CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’deki demokrasiyi hibrit demokrasi olarak adlandırıyorlar” dedi.

Kılıçdaroğlu: Bir ülkede insanlar özgürce konuşamıyorsa demokrasi yok demektir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki demokrasinin “hibrit demokrasi” olarak nitelendirildiğini belirterek, “Bir ülkede işadamları rahat konuşamıyorsa, bir ülkede sendikalar rahatlıkla eylem yapamıyorsa, bir ülkede insanlar hak aramak için özgürce konuşamıyorsa o ülkede demokrasi yok demektir” dedi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Sarıyer Belediyesi’nin yeni hizmet binası temel atma törenine ve Bahçeköy Kız Konuk Evi açılışına katıldı. Kılıçdaroğlu temel atma töreinde yaptığı konuşmada, “Bir ülkede işadamları rahat konuşamıyorsa, bir ülkede sendikalar rahatlıkla eylem yapamıyorsa, bir ülkede insanlar hak aramak için özgürce konuşamıyorsa, o ülkede demokrasi yok demektir” dedi.

-TÜRKİYE’DEKİNE HİBRİT DEMOKRASİ DENİYOR-

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’deki demokrasiyi hibrit demokrasi olarak adlandırıyorlar” dedi. Bunun 21′inci yüzyılın Türkiye’sine yakışmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “21′ini yüzyılın Türkiye’sinde herkes düşüncelerini özgürce söylemeli. Herkes rahatlıkla istediği toplantıyı, istediği eylemi de gerçekleştirebilmeli. Türkiye’ye yakışan budur. Özgür bir Türkiye, bağımsız bir Türkiye, geleceğe umutla bakan bir Türkiye, saygın, tutarlı bir adaletle ancak olabilir. İsteğimiz adalettir. İstediğimiz hukukun üstünlüğüdür” dedi.

Soğuk havada konuşmasını kısa kesen Kılıçdaroğlu güzel bir temel atacaklarını belirterek, “Başkana söyledim. Temeli atmak kolay, bunun devamını sağlamak da bizim görevimiz. En kısa sürede binaların inşaatını tamamlayacağız, Allah nasip ederse, geleceğim ve seçimlerden önce bu binanın açılışını hep beraber yapacağız” dedi.

CHP’li belediyelerin çalışmadığı, hizmet üretmediği yönündeki kafalara seslendiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Çalışıyoruz, üretiyoruz, çalışacağız ve üreteceğiz. Bütün baskılara rağmen yolumuzdan dönmeyeceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu, Kilyos Sosyal Tesislerinde Vanlı depremzedeleri de ziyaret etti. depremzede çocuklar Kılıçdaroğlu’na büyük ilgi gösterirken; ” Van sesinle gurur duyuyor” diye tezahürat yaptı.

“ADALET HERKESE LAZIMDIR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da katıldığı törenlerde yaptığı konuşmada Türkiye’nin şu anda bazı kişiler için açık, bazı kişiler için de kapalı cezaevi haline dönüştürüldüğünü beirterek, “Eğer güçler ayrılığı ilkesini bir tarafa bırakıp, bir kişinin iki dudağı arasına bırakırsanız, orada güçler ayrılığı yok demektir, orada demokrasi yok demektir, orada dikta vardır, orada faşizm vardır demektir” şeklinde konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Adalet herkese lazımdır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye Cumhuriyeti adeta bir kısmı için kapalı bir kısmı için kapalı cezaevi haline dönüştürüldü. Bu yapıyı sindiremiyoruz. 21’inci yüzyılın Türkiye’sine yakıştıramıyoruz. İstiyoruz ki bu ülkede adalet herkes için olsun. İstiyoruz ki bu ülkede adalet her yurttaş için olsun. Eğer güçleri güçler ayrılığı ilkesini bir tarafa bırakıp bir kişinin iki dudağı arasına bırakırsanız, orada güçler ayrılığı yok demektir, orada demokrasiden söz edilemez.

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul programına Genel Başkan Yardımcıları Gürsel Tekin, Ayten Kayalıoğlu, Gökhan Günaydın, Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Zeki Gündüz ve Genel Sekreter Bihlun Tamaylıgil, Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM İdare Amiri Adnan Keskin ile çok sayıda milletvekili de katıldı.

CHP Genel Başkanı İstanbul programının sonunda THY tarifeli seferi ile Ankara’ya döndü.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Kilyos’ta Sarıyer Belediyesi tarafından misafir edilen Vanlı depremzedelerle buluştu.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Kilyos’ta Sarıyer Belediyesi tarafından misafir edilen Vanlı depremzedelerle buluştu.

.

.

.

.

.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Ulusal Kanal’da Gazeteci Yazar Mine Kırıkkanat, Yalçın Bayer, Can Ataklı ve Halil Nebiler’in sorularını yanıtlarken, “Hukukun üstünlüğünün olmadığı, adaletin sağlıklı dağıtılmadığı bir ülkede bu tür tutuklamalar olacaktır. Bugün Sayın İlker Başbuğ tutuklanmıştır, yarın bir başkası da tutuklanabilir” dedi.

-“Özel yetkili mahkemeler siyasal iktidarı sopa olarak kullandığı mahkemelerdir. Özel yetkili mahkemeler aslında özel olarak görevlendirilmiş mahkemelerdir. Bu ülkenin Anamuhalefet Partisinin Lideri olarak ben buralardaki yargıçların tarafsızlığına ben inanmıyorum. Bu mahkemeler adalet dağıtmazlar….”

Şimdi gelelim meselenin bir başka cephesine. İlker Başbuğ kimin zamanında Genelkurmay Başkanı oldu? Bu iktidar döneminde. Aradan 1,5 yıl geçti, darbe yapmakla, silahlı terör örgütü kurmakla suçlanıyor. Eğer siz bu kişiyi buraya getirdiyseniz, sorumlu aranacaksa o sadece İlker Başbuğ olmamalı. Atayanlarında sorumluluğu var o zaman.”

-“Bir daha, başka bir cepheden de bakalım. En son anayasada düzenleme yapıldı. Bakanlar, Başbakan, Genelkurmay Başkanı yüce divanda yargılanır hükmü var. Anayasa hükmü bu. O zaman yüce divanda yargılanması lazım.”

-“Bu süreçte belli dosyalar, olaylarla, kişilerle ilgili dosyalar Özel yetkili mahkemelerin çekmecesinde duruyor, eğer AKP bir alanda sıkışırsa, çekmeceden bir dosya çıkarılıyor, getiriliyor, insanlar içeri alınıyor, gündem değişiyor ve ondan sonra herkes o gündemin arkasından gidiyor.”

-“Biz CHP olarak darbelere karşıyız. Hiç kimseye özel bir ayrıcalık getirilmesini de istemiyoruz. Rütbesi, makamı, mevkisi ne olursa olsun eğer bir kişinin suçu, kabahati, kusuru varsa bağımsız yargıda yargılansın. Ama herkes için adalet istiyoruz. Bir Başbakan kalkıp, “Ben geldiğimde ayağa kalkmamıştı, şimdi Silivri’de” dedi . Aynı Başbakan “Ben bu davanın savcıyım” da dedi. Tablo bu.”

-“Demokrasi parça parça elimizden alınıyor. Isıtılmış kurbağa gibi parça parça, toplumun her kesimi alıştırıldı. Ve öyle bir noktaya geldik ki CHP’den bir farklı ses çıktığı zaman, vay efendim siz niye AKP’ye benzemiyorsunuz? Bak onların hiçbirisi konuşmuyor. Bir kişi konuşuyor hepsi dinliyor uslu uslu. Sizde onlara benzeyin. Bu ne demektir biliyor musunuz? Demokrasiyi CHP’de de yok et demektir. Bir anlamda AKP’nin getirdiği faşizmi bizim kanalımızla da meşrulaştırmak istiyorlar”

-“Şimdi gelelim asıl kritik noktaya. Diyorsunuz ki, demokrasiyi nasıl getireceğiz, nasıl mücadele vereceğiz. Bu mücadeleyi zor koşullarda vereceğiz. Halkın gözü, kulağı, sesi olması gereken medya iktidarın gözü, kulağı ve sesi olmaya başladı. Hatta kulağı değil de iktidarın gözü ve sesi olmaya başladı. Medya olmayabilir. Arkadaşlarıma söyledim. Medya bizim iki ayağımız, altımızdaki araba. Türkiye’nin her tarafını gezeceğiz başka seçeneğimiz yok. Yerel medyaya gideceğiz. Yerelde de güçlü bir medya var. Onlara da konuşacağız”

-“Bizim bir sorunumuz var. Onu da açık yüreklilikle söyleyeyim. Sorunumuz şu; kendi iç çekişmelerimizi çok öne alıyoruz. Bir iğer açmazımız daha var. Onu da söyleyeyim açık yüreklilikle. Örgüt uzun süre eğitimden uzak kaldığı için söylem birliğini geliştiremedi. Biz eski Genel Merkezimizi eğitim merkezi haline getirdik. Şimdi en geç 2 yıl içinde Türkiye’nin 81 ilinde eğitilmiş insanlarımız olacak.”

-“Bugün sadece,  egemen güçlerin Türkiye’deki taşeronu konumuna gelen bir hükümet var. Ben bunu söylediğim zaman alınıyorlar. Efendim, bir Genel Başkana AKP hükümeti için taşeron demek yakışır mı? Öylesiniz de onun için söylüyorum. Yakıştığı için söylemiyorum. O görevi yaptıkları için söylüyorum”

-“Televizyonlarda hava durumu tartışılsa, fırtına bile çıksa, dönüp dolaşıp  sorumlusu CHP ilan ediliyor. Efendim bir yerde trafik kazası mı oldu? Dönüp dolaşıp CHP. Şimdi öyle bir hale geldi ki, hatta yine  espri olarak söyledim. CHP’ye vurma sporu gelişti. Yeni bir spor dalı. CHP’ye nasıl vururuz? Çünkü AKP’yi eleştiremiyor. Korkuyor. Çıkacak televizyonda konuşacak. Ne yapacak? En rahat CHP’ye vurmak.”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Ulusal Kanal’ın canlı yayınında ve  Halil Nebiler’in moderatörlüğü’nde, Cumhuriyet Gazetesi’nden Mine Kırıkkanat, Hürriyet  Gazetesi’nden Yalçın Bayer, Vatan Gazetesi’nden Can Ataklı’nın sorularını şöyle yanıtladı;

Halil NEBİLER- Efendim iyi akşamlar, gündem özelde birlikteyiz. Gündem o kadar yoğunki uzun bir gündem özelle birlikte olacağız anlaşıldığı kadarıyla. 7 dakikalık bir gecikmeyle girdik bir teknik sorun nedeniyle oldu. Sizlerden öncelikle bunun için özür dilerim. Efendim gündem özelin konuğu bu akşam Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Ana Muhalefet Partisi lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Efendim hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hoş bulduk.

Halil NEBİLER- Sayın Kılıçdaroğlu’na sorular yöneltecek gazeteci arkadaşlarımız. Ki hepsi de Türk basınının usta kalemleri. İyi bir program olacak gibi geliyor bana sanki. Yalçın Bayer Hürriyet Gazetesi yazarı, hoş geldiniz Sayın Bayer. Mine Kırıkkanat Cumhuriyet Gazetesinden hoş geldiniz. Can Ataklı Vatan Gazetesinden, hoş geldiniz efendim. Şimdi tabi teamül gereği böyle durumlarda önce bayanlar denir değil mi? Mine hanıma söz vermem gerekiyor ama önce ben bir soru sormak istiyorum. Ardından biraz hareketlen olur, program devam eder.

Sayın Kılıçdaroğlu öncelikle tekrar teşekkür ediyorum geldiğiniz için sağ olun, var olun. Şu soruyla başlamak istiyorum. Bilindiği gibi bu sabah, sabahın ilk saatlerinde eski Genel Kurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ çıkarıldığı mahkemede tutuklandı ve Silivri’ye cezaevine gönderildi. Şuanda Türkiye dünyanın en sıcak bölgesinde. Bu ortamda bu ilk tutuklama değil. Genel Kurmay düzeyinde ilk tutuklama elbette bu operasyonlarda. Ama Türk ordusunun 50’nin üzerinde generali şuanda cezaevinde muvazzaf ya da emekli. Bu tutuklamaları nasıl yorumluyorsunuz ve daha da net bir soru Cumhuriyet Halk Partisi dünyanın en sıcak bölgesinde bulunan Türkiye’de Türk ordusunu savunacak mı, koruyacak mı? Bu konuda bir düşüncenizi almak istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim. Tabi bir ülkede Genel Kurmay Başkanının tutuklanması, eski emekli diyelim Genel Kurmay Başkanının tutuklanması çok dikkati çekmeyecek olay değil. Herkesin dikkati çeker, bütün dünyanın dikkatini çeker. Nitekim pek çok uluslararası haber ajansı, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Başkanı bu konularda açıklamalar yaptılar. Ama izin verirseniz ben bu konuya şu cepheden girmek isterim. Eğer hukukun üstünlüğüne inanıyorsak, bir ülkede demokrasinin var olduğunu kabul ediyorsak o zaman bizim kim olursa olsun adil yargılamadan yana tavır koyması lazım. Bu eski Genel Kurmay Başkanı da olabilir, gazetecide olabilir, üniversitede hocada olabilir, bir başkası da olabilir. Eğer bir ülkede hukukun üstünlüğü varsa, adil yargılama varsa, yani mahkemede adalet tecelli edecekse hiç korkmamak gerekiyor. Peki bu süreç gerçekten bizim korkmamamız gereken, hukukun üstünlüğüne inanılan bir ülkede yaşıyoruz, o nedenle de korkmuyoruz. Nasıl olsa adalet tecelli edecek diye bir düşünceyi bizim aklımıza getirir mi? Açık kendi açımdan söylüyorum Türkiye’de hukukun üstünlüğü diye bir kavram sadece kitaplarda vardır. Onun dışında fiili hayatta hukukun üstünlüğü diye bir şey yoktur. Yargı büyük ölçüde siyasallaştırılmıştır. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu siyasi otoritenin emrine girmiştir. Özel yetkili mahkemeler siyasal iktidarı sopa olarak kullandığı mahkemelerdir. Toplumun arzu ettiği kesimini, bu gazeteci olur, emekli asker olur, fiili asker olabilir, polis olabilir. Nitekim bakın, yani baktığınız zaman kitap yazan polislerde hapiste şuanda. Üniversite hocaları hapiste, dekanlar, rektörler hapiste. Baktığınız zaman siz hukukun üstünlüğünden bahsedebilir misiniz? Ve özel yetkili mahkemeler aslında özel olarak görevlendirilmiş mahkemelerdir. Buralardaki yargıçların tarafsızlığına ben inanmıyorum. Bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri olarak ben inanmıyorum. Çünkü bu mahkemeler adalet dağıtmazlar. O mahkemelere yapılan atamalar sağlıklı değil. Düşünün ben yargılanıyorum yargılandığım için bana haksızlık yapan yargıçlar aleyhine dava açıyorum ve ben bu davayı kazanıyorum ama benim davama bakan mahkemeler yine o davadan ayrılmıyorlar. Buna dava denmez artık. Bu dava kan davasına dönmüştür. Yargıç ben seni mahkum edeceğim diyor sen ne yaparsan yap. Tarafsız değilsin. Hiç önemli değil diyor ben davaya bakmaya devam edeceğim.

Şimdi bu anlayışta bir süreç var. O açıdan hukukun üstünlüğünün olmadığı, adaletin sağlıklı dağıtılmadığı bir ülkede bu tür tutuklamalar olacaktır. Bugün Sayın İlker Başbuğ tutuklanmıştır yarın bir başkası da tutuklanabilir.

Şimdi gelelim meselenin bir başka cephesine. Sayın İlker Başbuğ kimin zamanında Genel Kurmay Başkanı oldu? Bu iktidar döneminde. 2002’den itibaren aşama aşama kendi kuralları içinde yükseldi, getirildi Genel Kurmay Başkanı yapıldı. Sonra zamanı geldi emekli oldu, aradan 1,5 yıl geçti efendim işte darbe yapmakla, silahlı terör örgütü kurmakla suçlanıyor. Şimdi bakınız eğer siz bu kişiyi buraya getirdiyseniz o zaman eğer bir tek sorumlu aranacaksa o sadece İlker Başbuğ olmamalı. Atayanlarında sorumluluğu var o zaman. Bu ülkenin Başbakanı çıkıp konuşmalı. Şuana kadar benim bildiğim kadarıyla Sayın Başbakan hiç konuşmadı.

Halil NEBİLER- Hayır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Genişlemeden Sorumlu Avrupa’nın yetkilisi konuşuyor Sayın Füle, bizim ülkemizde Başbakan konuşmuyor. Bir AKP milletvekili de, yetkilisi de bugün açıklama yapmış. Diyor ki, İlker Başbuğ tutuklandığına göre demek ki demkrasi isşliyor.Ben Sorunu hukuk açısından görüyorum, Türkiye’de hukukun olmadığını görüyorum. Bu çerçevede olaya bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bir başka cepheden bir daha bakalım. En son anayasada düzenleme yapıldı ve gidildi halk oylamasına. Dendi ki, Bakanlar, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı yüce divanda yargılanır. Anayasa hükmü bu. Sayın İlker Başbuğ görevdeyken mademki darbe yapmaya kalktı, görevdeyken mademki silahlı terör örgütü kurdu o zaman bunun yüce divanda yargılanması lazım. Hayır. Özel yetkili mahkemede yargılanacak, özel yetkili yargıç bunu tutuklayacak ve hapse atacak. Peki biz o anayasa mahkemesi hükmünü niye getirdik? Herhalde falan yere imza attın, görevi kötüye kullandın, git yüce divanda yargılan mı demek için. O açıdan baktığımız zaman olayın pek çok defosu var. Hukukun çalışmadığı, işlemediği bir süreç içinde bu gidecektir. Şahsen beni hiç şaşırtmadı. Daha önceki tutuklamalar nasıl geldiyse bu tutuklamalarda gelecektir. Bundan sonrada gelecektir tutuklamalar. Bu süreçte belli dosyalar, belli kişilerle ilgili dosyalar Özel yetkili mahkemelerin çekmecesinde duruyor, eğer AKP sıkışırsa bir alanda çekmeceden bir dosya çıkarılıyor, getiriliyor, içeri alınıyor, gündem değişiyor ve ondan sonra herkes o gündemin arkasından gidiyor. Biz eğer olayı hukukun üstünlüğü bağlamında ele alır, bu çerçevede değerlendirir, bu çerçevede yorumlarsak bana göre bu Türkiye’de ses getirir. Yoksa bir Genel Kurmay Başkanı tutuklandı eski Genel Kurmay Başkanı. Neden tutuklandı? Darbeden tutuklandı. Siz bunu kimseye anlatamazsınız. Ama Türkiye’de hukukun olmadığı, Türkiye’de özel yetkili mahkemelerin siyasi otoritenin emrinde olduğu, siyasi otoritenin verdiği kararlar üzerine de bunların onay verip kişileri hapse attırdığını çok net söylerseniz o zaman dünyanın dikkati buraya çekilir. Ya bir dakika ne oluyor bu ülkede denir. Birbirini hiç tanımayan insanlar aynı davadan hapisteler. Düşünün, hiç tanımıyorlar, hayatlarında yan yana bile gelmemişler ama aynı davadan yargılanıyorlar bunlar. Olacak şey değil. O açıdan biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak darbelere karşıyız, asla istemiyoruz. Hiç kimseye özel ayrıcalık getirilsin bunu da istemiyoruz. Rütbesi, makamı, mevkisi ne olursa olsun eğer bir kişinin suçu, kabahati, kusuru varsa bağımsız yargıda yargılansın. Bunda da hiçbir tereddüdümüz yok. Ama herkes için adalet istiyoruz. Herkes için. Adaleti herkes için istersek biz bu sorunu aşarız. Eğer adalet bunların dediği gibi olacaksa, yani iktidarın dediği gibi olacaksa bir Başbakan kalkıp ne söyledi? Ayağa kalkmamıştı diyor zamanında ben geldiğimde.

Halil NEBİLER- Engin Alan için değil mi efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Silivri’de diyor. Ne demektir? Sen ayağa kalkmazsan kusura bakma bende seni Silivri’ye gönderirim. Kim gönderiyor? Yetkili ağız söylüyor, bu ülkenin Başbakanı söylüyor bunu. Ve yine aynı Başbakan çıktı ben bu davanın savcıyım dedi. Başka bir yerde bizim savcı aramamıza da gerek yok. Ben bunu söyledim diye siyasi iktidarın sopası olarak kullanıyor dediğim için iktidar kanadından bazı bakanlar vay efendim nasıl böyle konuşuluyor. Yani tablo açık. Bu kadar açık bir tabloyu biz görmemezlikten mi geleceğiz? O nedenle bizim bu olayın üzerinde durmamız gerekiyor. Ama hukukun üstünlüğü açısından durmamız gerekiyor. Bugün bazı gazetelerde, haber ajanlarında söylenenler, yazılanlar var. Efendim işte ilk kez sivil bir savcı tarafından emekli bir Genel Kurmay Başkanının tutuklandığı yazılıyor. Ne sivili, hangi sivilden bahsediyoruz? Kişi ast, üst rütbesi olduğu, yani asker olduğu zaman mı biz onu, asker rütbesi olmadığı zaman mı onu sivil kabul edeceğiz? Samimi söylüyorum bazı sıkı yönetim mahkemeleri ki kararlarını da çıkarıp bakabiliriz. Bunlardan daha sivildi, eğer sivil diyorsak. Siyasi otoritenin emrine bu kadar giren ben hiçbir yargılama dönemi görmedim.  Yargının bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü her yerde, her ortamda, her yerde savunmak durumundayız.

Yalçın BAYER- Ben burada bir şey söylemek istiyorum. Sırf yalnız hukukun üstünlüğü, adalet madalet değil ki bu mesele. Bir Atatürkçü, yani bir cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyetini kökten silmek veya ortadan kaldırmak gibi bir temel mesele var. Öyle bir anlayış var. Yani gördüğümüz manzara bu. Adalet madalet, yani böyle bir yıkma kastıyla hareket ediyorsa bir iktidar, buradan adalet, madalet değil bir rejim kaygısıyla ben bakıyorum şeye. Yani altımızdan bir şeyleri çekip alıyorlar. Asıl mesele o.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi siyasi otorite kendi arzularını, emellerini toplumda baskı kurmasının yolunu yargı aracılığıyla yapmaya başladı. Bunu görmemiz lazım. Toplumun bütün duyarlı kesimlerine. Medya üzerinde baskı var mı? Var. Üniversiteler üzerinde baskı var mı? Var. Gençler üzerinde baskı var mı? Var. Aslında sivil bir dikta, sivil bir sıkı yönetim var bu ülkede. İş adamları korkudan konuşmuyor. Şimdi bu tabloya bakın, bu tabloya baktığınız zaman elbette bir rejim meselesi. Demokrasi yok ki ülkede. Demokrasi parça parça elimizden alınıyor. Isıtılmış kurbağa gibi parça parça, parça parça toplumun her kesimi alıştırıldı. Ve öyle bir noktaya geldik ki CHP’den bir farklı ses çıktığı zaman vay efendim siz niye AKP’ye benzemiyorsunuz? Bak onların hiçbirisi konuşmuyor. Bir kişi konuşuyor hepsi dinliyor uslu uslu. Sizde onlara benzeyin. Bu ne demektir biliyor musunuz? Demokrasiyi CHP’de de yok et. Bir anlamda AKP’nin getirdiği faşizmi bizim kanalımızla da meşrulaştırmak istiyorlar. Bizde onlara benzeyeceğiz, sadece birisi konuşacak, herkes sesini kesecek. Oh ne güzel ya bak huzur varmış ülkede denecek. O açıdan katılıyorum…

Yalçın BAYER- Ama o tembel düşünülen ülkeleri sevmeyen bir insan grubu. O da çok az falan değildir. Yani %50 falandır. Kalkıp o duyarlılığı gösteren var ama kalkıp etrafında geçim derdi var, çoluk çocuğu var. Belli bir endişe hakikaten var. O da ne yapsın bu sefer işte kalkıp bilmem işte yanındaki, etrafından, masasındaki, karşısındaki insanlar bilmem otobüsteki arkadaşından falanda korkuyor. Bunlar açıkça söylenmiyor. Böyle bir dalga, bir dinamizm olması lazım. Kurulan bu Türkiye Cumhuriyeti o kadar böyle sıradan bir cumhuriyet değildir. Çok zor kurulmuştur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Yalçın BAYER- Biz şimdi kalkıp bilmem adalet madalet. Yani işin tonunun daha fazla, daha yüksek olması lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama bakın, elbette daha yüksek olmalı. olmalıydı fakat toplum büyük ölçüde etkisizleştirildi. Düşünün berber bile acaba benim telefonum dinleniyor mu diye korkuyor. Korku toplumuna dönüştü Türkiye. Çünkü neden? Eskiden adalete güvenirdi. Yani bir şey gelirse gider hakkımı ararım diyordu. Şimdi hakkımı ararım diyemiyor. Oraya gidersem yakalayıp yaka paça beni içeri atacaklar diyor. Bakın tutukluluk yargılama sürecinde en son başvurulması gereken yöntemlerden birisidir, yollardan birisidir. Bizde yakala at içeriye. Ve şöyle bir algı oluştu artık bizde. Yakala at içeri zaten suçlu. Suçlu olmasa hakim tutukluluğa karar verir mi? Sayın Cumhurbaşkanı demeç vermiş efendim yargı kararı olmadan kimse suçlu değildir. İyide buyurun topluma anlatın bakalım. Gerçek böyle midir, değil midir? Biz bakın mücadelemizi yapıyoruz. Samimi söylüyorum. Eksikte yapmış olabilir, yanlışımızda olabilir. Şuanda meclise iç tüzükle ilgili bir düzenleme geldi. Önümüzdeki günlerde görüşülecek. Bizim sesimizi kesmek için. Bakın meclis televizyonlarında grup toplantılarında sözümüz kesildi. İki; dönüyoruz iç tüzükte genel kurulda da sözümüz kesilecek. Komisyonlar, ihtisas komisyonları, yani plan bütçe, adalet, anayasa komisyonu gibi, kadın aile, sosyal işler komisyonu gibi. Üyelerin bir önerge verme hakkı var. Eskiden sonsuz önerge verme hakkı vardı. Şimdi bir önerge verebilirsin diyor. İkinci önergeyi iç tüzük yasaklayacak. Hangi demokraside? Bana söyleyin hangi televizyon kanalında bu tartışma konusu oldu. Hangi televizyon kanalında bu tartışıldı. Hangi gazetelerde ya bu ülkede demokrasi var, muhalefetin sesi kesiliyor dedi. Zaten zar zor bir sesimiz çıkıyor. Cılız mı olur, gür mü olur bilmiyorum ama sonuçta bir sesimiz çıkıyor. O bile kesilmeye çalışılıyor. Ona bile tahammül edilemiyor. Ondan sonrada biz bu ülkede efendim tutuklamalar oldu, şu oldu, daha çok arkası gelecek. Daha tutuklamalarda gelecek, mahkumiyetlerde gelecek.

Bakın, adalet bakanı şunu söylüyor…

Yalçın Bayer; İnsanları moralsizlikte bırakıyorsunuz ne demek tutuklamalar geliyor falan eyvah biz kalkalım bu programı konuşmayalım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır. Mücadele edeceğiz.

Mine KIRIKKANAT- Evet çok haklısınız Sayın Başkanım, bende aynen sizin gibi düşünüyorum. Başka tutuklamalarda gelecek ve zaten Sayın İlker Başbuğ’un tutuklamasının bir anlamda bugün Uludere olayını kapatmak için olduğu söyleniyordu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hakikaten Uludere olayını uzaklaştırmak, unutturmak için mi böyle bir denklem yapıldı? Her sizin de beklediğiniz gibi yani her kendilerine ilişkin bir yanlış, bir hata, kötü bir dosya ortaya çıktığında onu kapatmak için tutuklamalar olacak. Bütün bunlarda hemfikirim. Ama birinci sorumu unutmayın Uludere’yi kapatmak için midir?

İkinci sorum aslında çok daha önemli. Şu ki, sizin dediğiniz baskıları aştık biz. Yani medyada artık baskı yok. Medya yok. Şu içinde bulunduğumuz ve bu programı yaptığımız televizyondan başka özgür ve bağımsız başka televizyon yok. Haber televizyonlarının halini görüyorsunuz. NTV, Habertürk vs. neredeyse dansöz oynatacaklar. Müzik programları, filmler… Yani kereviz nasıl soyulur programları yapılıyor. Bitti, medya bitti. Can Ataklı’da biliyor işte yani. Ben şanslıyım Cumhuriyette çalıştığım için. Çünkü Cumhuriyet yine de işte burası gibi. Ama etimiz ne, budumuz ne? Maddi imkanlarımız son derece bir kere şey. O yüzden sizin söylediğiniz baskıları çok aştık biz. Medya yok bunu bir tarafa koyduk.

İkincisi; hukukun üstünlüğü diyorsunuz. Hukuk kalmadı ki üstünlüğü olsun Sayın Başkanım. Bugün ben Silivri’den geliyorum. Bir ülke düşününki ki bu ülke Türkiye’dir. Hem Baloz mahkemesine girdim ben bugün duruşmasına, hem Ergenekon duruşmasına girdim. O kadar belli ki, özellikle Balyoz’da bugün yani benim bulunduğum zaman olarak söylüyorum. Ergenekon’da da öylede bulunduğum zaman dilimi. Dijital verilerde manipülasyon var, sahte dijital belge üretilmiş. Bunu kim üretmiş? Elbette ki, adaletin yaptırımını üstlenmekle görevli güvenlik güçleri. Şimdi siz bir ülke düşününki güvenlik güçleri tezgah bir darbeyi suçlamasını yapabilmek için delil imal ediyor. Bununda adı sehven oldu biliyorsunuz. Siz bir ülke düşününki o mahkemelerde kesinlikle doğru bulunamayacak. Orada bugün insanları gördüm suçsuzluklarını kanıtlamak için konuşuyorlar. Biran düşünüyorsunuz ve herkes benim gibi düşünüyordu. Yani kendilerini savunsalar ne olacak, savunmasalar ne olacak? Bir senaryo yazılmış orada ister savunsunlar, ister savunmasınlar netice aynı olacak ve zaten bir bölümü de üç yıldan beri içerde yatıyor biliyorsunuz. Bir adli mekanizma üst üste çıkıyoruz şimdi polisten sonra işte yargı. Yargıdan sonra yargıyı denetlemekle yükümlü siz demin söylediğiniz işte ……………………………………. Olaylarda bile. Onun üstüne çıkıyoruz HSYK yani Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu. Orayı da bağlamışlar. Sizi de şimdi susturuyorlar iç tüzükte yaptırdıkları şeyle. Şimdi bu kapsamda bu demokrasi nasıl kurtulur? Bu rejim nasıl kurtulur? Artık bu rejim meselesi de değildir.

İkinci sorum şu olacak. Bu o kadar büyük bir plan ki, yani güvenlik güçlerinin dijital sahte veri imal etmesi, buradan çıkan sahte verinin artık komik duruşmalarda hakimler tarafından ciddi ciddi yargılanması. O komedinin HSYK tarafından dokunulmayacak. Zaten bütün şantaj videolarının, bütün şantaj maillerinin, virüslü programların, virüslü şeylerin menşeine baktığınız zaman, nereden geldiğine baktığınız zaman bunların çoğu yurtdışından geliyor, Amerika’dan geliyor, Kanada’dan geliyor. Bunun uluslararası güçlerde, yani o düzeyde kim olduğunu bilemiyorum. Yani Amerika demeye çok dilim varıyor tabi ki, bir yerlerde CIA demeye çok dilim varıyor. Muazzam bir plan yapıldı. Yani çok özür dilerim kendilerini küçümsediğimi zannetmesinler ama ben bu ülkede yani 3 tane darbeyi görmüş biriyim. Bizim polis bu kadar akıllı değildir Sayın Başkanım. Bizim hakimlerimizde bu kadar kurnaz değildir. Bizim HSYK’da bunu olamaz. Bu plan başka yerden geliyor. Bu bir komplo. Yani bu küresel bir komplo. Bu küresel komployu kimler yapıyorlarsa uygulayanlar belli. Aradaki aracı uygulatıcılarda f tipi belli. Onlarda belli. Ama komplonun beyin takımı ( ses kesildi ) böyle bir komplo niye yapılır? Bir ülkede iç savaş çıksın diye yapılır Sayın Başkanım. Bütün yani ordu benim siz biliyorsunuz  ( Ses kesildi ) ordunun hiçbir savaşa girmeden içinden bu kadar bozguna uğraması öyle kolay kolay yapılabilecek bir iş değil.

Gazeteci- Tek mermi atmadan 50 general.

Mine KIRIKKANAT- Evet. Dolayısıyla aslında bu komployu yapanlar bence Türkiye iç savaşa girsin, karışsın, şöyle bir karman çorman olsun. Sevgili Yalçın Bayer’in söylediği gibide bir rejim meselesine dönüştü diye yapsınlar. Allah’tan bizim halkımızda böyle bir yani isyan etme, sokaklara çıkma, futbol olmadığı takdirde onu demek istiyorum. Yani büyüğüne karşı gelmek, devlete isyan etme geleneği çok fazla yok bütün isyanlarımıza rağmen isyan tarihimizde. Büyük devrimler yok bizim halk devrimlerimiz. Dolayısıyla yani bunu beceremediler. Ama muhalefeti bile iç tüzükte yapılacak değişiklikle susturduktan sonraki ve diyoruz ki artık üstünlükten söz edilemez hukuk kalmadı. Bunun içinden biz demokrasiyle nasıl çıkacağız Sayın Başkanım. Yani bu komplo nasıl çözülür, nasıl bir mücadele yöntemi düşünüyorsunuz demokrasi içerisinde. Daha fazla bağırmaksa sesinizi kesecekler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel, zor sorular. Ama önce şöyle söyleyeyim. Uludere olayını kapatmak için bu olayı  kullanıyorlar.

Mine KIRIKKANAT- Bitti. Buldozerle geçtiler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Yani halkın gözü, kulağı, sesi olması gereken medya iktidarın gözü, kulağı ve sesi olmaya başladı. Hatta kulağı değil de iktidarın gözü ve sesi olmaya başladı.

Halil NEBİLER- Bir şey anımsatabilir miyim katkı olsun diye. Aydınlık gazetesi Wikileaks belgelerini yayınladı. Ergenekon operasyonları başlamadan önce bir Wikileaks belgesine göre Amerikan Büyükelçisi Ankara’daki Robert Piirsen zannediyorum diyor ki, Amerikan karşıtlarıyla ilgili dosyalar hazır. Şimdi bunun için güçlü bir medya grubu oluşturmak lazım. Bunu da göz önünde bulundurursanız medyada yandaşlığın nasıl  geliştirildiğini anlamış oluruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu yargılama süreci içerisinde kimsenin doğruyu falan  aradığı yok,  önyargılı zaten. Yani ben sizi mahkum edeceğim diyor. Adalet bakanının açıklaması var. Dava süreci uzamayacak diyor. Çünkü artık dünyada rahatsız olmaya başladı bundan. Batıdaki entelektüel çevrelerde rahatsız olmaya başladılar, tutukluluk süresiyle ilgili şikayet AB raporlarına girmeye başladı. Ne yapalım? Davayı erken bitireceğiz. Şimdi onunla ilgili bir yasa getireceklermiş parlamentoya davalar erken bitecekmiş. Yani mahkumiyet kararları erken verilecek, valla biz işte yargıladık mahkum oldular. Nereye? Yargıtay’a gidecek. Yargıtay’a 160 tane militan alındı. Blok oy kullandılar bunlar. Ne olacak? Daireleri değiştirdiler. Hangi dava hangi daireye gidecek o dairede hangi yargıçlar görev yapacak. Bunların hepsi önceden ayarlandı, tezgahlar düzenlendi şimdi bu sistem yürüyor. Parça parça yürüyor. Tabi bütün yargıçları kastetmek istemiyorum. Yani bir haksızlıkta yapmayalım. Düzgün, gerçekten adalet dağıtan, vicdanına göre karar veren, doğruları savunan yargıçlarda var.

Sayın Şükrü Küçükşahin’in Hürriyette güzel bir köşe yazısı çıkmıştı. Ergenekon işte bu davalarda, Silivri’deki davalarda adaleti arayan yargıçların başına neler geldi. Bu kadar olmaz muhalefet şerhi koyanlar. Herbirisi bir yere sürüldü bunun. Kimisi zorla emekliye gönderildi. Bir yargıçta hatta hiç unutmuyorum üzerimde kurumsal baskı var diye mahkemeden ayrıldı. Ama hiç kimse sormadı arkadaş bu kurumsal baskıyı kim yaptı? Ali, Veli değil bir kurumsal baskı var. O da gitti öyle. Yeni gelenler, yani sen ne dersen de ben seni mahkum edeceğim diyenler kimisi mahkeme başkanı oldu, kimisi kurulan yeni mahkemeye atandı bu sistem gidiyor. Yani gerçekten bir adalet oyunu oynanıyor ama sağlanamaz.

Şimdi gelelim asıl kritik noktaya. Diyorsunuz ki, demokrasi nasıl getireceğiz, yani buradan nasıl mücadele vereceğiz. Şimdi bu mücadeleyi zor koşullarda vereceğimizi düşüneceğiz bir sefer. Medya olmayabilir. Bugün arkadaşlarıma söyledim. Medya bizim iki ayağımız, altımızdaki araba. Türkiye’nin her tarafını gezeceğiz başka seçeneğimiz yok. Yerel medyaya gideceğiz. Yerelde de güçlü bir medya var. Onlara da konuşacağız. Gerekirse gideceğiz oradaki televizyon kanallarında, oradaki gazetelerde anlatacağız derdimizi. Sorunları onlarla tartışacağız. Bizim bir sorunumuz var. Onu da açık yüreklilikle söyleyeyim. Sorunumuz şu; kendi iç çekişmelerimizi çok öne alıyoruz. Kurultay süreci biraz bunu zorunlu kılıyor belki. Ülkenin sorunlarını halka anlatmakta biraz daha cimri davranıyoruz. Tam tersini yapmamız lazım. Ülkede ciddi sorunlar var. Sorunu olmayan hiçbir kesim yok. Anadolu’yu geziyorum ben, emekliye soralım derdi var. Çiftçiye soralım, esnafa soralım, sanayiciye soralım. Toplumun her kesiminin sorunu var. Ama kimse korkudan konuşmuyor. İzmir’e gittim işadamlarıyla toplantı yapacağız. İşadamları, konuşan arkadaş kalktı Cumhuriyet Halk Partisini eleştirdi. Kendisine dedim haklısın. Çünkü iktidarı eleştiremezsin. Mecbursun bizi eleştirmeye Tokat’a gittim. Tokat’ta da işadamlarıyla bir toplantı yaptık. Dediler ki, medya burada olursa kesinlikle biz konuşmayız. Medyanın çıkması lazım ki, biz derdimizi anlatalım.

Şimdi bu tablo varken bizim herkesime gidip bir şekliyle ikna etmemiz lazım. Şimdi biz bu seçimlerde projeler falan açıkladık. Ama süremiz o kadar kısaydı ki, o kısa süre içinde bizim geniş kitlelere projeleri rahat anlatabileceğimiz bir şey bulamadık. O seçim ortamında her şey, çoğu şey kaynayıp gitti.

(YAYIN SESİ KESİLDİ)!!!!

Biz diğer açmazımız daha var. Onu da söyleyeyim açık yüreklilikle. Örgüt uzun süre eğitimden uzak kaldığı için söylem birliğini geliştiremedi. Eski Genel Merkezimizi eğitim merkezi haline getirdik. Şimdi en geç 2 yıl içinde, arkadaşlar 1 yıl diyor da ben 2 yıl diyorum. 2 yıl içinde Türkiye’nin 81 ilinde eğitilmiş insanlarımız olacak. Neyi, nasıl anlattığımızı, sorunlarımızı nasıl anlattığımızı, nasıl dinlediğimizi, çözümlerimizi en azından halka anlatabileceğimiz bir ortamı yakalayacağız.

Gazeteci; 2 yıl içinde CHP açık kalabilecek mi? Çünkü hanımefendinin söylediği şu; gelen bir karşı devrimdir. Buna demokrasiyle…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu anda ayakta kalan tek kurum CHP’dir. Yolda gelirken bir arkadaş söyledi bana dikkatli olun bundan sonraki hedef CHP dedi. (YAYIN SESİ KESİLDİ) 80 tane müfettiş görev yaptı. 80 müfettiş. 1 değil, 2 değil, 10 değil, 20 değil, 30 değil, 40 değil. 80 müfettiş. Acaba ne bulabiliriz diye. Bula bula Sevval Şam’a konser verdirilmesini buldular. Sanki 5 tane Şevval Sam varda ihaleye çıkacağız hangisi daha şey yapacaksa düşük fiyat verecekse o gelsin diye.

Bu kadar ama bu konuda hukuksuzlukların üzerine kararlılıkla gideceğiz. Yani yürüyeceğiz yolda. Demokrasi yolunda, hukukun üstünlüğü mücadelesinde CHP’nin işbirliği yapabileceği, en azından ortak ses çıkarabileceği işçi kuruluşlarının olması lazım. Emek kuruluşlarının olması lazım. Bunların sayısı çok az. Üniversiteler, normalde demokrasiyi savunması lazım üniversitelerin. Üniversitelerin özgürlük alanları olması lazım.  Üniversiteler korkudan konuşamıyorlar.

Yalçın Bayer- Bakın size yöneltilen soru tam olarak şu benim anladığım; büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde bir takım dış güçler Türkiye’nin  ordusuna ve temel kurumlarına saldırıyorlar. Buna karşı ne yapacaksınız? Ben sorumun son bölümünde şöyle söylemiştim; bu ortamda Türk ordusuna karşı tarihinde görülmemiş bir saldırı var. 50’nin üzerinde general hapiste, CHP Türk ordusunu savunacak mı savunmayacak mı? Yani çok kısa net cevap verirseniz.

Mine KIRIKKANAT- Bu mesela bundan sonra sizi de mesela böyle bir televizyona çıkarmayabilirler. Yarın öbür gün dokunulmazlığınızı da kaldırabilirler. Zaten dediğiniz gibi Meclis TV’de zamanınız kısaldı. Yani belki bir seçim bile olmayabilir. Yani çünkü hakikaten artı faşizm var Türkiye’de. Buna karşılık demokratik olarak ne yapabiliriz? Yerel basın diyorsunuz, yerel basının üstüne gelmeyecekler mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onun da üstüne gidecekler. Ama bakın, yani sonuçta bir mücadele vereceğiz.

Mine KIRIKKANAT- Yani sizin gidip insanlarla konuşmanız ya da bütün bunların hepsi demokrasi. Ama hepsi bir şeyin varlığına dayanıyor. Yani demokratik bazı güvencelerin olduğu. Bende diyorum ki, 2 seneye kadar demokratik hiçbir güvence kalmayabilir. O zaman ne yapacaksınız?

GAZETECİ- Yani soruyu Büyük Ortadoğu Projesini…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani ben bütün bunlara rağmen karamsar bir insan değilim. Eğer bu ülke en zor koşullarda bile başarmışsa mücadele etmeyi, Ulusal Kurtuluş Savaşını vermişse, bir başarı elde etmişse herhalde 21.yüzyılın Türkiye’sinde yapabiliriz. Mücadelemizin kolay olmadığını biliyorum. Uluslararası baskıların, uluslararası ilişkilerin Türkiye’yi yönetmek isteyen egemen güçlerin Türkiye’deki baskılarını biliyoruz, farkındayız bütün bunların. Sağduyulu herkeste bunun farkında. Ama sonuçta bizim bu mücadeleyi genişletmemiz gerekiyor. Çemberi genişletmemiz gerekiyor. Kendi içimizdeki tartışmaları, kısır çekişmeleri bir tarafa bırakmamız lazım. Güç birliği yapmamız lazım. Yani bu ülkenin eğer çocuğu olan her baba bizi dinliyorsa biz onların çocukları için mücadele ediyoruz. (YAYIN SESİ KESİLDİ)

Bakın, İzmir Fuarının açılışında Sayın Bakan çıktı bir konuşma yaptı. İşte kişi başına gelir şu kadar arttı vs. falan filan diye. Sonra ben çıktım konuştum dedim ki,  kişi başına gelirin artması bir ülkede demokrasi özgürlüğü getirmez. Eğer öyle olsaydı Suudi Arabistan dünyanın en demokrat, en özgür ülkesi olurdu. Yok öyle bir şey. (YAYIN SESİ KESİLDİ) Önce ben özgürce (YAYIN SESİ KESİLDİ) bunun yollarını sağlamamız lazım. Eğer bunun yollarını önünde sürekli baskılar kuruluyorsa,  insanlar çıkışı arayacaklardır. Yeni çıkışlar bulunacaktır. Doğru, işte her şeye rağmen iki, üç gazetemiz var. Mücadele ediyor. Her türlü baskıya rağmen. Demek ki, yapılabilir. Bunların sayıları bugün olmazsa bile yarın, yarın olmazsa bile öbür gün artacaktır. Ben bundan kesinlikle eminim. Biz bunun mücadelesini vereceğiz. Parti olarak vereceğiz.

Büyük Ortadoğu Projesi, yeni bir proje değil tabi. Projenin pek çok ayağı var ve Sayın Başbakanda çıktı zaten dedi, Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı da benim. Sıfır sorunla başladılar dış politikaya gelirsek ortada da ciddi handikaplarımız var. Siz bakmayın öyle Başbakan biz Ortadoğu da şöyleyiz, böyleyiz. Hiç ilgisi yok. Kesinlikle hiçbir ilgisi yok. Ne Ortadoğu’da, ne uzak doğuda, ne başka bir yerde sadece ve sadece egemen güçlerin Türkiye’deki taşeronu konumuna gelen bir hükümet var. Artık bunu Türkiye’de herkesin bilmesi lazım. Ben bunu söylediğim zaman alınıyorlar. Efendim, bir Genel Başkana AKP hükümeti için taşeron demek yakışır mı? Öylesiniz de onun için söylüyorum. Yakıştığı için söylemiyorum. O görevi yaptıkları için söylüyorum.     (YAYIN SES KESİLDİ) Şimdi kalkın Suriye’ye hiç aramızda bir sorun yok. Başbakan Suriye’ye, sokaklarda geziyor, Türk bayraklarıyla, vizeleri kaldırmışız. Sınır illerimizde Gaziantep’ten Hatay’a kadar her yerde oteller dolu, esnaf memnun. Bir gece kalkıyoruz Suriye’yi düşman ilan etmişsiz. Neden? Efendim, egemen güçler Suriye’yi istemiyorlar. (YAYIN SESİ KESİLDİ) Ortak barajın temelini atmadınız mı?

Demek ki, olayları farklı bazda bizim halka anlatmamız lazım. Burada tabi bizim dışımızda toplumun kanaat önderlerine de büyük görevler düşüyor. Onlarında söylemeleri lazım. Yani toplumun o dinamik içyapısının ayağa kaldırılması lazım. O sadece politikacılar eliyle değil. Çünkü biz ne söylersek söyleyelim kahvedeki vatandaş politikacının söylemine belli bir mesafeyle yaklaşıyor. Ya bunlar politikacı. Bugün söyler yarın kim bilir ne söyler diye. Ama gazeteci yazdığı zaman onu daha dikkatli okur. Üniversite hocası konuştuğu zaman onu daha dikkatle dinler. Onu önyargısız dinler. Yani bu önyargısız doğruları söyler. Doğruları anlatır diye bakar. O açıdan doğruların değişik kanallardan söylenmesi en azından çok önemlidir.

Can ATAKLI- Şimdi tabi burada iktidar eleştirisi hepimiz yapabiliriz ama ben biraz Sayın Kılıçdaroğlu’na dönmek istiyorum. Çünkü özellikle muhalefeti eğer biz burada vatandaşın nasıl gördüğünü ve nasıl eleştirdiğini söylemezsek işin bir tarafını eksik bırakmış olacağız ve sade bir iktidara burada sonu olmayan bir eleştiri getirmiş olacağız.

Bugün burada bu toplantının olacağını işte Ulusal Kanal sürekli anons edince tabi çok sayıda vatandaştan da en azından bana ulaşan pek çok soru ya da sorun oldu. Şimdi burada şunu itiraf etmeliyim ki, CHP oy vermiş kitlede çok büyük bir umutsuzluk, bezginlik, bir kötümser hava hakim. Bunu söylerken size yönelik kırmak, üzmek, amacıyla söylemiyorum ama bu şekilde düşünen çok sayıda vatandaş olduğunu tahmin ediyorum size de gelen mesajlar vardır. Ama bizim aracılığımızla en azından bunu söylemek istiyorum.

Herkesin tabi değişik temellendirmesi var. Yani değişik açılardan söylüyor. Bunu bir kere söylemek istiyorum ama birkaç şeyi üst üste sorup geçmek istiyorum. Anlatırsanız lütfen. Örneğin vatandaşların sıkıntılarından biri CHP’nin siyaset üretmemesi, AKP’nin sanki kuyruğuna takılmış gibi ya da sadece Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine cevap veren, ona laf yetiştiren bir parti var gibi hava var bundan rahatsız oluyorlar.

İkinci konu, elbette inançlara saygı, CHP’nin de ilkelerinin en başında gelenidir. Ama Türbana gösterilen hoşgörü nedeniyle acaba laiklikle ilgili kaygılar ve söylemlerde bir gerilememi var? Atatürk ilkelerinden uzunca bir süredir pek söz edilmemesinin nedenlerini merak ediyorlar? Bu konulara açıklık getirebilir misiniz?

Az önce Uludere dediğiniz için o konuya söylemek istiyorum. Uludere’den önce yaşadığımız çok büyük bir olay vardı. Cizre ve çevresinde bazı askeri birliklere yapılan saldırılar sonunda 23 askerimiz şehit edilmişti. Bu andan itibaren Türkiye gerildi. Büyük bir öfke oldu ve sizde dediniz ki, teröre karşı mücadelede hükümetin yanındayız, destekliyoruz. Fakat burada anlaşılmayan şu; ya da benim anlayamadığım. Sizin bakışınızla terörle mücadele nedir? Çünkü sonuçta terörle mücadele adı altında Türk savaş uçakları aşağı yukarı 1 aydan beri çeşitli yerleri bombalıyor ve 300’ün üzerinde ölü var. Ama bunun 35 tanesi kaçakçı denilen kişilerde olduğu için olay biraz renk değiştirdi. Terörle mücadele imhaya yönelik midir? Ya da terörle mücadele hep askeri şiddet kullanılarak mı? Siz hükümete hangi alanda destek vaat ettiniz? Terörle mücadele de ne yaparsa yanında olacaksınız?

Cevap vermeden bir şeyi izah etmek istiyorum. Çok sık tekrarladığınız için daha sonra o konuya gelmek istiyorum müsaadenizle. Sık sık şunu tekrarladınız, Türkiye bu kadar sorunlar yaşarken biz kendi kendimize bir savaş veriyoruz. Bunu çok sık tekrarlamanız anladığım kadarıyla parti içindeki bazı huzursuzlukların sizi rahatsız ettiği ya da kamuoyuna şu anda yansımayan bazı rahatsızlıklar olduğu konusunda o konuda bazı sorularım olacak. Müsaade ederseniz. Ama önce bu genel eleştiri ve özellikle bu terörle mücadelede ne yapılırsa destek vereceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir kaygı olduğunu ifade ettiniz. Bunu bizde gözlemliyoruz. Neden gözlemliyoruz? Biraz mizah olsun diye söylüyorum, televizyonlarda hava durumu tartışılsa, fırtına bile çıksa, önüp dolaşıp CHP Sorumlusu ilan ediliyor. Efendim bir yerde trafik kazası mı oldu? Dönüp dolaşıp CHP.

Şimdi öyle bir hale geldi ki, hatta yine  espri olarak söyledim. CHP’ye vurma sporu gelişti. Yeni bir spor dalı. CHP’ye nasıl vururuz? Çünkü AKP’yi eleştiremiyor. Korkuyor. Çıkacak televizyonda konuşacak. Ne yapacak? En rahat CHP’ye vurmak.

Şimdi bu bizim kitleler tarafından “ne oluyor bu CHP’ye” diye bir kaygı yaratıyor (YAYIN SESİ KESİLDİ) AKP’nin tabanı böyle değil.  Ne yazarsa yazsın gazetede. O kendi bildiği yolda gidiyor. Bizim tabanımız eleştirel baktığı için dünyaya bize de öyle bakıyor. Öyle bakması da gerekir. Doğalı da budur zaten. Ama hiçbir yerde ya bu CHP’de şunu iyi yaptı diye bir haber çıkmayınca ki, gazetelerin böyle bir haber yazması da ne kadar doğru olur yani her şeyi çok iyi yaptı demesi ne kadar doğru olur. Çünkü gazeteci de eleştirel bakacaktır haklı olarak. Onu da itirazımız yok.  Ama AKP’ye sürekli övgü, CHP’ye sürekli eleştiri. Bende de moral kalmaz, vatandaşta da moral kalmaz. Baktığınız zaman bu tabloya. Ama bu tabloyu değiştirmenin yolu nedir? Bizim daha fazla gezmemiz.

Can ATAKLI- Yani o eleştirilere de hak verdiğiniz taraflar…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var tabi. Eleştiride hak verdiğimiz taraflarda var. Örneğin, biz daha yüksek bir oy bekliyorduk. Tabanımızda da daha yüksek bir oy, aydınları da, entelektüelleri de. %26’da kaldık. Bu ne oldu? Bizi de üzdü. Tabanımızı da üzdü. Sonunda daha yüksek bir oy bekliyorduk biz. Eksiğimizi ölçmeye çalışıyoruz. Nerede eksik yaptık biz? Bir yerde eksiğimiz var. Sonuçta halkı suçlayamayacağımıza göre dönüp kendimize bakmamız lazım. Bir yerde bir eksiğimiz var. Neden oldu bu diyerek? Ya projelerimizi iyi anlatamadık. Ya başka bir şey oldu. Dönüp o eleştirilere baktığımızda şunu gördük; bizim (YAYIN SESİ KESİLDİ) aşağıya çekme şeklindedir. Niye, bunu açıkça söylemeyeyim ben. Söylemezsem kendi kitlemi, kendi partililerime doğruyu söylememiş olurum. Bizim yapmamız gereken nedir? Bütün örgüte de, bütün il, ilçe başkanlarına da şunu söylüyorum. Kapalı toplantıda söylüyorum. Bu partiye sevgiyi getireceğiz. Bu partide adaylar çıkacaktır. Demokratça yarışacaklardır. Kazananı kaybeden gidip elini kaldırıp ben senin arkandayım diyecektir. Bu kültür gelecek ki, biz geniş halk kitlelerine umut vaat edelim, destek vaat edelim. Biz bunu yapacağız.

Onun için iç çekişmelerden rahatsızım ben. Yani iç çekişme, Ali şunu yaptı Veli şunu. Bunları bırakın bir tarafa. Ülkeye bir bakın. Sorunlarına bakın ve onu anlatın. Artı bir şey daha var. Onu da açık yüreklilikle söyleyeyim. Dar bir alanda çalışıyoruz. Hep aynı (YAYIN SESİ KESİLDİ) direk CHP’yi anlatmayın ama, direk bu ülkenin içinde bulunduğu sorunları anlatabilirsiniz. Toplumun her kesimiyle kucaklaşabilirsiniz. Benim söylemek istediğim bu. Bu vesileyle de bunu ifade edeyim. Yani bunu ben örgütle yaptığım toplantılarda, diğer toplantılarda her yerde söylüyorum ve en son (YAYIN SESİ KESİLDİ) en çok ben memnun olurum. (YAYIN SESİ KESİLDİ) birimiz kazanmalı diğeri elini kaldırmalı ona her türlü desteği vermeliyiz. Bu kültürü yerleştirmemiz lazım.

Eski CHP’de ne vardı. Onu da söyleyeyim açık yüreklilikle, eski CHP’de şu vardı; ben kaybettiysem kazananı düşman olarak görüyorum. Olur mu böyle bir şey? Efendim niye ben kaybettim? Bunları bir tarafa bırakacağız. Bakın bu seçimlerde her mahalleye (YAYIN SESİ KESİLDİ)

Biz bu ülkede bir bakanın arama yapılacak yere haber veriyor, (YAYIN SESİ KESİLDİ) Köstebek var deyip ortaya çıkaran partiyiz. Ama o bakan koltuğunda (YAYIN SESİ KESİLDİ) bir kişi o koltukta oturabilir mi? Batıda olsa bu adam 3 gün bile yerinde kalamaz. Bizde oturuyor. Her türlü televizyon kanallarına çıkıyor. Her türlü konuşmaları yapıyor ama toplumun itibarlı birisi gibi duruyor. İnsanda biraz yüz olur. İnsanda biraz ahlak olur. Böyle bir şey varsa normalde soruşturma açılması lazım. Bunların hiçbirisi yok. Biz bunu gündeme getiriyoruz ama CHP politika üretemiyor. Ben ne yapayım? Partiden bizim ürettiğimiz politika kadar bunu çok net söylüyorum. Demokratikleşme, Kürt sorunu hangisini derseniz her konuda çözümümüz var. Bana deyin ki, CHP şu konuda ne düşünüyor? Vallahi anlatacağım. Tek tek. Doğu, güneydoğu nasıl kalkınır? Ülke nasıl büyür? Sıcak paraya teslim olan bir ekonomi. Bizim bir raporumuz var. Ekonomi Raporumuz var. Yaklaşık 300 sayfa. Samimi söylüyorum 2023’e kadar bütün makro dengeler, büyüme hızı dahil, dolar kuru dahil hepsi, en az iki ay çalıştık gece gündüz. 45 kişi çağırdık gazeteci, bilim adamı. Bir Cumartesi akşama kadar tartıştık, raporu hazırladık, kamuoyuna sunduk. Ne yapabiliriz? Bunlar ilgiyi çekmiyor. Dönüp bize deniyor ki, CHP siyaset üretmiyor. Ne yapabiliriz.

Can ATAKLI- Kasıt burada değil efendim. Yani onu açmam gerekiyor herhalde. Kasıt günlük olaylarda. Örneğin iki milletvekili hala tutuklu ve kamuoyu CHP’nin bu konuda ne yaptığını bilemiyor ya da beklentiler karşılanmıyor. Yani o iki milletvekilinin hapisten çıkarılması için pasif kalınıp kalınmadığı konusunda herkesin kuşkusu var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Geleceğim oraya da, ona da geleceğim.

Can ATAKLI- Yani siyaset üretmeden kasıt bu. Aile sigortasını kimsenin eleştirdiği yok. Günlük olaylarda, yani yaşadığımız anda. Sanki Tayyip Erdoğan takip ediliyormuş izlenimi doğuyor benim anladığım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ona da geleceğim şu soruları bitireyim çünkü önemli. ……………….. içindedir, anayasa değişikliği sırasında bizim kırmızı çizgimiz …………………… burada bir sorunumuz ……………….. Şimdi türban olayına gelince, üniversiteler özgür kuruluşlardır. Üniversitelerde kılık kıyafet ……………. doğru değildir aslında. Bunu çok inanarak söylüyorum ben. Eğer biz orada sorun varsa o sorun ortaöğrenimden itibaren başlayıp gelen bir sorundur. Asıl çözmemiz gereken orasıdır. Rahmetli Ecevit derdi, yani ilkokul, ortaokul, lise zorunlu eğitim, zorunlu eğitimde siz bu kuralları koyacaksınız, insanları yetiştireceksiniz. Üniversiteye gelince zorunlu değil ki orası. Bizim bakışımız ………………….. üniversitede yönetimine de katılacaklardır, gençlerin üniversite yönetiminde söz hakkı olacaktır. ………………………. Allah aşkına ben fazla Atatürk demiyormuşum. Bir başka şey daha var Kemal Kılıçdaroğlu Atatürk demiyor Mustafa Kemal diyor. Öyle bir eleştiride geldi bana. Hayret ediyorum, gerçekten hayret ediyorum. Şimdi bakın, eğer sabah…

Gazeteci- İlle Gazi Mustafa Kemal Atatürk demiyor …………………..

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz Atatürk’e hem söz söyletmeyiz, hem toz kondurmayız, hem Atatürk’ün üzerine titreriz. Böyle bir geleneğimiz var.

Mine KIRIKKANAT- İkide bir Atatürk demek içinde bir neden yoktur belki yani.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani her seferinde kalkıp Atatürk, Atatürk dersek olmaz. Kenan Evren söylüyordu sabah Atatürk, öğleden sonra Atatürk, akşam Atatürk. Rahmetli İlhan Selçuk’ta gardırop Atatürkçülüğü diyordu. Ben gardırop Atatürkçülüğü mü yapacağım?

Atatürk ne derdi? Demokrasi, özgürlük, çok partili hayat, hukukun üstünlüğü. İsviçre’den medeni kanun. Allah aşkına Atatürk budur. Şimdi Nadir Nadi yazmıştı ben Atatürkçü değilim diye. Hatırlıyorum cumhuriyette o sütun bir gün beyaz çıktı. Çünkü dediler sen nasıl bunu söylersin? Bizim Atatürkçülüğümüz tartışılmaz. Tayyip Erdoğan’ın tartışılabilir, bir başkasının tartışılabilir.

Doğu güneydoğudaki sorun nasıl çözülür? Bizim çözümümüz belli. Yine söyleyeyim çözümümüz şu; nasıl anayasa için biz uzlaşma komisyonu kurduysak 35 yıldır çözülmeyen bu sorunla ilgili mecliste gene bir uzlaşma komisyonu kuralım. Her partiden eşit sayıda, her partiden de nitelik insan var. Bu komisyon dışında birde akil adamlar komisyonu olsun dedik. Onlar herkesle görüş alışverişinde bulunup, değerlendirmeler yapıp, gelip katılabilirler ve biz bu sorunun çözümüne çok büyük katkıda bulunabiliriz. Hep derlerdi ya bu CHP hiç öneri getirmez hep eleştirir. Öneri getirdik. Sende getir önerini. Kabul etmiyorsun bizim önerimizi, sen getir önerini bizde sana destek verelim. Terörle mücadelenin çok boyutu var, bir de psikolojik boyutu var . Başbakana çağrı yaptım, benim önerimi beğenmiyorsan sen önerini getir ben sana destek vereceğim bu sorunu Türkiye’nin gündeminden çıkaralım. Ne söyleyeyim ben başka.

Efendim iç çekişmeleri de söylemiştim az önce.

Halil NEBİLER- Bir ara vermek zorundayım. Oldukça da geçtik arayı. Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz efendim.

Gündem özel devam ediyor kaldığımız yerden. Konuğumuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Şimdiye kadar konuştuğumuz çerçeve içinde Yalçın Bayer sorularını soracak Kılıçdaroğlu’na. Yalnız efendim tam 4 kere, Türk ordusuna karşı tarihinde görülmemiş bir saldırı var. 50’nin üzerinde general hapiste, CHP Türk ordusunu savunacak mı, savunmayacak mı? diye soruldu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim bu soru yani niye, yani haksızlığa maruz kalan bir ordu …………….. peygamber ……………  ( NOKTA NOKTA GEÇİLEN YERLER YAYIN SESİ KESİLEN YERLERDİR )

Yalçın BAYER- …………. konusu ………….. balkan dernekleriyle ilgili ……………… bunlarında bir görüşleri alınması veyahutta ………… bir şey yapılması gerekir diye düşünüyoruz. Çünkü bu taraf bu Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu sağlayan asli unsunlar bu tarafta. Yani balkanlarda demek istiyoruz. Bunu böyle birisine talimat veyahutta bilmem ne gibide değil de ama böyle bir gündeme gelmesi ve ………………… işte tarafta Çanakkale’de birlikte savaşmışlar Türkiye’nin her yerinde birlikte olmuşlar. Böyle ………. Olabilir mi? Yani düşünülebilir mi? Çok böyle belirli ağırlıkları bakıyorum çok bölgeler dışında Ege, Marmara bölgesi ve Trakya bölgesi ……………… bu bölgeler size oy veren partinin mensupları veyahutta delegeleri veyahutta seçmenleri. Yani ………………..

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim üç arkadaşımız orada, komisyonda.  Üç arkadaşımız bunu yapar. Yani komisyonda Süheyl bey orada, Rıza Türmen orada, Atila bey var

Yalçın BAYER- Bu çok mantıklı bir şey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi sonuçta örgütleri var. O örgütler davet edilir. Yani Balkan göçmenleri, onun dışında başka ………………..

Yalçın BAYER- varisleri ……………….

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onur duyarız.

Mine KIRIKKANAT- Şimdi laikliğin garantisi olarak hepimizin CHP’yi gördüğü doğru. Bu konuda da ben sizden en küçük bir kuşku duymuyorum. Fakat …………….. eğer laikliğin ……………………. Bütün dinlere aynı mesafede durmak demektir. ……………….. bu yerinden Allah katında ………………….. cümlesinin kalkmasından daha doğal, daha insancıl, daha demokrat başka hiçbir şey olamaz. Ve bunu eğer biz AB’nin zoruyla yapıldıysa bu ayıp. Çünkü ………….. olarak demokrat bir hükümetin zaten bunu yapması lazımdı. Bu demektir ki çünkü bu ayeti bunun muhafaza edilmesi hutbelerde öteki dinler, yani Türkiye’de yaşayan öteki dinden ……………. Sonra belki de Sayın CHP İstanbul Milletvekili emekli müftü İhsan Özkes sayesinde yeniden konulan hutbe ………………….. bu yetmedi bu bey tamam mı, bu hutbe takviyesiyle yetmedi bari sussaydı. Yani bir demokratik ………………………… Allah katında sadece geçerli din ……………………….. Bu cümlenin de çıkarılması lazımdı. Şimdi bu Beyefendi (SES KESİLDİ)

Kemal KILIÇDAROĞLU- İmam Hatip mezunları ve mensupları derneğinin yöneticileri, başkanı  geldi. Onlara da aynı şeyleri söyledim. Yani sevgi (SES KESİLDİ) değildir. Sevgi, hoşgörü, insan sevgisi öğretilirse bir sorunumuz yok zaten. Bunun üzerinden bizim yola çıkmamız lazım.

Sayın Özkes AKP’nin biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi kararıyla da laikliğe karşı eylemlerini (SES KESİLDİ) standardını ortaya koymak için söylediği şey bu. Yani bir taraftan hem onu yapıyorsun ama Avrupa Birliği bastırınca da böyle yapıyorsun. Bunu ortaya koydu. Yani yoksa özel bir kastının olduğunu sanmıyorum. Ayrıca bu konuda kendisiyle de özel olarak da görüşmüş değilim.

Mine KIRIKKANAT- Tarafımdan kendisine Selam söyleyin. Bunları bıraksın. Okulların çocuklardan topladığı kamu okullarının paralarıyla ilgilensin.

GAZETECİ- Ben Anayasaya dönmek istiyorum. Bana çok garip gelen bir durum var. Türkiye’de biz her şeye çok alıştırıldık. Başbakan kırmızı çizgi çekiyor, aksayan ve toplum hayatını da bozan maddelerin değişmesine mi ihtiyacı var? Niye CHP hiç sormuyor ki, kardeşim sen yeni Anayasanın nesini değiştireceksin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi neden biz komisyona üye verdik? Biz bu Anayasanın referandumla kabul edilen maddeleri dahil değiştirilmesi, düzenlenlenmesi gereken neler varsa söyledik. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu Atatürk’ün mirasına uygun olarak eski konumuna getirilmelidir diye defalarca söyledik. Şimdi bizim Anayasadan beklentilerimiz kırmızı çizgilerdir  başkenti Ankara’dır, resmi dili Türkçedir .

Şimdi böyle bir şeyi biz Başbakandan duymadık. Sayın Cemil Çiçek çıktı konuştu. Yani oturacağız, Anayasada neler olmalıdır değişme onu koyacağız oraya. Hukukun üstünlüğünü istiyoruz. Medya üzerindeki baskıların kaldırılmasını istiyoruz. Bir de ayrıca şunu da talep ettik bu konularla ilgili düzenlemelerde hemen yapılmalı. Örnekte verdim. Dedim ki, bakın şu andaki Anayasada yazar ki, basın hürdür, sansür edilemez. Aynı cümleyi kosan da gerekli alt ve yan düzenlemeleri yapmazsan bir şey çıkmaz. Hürdür yerinede özgürdür dedik. Sonuçta gene diyeceğiz, sansür edilemez. Yani yeni bir şey yazmayacağız. Şu andaki Anayasada var. Ama Türkiye’de hür mü? Hayır. Neden? Hukuk normları Anayasanın gereklerine göre düzenlenmemiş. 12 Eylülün getirdiği Siyasi Partiler Yasası, Siyasi Partilerin Finansmanı Yasası, %10 Seçim Barajı. Bunları değiştirmek şart.

Ama AKP bunu kabul etmedi. Kabul etmeyince o bölüm şimdilik duruyor. Ama biz o konu üzerindeki kararlılığımızı sürdürüyoruz.

Komisyona katılmasaydık, bu CHP her şeye itiraz ediyor korosu devam edecekti.  Biz tam tersine diyoruz. Gelin bu ülkeyi çağdaş bir Anayasaya kavuşturalım. Süheyl Beyin yaptığı basın toplantısı da buna örnektir

GAZETECİ- … en son 1980 yeni Anayasa. Yani Anayasa maddelerinin değiştirilmesi değil. Yeni Anayasanın tarihi budur. Devrimlerle karşı devrimler. Ya devrimi yaparsınız Anayasasını koyarsınız ya karşı devrimi yaparsınız…AKP’nin hukuksuzluğuna, politikalarına hiç güvenmediğinizi söylüyorsunuz. Böyle bir AKP’yle nasıl yapacaksınız bu Anayasayı ama? Asıl merak ettiğim şu; bu devrim tarihi içinde, bu Anayasa tarihi içinde bu neyin Anayasası olacak? Devrimin mi karşı devrimin mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer bir uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma nasıl sağlanır? Biz yargının bağımsız olmasını istiyoruz. Ölçütümüz ne? Avrupa Birliğine bakıyoruz. Diğer ülkeler nasıl yapmışlar bu? O örnekleri de alıyoruz. O örneklere de bakıyoruz biz. Kendi ülkemizde yargı bağımsız olmalı.

Dönüp bakıyoruz üniversiteler nasıl olmalı? Özgür olmalı. Özerk olmalı. Bilimsel özerklik, yönetsel özerklik bunların olması lazım. Anayasal güvencelere kavuşturulması lazım.

Anayasada pek çok lüzumsuz madde var. Bunlarında ayıklanması lazım. Gerek yok. Şimdi en son Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili düzenlemeler yapıldı. Yönetmelik gibi. Başkan şöyle atanır, üyeler şöyle toplanır. Anayasalarda bunlar olmaz. Bunların tümüyle ayıklanması lazım.

GAZETECİ- Bunlar Anayasa değişikliğiyle değiştirilir. Ama burada sözü edilen yeni Anayasa yapmak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani yeni Anayasa sözcük olarak öyle kullanılıyor. Yoksa bütün maddeleri değişecek yeniden, sıfırdan bir Anayasa yazılacak değil yani. Az önce söyledim. Basın hürdür sansür edilemez. Yani eskisinde de olsa yenisinde de olsa benzer bir laf olacak burada. Yani tümüyle yenilenen bir Anayasa çıkar mı onu bilmiyorum. Ama samimi inancımı söyleyeyim, temel maddelerde uzlaşma. Bunun adı ………ne olursa olsun. Sağlayabilirsek Türkiye’ye demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü getirebilirsek çok şeyi çözmüş oluruz.

Kaldı ki bu talep sadece bizim talebimiz değil. Brüksel’de sosyalist partilerin çatı örgütü olan PES’te de dile geldi. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğüyle ilgili Fransızca, Almanca kitaplar yazdık. Broşürler bastık. İlk kez biz Avrupa Birliğinde bu kadar gazetecinin hapiste olduğunu seslendirdik. Bunu yapan biziz. Dergiyi çıkaran biziz. Broşürü çıkaran biziz. Parlamentolarda dağıtan biziz. O nedenle biz tutuklu milletvekillerimizin de tahliye edilmesi gerektiğini bütün uluslar arası platformlarda anlattık, kabul ettirdik. Bütü bunlara rağmen hükümet karşı çıkar. Geçmişte yaptığı gibi yapar. Biz elimizden geldiği kadar direniriz. Doğrusu neyse onu kamuoyuyla paylaşırız düzenleme çıkar çıkmaz. O artık parlamentonun işi.

Can ATAKLI- Bir kısa müsaadenizle saptama yapmak istiyorum. Yani yanlış anlaşılmış  olmak istemem. Çünkü ben seçimden öncede, şimdide AKP iktidarının Türkiye’yi götürdüğü tehlikelere dikkat çekmeye çalışarak herkes adına muhalefet yapmaya çalışıyorum. Bu zaman zaman CHP’yle örtüşebilir, zaman zaman CHP dışındakilerle örtüşebilir. Yani izleyicinin şöyle bir yanlış algılamasını istemem. Yani ne kadar iyi yapıyorsunuz değil. Eksiği göstermek istiyorum. CHP’nin Kurultayı var, sonra bir şey kurultayı var…

Gazeteci- Kurultay toplanıyor mu, yoksa sizin yetkinizde mi? Oradan belki işte bu belediyeleri falan konuşuruz.

Halil NEBİLER- Soru bu mu efendim?

Can ATAKLI- Önce bir geneli girip ondan sonra oraya gelelim. Ama şu önemli.

Halil NEBİLER- Reklam arası reklamlardan sonra devam edeceğiz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim. Bizim tüzüğümüzün demokratik olmadığını siz de söylüyorsunuz. Sayın Atila Sav’a dedim ki siz tüzük konusunda bir çalışma yapabilir misiniz? Sonra bir hukukçu arkadaşımızı Sayın Metin Feyzioğlu Ankara Baro Başkanı, dedim ki sizde bir çalışma yapabilir misiniz? Bir taslak hazırladılar. Ayrıca yazılar yazdık, görüşler istedik, görüşler geldi. O görüşler üzerine intranete yüklediğimiz tüzük taslağını tartışmaya açtık. Önerisi olan ve kabul edilenlere önerilerinin değerlendirildiğini, kabul edildiğini bizzat ben yazdım.  Sizin şu öneriniz şu kabul edilmiştir diye. Hiçbir zaman dayatmacı bir kültür, dayatmacı bir anlayışı savunamayız.  Sayın Genel Başkan senin şu yaptığın şurada yanlıştır demek herkesin hakkıdır. CHP’de bunlar söylenir. bunlar başka partide olmaz. Doğrudur AKP’de olmaz.  Ama CHP’de olur. Çünkü bu parti evrensel ilkeleri benimsemiş bir partidir. Bu partinin kökeninde kuvvai milliye vardır, o insanların mücadelesi vardır. O insanlar bu ülkeye demokrasiyi getirmişlerdir, çok partili rejimi getirmişlerdir. Şimdi biz bunları göz ardı edip kendi iç kavgalarımıza dönmememiz lazım. AKP’liye diyoruz ki gel bize oy ver. Ya arkadaşını niye küstürüyorsun sen derler aksi taktirde.

Halil NEBİLER- İzin verirseniz ben bir soru sormak istiyorum. İki şey var aslında ……………… Mehmet Yavuz Mersin’den soruyor. Amerika ile ilişkiler, amerikancılık. Bunların sebebi de Faruk Loğoğlu’ydu zannediyorum. Biz anti Amerikan değiliz dedi. Şimdi CHP’nin bu TESEV konusu sizinle ilgili. CHP’nin durumu nedir? Bu Amerika ziyaretleri nedir? Ve anti Amerikan değiliz demek nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben TESEV’e kurucu üye olduğumda böyle bir şey yoktu. i TESEV’e üye olmak suç değil ki. Ben sadece TESEV üyesi değilim. Ben aynı zamanda Vakıf 2000’inde üyesiyim. .

Gazeteci- Efendim siz üye olduğunuzda Soros yoktu ama artık Soros var ve Soros Büyük Ortadoğu projesinin finasnsörü?

Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’li heyetler niye Amerika’ya gidiyor? İki kez Amerika’ya gittiler. Biz sadece Amerika’ya gitmiyoruz ki, biz sesimizi Cumhuriyet Halk Partisi’nin sesini  dünyaya duyurmak istiyoruz. Ben Kuzey Afrika’ya da gittim. Ben Brüksel’e de gittim. Heyetlerimizde gitti. Paris’e de gittik, heyetlerimiz gitti. İngiltere’ye gittik, heyetlerimiz gitti. Almanya’ya gittik heyetlerimiz gitti. Gençlik kollarını gönderdik. Onlarda gitti. Biz bütün dünyaya CHP nedir, Cumhuriyet Halk Partisi nedir dünyaya anlatıyoruz. Suriye’ye de gittik.

Mine KIRIKKANAT- Bütün gidişleriniz için de özel olarak teşekkür ederim. Sosyalist enternasyonale sahip çıktığınız içinde teşekkür ederim. Yaptığınız en iyi şeylerden biri budur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın biz oralara gitmeseydik hapisteki gazeteciler dünya kamuoyunda bu kadar ses getirmezdi. O Amerika’da, 8 milletvekili yüze yakın gazeteci hapiste diye dünyaya anlatmalıyız Türkiye’deki değişimi. Hukuksuzlukları, kanunsuzlukları, yolsuzlukları. Siz Türkiye’deki yolsuzlukları kime anlatacaksınız. Bizimkiler biliyorlar. Ama şöyle bir algı vardı. Efendim CHP demokratikleşmeye karşı, CHP çağdaşlığa karşı, Bunu içerde dışarıda yıkacağız. Heyetler dünyanın her yerinde saygın ölçüler içinde bir araya gelmeliler kendi ortak çıkarları vardır, ortak çıkarların dengeli şekilde korunması, konuşulması lazım

Gazeteci- Ama o devlet bizi düşman olarak görüyor efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakınız biz onu söylüyoruz, bunlar yanlıştır diyoruz. Beni ziyarete gelen Rusya Büyükelçisine de söylüyorum. Beni ziyarete gelen AB’nin, İngiltere’nin, Norveç’in… Mesela Norveç Başbakanı gelecek Pazartesi günü kendisiyle görüşeceğiz. Gene ben söyleyeceğim. Türkiye’deki demokrasiye aykırılıkların tamamını anlatmak zorundayım ben. Anlatmazsam kendi ülkemi anlatamam. Sadece AKP’nin yetkililerinden dinliyorlar.

Biz anlatmalıyız. Anlatma çıtasının yükselmesini istiyoruz. Biz bu ülkede kimsenin oyuncağı olmakta istemiyoruz.

Gazeteci ; Milletvekili maaş artışları…

Kemal KILIÇDAROĞLU-; Ben milletvekili aylıklarına zam yapılma yöntemine karşıyım,  zaten bu süreç içinde zam yapılması da doğru değil. Yani iki şeye birden karşıyız. Neden doğru değil bu süreç içinde zam yapılmasına?  Meclis Başkanı Basın toplantısı yapar, derki basın mensuplarına değerli arkadaşlar biz milletvekili aylıklarını yükselteceğiz, oranımızda şudur, kamuoyu bakalım ne diyecek. Bu yapılmıyor, gece yarısı baskınıyla intibak düzenlemesine ekleniyor. Bu olmaz.

Gazeteci- Sanıyorum CHP’yi alet ederek, bu işi CHP’lilere yıkmak istemişler. Orada bir grupta CHP parti grubunda bir uyumsuzluk var. Veyahutta orada bir prensip kararı var. Lidere sorulmamış, size sorulmamış bilmem ne. Böyle bize de…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok oradaki olay şu; emekli aylıklarının Cumhurbaşkanlığı aylığına endekslenmesini kabul ettik. Evet dedik. Ama endekslenirken eşitsizliklerin giderilmesine  biz evet dedik. Emekli milletvekilleri arasında farklılık vardı onunda giderilmesine evet dedik. Maaşların arttırılmasına hiçbir zaman evet demedik.

Gazeteci; Dersim konusuna girmek ister misiniz ben girmek istiyorum.

Mine KIRIKKANAT- Hayır Dersim konusuna hiç girmek istemiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biraz da iki önemli soruna dikkat çekelim Biri işsizlik. İşsizlik kronik bir sorun, büyüyor . AKP iktidarı döneminde yaklaşık 2 milyon hektar arazi de ekimden çıktı. Fakat TÜİK bir istatistik yayınladı, tarımda istihdam artışı oldu diye. 500 bin kişi tarımda yeni iş alanı buldu. Nereden nasıl bulmuş herkes merak ediyor.

GAZETECİ- İstanbul Büyükşehir iyi çalışıyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.

GAZETECİ- Gene biraz partiyle ilgili sormak istiyorum. Çünkü şuna da inanıyorum. CHP kendi içindeki dirliği, düzeni sağlamadıkça iktidar ortağı olması konusundaki zorluklarını da görüyoruz. …..

Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’nin kurultayında seçilmiş MYK üyesi olacak. Şimdi eski Tüzüğe göre gittiğimiz için tabi aksaklıklar var. Görevden almalara gelince. En az görevden almalar bizim zamanımızda. Ben onu çok net söyleyebilirim….

İyi bir kaynaşmanın sağlanması lazım.  Hiçbir zaman kimseyi ne suçlayın, ne de kimsenin aleyhine konuşun. İl Başkanlarım dahil görüştüğüm herkese bunu söylüyorum. Herkesi kucaklayın. Herkesle beraber gidin. Eski il başkanlarını davet edin. Eksiğiniz var, onların önerileri olabilir. O önerileri alın. Yola daha sağlıklı, daha tutarlı, birbirini dengeleyen merhalelerle gidin. Böyle yapın diye söyledim. Öyle gitmeye çalışacağız.

Can ATAKLI- Gidende kayboluyor, kalmıyor. Mesela ben merak ediyorum. Berhan Şimşek niye yok? Ondan sonra gelen Nebil yok. Yani sanki bunlar partide yoklarmış gibi

GAZETECİ- O küskünler grupta bir şey seziyor mu? Grup Başkanvekilleri arasında, bir görev dağılımında falan….)

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, bizim 135 kişilik meclis grubundan tabi herkes çok önemli ve  bu arkadaşlarımızın bazı talepleri var. Kimisi gruptan şikayet ediyor. Grubun çalışmasından. Kimisi Genel Merkezden şikayet ediyor. Daha farklı bir çalışma olsun diye. Bunları da alıyoruz. Zaman zaman eksiğimiz olabilir veya bizim yaptığımızı yeteri kadar aktaramıyoruz. 3 grup başkanvekili MYK toplantılarına katılsın diye kararımız var, katılıyorlar. Oradan gruba gönderiyoruz. Gruptaki arkadaşlara Genel Merkezde ne oluyor ne bitiyor onları aktarsınlar diye.

GAZETECİ- Deniz Baykal’la görüşüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Görüşüyorum tabi. Yani Sayın Baykal’ın bilgisi var, birikimi var, parti deneyimi var. Görüşüyorum. Arada bir ama çok sık değil.

GAZETECİ- Daha önce sınır karakoluna gittiniz. O zaman neyle gittiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Helikopterle gittim.

GAZETECİ- Kimin helikopteri?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin helikopteri.

GAZETECİ- O zaman gene böyle izin mi alınmıştı yoksa Genelkurmay size tahsis mi etmişti? Yani nasıl gittiniz? Bu sefer neden verilmedi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sınır karakolunu ziyaret etmek istediğimizi söyledik Genelkurmaya. Genelkurmay bize Van’a kadar ben gittim uçakla, oradan askeri helikopterle devam edebileceğimiz söylendi.

Deprem olduğunda ben Van’a gitmiştim. O zaman valilik Emniyet Genel Müdürlüğünün bir helikopterini tahsis etmişti ben onunla Erciş’e gitmiştim.

Bu sefer gittiğimizde şöyle bir tabloyla karşılaştık. Van’da kalıyorum yılbaşı gecesi, ertesi gün Erciş’e gideceğim. Bize denildi ki sizi Van’dan alacağız Erciş’e götüreceğiz. Erciş’ten Uludere’ye,  oradan helikopterle tekrar Van’a getireceğiz. Biz de teşekkür ettik. Helikoptere binecek isimleri istediler, isimleri de bildirdik. Fakat ne olduysa oldu dendi ki, helikopter vermiyoruz. Ne olduysa o gece oldu. Helikopter vermeyin diye Hükümetten talimat geldi. Bu belli . Bizim taziyeye gitmemizi istemediler, enlelemek istediler. Ama ben gitmeye kararlıydım, gidecektim oraya. Çünkü benim oraya gitmem lazımdı. Benim gidip o insanlara başsağlığı dilemem lazımdı. Yani bu ülkenin birliği için, bu ülkenin bütünlüğü için, bu ülkenin dirliği için ben sınır karakoluna, Hakkari’ye gittiğimde vali bey şunu söylemişti;  Kemal Bey iyi ki, geldiniz dedi. Burada CHP’de olmalı. Yani burası Türkiye’nin bir parçası. Burada diğer siyasi partilerde olmalı. Bir kaynaşma olmalı burada demişti. Burada da aynı anlayışı bekliyorduk, olmadı. Ama biz karayoluyla sekiz saat gittik, kaza oldu falan ama taziyede bulunduk.

GAZETECİ- Siz çok buna karşıda çıkmadınız. Çünkü yani ona da şaşırdım. Çünkü gerekçe çok tuhaftı. BDP’de ister. Yani siyasi bir parti mecliste temsil ediliyor ve size gerekçe olarak BDP’de ister deniyor…….

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ana muhalefet partisi liderlerinin devlet protokolünde ayrı yeri vardır. Efendim işte bunu tahsis etmedik, ona da vermek zorundayız v.s. Hayır efendim. Yani kuralı getirirsiniz nasıl protokol kuralını getirmişsiniz ana muhalefet partisi’nin protokoldeki yerine bakarsınız.  

Öte yandan Dersim konusu tartışılırken, O konuda Atatürk’ün bilgisi var mıydı yok muydu diye tartışılmasını da  çok abes buluyorum.

Gazeteci; Hüseyin Aygün ne zaman partilidir?

Kılıçdaroğlu; Hüseyin Aygün yeni CHP’li.

Gazeteci; Eski bürokratlar ne zaman istifa ettiler, geldiler partili oldular.

GAZETECİ- Şöyle sorabilir miyiz efendim? Aygün’ün açıklamaları AKP’ye Recep Tayyip Erdoğan’a atılan bir pas mıdır? Çünkü inanılmaz bir konuşma yaptı Recep Tayyip Erdoğan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakan’ın Meclis’te gösterdiği kitabı ben daha öğrenciyken Ankara’da Türk Tarih Kurumunun kütüphanesinde okumuştum. Jandarma Umum Komutanlığının yazdığı bir kitap. Yani öyle gizli saklı bir şey değil. Tam tersine arşivlerin açılmasını ben istedim. Aç dedim. Şu ana kadar açtı mı? Açmadı.

GAZETECİ- Yalnız Genelkurmay Başkanı bir bilgi verdi, arşivlerin tasniflenmesine başladık yakında açacağız diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Açılır. Açılması lazım. Yani bilelim. Ben Plan Bütçe Komisyonu üyesiyken MİT Yasasıyla ilgili bir değişiklik geldi. Ben orada bir konuşma yaptım. Dedim ki, biz kendi tarihimizin bazı belgelerini İngiliz kaynaklarından, yabancıları kaynaklarından öğreniyoruz. Biz de ne belgeler, ne bilgiler, ne fotoğraflar var. Niye bunları kamuoyuna açmıyorsunuz? Yani hep beraber öğrenelim. Gelin şuraya bir tarih koyalım. Diyelim ki, şu konulardaki belgeler 5 yıl sonra, 10 yıl sonra şu tarihteki konular 15-20 yıl sonra kamuoyuna açıklanır. Bunu teklif ettim ben. Neden teklif ettim? Gizli kapaklı bir şey kalmasınm diye . Geçmişte hatalar olabilir. Tek parti varken Nazım Hikmet yurtdışına kaçtı. Sabahattin Ali kimin zamanında öldürüldü?

GAZETECİ- CHP tek parti söylemi doğru mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’yi alıp bugünün CHP’siyle kıyaslamak doğru değil. O, o dönemin CHP’sinde feodallar da, toprak ağaları da vardı. Onun içinde gerçekten işçilerde vardı. Onun içinde bürokratlarda vardı.

(YAYIN SESİ KESİLDİ) çok partili tek partiydi. Nitekim toprak reformu dolayısıyla parti o dönem ikiye bölündü. Köy enstitülerinin kapatılması…..

Onu için biz tarihimizi bilelim. Belgelerin açıklanmasını, tarihçilerin değerlendirmesini de bunun için istiyoruz.

YAYIN SESİ KESİLDİ

GAZETECİ ; Teşekkür ederim

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları yazılı basında…

HABERTÜRK: “Bu sürecin nerede biteceği belli değil…”

GÜNEŞ-ANAYURT-TÜRKİYE: “Siyasi otoritenin kararı onaylandı…”

YENİÇAĞ-HÜRRİYET: “Siyah iktidarın sopası özel yetkili mahkemede, iktidar istiyor, mahkeme onaylıyor…”

VATAN: “DGM’ler bile daha sivildi…”

POSTA-SABAH-CUMHURİYET: “Uludere’nin perdelenmesi için yapıldığı çok belli…”

AKŞAM: “Yüce Divan’ı adres gösterdi…”

 

MİLLİYET / Melih AŞIK / Çılgın bir ülke!

Gazetecisi: Terör örgütü kuruyor.
Profesörü: Terör Örgütü kuruyor.
Askeri: Terör örgütü kuruyor.
Kulüp Başkanı: Terör örgütü kuruyor.
Milletin vekili: Terör örgütü kuruyor.
Öğrencisi: Terör örgütü kuruyor.
Genelkurmay Başkanı: Terör örgütü kuruyor.
Önüne gelen terör örgütü kurucusu ya da üyesi…
Bu ülkede metrekareye 1 -  2 terör örgütü düşüyor…
Ancak ortada terör eylemi yok… Başkaldırı yok, kaos yok.
Terör örgütlerinin baş hedefi AKP iktidarını düşürmek… Ne var ki AKP iktidarı düşmek ne kelime sürekli oylarını artırıyor…
* * *
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasını dün Cumhurbaşkanı ve hükümet: “Yargı çalışıyor müdahale etmeyelim” şeklinde karşıladı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise:
“Özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtan birer mahkeme olmadığını, bunların siyasi otoritenin aldığı kararları onaylayan mahkeme olduğunu daha önce ifade etmiştim. Aynı düşüncemi sürdürüyorum” yorumunu yaptı.
Durum eğer böyleyse, iktidar yargıyı kendine silah olarak kullanıyorsa Kemal Bey’in bütün işi gücü bırakıp siyasetini bu noktaya kaydırması gerekir.
Ki avukat Turgut Kazan bu ifadeyi doğrulayan görüşler belirtti dün…
Ona göre:
“Türkiye’de düşman ceza hukuku uygulanmaktadır. Düzen için tehlikeli sayılan kişilere, yurttaş ceza hukuku uygulanmaz. Onlar düşmandır, düşman ceza hukuku ile bertaraf edilmeleri gerekir.”
Hukuk hukukluktan çıktı kısacası…

 

Bursa Milletvekili Kaleli’den cinsel suçlarla ilgili kanun teklifi

Bursa Milletvekili Sena Kaleli; cinsel suçlarla ilgili olarak Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni TBMM Başkanlığına verdi.

Bursa Milletvekili Kaleli’nin Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi şöyle:

“Genel Gerekçe

Ülkemizde cinsel suçların sayısı her geçen yıl artmaktadır. Adalet Bakanlığı adli sicil ve İstatistik genel Müdürlüğünün geçen yılki verilerine göre ülkemizde son 1yıl içinde 14 bin 337 cinsel suç işlenmiştir. Bu suçların mağdur sayısı ise 20 bin 282 olarak açıklanmıştır. TBMM “Şiddet Araştırma Komisyonunun “Türkiye’nin Suç Haritası” başlıklı raporunda ise 2010 yılında ülkemizde 12 bin 863 cinsel içerikli suç işlendiği belirtilmektedir. Bütün bunlar da göstermektedir ki, Türkiye bir cinsel suç cenneti haline dönüşmeye başlamıştır.

Öte yandan cinsel istismar olaylarının büyük bir kısmının adli makamlara yansımadığı gerçeğine karşın yapılan araştırmalara göre cinsel tacize uğrayan mağdurların % 11’ini 0-5, % 15’ini 6 -15, % 13’ünü 12 – 17, % 1’ini 24 – 29 yaş arasındaki gençlerin oluşturduğu görülmektedir. Bu rakamlar da göstermektedir ki cinsel suçlarda mağdur yaşı giderek düşmektedir.

Cinsel suç kapsamına giren eylemlerin en önemli özelliklerinden biri de, sadece kurbanlarını değil, toplumdaki başka bireyleri ve toplulukları da yıkabilecek etkilerinin bulunmasıdır. Cinsel suçlar; toplumlar içindeki güven ve huzur ortamlarını ortadan kaldırdığı gibi, aslen failleri dışındakileri töhmet altında bırakabilecek ölçüde büyük etkilere sahiptir.

Cinsel özgürlüğe karşı işlenen suçlar, en yaygın toplumsal sorunlardan birisi olduğu halde, bu şiddet biçimi, yaygınlığı ile orantılı bir biçimde ceza yargılamasının konusu olamamaktadır. Halen cinsel suçlara karşı verilen cezaların en hafif olduğu ülke Türkiye’dir.

Oysa cinsel suçlar hangi boyutta olursa olsun, aynı sonuçları doğurmakta ve küçük dediğimiz bir cinsel suçun hoş görülmesi, daha büyük suçları tetikleyerek, saldırganları cesaretlendirmektedir.

Bunun son örneği 2002 yılında 13 yaşındayken para karşılığı N.Ç. ile ilişkiye giren aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu 32 sanıkla ilgili Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen karardır. Davanın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 sanığa “15 yaşından küçük çocuğun ırzına geçtikleri” gerekçesiyle alt sınırdan 5 yıl hapisle cezalandırmış, 6’da 1 oranında iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 4 yıl 2 ay olarak belirlemiştir. 11 sanığa da aynı maddeden alt sınırdan 5’er yıl hapis cezası vermiştir. Bu cezayı “suçun birden fazla kere işlenmesi nedeniyle 6’da 1 oranında artıran mahkeme, bu sanıklara da takdir indirimi uygulamış ve nihai cezayı 4 yıl 10 ay olarak belirlemiştir. 1 sanık ise eylemin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle sadece 1 yıl 4 ay hapis cezası vermiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin, yerel mahkemenin “N.Ç.’nin sanıklarla rızasıyla birlikte olduğu” yönündeki alt sınırdan verilen cezaları onaması toplumsal vicdanı derinden kanatmış ve hukuka olan inancı sarsmıştır.

Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın yargılama safahatının bütün yönleriyle henüz tamamlanmadığı yönündeki açıklamasına karşın, N.Ç.’nin avukatı davada zaman aşımının uygulanması nedeniyle, davayı AİHM’e götüreceklerini söylemiştir.

“Utanç Davası” olarak görülen bu son olaydan da anlaşılacağı gibi cinsel suçlar ile ceza yargılaması arasındaki büyük uçurum, cinsel suçların oluş biçimi, fail ve mağdurun özellikleri, toplumsal kültürel yapı, devletin cinsel suç politikası, ceza yargılamasıyla ilgili bir dizi sorundan kaynaklanmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nda, cinsel suçlarda korunan hukuki değerin genel ahlak, toplum ya da aile yerine cinsel özgürlük olarak belirlenmesi olumlu bir değişiklik olarak kabul edilmekle birlikte, ceza hukukunun bu alandaki görevleri henüz bitmemiştir. Cinsel suç mağdurlarının adalete ulaşmasındaki engellerin ortadan kaldırılması, bu tür suçların ihbar edilmeleri, yargılamanın yarattığı olumsuz etkilerden korunması ve ceza yargılamasında etkin bir şekilde yer alması için ceza muhakemesinde ve ceza infaz hukukunda değişikler yapılması gerekmektedir.

Öte yandan cinsel suça verilen ceza ne kadar önemliyse, o cezanın aflardan ya da para cezası, tedbir gibi önlemlerden muaf tutulması da bir o kadar önemlidir. Türk Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesini içeren kanun teklifi, bu doğrultuda cinsel suçlar karşılığında verilen cezaların zamanaşımına uğramaması, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmemesi ve ertelenmemesi amacıyla hazırlanmıştır.

Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi

Madde 1- 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“ (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi,

mağdurun şikayeti üzerine dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

“ (7) Bu madde ile maddede yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez, ertelenemez ve açılan davalarda zamanaşımı

uygulanmaz.”

Madde 2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“ (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.”

“ (8) Bu madde ile maddede yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez, ertelenemez ve açılan davalarda zamanaşımı

uygulanmaz.”

Madde 3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel

ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.”

“(2)Bu madde ile maddede yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar para cezasına

veya tedbirlerden birine çevrilemez, ertelenemez ve açılan davalarda

zamanaşımı uygulanmaz.”

Madde 4- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1)Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti

üzerine altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına

hükmolunur.”

Madde 5 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Madde Gerekçeleri

Madde 1- Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişiye, mağdurun şikayeti üzerine verilen hapis cezası arttırılmış, cinsel saldırı başlıklı 102. Madde kapsamında işlenilen suçlarla ilgili verilen cezaların para veya tedbirlerden birine çevrilmemesi ve zamanaşımı dışında tutulması amaçlanmıştır.

Madde 2- Çocuğu cinsel yönden eden istismar eden kişi için verilen hapis cezası arttırılmış, çocukların cinsel istismarı başlıklı 103. Madde kapsamındaki suçlarla ilgili verilen cezaların para veya tedbirlerden birine çevrilmemesi ve zamanaşımı dışında tutulması amaçlanmıştır.

Madde 3- Reşit olmayanla cinsel ilişkiye giren kişiye şikayet üzerine verilen hapis cezası arttırılmış, reşit olmayanla cinsel ilişki başlıklı 104. Madde kapsamındaki suçlarla ilgili verilen cezaların para veya tedbirlerden birine çevrilmemesi ve zamanaşımı dışında tutulması amaçlanmıştır.

Madde 4- Cinsel taciz başlıklı 105. Madde kapsamında verilecek hapis cezasının alt limiti altı aya çıkartılmıştır.

Madde 5- Yürürlük maddesidir.

Madde 6- Yürütme maddesidir.”

 

Ardahan Milletvekili Öğüt: ”Van’da depremin ardından hayvancılık sektörüne verilen hiçbir söz tutulmadı. Ne yem desteği ne de hayvan desteği var”

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, depremin ardından Van’daki hayvancılık sektörüne verilen hiçbir sözün tutulmadığını belirterek, ”Ne yem desteği ne de hayvan desteği var” dedi.

Öğüt, TBMM’de düzenlendiği basın toplantısında, depremin ardından Van’da hayvancılıkla uğraşanların büyük mağduriyetler yaşadığını belitti.

Hükümet yetkililerinin bu mağduriyetin giderilmesi için birçok söz verdiğini ifade eden Öğüt, ”Van’da depremin ardından hayvancılık sektörüne verilen hiçbir söz tutulmadı. Ne yem desteği ne de hayvan desteği var” şeklinde konuştu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileriyle konuyu görüştüklerini belirten Öğüt, ”personel yetersizliği nedeniyle Van’dan tarım ve hayvancılık icmal hesaplarının yetiştirilemediği” bilgisinin verildiğini anlattı.

”Devlet bu kadar aciz mi?” sorusunu yönelten Ensar Öğüt, ”Lütfen buraya bir an önce personel takviyesi yapılsın. Sayın Başbakan’a sesleniyorum; bu Tarım Bakanı’nı derhal görevden alın lütfen. Böyle yalan konuşulur mu? Nerede destekler, hayvanlar? Böyle işkembeden atılmaz” diye konuştu.

 

Sulukule’de kura şoku: Kandırıldık

Sulukule’de evleri yıkılan 900 hissedardan yaklaşık 50′si 640 dairelik projede hak sahibi. Onlar da ‘kura şoku’ yaşıyor: Kandırıldık.

Sulukule’de yıkılan evlerin yerine TOKİ ihalesiyle inşa edilirken Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in, beş yıl önce “Proje burada yaşayan insanların başka yere taşınması projesi değildir. Burada hak sahibi olan aileler yine hak sahibidirler” dediği proje bitmek üzere. Ancak Sulukule olarak bilinen Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinde yapılan araştırmaya göre, evleri yıkılan 900 hissedar arasından en fazla 50’si 640 dairelik projede hak sahibi. Onlar da imzaladıkları sözleşmelere göre 125 metrekare ev hayali kurarken şimdi kurada şanslarına ne çıkarsa o evi alacaklarını öğrenmenin şaşkınlığını yaşıyor. Daire büyüklükleri 60 metrekareden başlıyor.

-Anlaşanlar da mağdur-

Evlerinin yıkılmasına karşı çıkmamışlar, belediyeyle anlaşmışlar. Ama şimdi onlar da mağdur. Çünkü belediyeyle yaptıkları sözleşmeye rağmen ne kaç metrekarelik evde oturacaklarını ne de evlerine ne kadar para vereceklerini biliyorlar. Sözleşmede talep ettikleri evin metrekaresi ve fiyatı belirlenmiş, altına imzalar atılmış. Şimdi belediye, “Kaç metrekarelik evde oturacağınız kurada çıkacak” diyor.

54 yaşındaki Yıldız Kaynar’ın yıkılan evi 58 bin liraya sayılmış, 125 metrekarelik bir ev için sözleşme imzalamış. 107 bin lira borca girmeyi kabul etmiş, beş senedir bu evi bekliyor: “Beş altı yaprak bir şeyler vardı, okumadan imzaladık. Hangi metrekareye yazıldıysam onu istiyorum. Bana yine aynı yerden versinler evimi. Kura çekilişini dışarıdan gelenlere yaptırsınlar.”

Adını vermeyen başka bir hak sahibi “Biz buranın asıl toprak sahibiyiz, neden kuraya girelim?” diyor: “Sözleşmeyi anlamadan imza attık.”

Emlak sitelerinde 450 bin liraya satılığa çıkan evlerin aslında ne metrekaresi ne de yeri belli. 120 metrekare olduğunu sandığı evini Emlakjet.com sitesinden 420 bin TL’ye satışa çıkaran bir hak sahibi olan bitenden habersiz. Bizden aldığı haber üzerine belediyeyle konuşarak ‘kura’yı öğrenince evini emlak sitesinden kaldırmaya karar veriyor.

-Üniversiteli bile anlamaz -

Tarlabaşı’nda yıkımla mücadele eden derneğin avukatı Barış Kaşka, Sulukule’de imzalanan sözleşmenin anlaşılması imkânsız bir dilde yazıldığını anlatıyor: “İdare vatandaşın 2008 yılındaki taşınmazına biçtiği değeri sabit tutmuş ama yeni inşaatın bedelini ucu açık bırakmış. İdarenin değiştirme hakkı var. Ayrıca bu çok teknik bir sözleşme tipi. Bu sözleşmeyi üniversite tahsili görmüş bir kişinin bile anlamaması normal. Şayet vatandaştan bugünkü piyasa değerleri ile ödeme istenirse bu hukuka aykırılık olur. İdare, ödeyebilecekleri adil bir bedele tapularını devretmeli, yoksa ev sahipleri yargıya gider.”

-Onlar yeni Sulukuleliler -

2009’da Hürriyet gazetesi, konutların yüzde 50’sinin, Fatih Belediye Başkan Danışmanı Mustafa Çiftçi ve aracılar vasıtasıyla el değiştirdiğini yazmıştı. Projeden ev aldığı ortaya çıkınca istifa eden AKP Fatih Yönetim Kurulu Üyesi Recep Karaoğlu, “Ben sadece kendi adıma işlem yaptırdım, diğerleri başkaları üzerinden aldı” demişti. Habere göre, Romanların ev ve arsalarını alanlar arasında AKP Kayseri Milletvekili Yaşar Karayel’in oğlu, Deniz Feneri skandalında görevden alınan İstanbul 10. Noteri İsmet Büyükkılıç, İsmailağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu da vardı.

-Belediye: Martta belli olacak -

Fatih Belediyesi, sorular üzerine şu açıklamayı yaptı:

“Sulukule 1. Etap projesinde 164 adet konut blokunda 575 adet daire bulunmaktadır. Bu daire ve ticaret birimlerinin tamamı proje içerisinde mülk sahibi olanlara verilmiştir. Mülk sahipleri proje içerisinden kendilerine verilmiş olan konut ve ticaret birimlerine karşılık olarak taşınmazlarını TOKİ’ye devretmişlerdir. Tapularını TOKİ’ye devretmiş olan hak sahiplerinin sözleşmelerini başkalarına devretmemeleri için tapuya şerh konulmuştur. Çünkü projeden alacakları birimlerin ne alanları, ne yerleri ve ne de konumları henüz belli değildir. Bu durum Mart 2012’de noter huzurunda çekilecek olan kura ile belirlenecektir. Kuralar hak sahiplerinin talepleri içerisinde büyük alanlı konutlardan başlanarak küçük alanlı konutlara doğru indirgenerek yapılacaktır. Devirle ilgili basında çıkan ve çıkarılan haberler doğru olmadığı gibi bu doğrultuda Belediyemizin onay veya olur vermesi de yasal olarak mümkün değildir, böyle bir olay da vaki olmamıştır. 2012 Haziran ayı itibari ile hak sahiplerine yeni konut ve işyerleri altyapı ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olarak teslim edilecektir.”

 

Boğaziçi’nde Uludere protestosu; ’35 ölü’

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Uludere 35 sivilin öldürülmesini protesto etmek için ilginç bir protesto ‘sahneledi’

Boğaziçi Üniversitesi’nde sıradan bir gün gibi başladı. Dün saat 15:00 civarında, öğrenciler ders-kantin-kütüphane arasında her zamanki koşuşturmacalarındayken Kuzey Kampüs’teki kütüphanenin önünden bomba ve siren sesleri duyulmaya başladı. Civardakilerin şaşkın bakışları arasında 35 öğrenci yere yıkıldı. Yerde yatan 35 öğrencinin bedenlerinin etrafından tebeşirle izleri çizildi, üzerlerine Şırnak’ta hayatını kaybedenlerin isimleri yapıştırıldı. İzleyenler giderek kalabalıklaştı.

Eylemi düzenleyenler arasında son sınıf Siyaset Bilimi öğrencisi Nilgün Yelpaze, “Amacımız katliamın gerçekliğini kampüse taşımaktı.  Katliamı bir an olsun kampüste gündelik hayatını yaşayıp gitmekte olan arkadaşlarımıza hissettirmek, anlatmak istedik. Artık kampüsün en sık geçilen yerlerinden birisi olan kütüphanenin önünde yerde 35 bedenin izi ve isimleri var. Eylem bittikten sonra dahi yolu kullanan öğrenciler bu katliamın “gerçek” olduğunu hatırlamaya ve duyumsamaya çalışarak yürüyecekler” dedi.

 

CHP lideri Kılıçdaroğlu, liderliğini tartışma konusu yapanlara şu cevabı verdi: Lider, korku yaratan insan demek değildir.

Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’de bir korku imparatorluğu yarattığını söyleyen Kılıçdaroğlu,  ”Asıl lider, ülkesini korku içinde değil, barış içinde yönetene denir” diye konuştu…

Sıra; belediye seçimleri için Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini almaya gelmişti. Zira, önümüzdeki bu belediye seçimleri hem CHP’nin… Hem de Kılıçdaroğlu’nun kaderim tayin edecekti.Ancak, birçok CHP’li belediyelerden vatandaşın şikayeti vardı. Halk arasında konuşulanlara göre;CHP’li belediyelerin bazıları AKP’li belediyeler gibi çalışmıyordu. Vatandaşa beklenen hizmeti götüremiyordu.

Tek amacım halka hizmet

Kılıçdaroğlu’na sordum: -”Ne olacak bu belediyelerinizin hali!” diye… CHP lideri beni yine;

Mevlana hoşgörüsü ve sabrıyla dinledi.

Yüzünün rengi, ifadesi hiç değişmedi.

Konuşmamın bitmesini bekledi.

Sonra da dedi ki;

-Ertuğrul Bey!

Önce şunu belirteyim;

Benim tek amacım var.

Halka hizmet etmek.

Halkımın şunu görmesini istiyorum;

Bu ülkede temiz bir siyaset olsun…

Düzgün bir siyaset olsun.

Bir de siyasete;

Düzgün insanlar katılsın.

-Bakın!

Ünlü filozof Platon bu konuda ne diyor;

İktidar;

İktidara düşkün olmayan…

Ve iktidardan gelecek yararlara

İhtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.

Örgütümüze hakimiz

-Bakın!

Bugün benim liderliğimi tartışma konusu yapanlar var, diyorsunuz.

Türk halkı Tayyip Erdoğan’ın liderliğini beğeniyor, diyorsunuz.

CHP olarak biz hem örgütümüze hakimiz.

Hem de, ülkenin sorunlarına hakimiz.

Hiç kimse örgüte hakim değildir, falan demesin.

Lider nedir?

Lider korku yaratan insan demek değildir.

Baskı yaratan insan demek değildir.

Lider karşısındaki kişiyi dinleyen…

Ona saygı gösteren adamdır.

Sokaktaki halk korkuyor!

Lider ülkesini barış içinde yöneten adamdır.

Lider;

Tayyip Erdoğan gibi korku imparatorluğu yaratmayan adamdır.

Nasıl bir korku?

Gidelim sokakta soralım.

Vatandaşların yüzde elliden fazlası cep telefonlarının dinlendiğinden korkuyor.

Gidelim iş adamlarına soralım.

Birisi çıkıp, gönül rahatlığı içinde bu ülkede demokrasi var, diyemiyor.

Diyemez de zaten…

Bu mudur lider, sorarım size?

-Ama, halkın yüzde 50′sine yakını ona oy verdi.

Demek, Tayyip Erdoğan’ın liderliğini vatandaş beğeniyor.

Ertuğrul Bey!

Bu durum bizim seçimlere tam hazırlıklı giremememizden kaynaklandı.

CHP’deki büyük dönüşüm

Daha önceki partimize karşı olan güvensizlikten kaynaklandı.

İçimizde ihanete bile uğradık.

Şimdi, CHP’de büyük bir dönüşüm yaptık.

Önümüzdeki seçimlerde görün bakalım.

AKP bizden fazla oy alabilecek mi?

-Göreceğiz!

-Ertuğrul Bey!

Şimdi önümüzdeki belediye seçimleriyle ilgili sorularınızı cevaplayayım.

Yüzde 35 alırdık

Birincisi;

Geçen belediye seçimlerinde ben CHP’nin Genel Başkanı değildim.

Bu belediye seçimlerinden sonra…

Göreve yeni getirilen bir başkan olarak genel seçimlere girdim.

CHP’li olup da…

CHP’ye oy vermeyin, diye kampanya açan kişilere karşın…

Bir önceki seçimlere göre de daha iyi bir sonuç aldık.

Bu “Brütüs”ler partiye ihanet etmeselerdi…

Genel seçimlerde yüzde 26 değil…

Yüzde 35 oy alırdık…

Kimler aday olacak belli!

-Sayın Kılıçdaroğlu!

Peki… Bu önümüzdeki belediye seçimlerinde ne yapacaksınız?

Biliyorsunuz…

Eski bazı CHP’li belediye başkanlarınız yüzünden partinize güven azaldı.

Partiniz çok yara aldı.

Bu güveni tekrar nasıl sağlayacaksınız?

-Ertuğrul Bey!

Biz şimdiden kimleri aday göstereceğimizi belirledik bile…

-Nasıl?

-Önceleri genel merkez kimlerin belediye başkan adayı olacağını belirlerdi.

Şimdi ise;

Bu adaylar anketle belli olacak.

Şöyle ki;

istanbul… Ankara… İzmir gibi büyük şehirler dahil…

Her yerde…

Birden fazla araştırma şirketine yaptırtacağımız anketlerle…

Kimin aday olacağını belirleyeceğiz.

Soracağız bölge halkına;

Kimi istiyorsunuz, diye…

2050′yi gören partiyiz

Mevcut olan CHP’li belediye başkanından memnunlarsa yine o olacak.

Yok!…

Başkasını istiyoruz, diyorlarsa.

O zaman;

İstenen kişiyi CHP’den belediye başkan adayı göstereceğiz.

Ertuğrul Bey!

Biz kendimize yeni CHP adını boşuna koymadık.

Yeni bir anlayışla yola çıktık.

Yeni CHP 2023-2050′ye kadar Türkiye perspektifim belirleyen CHP’dir.

• • •

Bakın!

Eğer bir siyasal parti ülkesinin geleceğine yönelik politikaları belirlemezse bu doğru olmaz.

Biz 2023-2050′yi gören bir siyasi partiyiz.

Biz sanayileşme stratejisini belirleyen bir partiyiz.

Tek isteğim;

Vatandaş Yeni CHP’ye güvensin…

Ve bize bir şans versin.

Sarıgül aday mı?

O zaman gerçek bir demokrasinin nasıl olduğunu…

Refah seviyelerinin nasıl yükseldiğini…

Vatandaş geleceğinin nasıl teminat altına alındığını görecektir.

-Sayın Kılıçdaroğlu!

Mustafa Sarıgül’ü önümüzdeki belediye seçimlerinde…

İstanbul’dan aday göstermeyi düşünüyor musunuz?

Siz de biliyorsunuz ki;

Sarıgül kurmuş olduğu kendi partisini Yeni CHP yara almasın, diye…

Anketlerde seçim barajını aştığı görülmesine karşın kapattı.

CHP için çalışmıştı

CHP’deki “Brütüs’Terin aksine…

Genel seçimlerde Yeni CHP için çalıştığı biliniyor.

Üstelik;

Şişli belediye seçimlerinde…

Tek başına…

Seçime katılan tüm partilere karşı…

Yüzde 70′e yakın oyla birinci olup, başkan seçildi.

-Sayın Akbay!

Mustafa Sarıgül’ün başarısı ortada…

Ancak;

Sayın Sarıgül’ün partimizle bir ilgisi yok…

Partimize üye olmayan birisiyle ilgili benim yorum yapmam doğru olmaz.

Halk isterse yaparım

-Peki… Sarıgül’ü partinize davet etmeyi düşünüyor musunuz?

-Biz herkesi davet ettik…

Mustafa Sarıgül de partimize müracaat eder…

Üyeliği parti meclisi tarafından da kabul görürse…

Kendisi de adaylık için;

“Ben de adayım”, derse İstanbul Belediye Başkan Adayı neden olmasın!

Tabii, yapılacak anketlerde de en çok istenen aday olması şartıyla.

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
71