir isteğim daha. Sendikacılık ücret sendikacılığı değildir. Dedim doğruları söyleyeceğim. Aynı alanda çalışıyorsunuz işçiyle işverenler. Riskler taşıyorsunuz. O işverenin istihdam yarattığını da unutmayacağız. Ona da yeri geldiğinde sahip çıkacağız. Ben kamuda görevliyken bir gün bir sendika başkanı geldi bizim işyerimiz iflas edecek prim borçlarını erteleyin işçilerde 3 ay aylık almayacaklar. Biz burayı yaşatacağız dedi. Kalktım o sendikacıyı alnından öptüm. Önemli olan üretimdir. Önemli olan o üretimde çalışan işçilerdir. Önemli olan onların alın terinin karşılığını vermektir. Onun için ücret sendikacılığına da hayır diyeceğiz. Ülkenin sorunlarına sahip çıkan, ülkenin sorunlarının çözülmesi için mücadele eden, yeri geldiğinde eylem yapmaktan çekinmeyen bir Türk-İş.

Hepinize saygılar sunuyorum. Ben aranızdan ayrılacağım kusura bakmayın. Parlamentoda bütçe görüşmeleri var. Bu Genel Kurulun hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

 

Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, “HOPA davası duruşmasını Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte izleyeceğiz. Hak mücadeleleri yargılanamaz diyenleri, demokrasi ve özgürlük isteyenleri yalnız bırakmayacağız.” dedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin TanrıkuluSezgin Tanrıkulu, AKP’nin ülkemizi açık bir cezaevine dönüştürdüğünü belirtti.

Yazılı bir açıklama yapan Tanrıkulu , HOPA davası ile ilgili olarak kamuoyuna bir çağrı yaptı ve şunları söyledi;

“Hopa Davası’nın ilk duruşması için Ankara Adliyesinde olacağız. Hak mücadeleleri yargılanamaz diyenleri, demokrasi ve özgürlük isteyenleri yalnız bırakmayacağız. Biliyoruz ve görüyoruz ki, AKP kendisine muhalif hiçbir protestoyu cezasız bırakmıyor. AKP ülkede demokrasinin, özgürlüklerin ve hakların kullanılmasına izin vermiyor. Bugün ülke açık bir cezaevine dönüştürülmüş durumdadır. Hopa davası herkes için büyük bir vicdan sınavıdır. Gencecik insanları protesto ediyor diye aylarca cezaevlerinde tutmak bu yüzyılın mantığının kabul edeceği bir durum değildir. AKP’nin nasıl bir zihniyete sahip olduğu artık herkesin malumu olmuştur. Hopa davası sıradan bir dava ve yargılanma değildir. Çünkü bu davada en temel insan hakkı yargılanmaktadır. Kimse bu insanlık ayıbına seyirci kalmamalıdır.”

 

CUMHURİYET / Ali SİRMEN / ‘CHP Bir Şey Yapmıyor!’ El insaf!

Türk basını ilginç bir aşamadan geçiyor, belki de daha doğru deyişiyle geçemiyor.

Nabza göre şerbet veren, iktidar suçlarını, anayasal suçları, rejim ayıplarını gizleyen, muhalefetin sesini duyurmayan, kısaca “yandaş medya” tabir edilen yayın organları azınlıktayken artık çoğunluk oldu.

“Tayyiban” demokrasisi medyada da yeni kavramlar, davranış biçimleri icat etti.

Muhalefete muhalefet bunların en hincesi.

Malum, basın ile muhalefet birbirlerini tamamlayan iki kavram demokrasilerde, salt her şeyin güllük gülistanlık olduğunu belirtmek için gazetecilik yapılmaz.

Bu durum, bizim yandaş medyayı açmaza itmişti.

Üstün becerisiyle “Yandaş medya”  içinde debelendiği açmaza bir çare buldu:

Mademki iktidara muhalefet edemiyorlardı, onlar da muhalefete muhalefet ederlerdi.

Muhalete muhalefetin yöntemlerinden biri de muhalefetin sesini duyurmamaktır.

Muhalefet ne yaparsa yapsın, görmeyecek, duymayacak, duyurmayacaksın.

Sonra da çıkıp küçümseyen bir bilgiç edasıyla buyuracaksın:

- Bu CHP de hiçbir şey yapmıyor ki kardeşim!

***

Acaba gerçekten öyle mi? Birkaç örnekle olaya biraz daha yakından bakalım.

CHP bu pazar İzmir’in Gündoğdu Meydanı’nda, tahminen 100.000 (rakamla yüz bin) kişinin katıldığı bir miting yaptı. İzmir halkının oylarıyla seçilmiş olan İzmir Belediyesi üzerindeki iktidar baskısını protesto etmek için İzmir halkının katılımıyla gerçekleşen miting için yüz bin kişi toplanmışsa, bu bir olay, hem de büyük bir olaydır.

Pazartesi günü Milliyet’teki köşesinde Aslı Aydıntaşbaş, “Ekranlarda Kılıçdaroğlu’na sansür mü var?” başlıklı yazısında, sadece NTV’nin uzun süren bu yüz bin kişilik mitingin yalnızca on dakikasını verdiğini, onun dışındaki TV kanallarının bu büyük olayı görmezden geldiğini yazıyordu.

Aynı yazıda Aydıntaşbaş, bu durumun, cumartesi günü Diyarbakır’da düzenlenen ve gazetelerin 50 bin kişinin katıldığını belirttikleri miting için de geçerli olduğunu vurgulamaktaydı.

Yazılı basında da durum farklı değil, orada da genelde bu mitingler yer almıyor.

Medya büyük çoğunluğuyla muhalefetin girişimlerini görmüyor, sonra da bir şey yapmadığını söylüyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında bar bar bağırıyor, kendilerinin PKK ile görüştüklerinin külliyen yalan olduğunu ileri sürüyor, bu iddiada bulunanları şerefsizlikle suçluyor, bunlar çarşaf çarşaf yayımlanıyor, ekranlarda yankılanıyor.

***

Sonra ortaya çıkıyor ki Başbakan kişisel temsilcileri aracılığıyla PKK ile görüşmüştür.

Medyaya bakarsanız, CHP buna karşı bir şey yapmıyor, gerçekte ise yapıyor.

CHP Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Süheyl Batum, Başbakan’ın kişisel temsilcilerinin “PKK’lilerin Reşadiye’de aşka gelerek eylem koyacak gücü bulduklarını” dile getirdikleri görüşmelerle ilgili olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kişisel temsilcileri olarak görüşmelere katılan Hakan Fidan ve Afet Güneş haklarında, suç teşkil eden emri ifa etme, suç işlemeye azmettirme, suçu ve suçluyu övme, görevi kötüye kullanma, suçu bildirmeme konularında tahkikat açılması için suç duyurusunda bulunuyor.

Ama bu haber Cumhuriyet dışında hiçbir yerde yankı bulmuyor.

Aynı Süheyl Batum’un TBMM kürsüsünden, 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili düzenleme içinde TUBİTAK’ta yapılan kıyımı gündeme getirmesi de yansımıyor.

Büyük medyanın izleyicileri, ne iktidarın hukuk dışı eylemlerinden ne de muhalefetin buna karşı tavrından haberdar oluyor.

Sonra da slogan hazır:

- CHP de bir şey yapmıyor, bu iktidarın alternatifi yok azizim!

El insaf!

 

Genel Başkan Yardımcısı Matkap: “Kavuğa kaftana gerek yok, Başbakan resmen padişah”

Avcılar İlçe Örgütü’nün düzenlediği ‘Yargı Bağımsızlığı ve Adil Yargılanma İlkesi’ konulu panelde konuşan Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap ve Av. Turgut Kazan Türkiye’nin yargı bağımsızlığı konusunda geldiği duruma dikkat çekti. Avcılar Deniz Düğün Salonu’nda yapılan toplantıya, İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İl Başkan Yardımcıları, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Avcılar İlçe Başkanı Bayram Acar, Beylikdüzü İlçe Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci, ilçe yöneticileri, İl Genel Meclis üyeleri ile Belediye Meclis üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve Avcılar’daki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda partili katıldı.

‘TÜRKİYE’NİN CHP’YE İHTİYACI VAR’

Panelde konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap Türkiye’nin CHP’ye ihtiyacı olduğunu, örgütün her zaman ayakta ve nöbette olduğunu belirterek, “Çok ciddi bir süreçten geçiyoruz. AKP Hükümeti bir taraftan Türkiye’de demokrasiyi katledip, demokrasinin kurum ve kurallarını felç ederken diğer yandan da ABD taşeronluğuyla Ortadoğu ülkelerine demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Demokrasiden ödün verilemez. Yargı yasama yürütme ayrı olacak. Kesin bir koşul. Bakıyoruz hepsi iç içe geçmiş. Şimdi bakıyoruz yargı bütünüyle bağımlı hale geldi” diye konuştu.

‘BAŞBAKAN RESMEN PADİŞAH’

Özellikle 12 Eylül referandumuyla birlikte yargının tamamen AKP’nin eline geçtiğini vurgulayan Nihat Matkap, “Dengeler bütünüyle bozuldu ve toplumda ciddi gerginlikler oluştu. ‘Dördüncü kuvvet’ medya da o kuvvetler arasına katıldı. Bizim hükümet olduğumuz dönemde her gazete muhalefet görevi yapıyordu. Şimdi bakıyoruz tamamen AKP’nin yan kolu gibi çalışıyor. Düşünün bir ülkede başbakan gazete sahiplerini çağırıyor talimat veriyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle uygulamaya tanık olamazsınız. Görevi yapmak zorunda olan medya ne yazık ki hükümetin sözcüsü oldu. Türkiye’de demokrasi tartışılıyor, herkes gergin, herkes huzursuz. Cumhuriyet kurulmadan önce padişahlık vardı. Padişah kaftanından ve kavuğundan belli olurdu. Şimdi kaftana kavuğa gerek yok, çünkü resmen padişahlık var. Sayın Başbakan resmen padişah. Özel hayatın gizliliği kalmadı, sivil toplum etkisiz, barolar, üniversiteler sessiz, iş adamları tedirgin. Bunun adı faşizmdir. Eskiden Cumhurbaşkanı vardı, karşı çıkar, müdahale ederdi. Şimdi Cumhurbaşkanı’na noter tanımlaması yapılıyor” dedi.

‘ARTIK GERGİN BİR TÜRKİYE VAR’

Başbakanın derdinin demokrasi değil, rahat özelleştirmeler yapmak olduğunu kaydeden Matkap, “Dubai yatırımcılarına olanak tanıyor. Danıştay bozuyor. Başbakanın hoşuna gitmiyor. Ülkeyi padişahlık anlayışı ile yönetmek istiyor. Gergin, kontrolden çıkmış bir Türkiye var. Huzuru sağlamanın olmazsa olmaz koşulu adalet ve bağımsız yargıdır. Hâkimler, savcılar yeterince güvence altında değilse, görev yeri değişip özel yetkili mahkemeler kuruluyorsa, insanların devlete güveni sarsılır. Demokrasi ortamı zedelenir. Anarşi olur. Türkiye bu sıkıntıları aşacak. Türkiye’nin CHP’ye ihtiyacı var. Ayakta ve nöbette olmalıyız” diye konuştu.

“AKP İZMİR’İ RÜYASINDA GÖRÜR”

AKP’nin İzmir üzerindeki niyetlerine de vurgu yapan Nihat Matkap, “İzmir çok ciddi bir dayanışma içinde. Hani İzmir’le ilgili çok ciddi hevesleri var ya, ‘İzmir’i alacağız’ diye. Sadece rüyalarında görürler İzmir’i” dedi. Matkap, “Bütün amacımız CHP’yi bütünüyle sahaya indirmek. CHP’ye gönül vermiş herkes tribünden insin. Bu partiye gönül verenlere sesleniyorum, AKP’nin aldığı oy moralinizi bozmasın. Merkez sağda parti kalmadı. O kanada oy verenler, gidecek adres arıyordu. Bakın, AKP’nin iktidarda olduğu 9 yılda ciddi hiçbir başarısı yok. Terör mü bitti, ekonomide ilerleme mi oldu? Herkes 2002’deki net varlığını ortaya koysun bir de bugününe baksın. Toplumun yüzde 90’nında gerileme var. Yalnızca AKP yandaşlarında ilerleme vardır. Biz AKP ile birlikte demokrasiyi de kaybettik. Eskiden dış barışımızla övünürdük artık o da riskli. Suriye Devlet Başkanı Esad’a ‘kardeşim’ diyordun, dostluk barajı kuruyordun. Suriye’de yönetim de sınır da halk da değişmedi. Peki ne oldu da savaşın eşiğine geldik? Çünkü Başbakanı bu konuma getiren patronları talimat verdi. Şimdi Suriye konusunda taşeronluk yapıyor. AKP Türkiye’ye yakışmıyor. Türkiye’yi bu durumdan çıkarmalıyız” diye konuştu.

 

Niğde Harp Malulü, Gaziler, Şehitler, Dul ve Yetimleri Derneği Yönetim Kurulu Üyelerinden, Genel Başkan Yardımcısı Ayten Kayalıoğlu’na teşekkür ziyareti

Genel Merkezde gerçekleşen ziyarette; Niğde Harp Malulü, Gaziler, Şehitler, Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı Ramazan Yıldız ile birlikte Dernek Yönetim Kurulu Üyeleri; Hasan İpek, Ramazan Demir, Ömer Kara ve İbrahim Üren bulundular.

Dernek Yönetim Kurulu; Niğde Valiliği, Kaymakamlık ve Niğde Belediyesine, Derneklerine bina bulunması konusunun çözümü için başvuruda bulunduklarını lakin herhangi cevap alamadıklarını fakat Cumhuriyet Halk Partisi tarafından taleplerinin karşılandığını belirterek Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu’na çalışmaları ve desteklerinden dolayı teşekkürlerini sundular. Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu, kendilerine verilen desteğin süreceğini kaydederek, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’nin kuruluşundan bu yana Kuva-i Milliye ruhu içerisinde daima gazi, şehit, dul ve yetimlerinin yanında olduğunu belirtti. Yönetim Kurulu Üyeleri partinin desteğini yanlarında hissetmekten dolayı son derece mutlu olduklarını söylediler.

-“Sizlere olan borcumuz vefa borcudur”-

Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu; ziyaretlerinden ötürü Dernek Yönetim Kurulu üyelerine teşekkür ederken, hem şahıs olarak hem de parti olarak şehit, gazi, dul ve yetimlerinin yaşadıkları sıkıntıları çok iyi analiz ederek anladıklarını söyledi. Kayalıoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm süreçlerde harp malulü, gazi, şehit, dul ve yetimlerinin yanında olduklarını, bugün yaşadığımız coğrafyanın onların fedakârlıkları dolayısıyla toprak olmaktan çıkıp yurda döndüğünü ifade ederek “Sizlere hakkınızı vermek siyasetin değil insan olmanın bir gereğidir. Sizler sayesinde bugün bağımsız, özgür ve hür bireyler olarak, aynı toprakta, aynı bayrakta, aynı ilke ve değerler bağlamında yaşamaktayız. Sizlere olan borcumuz vefa borcudur” diye konuştu.

Kayalıoğlu ziyaretin ardından Dernek Yönetim Kurulunu uğurladı.

 

Günaydın: “İtirazımız, takvimi 2014 yerel seçimlere hazırlanmış itibarsızlaştırma operasyonunun İçişleri Bakanlığı yönetiminde ve yargı alet edilerek sürdürülüyor olmasınadır”

Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, yerel yönetimlerin Anayasada gösterilen idari vesayet sınırları içinde kalmak kaydıyla denetlenebileceğini belirterek, ”İtirazımız, takvimi 2014 yerel seçimlerine hazırlanmış bir itibarsızlaştırma operasyonunun İçişleri Bakanlığı yönetiminde ve yargı alet edilerek sürdürülüyor olmasınadır” dedi.

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Günaydın, son dönemde CHP’li belediyeler üzerine yapılan uygulamaların idari vesayet sınırları dışına taşıp, sistemli bir baskı ve sindirme politikasına dönüştüğünü belirtti.

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri, Maliye Bakanlığının vergi denetmenleri, Sayıştay denetmenleri ve özel yetkili savcıların gönderdiği bilirkişilerin, kamu yararı dışına taşarak CHP’li belediyelerde suç ve suçlu üretme telaşıyla mesai harcadığını söyleyen Günaydın, ”CHP’li belediye başkanları, belediye çalışanları ve belediye meclis üyeleri sabah 06.30′da polis, sabah 09.00′de müfettiş, denetmen ve bilirkişilerle birlikte güne başlamaktadır” dedi.

Yerel yönetimlerin, Anayasada öngörülen vesayet sınırları içinde kalmak kaydıyla denetleneceğini, buna CHP’li belediyelerin de muhatap olmasına hiçbir itirazları olmadığını kaydeden Günaydın, ”İtirazımız, takvimi 2014 yerel seçimlerine hazırlanmış bir itibarsızlaştırma operasyonunun İçişleri Bakanlığı yönetiminde ve yargı alet edilerek sürdürülüyor olmasınadır” diye konuştu.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Kontrolörlerinin savcılık tarafından bilirkişi olarak görevlendirildiği, aylarca belediyenin bütün çalışmalarının didik didik edildiği ve hazırlanan raporlara göre operasyonların düzenlendiğini belirten Günaydın, bir sanatçının verdiği konser, belediyenin soğuk sandviç alımı, balkan halk dansları festivali harcamaları, fotoğraf çekim hizmet alımının da soruşturulduğunu anlattı.

Günaydın, ”Operasyona konu olaylar arasında ücretsiz konaklama ve bilgisayar tamir ettirme gibi münferit işler dışında ortada kişisel çıkar yok. Oluştuğu iddia edilen kamu zararı soyut. Amaç meseleyi CMK 250 kapsamına sokmak, belediye başkanı ve yöneticilerini itibarsızlaştırmak…”dedi.

Operasyon yapılan belediyeler hakkında da bilgi veren Genel Başkan Yardımcısı Günaydın, şöyle konuştu:

”Belediyelerimiz operasyonlara muhatap olurken acaba İstanbul, Ankara, Kayseri ve Elazığ belediyeleri gibi iddiaların odağında olan AKP’li belediyelere, İçişleri Bakanlığı bizim belediyelerimize gösterdiği ilgiyi neden göstermemektedir? İçişleri Bakanlığı gizlenemez bir çifte standart uygulaması içindedir. Eğer belediye AKP’li ise açıkça hukuka aykırı işlemler için dahi soruşturma izni verilmez, buna karşılık eğer belediye CHP’li ise özel görevlendirilen bilirkişiler aracılığıyla belediye içinde suç aranır, yapılan yakıştırmalarla operasyonlara gidilir.”

-”10 aydır bekliyor”-

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel de Ankara Büyükşehir Belediyesinin kentsel dönüşüm projelerine bir günde onay veren Hükümetin, İzmir Büyükşehir Belediyesinin 9 kentsel dönüşüm projesini 10 aydan beri beklettiğini, onay vermediğini belirterek, ”deprem tehlikesi altındaki İzmir’in neden cezalandırıldığını” sordu.

Depremin yanı sıra İzmir’i kuraklık ve susuzluk tehlikesi de beklediğini ifade eden Yüksel, bunun için İzmir Büyükşehir Belediyesinin üzerinde çalıştığı Çamlı Barajı’nın bugüne kadar Hükümet tarafından engellendiğini, yeniden başlayan projeye yeni bir engelin çıkarılıp çıkarılmayacağının bilinmediğini söyledi.

”İzmir’e adalet de yok, kalkınma da yok hatta yaşam hakkı da yok” diyen Yüksel, Hükümete, ”İzmir’i siyasi hırslarınıza kurban etmeyin. İzmirlilerin gönlüne girmek istiyorsanız, onları cezalandırmayın. Kentsel dönüşüm projelerini bir an önce onaylayın” diye eslendi.

 

İzmir Milletvekili Oyan, Yükseköğretim Kanununda değişiklik yapılması için yasa teklifi hazırladı

İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, araştırma görevlileri arasındaki farklı statülerin kaldırılması amacıyla yasa teklifi hazırladı.

TBMM Başkanlığına sunulan teklif, Yükseköğretim Kanununda değişiklik yapılmasını içeriyor. Teklif, yüksek lisans öğrencilerine sadece burs verilmesini öngörürken, araştırma görevlisi olarak iki farklı yolla atama yapılmasına son verilmesini düzenliyor.

Teklifin gerekçesinde, Yükseköğretim Kanunun 33. maddesinin (a) fıkrasında, araştırma görevliliğinin tanımı yapılarak, bu kadroya atanma usul ve süresi hakkında kurallara yer verildiği, ancak yasanın 50. maddesinin (d) fıkrasında lisans üstü öğretim yapan öğrencilerle ilgili olarak ”her defasında bir yıl için olmak üzere öğretim yardımcılığı kadrolarından birine atanmaları”na imkan tanındığı, bununla farklı bir yoldan araştırma görevliliği statüsüne geçişin düzenlendiği ifade edildi.

Gerekçede, ”İstisnai olması gereken yol, YÖK’ün telkinleri ve kadro tahsislerindeki yönlendirmeler soncunda giderek asli yol olmuştur. Türkiye genlinde 6 bine yakın araştırma görevlisi, bu yolla görev yapmaktadır” denildi.

Teklifle, aynı görev alanı için farklı statü oluşturma anlayışları giderilerek, öğretim yardımcılığı gibi önemli bir görevin eğreti statüde yapılmasının engellenmesi, ayrıca istisnai yolla alınanların bu kadroda geçirdikleri sürenin araştırma görevlisi olarak geçirilmiş sayılmasının da amaçlandığı kaydedildi.

 

Havutça: ”Uluslararası sözleşmeleri gözardı eden hakim ve savcılar hakkında derhal inceleme ve soruşturma açılmalı”

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, uluslararası sözleşmeleri gözardı eden hakim ve savcılar hakkında derhal inceleme ve soruşturma açılması gerektiğini söyledi.

Havutça, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, dün HSYK’ya verdiği dilekçeyle ilgili bilgi verdi.

Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, hakim ve Cumhuriyet savcıların, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) veya Terörle Mücadele Kanunu’nun çok uzun süreli tutuklamaya imkan veren maddeleri ile farklı hükümler içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlar arasında açık ve somut uyuşmazlığı dikkate alarak, CMK yerine temel hak ve özgürlüklere ilişkin AİHS, AİHM kararları, BM ve Avrupa Konseyi ile AGİT sözleşmeleri ve Avrupa Konseyi Bakanlar komitesi kararlarını uygulaması gerektiğini ifade eden Havutça, aksi durumda ısrar eden ve uluslararası sözleşmeleri gözardı eden hakim ve savcılar hakkında derhal inceleme ve soruşturma açılmasını istedi.

Havutça, ”Keyfi olarak tutuklamaya itiraz kararlarını veren hakimler ile şüpheliler lehinde delil toplamayan veya delilleri gizleyen savcılar hakkında HSYK tarafından tedbiren görevden uzaklaştırma veya görev yerini değiştirilmesi kararı verilmelidir” diye konuştu.

Havutça, başvurusunda, tutuklu işler hakkında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi hususunun, özelikle AİHS ve AİHM kararları ışığı altında hakim ve savcılara bir genelge ile duyurulmasını istedi.

-Sorular-

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından geri gönderilen ”şike yasasıyla” ilgili bir soru üzerine Havutça, ”Grubumuzun alacağı bağlayıcı karar neyse o doğrultuda hareket ederim” dedi.

Havutça, kişisel düşüncesini ise ”Türkiye’nin demokrasi ayıbı olan tutuklu milletvekilleriyle ilgili bir uzlaşmadan böyle bir yasanın çıkarılmasını bireysel olarak içime sindiremiyorum ama grubumun vereceği karara uymak durumundayım” şeklinde açıkladı.

 

CHP dershaneye gidemeyen öğrenciler için Halk Dershaneleri açıyor…

Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç YILDIZ Halk Dershanelerinde gönüllü öğretmenlerin dershaneye gitme imkanı olmayan YGS ve LYS adayı öğrencilere ders vereceğini açıkladı

CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Yıldız’ın açıklaması şöyle ;

“Ülkemizde her yıl yaklaşık 1.5 milyon öğrenci üniversite sınavlarına hazırlanmaktadır. Eğitim sistemimizdeki hatalı yapılanma, gençlerimizi dershanelere mahkum etmiştir. Eşit koşullarda sınavlara hazırlanamayan gençlerimizi, bu sisteme kurban vermemek adına, Adana’da pilot olarak başlayan ve tüm illerimizde uygulayacağımız Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları’nın sosyal sorumluluk projesi olan “Halk Dershanesi” ile sisteme başkaldırıyoruz.

Hedefimiz, dershaneye gitme imkanı olmayan YGS ve LYS adayı öğrenci arkadaşlarımızı, gönüllü öğretmenlerimizle bir araya getirerek eşit eğitim imkanını her gencimize sağlamaktır.

Ders vermek isteyen öğretmenlerimiz ile ders almak isteyen öğrenci arkadaşlarımız 1 Ocak 2012 tarihine kadar www.halkdersanesi.com adresine başvurarak kayıtlarını yaptırabilirler.

Kayıtlar devam ederken hazırlıklar tamamlanacak ve kayıtlar tamamlandıktan sonra Halk Dershanelerinin yer ve eğitim programı ayrıntılı olarak açıklanacaktır”

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
70