CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu bugün İzmir, yarın Antalya’da…

Kılıçdaroğlu bugün İzmir’de Bornova Metrosu EVKA 3 – Ege Üniversitesi kampüsü istasyonlarının açılış töreninde kurdela kesecek, Üniversitede öğrenciler ile buluşacak, Sasalı doğal yaşam parkını gezecek, Tepecik’te Roman vatandaşlarla bir araya gelecek, İZSU’dan “Yüzülebilir Körfez” brifingi alacak, Urla’da Atütürk Kültür Merkezi’ni hizmete açacak, Balçova Termal’de CHP İl Başkanlığı’nın dayanışma yemeğine katılacak ve Antalya’ya hareket edecek.

Genel Başkan Kılıçdaroğlı yarın Antalya’da Düden Parkı Açılışı törenine katıldıktan sonra Antalya Büyükşehir Belediyesi ile CHP İl Başkanlığını ziyaret edecek, Muratpaşa Belediyesi’nin Bina, Park, Muhtarevi’nden oluşan Dutlu Bahçe Toplum Merkezi ile Konyaaltı Belediyesi’nin Nashira Parkı’nın açılışlarını yapacak ve Ankara’ya hareket edecek.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun 30-31 Mart İzmir – Antalya programı şöyle;

30 Mart Cuma

09.30 ;THY ile Ankara’dan İzmir’e hareket

10.30 ;Havalimanında karşılama

11.0 ;Bornova Metrosu EVKA 3 _ Ege Üniversitesi kampusü istasyonlarının açılış

töreni ve konuşma.

12.0 ;Açılış- Kurdela kesimi

12.20 ;Ege Üniversitesi öğrencileriyle buluşma, sohbet, sorulara yanıt.

13.0 ;Sasalı Doğal yaşam Parkını ziyaret, gezme.

14.30 ;Sasalı Yaşam Parkı’ndan Tepecik’e hareket ve Roman vatandaşlarla buluşma.

15.50 ;Konak İskelesi’nden Bergama Vapuru ile hareket ve İZSU’nun

“Yüzülebilir Körfez” Brifingi…

16.30 ;Üçkuyular İskelesin’den Urla’ya hareket ve Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışı

19.0 ;Balçova Kaya Termal’de CHP İl Başkanlığı’nın yemeği…

21.20 ;Sunexpress ile İzmir’den Antalya’ya hareket…

31 Mart Cumartesi

11.0 ; Düden Parkı açılışı

12.15 ; Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret

13.45 ; CHP Antalya İl Başkanlığı’nı ziyaret

14.30 ; Muratpaşa Belediyesi’nin Bina, Park, Muhtarev’nden oluşan Dutlu Bahçe

Toplum Merkezi’nin açılış töreni

16.00   ; Konyaaltı Belediyesi Nashira Parkı açılış töreni

 

Balyoz’da Sahtelikler onanmaya devam ediyor, deliller çürüyor…

Yıldız Teknik Üniversitesi bilirkişi heyeti de, Balyoz Davası’nın tartışmalı 11, 16 ve 17 No’lu CD’leri için “2003’te yazılması imkansız” dedi.

Raporda, 3 CD’nin yazı karakterinin 2004 yılında geliştirilmeye başlandığını, 2007’de de piyasaya sürüldüğü belirtildi

Balyoz davasının temelini oluşturan ve içinde ‘ana eylem planları’nın bulunduğu öne sürülen 11, 16 ve 17 No’lu CD’ler üzerinde yeni bir bilirkişi incelemesi yapıldı. Davanın tutuklu sanıklarından emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz, Balyoz CD’lerinin imajları üzerinden Amerika’da 10 yıldır danışmanlık hizmeti veren Arsenal isimli bir şirkete inceleme yaptırmıştı. Söz konusu araştırmanın sonuçları mahkemeye sunulurken, CD’lerin imajları üzerinde Yıldız Teknik Üniversitesi’ne (YTÜ) bir inceleme daha yaptırıldı. İki bilirkişi incelemesinde de davanın temelini oluşturan CD’lerin sahte olabileceğine dikkat çekildi.

-‘2003’te yazılamaz’-

YTÜ Öğretim Üyeleri Prof. Dr. A. Coşkun Sönmez ve Dr. Ö. Özgür Bozkurt tarafından hazırlanan raporda, yüzeysel bir inceleme yapıldığında bilgiler arasında tutarsızlık bulunmadığı ancak daha detaylı bir inceleme yapıldığında bazı hususların tespit edildiğine dikkat çekildi. Raporda, 11 ve 17 numaralı CD’ler içinde bulunan toplam 66 dokümanın “Calibri” karakteri ile yazıldığı söylendi. Ancak, raporda bu yazı karakterinin 2004 yılında geliştirilmeye başlandığı, 2005 yılında deneme olarak kullanıldığı, 2007 yılında da piyasaya sürüldüğü belirtildi. Raporda 2003 yılında hazırlandığı iddia edilen belgelerin bu yazı tipini kullanarak 2003 tarihinde yazılmasının mümkün olmadığına dikkat çekildi.

-Bu sürüm 2007’de çıktı ‘Tarihler tutarsız’ -

Aynı şekilde 11 ve 17 numaralı CD’lerin eklerinde yer alan pek çok belgenin de “Calibri” yazı karakteriyle yazıldığının altı çizilen raporda, bu belgelerin de en erken 2005 yılından sonra oluşturulabileceği ifade edildi. CD’ler içinde bulunan 80 adet belgenin ise XML uzantılı olduğu belirtilen raporda, XML uzantısının 2007 yılında piyasaya sürüldüğünü belirterek, “XML içeriğinin bulunması bu dosyanın Office 2007 ya da daha yeni bir sürümü ile hazırlandığını göstermektedir. Bu standart 2006 yılına aittir ve Office 2007 ve daha sonraki sürümlerinde kullanılabilmektedir” ifadeleri yer aldı.

- 80 Dosya Şüpheli-

Raporun sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi: “Toplam 80 adet dosyanın CD’lerin hazırlanma tarihinden sonraki yıllarda kullanıma sunulan programlarla hazırlandığı veya CDlerin hazırlandığı tarihlerde bulunmayan olanakları içerdiği anlaşılmaktadır. 11 ve 17 No’lu CD’ler ancak 2007 yılı içinde ya da daha sonra, geçmiş tarihli olarak hazırlanmış olabilir, daha önceden hazırlanmış olmaları mümkün değildir. 11 ve 17 No’lu CD imajlarına ilişkin olarak bu CD’lerin içerisinde yer alan dosya tarih bilgileri değiştirilemez gerçek bilgi olarak kesin delil niteliğinde değerlendirilemez. Basitçe sistem saatini ileri-geri alarak herhangi bir dokümanın yaratılma, erişim ya da değiştirilme tarihleri kolaylıkla gerçekdışı olarak belirlenebilir. ‘Hash’ değeri sadece uygulandığı verinin değişip değişmediğini ortaya koyar, geçmişe yönelik, ne zaman değiştirildiği hakkında bilgi vermez. Üretildiği tarihten sonrasına yönelik kullanılabilir.”

-11 No’lu CD’deki soru işaretleri-

Balyoz Davası’yla ilgili en önemli delillerin başında, Mehmet Baransu’ya gönderildiği iddia edilen ve Baransu tarafından savcılığa iletilen bavul içindeki belgeler yer alıyor. 3 DVD ve 1 CD’den oluşan belgeler mahkeme sürecinde hem askeri yetkililer hem de sanık avukatlarının belirlediği uzmanlar tarafından incelendi. Suga, Oraj, Çarşaf ve Sakal bu planlarının bulunduğu 11 nolu CD, tartışma konusu oldu. 2003 yılında oluşturulduğu söylenen 11 Nolu CD’nin içinden çıkan bazı bilgiler kafa karıştırıyordu.

İşte dava sürecinde gündeme gelen soru işaretleri:

1- 2003 yılında hazırlandığı söylenen piyade ve idare personel listesinde yer alan isimlerin, 2007 yılında bu görevlere geldiği ortaya çıktı.

2-“ek.doc ve carerben_1.doc” belgelerinde “CC MAR NAPLES” unvanlı bir Nato Komutanlığı’ndan bahsediliyor. Oysa bu komutanlık 1 Temmuz 2004 tarihinde kuruldu.

3-Yassıada ve İmralı’da 6 hücumbota devriye görevi verildiği yazıyor. Oysa bu 6 hücumbottan TCG Karayel o tarihte arızalı olduğu için İstanbul Tersanesi’nde bakımda.

4- 2003 tarihinde hazırlanan arazi araçlarının listesinde yer alan 16 BEB 33 plakalı aracın, 2003 tarihinde aslında İzmir’e kayıtlı olduğu, 2006 yılında Bursa’ya tescil edildiği saptandı.

5-11 nolu CD’nin üzerinde “Or.K.na” ifadeleri yer alıyor. Bu yazının ise iddianamede Süha Tanyeri tarafından yazıldığı yer almıştı. Ancak sanık avukatları bu yazıyı Adli Belge İnceleme Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Jale Bafra’ya incetti. Bafra hazırladğı raporda bu yazının, Tanyeri’nin yazılarından, yazı makinası kanalıyla taklik olarak üretildiğini belirtti.

-Gölcük ve Eskişehir belgeleri-

Savunma bu CD’leri bu iddialar ile çürütmeye çalışırken bazı hukukçular ise bu verilerin aslında Balyoz Darbe Planı’nın sürekli güncellendiğinin kanıtı olduğunu iddia etti. Hatta ihbar sonucu Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yapılan aramada ele geçirilen CD de bu iddiaya kanıt olarak gösterildi. Ancak bu CD içindeki bilgiler de kısa sürede tartışılmaya başlandı. Örneğin CD’de yer alan 2002 tarihli bir belgede, Yüzbaşı Emre Tok’a Aksaz Üst Komutanı Tuğamiral Ahmet Aksoy’u izleme görevi veriliyor. Oysa bu zaman diliminde Yüzbaşı Aksoy’un Gölcük’te görevli olduğu ve tuğamiral ile arasında 700 kilometre var.

Gölcük’te bulunan CD’den kısa sürede sonra Eskişehir’de ele geçirilen bir flash bellek de Balyoz’un güncellendiğini gösteren bir delil olarak mahkemeye sunuldu. Ancak bu flash bellekte de bazı soru işaretleri ortaya çıktı. Çünkü flash belleğin içinde 19 Nisan 2007 tarihinde taranmış olarak görünen bir dosya bulunuyor. Bu dosyaya bakıldığında Cumhuriyet gazetesi kupürü olduğu anlaşılıyor ve kupürün üzerinde ise 12 Mayıs 2009 tarihi yazıyor. Bu da flash bellek üzerindeki soru işaretlerini artıran başka bir örnek.

-Amerika ne demişti?-

Balyoz CD’lerinin imajları avukatlar tarafından incelenmek üzere Amerika’da 10 yıldır hükümet, emniyet ve hukuk firmalarına danışmanlık yapan “Arsenal Consulting” isimli bir danışmanlık şirketine gönderilmişti. CD’ler üzerinde inceleme yapan uzman bilirkişi, CD’ler üzerinde sahtecilik yapıldığının belirlendiğini raporunda belirtmişti. Raporun sonuç bölümünde, 11 ve 17 numaralı CD’lerde bulunan en az 76 dokümanın tarih ve zamanlarında sahtecilik yapıldığı sonucuna varıldığı belirtilirken, şöyle denildi: “Arsenal aynı zamanda 11 ve 17 numaralı CD’lerin oluşturma tarih ve zamanlarında da sahtecilik sonucuna varmıştır. Son kayıtlarının yapılması akabinde 2003’te CD’ye kaydedilmiş gibi görünen dokümanların, Office 2007’den önce mevcut olmayan XML şemalarına ve Calibri yazı karakterlerine referanslar taşıması mümkün değildir. 11 ve 17 numaralı CD’lerin oluşturulma tarihleri en erken 2006 ortası olabilir.”

-Çetin Doğan 2 yıldır Silivri’de tutuklu-

Emekli Orgeneral ve eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan 2003 yılında Balyoz Darbe planını hazırladığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açıldı. Balyoz soruşturması kapsamında Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet savcıları tarafından bir aylık bir incelemeden sonra 22 Şubat 2010 günü 49 emekli ve muvazzaf askerle birlikte gözaltında alındı ve 26 Şubat 2010 tarihinde mahkeme kararıyla tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne konuldu. 1 Nisan 2010 tarihinde ise tutuksuz yargılama talebi İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi Oktay Kuban tarafından değerlendirilerek, serbest bırakılması gerekçeleriyle serbest bırakılarak tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Ancak, 23 Nisan 2010’da yeniden tutuklandı. Doğan o tarihten bu yana tutuklu olarak yargılanıyor.

 

Hacettepe Üniversitesi Senatosundan 4+4+4 Eğitim Düzenlemesi Raporu…

Hacettepe Üniversitesi Senatosu; 4+4+4 Eğitim Düzenlemesi Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı.

Hacettepe Üniversitesi Senatosu tarafından, ülkemiz koşulları göz önünde bulundurularak hazırlanan ve sadece bilimsel veriler ile gerçekler ile şekillenen rapor şöyle:

“Hacettepe Üniversitesi Senatosu, bilimsel bir komisyon tarafından hazırlanan ve Senatomuz tarafından kabul edilen bu bildiriyle, toplumumuzun tüm kesimlerini ilgilendiren, İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, kamuoyunda kısaca “4+4+4” olarak adlandırılan ve son günlerde yoğun tartışmalara neden olan, eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması konusunda toplumumuzu bilgilendirme ve bu

vesileyle görüşlerini paylaşma gereksinimi duymuştur.

Eğitim, hem bugün hem de gelecek için önemlidir. Uluslar, insan sermayesine yaptıkları yatırımlar yoluyla kendilerini yeniden inşa etmektedirler.   İyi eğitilmiş ve etiştirilmiş bir nüfus, hem bireylerin ve toplumların refahı hem de insan hakları, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi, yaşam beklentisi, toplumsal bütünleşme ve çevrenin korunması için gereklidir.

Eğitimin bireysel gelişme ve toplumsal refaha ilişkin bu tür etkileri ampirik araştırmalar ve bir çok uluslararası konferans ve zirvede tartışılarak güçlü biçimde onaylanmıştır.

Eğitimle ilgili uluslararası eğilimler:

- UNESCO tarafından yürütülen Uluslararası Eğitim Sınıflandırma Standartlarına göre, eğitim kademelerinin ilkokul – ortaokul ve lise biçiminde üçlü olarak veya ilköğretim ve lise biçiminde ikili olarak sınıflandırılması mümkündür. Çeşitli ülkelerde bu yapılandırmanın farklı uygulamaları vardır.

- Tüm eğitim sistemlerinde zorunlu eğitim süreleri genel olarak uzatılma eğilimindedir. Ancak bu süre uzatımı oldukça ağır seyretmektedir. Örneğin son 30 yılda sadece 8 AB ülkesi bu süreyi 1 veya 2 yıl uzatmıştır. Türkiye 1997 yılında zorunlu eğitim süresini 3 yıl uzatmıştır.

- AB ülkelerinde en yaygın zorunlu eğitim süresi 9-10 yıldır. Buna Almanya, Fransa, İtalya, Finlandiya, İsveç ve Norveç dahildir.

- AB ülkelerinde en yaygın zorunlu eğitime başlama yaşı 6’dır. Başlama yaşı bazı ülkelerde 5 yaş bazılarında 7 yaştır.

- Okula başlama yaşı daha erken yaşlara inme eğilimindedir. Örneğin, AB ülkelerinin çoğunluğunda zorunlu olmamasına karşın okul öncesi eğitim 3-4 yaştaki çocukların neredeyse tamamına yaygınlaşmıştır.

- Ortaöğretimde okul terklerinin önlenmesi gelişmiş ülkelerin en önemli mücadele alanıdır.

- Mesleki eğitim, ağırlıklı olarak ortaöğretim (lise) düzeyinde ele alınmaktadır. Ortaokul düzeyinde mesleki eğitim sınırlı sayıda ülkede vardır.

-Ortaöğretimdeki mesleki eğitimin payının ortalaması gelişmiş ülkelerde %40’lar civarındadır. Türkiye’de ise %45’dir. Ancak ülkelere göre çok farklı oranlar vardır. Örneğin; Avusturya, Belçika ve Çek Cumhuriyeti gibi %70’in üzerinde olan ülkeler yanında,  İtalya, Japonya, Güney Kore gibi  %25’den düşük olan ülkeler de vardır: Dolayısıyla her ülkenin kendi eğitim ve ekonomik yapısına uygun bir dağılım söz konusudur. Bu konuda kesin bir orandan bahsedilemez.

Yasa teklifi neleri öngörmektedir?

- İlköğretime başlama yaşının 5 yaşına çekilmesi,

- İlköğretim kademesinin, ilkokul (4 yıl) ve ortaokul (4 yıl) olarak iki ayrı kademeye ayrılması ve ayrı binalarda eğitim yapılması,

- Zorunlu eğitim süresinin 12 yıla çıkarılması,

- İlköğretimin ikinci kademesinde (ortaokullarda) mesleki programların açılması.

Yasa teklifine ilişkin Üniversitemiz Senatosunun görüşleri:

- Yasa teklifinde okul öncesi eğitime hiç yer verilmemiş olması, okul öncesi eğitimle ilgili olarak son yıllardaki atılımların ihmal edilebileceğini akla getirmektedir. Dolayısıyla okul öncesi eğitime güçlü bir vurgu yapılması, halihazırda yürütülmekte olan Okul Öncesi Eğitimi Güçlendirme Projesi çalışmalarının da göz önünde bulundurulması, hükümet politikaları ve Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planında 3-4 yaş için öngörülen %70’lik hedefe ulaşılması çerçevesinde,  ana sınıfının (60-72 ay) ücretsiz ve zorunlu hale getirilmesi gündeme alınmalıdır.

- Zorunlu eğitimin 6 yaşında başlatılmasının, çocukların zihinsel, sosyal, duygusal, bedensel ve dil gelişim özellikleri yönünden daha uygun olacağı düşünülmektedir.

- 8 yıllık ilköğretim kademesinin, “4+4” (ilkokul  ve ortaokul) olarak yeniden yapılandırılması UNESCO eğitim sınıflandırmasına göre mümkündür. Ancak, ilköğretimin tek kademe yerine iki ayrı kademe biçiminde yeniden düzenlenmesinin gerekçesi anlaşılamamıştır. Türkiye, sekiz yılık zorunlu eğitimle birlikte son 15 yıllık dönemde önemli kazanımlar elde etmiştir. Örneğin; okullaşma oranı %85’den %98’e, kızların okullaşma oranı ise daha yüksek bir artışla %79’dan %98’e çıkmış ve kızların okula erişimi erkeklerle eşit düzeye gelmiştir. Bu gelişmelere karşın, eğitimin niteliği, kalabalık sınıflar, ikili eğitim, okula düzenli devam edemeyen çocuklarla ilgili sorunlar önemini korumaktadır.

- 12 yıllık zorunlu eğitim süresi geçici madde ile düzenlenmiştir. Oysa zorunlu eğitim süresi ana madde içinde düzenlenmelidir. Ancak uygulama ileri tarihte başlayacaksa, o zaman geçici madde ile bu tarih belirtilmelidir.

- Eğitim faaliyetleri öğrencilerin ilgi, yetenek, tutum ve gelişim özelliklerine göre yapılandırılmalıdır. Bu bağlamda, yasa teklifinde öngörülen ilk 4 yıllık zorunlu eğitim sonrasında, diğer bir ifadeyle 9-10 yaşındaki çocukların mesleğe yönlendirilmesi uygun değildir.

- Eğitimle ilgili kapsamlı değişiklik çalışmalarında bilimsel çevrelerin ve kamuoyunun yeterince  görüşü alınmalıdır.

Yeni düzenlemenin eğitim sistemi üzerindeki muhtemel etkileri neler olabilir?

- Her şeyden önce, ilköğretimin ilkokul ve ortaokul olarak ikiye ayrılması ve bağımsız okullar olarak yapılandırılması, halihazırda yetersiz olan fiziki kapasitelerin (kalabalık sınıflar, ikili eğitim) daha da zorlanması anlamına gelecek ve yeni okul yapıları ihtiyacı ortaya çıkacaktır.

- Mevcut ilköğretim programının yeniden geliştirilmesi gündeme gelecektir. Oysa ülkemiz, ilköğretim programlarını 2006 yılında bütünüyle yenilemiş ve henüz bu 3 programları tam olarak uygulayamamış ve sonuçlarını yeterince izlememiş ve değerlendirmemiştir.

- Sınıf öğretmeni istihdamında 40-50 bin kişilik bir daralma ortaya çıkacak ve bu alanla ilgili bir istihdam sorunu yaşanacaktır. Öte yandan, 40-50 bin civarında branş öğretmeni (fen bilgisi, ilköğretim matematik, Türkçe) ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bu durum halen atama bekleyen öğretmen adaylarını daha da ümitsizliğe sürükleyecektir.

- Eğitim fakültelerinin öğretim programlarının ve kontenjanlarının yeniden gözden geçirilmesi ortaya çıkacaktır.

- İlkokuldan ortaokula geçişte program tercihlerinin öngörülmesi yeni bir merkezi sınavın ortaya çıkmasına ve çocuklarımızın daha erken yaşlarda dershanelere gitmesine yol açacaktır. Bu durum da, zaten merkezi sınav odaklı eğitim sistemimizin daha da sınav odaklı olmasını beraberinde getirecektir.  Böylece, sınavların, çocuklarımızın ruh sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkiler giderek artacaktır.

Sonuç:

Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye, 6,5 yıllık ortalama eğitim süresi ile 187 ülke içinde 123., uluslararası PISA sonuçlarına göre 34 OECD ülkesi içinde 32. sıradadır ve öğrenci başarıları yönünden okullar arasında büyük farklıklar bulunmaktadır.

Herhangi bir eğitim sistemini düzenleme girişiminin;

1) daha çok insana eğitim fırsatı sunması,

2) eğitimin niteliğini geliştirmesi, 3) eğitimdeki eşitsizlikleri azaltması veya

4) eğitimin daha ekonomik sunulması olarak 4 temel kriter açısından değerlendirilmesi gerekir ki bu yeni düzenleme bu konularda bir iyileşme sağlayacak nitelikte görünmemektedir.

Hacettepe Üniversitesi Senatosu olarak, ulusumuzun geleceğini önemli ölçüde etkileyecek olan bu düzenlemeye ilişkin görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak değerlendiriyoruz.

Saygılarımızla.

Hacettepe Üniversitesi Senatosu”

 

Kırklareli Milletvekili Kesimoğlu, TRT’deki gayrı-ciddi programı Meclis gündemine taşıdı.

Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi.

Kırklareli Milletvekili Kesimoğlu, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Vatandaşın vergileriyle yayınını sürdüren devletin televizyon kanalı TRT Haber’de 25 Mart 2012 günü yayınlanan Büyük Takip isimli programda istihbarat örgütleri ve istihbarat teknikleri konusu ele alınmış ve istihbarat tekniği olarak “cinler” anlatılmıştır. Programda, İlahiyatçı yazarların da görüşlerine yer verilerek “CIA ve Mossad’ın cinlerle ilgili çalışmaları olduğu, ancak Rusların KGB’sinin bu yolla istihbarat elde etme konusunda en tecrübeli örgüt olduğu, KGB’nin denizaltılarla cinler aracılığıyla istihbarat sağladığının bilindiği” gibi tespitlere yer verilmiştir. Bu çerçevede;

1. Bir komedi-mizah programında değil, Türkiye’de üstelik devletin televizyon haber kanalında, istihbarat örgütlerinin kullandığı teknikler arasında “cinler” konusu ciddi şekilde anlatılıyor, hurafelere yer veriliyorsa; devletin istihbarat birimleri de cinlerden yararlanmakta mıdır?

2. Emniyet İstihbaratı ve MİT Müsteşarlığı’nın başvurduğu istihbarat teknikleri, haber kaynakları ve kullandığı elemanları arasında “cinler” de yer almakta mıdır? Yer almakta ise, hangi kadro ve sıfatla görev yapmaktadırlar, hizmetleri karşılığında nasıl bir ücretlendirme yapılmaktadır? Şimdiye dek hangi olayların aydınlatılmasında katkıları olmuştur?

3. İkinci soruyu ciddi bulmuyorsanız, TRT Haber’de yayınlanan söz konusu program hakkında gerekli işlemlerin başlatılması için talimat verdiniz mi ya da vermeyi düşünüyor musunuz?”

 

Yoğun tüketim sonucu Biber gazında yerli üretime geçildi.

Polis, protesto gösterilerine müdahale ederken artık yerli biber gazı kullanacak. 13 yıldır ithal edilen biber gazında yerli sanayi dönemi başlıyor.

Eylemci öğrencilerin, memurların, işçilerin hatta zaman zaman milletvekillerinin de etkisini yakından bildikleri biber gaz artık ithal edilmeyecek.

İthalat yapılmayacak çünkü artık Türk malı biber gazı kullanılacak. Toplumsal olaylarda kullanılmak üzere yılda ortalama 70 bin biber gazı bombası ve spreyi ithal eden Emniyet Genel Müdürlüğü, Makine Kimya Endüstrisi’yle anlaştı.

Göz yaşartan yerli biber gazının formülü için ise TÜBİTAK devreye girdi. Türk malı biber gazı MKE ve TÜBİTAK’ın işbirliğinde üretilmeye başlandı. Emniyet Genel Müdürlüğü ilk etapta 50 bin gaz tüfeği fişeği ve gaz bombası siparişini verdi.

13 yıldan bu yana ABD ve Brezilya’dan ithal edilen biber gazını kullanan emniyete yerli malı biber gazları önümüzdeki günlerde teslim edilecek.

 

Muğla Milletvekili Demir, Sağlık Bakanı Akdağ’a görev dışı çalıştırılma neticesinde hemşirelerin yaşadığı mağduriyeti sordu.

Muğla Milletvekili Nurettin Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi.

Muğla Milletvekili Demir önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Hemşirelik hizmetlerini sunan kişilerin görevleri dışında çalıştırılmaları ve kurumların diğer ihtiyaçları doğrultusunda istihdam edilmeleri, sayıca yetersiz olan hemşirelerin hemşirelik bakım hizmetleri dışındaki “doğumhane, istatistik, eczane, arşiv, üst arama memuru, sekreter, mutemetlik, vezne memuru, laboratuvarlarda tetkik çalışmasında, radyoloji laboratuvarlarında, santral memuru ve benzeri” gibi işlerde kullanılmaktadır. Ayrıca; Sağlık Bakanlığı Sağlık Müdürlüğü, Sağlık Grup Başkanlıklarında masa başlarında çalışmaktadırlar. Bu durum hizmet kaybının büyümesine, bakım hizmetlerinin vasıfsız kişilerce verilmesine ve hemşireler arasında mağduriyete yol açmaktadır.

Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 45. maddesinde “Hiç bir memur sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz.” hükmü yer almaktadır.

Bu bağlamda,

1-      Hemşirelerin ebe vb. unvanlarda ve mesleği dışındaki alanlarda çalıştırılması kanuna uygun mudur?

2-      663 sayılı KHK ile ithal hemşirelerin Türkiye’de çalışmasının yolu açılırken, bu şekilde görevinin dışında çalıştırılan ve sayıları yaklaşık 25 bini bulan hemşireleri kendi alanlarında çalıştırmayı Bakanlık olarak düşünüyor musunuz?

3-      Avrupa Birliği Katılım Müzakereleri Tarama Sürecinde “Ebe/hemşire değildir, hemşire/ebe değildir” denilmiştir. “Bu uygulamadan vazgeçilmesi” ülkemize yaptırım olarak verilerek, 2007 yılında Hemşirelik Kanunu çıkartılmıştır. Buna rağmen neden hemşirelerin ve ebelerin birbirinin alanlarında çalışmasına müsaade edilmektedir?

4-      Hemşirelerin sayı ve niteliğini belirlemede hangi görev ve yetkiler için hangi nitelikte hemşireye ihtiyaç olduğu belirlenmiş midir?

5-      Ülkemizde yüksek lisans yapan hemşirelerin özlük hakları düzenlenip unvanları verilerek 190 sayılı KHK’da bu konudaki düzenlemeler yapılacak mıdır? Hemşirelerin maddi kayıpları giderilecek midir?

6-      657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 45. maddesi gereği birbirinin alanında çalışan personelleri kendi mesleklerine ve unvanlarına döndürmeyi düşünüyor musunuz?

7-      Sağlık meslekleri ile işbirliği yaparak sağlık ile ilgili her düzeydeki planlama ve politikaların oluşturulmasında sivil toplum kuruluşları (Meslek Dernekleri vb.) ile ortak çalışıyor musunuz? Çalışıyorsanız hangi STK’lar ile çalışıyorsunuz? Çalışmıyorsanız çalışmayı düşünüyor musunuz?”

 

Tekirdağ Milletvekili Köprülü, 245 Milyon TL’lik kamu israfını ortaya çıkardı

2009 yılında tam 245 milyon TL harcanarak yapılan Muratlı-Tekirdağ  demiryolu seferlerinin   vatandaşlara duyurulduğu gibi tekerlek değişimi nedeniyle değil, yeterli yolcusu olmadığı gerekçesiyle süresiz iptal edildiği Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün TBMM’ye verdiği soru önergesi sonucu ortaya çıktı.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım tarafından yanıtlanan soru önergesine verilen cevap, nasıl kamu israfı yapıldığını gözler önüne serdi. Referandum öncesi Başbakan Erdoğan tarafından büyük bir törenle açılan Muratlı-Tekirdağ demiryolu seferi,  o dönemde sırf seçim yatırımı olarak görülmüş, kamuoyu yoklaması yapılmadan böyle bir ihtiyaç olup olmadığı araştırılmadan milyonlarca liraya mal edilmişti.

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün gündeme taşıdığı sefer iptali hakkındaki önergeye verilen cevapta Bakanlığın acı itirafı da ortaya çıkmış oldu. Buna göre yeterli yolcu potansiyeli olmadığı için tren seferlerinin iptal edildiği, mevcut güzergahın karayolu ulaşımının da iyi durumda olduğu belirtilmiştir.

Cevap ile ortaya çıkmıştır ki, tekerlek değişimi değil, yolcu seferleri süresiz iptal edilmiştir.

 

Kırklareli Milletvekili Dibek, yurt müdürlerinin görevde yükselme sınavından muaf tutulmasını sordu.

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç tarafından cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi.

27 Mart’ta Resmi Gazetede çıkan yönetmelik değişikliği ile Yurt-Kur müdürleri dahil 4 makam için görevde yükselme sınavı açılmadan atama yapılacak. Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek konu ile ilgili önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“27 Mart 2012 Tarih ve 28246 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişikin Yönetmelik ile  “Sosyal Güvenlik Kurumunda sosyal güvenlik merkezi müdürü kadroları, Spor Genel Müdürlüğünde gençlik merkezi müdürü kadroları, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünde yurt müdürü kadroları ve  Başmüdür, işletme, müessese, fabrika, kombina ve meydan müdürlüklerine, taşra teşkilatı bölge ve il müdürü ile doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşlarının, ilçe müdürü kadroları” da görevde yükselme sınavından muaf tutulan hiyerarşik kadrolara eklenmiştir.

Kredi ve Yurtlar Kurumunun 2012 yılında 100 yurt açacağı haberleri basına yansımıştır.

Buna göre,

1-      Devletin birçok makamındaki müdürlük kadrolarına sınav ile yerleştirme yapılırken, son düzenleme ile neden yurt müdürleri sınavdan muaf tutulmuştur?

2-      Bu yıl 100 yurt açılacağını beyan ettiğinize göre bu 100 müdürlük kadrosuna hangi kriterlere göre atama yapacaksınız?

3-      Görevde yükselme sınavından muaf atama yapma istediğinizin nedeni daha rahat kadrolaşma yapmak mıdır?”

 

İzmir Milletvekili Çam: “12 Eylül ruhu kol geziyor. Komisyonda AKP, sokakta polis terörü”

İzmir Milletvekili Musa Çam, KESK eylemlerine yapılan müdahaleler ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkı, Seyahat Özgürlüğü ve Demokratik Hakların Kullanılmasının Hükümet Tarafından Engellenilmesine tepki göstererek, “12 Eylül ruhu kol geziyor. Komisyonda AKP, sokakta polis terörü” diye konuştu.

İzmir Milletvekili Çam açıklamasında şu ifadele yer verdi: “Yıllardır söylüyoruz; AKP hükümeti, alt yapıda sınırsız bir piyasacılıkla üst yapıda ise otoriter ve baskıcı karakterle inşa etmeye çalıştığı “yeni rejimi”, yukarıdan aşağıya biçimlendiriyor.

Ve bu doğrultuda Hükümetin faşizan yöntemleri bir devlet biçimi olarak da yerleştirmeye çalıştığına ilişkin günümüzde yaşanan örnek görüntüler, medyanın dahi “kurtaramayacağı” boyutta sergileniyor. Yani AKP’nin otoriter ve baskıcı hükmetme anlayışı artık medya marifetlerini de kullanarak gizleyemeyeceği ölçülere gelmiş durumda.

İdeolojik görüşü ve yaşama biçimini topluma dayatma niyeti baskı ve şiddete dönüşerek açığa çıkan AKP hükümeti, iktidar olmanın zafer sarhoşluğuyla dur durak bilmiyor, hak, hukuk, adalet tanımıyor.

Herhangi bir toplumsal sorun konusunda toplumun değişik kesimleri görüşlerini kamuoyuna duyurmak için anayasal bir hak olarak da gösteri veya yürüyüş düzenleme hakkına sahiptir. Bu temel bir haktır. Ve bu hak Anayasa’da ve yasalarda yer aldığı için de engellenemezdir. Engellenmesi ise, kim yaparsa yapsın yasal ve anayasal bir suçtur. Hükümet partisi AKP, iktidar olanaklarını kullanıp, devlet kurumlarını devreye sokarak bu suçu alenen işlemektedir.

AKP Hükümetinin çıkarmak istediği, gerek çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren ve toplumda “4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi” olarak bilinen “İlköğretim ve Eğitim Kanunu” ve gerekse “4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikalarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”yla sendikal alana yönelik önemli değişiklikler içeren düzenlemelerden doğrudan etkilenecek olan geniş kesimlerin, demokratik tepkilerini göstermek istemesinden daha doğal bir yol yoktur.

Bu konuda Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK’in, “Eğitim sistemini gerici, ırkçı ve piyasacı biçimde yeniden yapılandırmayı hedefleyen 4+4+4 kademeli eğitim yasa taslağı ve kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşme talebini yok sayan 4688 sayılı sahte sendika yasası taslağının geri çekilerek halkın ve kamu emekçilerinin taleplerine uygun yasa düzenlemelerinin yapılması” talepleriyle Ankara’da yapmayı düşündüğü eylem önceki günden beri engellenmiştir.

İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı genelgeyle kamu emekçilerinin harekete geçtiği iller polis ablukasında kaldı. Adana’da 85 KESK’li daha yola çıkmadan gözaltına alındı. İzmir, Aydın, Balıkesir, Manisa, Kocaeli, Bursa, Malatya, Batman, Urfa, Konya, Hatay, Zonguldak, Tokat ve diğer illerinden KESK’lilerin çıkışları engellendi, araçlara keyfi olarak el konuldu, Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelenlerin seyahat etme özgürlükleri, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakları ayaklar altına alındı. İzmir ve Ankara’da polis fütursuzca şiddet kullandı.

Yaşanılan bu olaylar bir kez daha göstermiştir ki, siyasi iktidar kolluk kuvvetleri aracılığıyla, muhalefeti işlevsizleştirmek için hukuk dışılığı bir araç olarak kullanmaktan çekinmeyip, ihtiyaç duydukları yer ve zamanda bütün kontr-politika yöntemlerini hayata geçirmektedir.

Şunu çok iyi biliyoruz ki; işsizlik ve güvencesizliğin yaygınlaştırıldığı, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin sermayeye devredildiği, yer altı ve yer üstü kaynaklarının talan edildiği neoliberal sömürü dalgasının sürdürülmesi ancak daha otoriter-baskıcı bir yönetimle mümkün olacaktır.

Bu nedenledir ki AKP, biçimlendirmeye çalıştığı devlet olanaklarını da kullanarak toplumsal muhalefeti sindirmeye ve gelişme potansiyelini bastırmaya çalışmaktadır.

Fakat 12 Eylül ruhunu sokaklarda bir kez daha yaşatan AKP Hükümetinin “Mussolini İtalyası” özlemleri, halkımızın eşit, özgür, bağımsız, demokratik Türkiye özlemi karşısında eriyip gidecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, toplumumuzun ve çocuklarımızın geleceğini savunan kamu emekçilerinin haklı mücadelesinin sonuna kadar yanında olduğumu bir kez daha yineliyor, AKP’nin faşizan uygulamalarını şiddetle kınıyorum.”

 

Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu’ndan taksi duraklarına ziyaret

Genel Başkan Yardımcısı Ayten Kayalıoğlu, Mamak’ta Şehitlik, Abidinpaşa, Tuzluçayır, Eren, Mozaik ve Abidinpaşa Sancak Taksi Duraklarını ziyaret ederek, Taksici esnafının sorunlarını dinledi.

Ziyarette, Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu’na CHP Mamak İlçe Başkanı Selahattin Emre, CHP Adalar İlçe Başkanı Mehmet Dündar Tıraş ve CHP Mamak İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri eşlik etti.

Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu, CHP’nin daima şoför ve taksicinin yanında olduğunu, onların özlük hakları ve güvenlikleri ile ilgili çalışmalar yaptığını belirterek, konunun daima kamuoyunda sıcak tutulmasına yönelik çalışmalar yapacaklarını söyledi. Kayalıoğlu ayrıca, kar kış, gece gündüz demeden halkımıza hizmet için çalışan taksicilerimizin can ve sosyal güvenliğini sağlamanın devletimizin öncelikli olarak ele alması gereken konuların başında geldiğini söyledi.

Ziyaret edilen Taksi duraklarında çalışanların sorunlarını dinleyen Kayalıoğlu, CHP olarak şoför esnafının sorunlarının çözümü için gerekli çalışmalarını yaptıklarını ve bunların uygulanması için gerek yerel gerekse mecliste tüm çalışmaları yaptıklarını ve yapacaklarını söyledi.

Kayalıoğlu, ayrıca taksici esnafına 4+4+4 Teklifi ile ilgili bilgi aktararak görüşlerini sordu. Taksiciler gelecek açısından kaygı verici olduğunu belirterek destelemediklerini söylediler.

Taksici esnafı Kayalıoğlu’na sorunlarını şöyle sıraladılar:

  • Araçlarını yenilemeleri esnasında ÖTV alınmaması,
  • Kolay kredi çekebilmeleri için taksicilerin esnaf statüsüne alınmaları,
  • Taksi şoförlerine yönelik sosyal güvenlik çalışmalarının yapılması
  • Korsan taksiye yönelik caydırıcı önlemlerin ve cezaların arttırılması,
  • Taksi durağı kira ücretlerinin yüksekliğine dair çalışmaların yapılması,
  • Can güvenlikleri ile ilgili gerekli önlem ve çalışmaların yapılması.

-Anayurt Muhtarına Taziye Ziyareti-

Genel Başkan Yardımcısı Kayalıoğlu; Taksici durağı ziyaretlerini takiben Mamak Anayurt Mahallesi muhtarı Halit Demir’e annesinin kaybından ötürü taziye ziyaretinde bulundu.

Kayalıoğlu, merhumeye Allah’tan rahmet dilerken yakınlarına başsağlığı dileğini iletti.

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
61