CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Genel Başkan Yardımcısı Matkap CNNTÜRK’ ün canlı yayınında, “Bu kurultaylar hem iç işleyişimize dönük barikatların aşıldığı bir kurultay olacak, hem de bir bütünleşme kurultayı olacak. Ayrışma lüksümüz yok.” dedi.

“Bütün umutların CHP’ye bağlandığı,  bütün yüzlerin CHP’ye döndüğü bu dönemde, hangi CHP’li delege Kurultay’a katılmama sorumluluğunu alabilir. Kurultayını toplamayan bir CHP’ye seçmen oy mu verir? Böyle bir sorumluluğu CHP’liler alır mı? Partisini hançerler mi?”

-“İktidarın görünen Başbakanı, bakanları var. Bir de sanki görünmez Başbakan ve bakanlar  var. Acaba Türkiye’yi kim yönetiyor? Görünmeyen bir Başbakanımız mı var? Bir yerlerden talimat mı alınıyor? Şimdiki kimi bakanlarımız şekli mi duruyor? “

CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap CNNTÜRK’ ün canlı yayınında Büşra Arslantaş’ın  sorularını şöyle yanıtladı;

Büşra ARSLANTAŞ- Genel Merkez her fırsatta demokrasi şöleni olacak dese de Cumhuriyet Halk Partisinin 26 ve 27 Şubat’ta yapacağı tüzük kurultaylarına ilişkin tartışmalar ve iddiaların ardı arkası kesilmiyor. İşte hem gündemdeki konular, hem de CHP içindeki tartışmalara ilişkin konuğumuz Genel Başkan Yardımcısı Cumhuriyet Halk Partisinin Nihad Matkap’la gündemi değerlendireceğiz. Efendim hoş geldiniz öncelikle. Bize öncelik tanıdığınız için teşekkür ederiz.

Nihad MATKAP- Ben teşekkür ederim, sağ olun.

Büşra ARSLANTAŞ- Hemen Cumhuriyet Halk Partisi içindeki tartışmalarla başlayalım. Eski Genel Sekreter Önder Sav’a yakın delegelerin ilk kurultaya katılmama iradesi gösterdiği, Sayın Sav’ında bu iradeye saygı göstereceği belirtiliyor. Korkuyor musunuz, kaygılı mısınız Sav ve ekibinden? Ya da ilk kurultayda çoğunluk sağlanamaması ihtimalinden?

Nihad MATKAP- Bunlar söylenti halinde benimde kulağıma geldi. Bu tür konuşmaların yapıldığını duydum. Ama pek ihtimal vermiyorum. Çünkü kurultay delegelerimizin hem sorumlulukları, hem görevleri var. Ki yaşamsal düzeyde önemli bir kurultay topluyoruz. Bir nevi anayasamız sayılan tüzüğümüzün değiştirilmesi konusunda görüşmeler yapacağız. Eğer kurultay delegelerimiz böyle bir günde görev yapmayacaksa ne zaman görev yapacak? Ben buna hiç ihtimal veremiyorum. Çünkü bu işin bir tarafı. Görevini yapmayan kurultay delegesi pozisyonuna girerler. Onun dışında böyle bir gayretin Cumhuriyet Halk Partisine katacağı bir şey yok ki. Kurultayını toplamayan bir Cumhuriyet Halk Partisinin halkın karşısındaki itibari ne olur? O kurultay delegesi bu sorumluluğu üstlenebilir mi? Veyahutta bunu yönlendirmek isteyen arkadaşlarımız eğer varsa, ben ihtimal vermiyorum. Bunun sorumluluğunu üstlenebilir mi? Cumhuriyet Halk Partisine bütün umutların bağlandığı bir dönemde, bütün yüzlerin Cumhuriyet Halk Partisine döndüğü bir dönemde kim bu sorumluluğu alabilir?

Büşra ARSLANTAŞ- Peki diyelim ki, ilk kurultayda 26 Şubat kurultayında çoğunluk sağlanamazsa ya da 27 Şubat kurultayında muhalifler olarak adlandırılan kesimin 9 madde geçerse o zaman ne olacak? Mesela Genel Başkan istifa resti çekecek mi? Seçimli kurultay öne çekilecek mi tarihi?

Nihad MATKAP- Büşra hanım, toplanmama ihtimali yok. Ben bu ihtimal üzerinde hiçbir değerlendirme yapmak istemiyorum.

Büşra ARSLANTAŞ- Peki ikinci gün 9 madde geçerse?

Nihad MATKAP- Cumhuriyet Halk Partisinin kurultay delegeleri Cumhuriyet Halk Partisini yöneten insanlardır. Kesinlikle buna ihtimal vermiyorum. O nedenle bunun üzerinde değerlendirme yapmayı doğru bulmuyorum.

26’sıda önemli, 27’side önemli. Hep birlikte orada olacağız. Tartışacağız, eksiğimizi, fazlamızı kendi aramızda görüşeceğiz. Hatta 27’sinde de biz kurultayımızı aynı salonda yapmak istemiştik ama başka bir angajman dolayısıyla salonu alamadık.

Büşra ARSLANTAŞ- Peki o zaman şöyle soruyum. 27 Şubat’ta da bir kurultay yapılacak. İlk toplanmayacağına ihtimal vermiyorsunuz. 27 Şubat’ta da bir kurultay yapılacak. O gün sizin bazı uzlaşılamayan maddeler olduğunu biliyoruz. O maddelerde geçerse ne olacak? O zaman Genel Başkan nasıl bir hamle yapacak?

Nihad MATKAP- Şimdi şöyle söyleyeyim. 362 kurultay delegesi arkadaşımızın 9 önerisi var. Bizim yaptığımız hazırlık çalışmalarında şuana kadar o 9 önerinin 6’sında bir mutabakat gördük. Geri kalan 3 madde de mutabakat olmayacak. Orada oylama yapılacak, kurultay ne takdir ederse o olur.

Büşra ARSLANTAŞ- Yani Genel Merkez o 3 maddede geçerse bunu kabullenecek mi yoksa seçimli kurultayı öne çeker mi?

Nihad MATKAP- Kabullenmek durumunda. Kurultay iradesine kimse karşı koyamaz ki. O zaman demokrasiden söz edemeyiz ki.

Büşra ARSLANTAŞ- Peki sizce bu tepki gösteren isimler Kılıçdaroğlu’nu devirmek, yerine yeni bir Genel Başkan mı getirmek istiyor? Yani amaçları ne sizce?

Nihad MATKAP- Şimdi siyaset çok dinamik bir alan. Eğer Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanına dönük tartışma varsa, parti yönetimine dönük tartışma varsa 3 – 4 ay sonra zaten olağan kurultayımızı yapacağız. Seçimli kurultayımızı yapacağız. Bu tür tartışmaları oraya bırakmak gerekiyor. O nedenle şimdiki bu değişiklik önerileri talebi gerçekten parti işleyişinin önündeki engellerin, barikatların aşılması içindir. Yani burada bir iyi niyet var.

Büşra ARSLANTAŞ- Sizce muhaliflerin bir adayı var mıdır seçimli kurultay için?

Nihad MATKAP- Seçimli kurultay için o günkü koşullar çıkarabilir. Cumhuriyet Halk Partisi dinamik bir parti.

Büşra ARSLANTAŞ- Yani sizi rahatsız eder mi bir aday çıkması?

Nihad MATKAP- Hayır. Ondan daha doğal bir şey yok. O zaman niye seçim maddesini eklemişiz ki tüzüğümüze? O zaman bir madde koyarız filan Genel Başkan 40 yıl Genel Başkandır deriz. Olur mu böyle? Tabi 3 aday çıkar, 5 aday çıkar, daha iyisi aranır. Kurultayın toplanma nedeni bu zaten.

Büşra ARSLANTAŞ- Tabi birde bu gelişmelerin Baykal cephesi var. Eski lider, eski Genel Başkan Deniz Baykal hala kurultaya katılıp katılmamayı değerlendiriyor. Aslında siz geçtiğimiz hafta Sayın Atila Emek’le birlikte bir ziyaret gerçekleştirmiştiniz. O açıklamalar bu görüşmeden sonra hava biraz daha olumlu gibiydi. Ama daha sonra Sayın Baykal yakın çevresine benim birkaç önerim oldu 54 ve 84. madde, o önerilerimi dikkate almadıklarını düşünüyorum. Bu yüzden de gitmemi gerektirecek bir durum kalmadı açıklamasında bulunuyor yakın çevresine. Nedir sizce o durumu değiştiren? Değişmeyecek mi 54 ve 84. madde?

Nihad MATKAP- Önceki Genel Başkanımızın kimi kaygıları vardı. Kendisiyle değerlendirme yaptığımızda aslında kaygıları daha fazlaydı. Yaklaşık bir aydır bu değiştirilmesi istenen maddeler üzerinde bir çalışmamız var. Başlangıç günümüzle bugün arasında ciddi bir olgunlaşma oldu taslak üzerinde.

Büşra ARSLANTAŞ- Neydi kaygıları Sayın Baykal’ın?

Nihad MATKAP- Son kalan, o yaptığımız görüşmede iki madde üzerinde kaygıları olduğunu söyledi. Birinci kaygısı, eğer benzer bir durum yaşanırsa ileride, yani hem kurultay delegeleri tam sayısının %20’sinin bir kurultay arayışı olursa, hem Genel Başkanında benzer bir arayışı olursa veya bir başka %20’lik grubun bir arayışı olursa bu gündemleri birleştirme anlayışını biz devreye sokmak istedik. İki ayrı kurultay yapacağına Genel Başkan o dönemde bu gündemleri birleştirir, tek bir kurultayda bitebilir ve bugün sokaktaki CHP’ye dönük eleştirileri bitirmiş oluruz. Bununla ilgili acaba böyle bir madde konulması halinde o %20’lik iradeye yanlış yapılır mı? O %20’lik idarenin talebi sulandırılır mı diye önceki Genel Başkanımızın böyle bir kaygısı vardı. Şimdi yapılan düzenlemede aynı salonu paylaşmak mümkün oluyor. Yoksa gündemlere dokunulmuyor. Dolayısıyla bu yapılan düzenleme önceki Genle Başkanımız Sayın Baykal’ın talebi doğrultusunda şekillenmiş oldu. Gündemlere dokunulmayacak, o gündemin özel durumu aynen korunacak. Fakat belki o gündemler aynı salonda, aynı gün veyahutta iki gün içerisinde paylaşılacak. Dolayısıyla bu talebi karşılandı.

Önceki Genel Başkanımızın diğer bir kaygısı şuydu; 84. maddede program ve tüzüğümüz üzerinde yapılması düşünülen değişikliklerde kurultay üye tam sayısının salt çoğunluğu oyu aranır diye bir hüküm var. Acaba bu hüküm ertesi gün yapılacak olan kurultayın önünü kesmek için mi konmuş diye bir kaygısı var. Hakikaten o büyük bir haksızlık olur. 362 imza atan arkadaşımızın iradesine saygısızlık olur. Doğruda olmaz. Böyle bir uyarısı oldu. Şimdi o maddeyle ilgilide şöyle, o anlayışı rahatlatan, ferahlatan şöyle bir düzenlememiz var. O değişiklik 34. Olağan kurultayımızda tüm yapacağımız değişiklikler bundan sonra yapacağımız ilk olağan kurultayımızda yürürlüğe girer diye bir madde koyuyoruz. Yani 3 ay sonra, 4 ay sonra hangi tarihte 34. Olağan kurultayımızı toplayacaksak bütün yaptığımız, şimdi yapmayı düşündüğümüz değişiklikler kurultayın toplandığı gün yürürlüğe girecek. O nedenle bu kaygıya da yer yok.

Dolayısıyla önceki Genel Başkanımızın bütün bize yapmış olduğu öneriler şuan yerini bulmuş sayılır. O nedenle böyle bir kaygıya yer yok.

Büşra ARSLANTAŞ- Peki yine tüzükle ilgili son sorum. Sayın Sav’a yakın delegelerin 26 Şubat günü ihtimal vermiyorum dediniz ama kurultaya katılmayıp Anıtkabir’e gideceği, arkasından da belirlenecek bir otelde bulaşacağı, yani ilk kurultayı boykot edeceği söyleniyor. Böyle bir tavrı şimdi CHP Genel Merkezinden bir heyet kurultay öncesinde Anıtkabir’e gidecek.

Nihad MATKAP- O şey, kurultay adına temsili bir heyet.

Büşra ARSLANTAŞ- Tabi kurultay adına. Sav’a yakın delegelerinde oraya gittiğini varsayarsak iki ayrı CHP tablosu Anıtkabir’de.

Nihad MATKAP- Şimdi bunun olmaması için ben azami gayret harcayacağım. CHP’nin bütünlüğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. CHP’nin her üyesinin katkısına ihtiyacı var. Çünkü güçlü CHP’ye Türkiye’nin ihtiyacı var. Böyle bir lüksümüz yok. Bunun aşılması için bu tartışmaların bitmesi için ben üzerime düşen her şeyi yapacağım. Çünkü bu geçmişte görev yapan çok kıymetli arkadaşlarımız var. Bilgi birikimleriyle, deneyim birikimleriyle kendilerine CHP’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir dönem. Biz o bütünlüğü sağlamaya çalışacağız.

Benim umudum şu; bu kurultaylar aynı zamanda hem bu iç işleyişimize dönük barikatların aşıldığı bir kurultay olacak hem de bir bütünleşme kurultayı olacak. Ama sanki böyle bir tahrik var. Bunu aşmak için ben özellikle elimden geleni yapacağım. Çünkü gerçekten söylediğim gibi ayrışma lüksümüz yok. Her birimizin enerjisine ihtiyacımız var. Çünkü ben örgütler sorumlusuyum. Örgütlenme sorumlusuyum. Onun için bütün arkadaşlarımızın bu konudaki anlayışını bekliyorum. Çünkü iddialarım şu; ötekileştirme olmayacak. CHP’de kimsenin kimseden fazlası yok. Bugün ben yönetici olabilirim yarın diğer arkadaşlarım olacak. Onun için sorumluluklarımız eşit. Türkiye’ye karşı büyük bir sorumluluk duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Düşünün kurultayını toplamayan bir CHP’ye seçmen dönüp oy mu verir? Böyle bir sorumluluk alır mı kimse? Hele CHP’liler alır mı? Partisini hançerler mi? Ben buna kesinlikle ihtimal vermiyorum. Tartışılabilir, konuşulabilir, belli kırgınlıklar olabilir, öfkeler olabilir. Ama bunlar kendi içimizde nötrleştirilebilir. Yönetime dönük, Genel Başkana dönük arayışlar zaten 3-4 ay sonra o açılacak alanda yeniden gündeme gelebilir.

Büşra ARSLANTAŞ- Peki, Sayın Sav’la veya Sayın Baykal’la kurultay öncesinde bir görüşme planlıyor musunuz?

Nihad MATKAP- Neden olmasın? Olabilir. O benim görevlerim arasındadır.

Büşra ARSLANTAŞ- İki gün önce Taraf Gazetesi yazarı Neşe Düzel’e verdiğiniz bir röportaj da ilginç açıklamalarınız var. Türkiye’nin giderek laiklikten koptuğu endişenizin azaldığını söylüyorsunuz. Şimdi son olarak Başbakanın dindar nesil açıklamaları, üniversitelerde başörtüsü serbestisi, Kuran kurslarında yaş sınırının düşmesi, son olarak bu 12 yıllık eğitimin 12 yıl olmasını öngören teklifle birlikte imam hatiplerin ortaöğretim bölümlerinin yeniden açılmasının gündeme gelmesi tüm bunlara baktığımızda aslında eskiden CHP çok sert tepki gösterirdi böyle gelişmelere. Şimdi bunlara rağmen endişeni azaldı mı? Neden?

Nihad MATKAP- Bu Arap Baharıyla birlikte Sayın Başbakan Mısır ziyaretinde laikliğin önemini orada vurguladı. Şimdi ben şöyle bakıyorum olaya; eğer Ortadoğu ülkelerinde Arap Baharı diye nitelenen bu demokrasi ve özgürlük arayışı varsa ve başkaldırı kültürü geliştiyse, demokrasi ve özgürlük arayışı bir kültür haline geldiyse artık o ülkelerde demokratik olmayan bir yönetim modelini oturtturma şansınız olmaz. Mecburen o başkaldırı kültürü, bu iletişim olanaklarının bu kadar güçlenmesi o ülkelerde de demokratik bir yönetim kurulmasına götürecektir o ülkeleri. Eğer demokrasiyle yönetilecekseniz zaten laiklik ilkesini içinizde barındırmak durumundasınız.

Tabiî ki var olan hükümetin şu anki temsilciler ve destekçilerin temsilcileri gençlik yıllarında laiklik karşıtı bir devlet yönetimi hayalleriyle büyüdüler. Hep bunu hayal ettiler. Ancak dünyadaki gelişmeler, çağımızdaki gelişmeler bu tür arayışların nafile arayışlar olduklarını gösterdi.

Bizim daha öneli sorunlarımız var. Türkiye’nin dikkatini, partili arkadaşlarımızın dikkatini başka yere çekmek istedim. Güçlü CHP’ye Türkiye’nin ihtiyacı var. 33 ilde milletvekili çıkaramamışız. Bunları sorgulamamız lazım. Siyaset bilimcilerini devreye sokmamız lazım. Bizim görevimiz CHP’yi daha başarılı bir noktaya getirmek. Çünkü bölgelerde aldığımız oy oranlarımızda ciddi bir eşitsizlik var. Ciddi bir dengesizlik var. Sürekli laiklik konusunda zaman kaybedip onları görmezlikten gelemeyiz. Tabili laikliğe dönük bir tehlike varsa hep karşısında olacağız. Sürekli bu konuda nöbette olacağız. Buna izin vermeyeceğiz. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamasıyla birlikte kendilerinin demokrasi, hukuk devleti konularında içtensizlik oldukları, hiç bu konuda samimi olmadıkları bir kez daha görüldü.

Büşra ARSLANTAŞ- MİT’le ilgili Sayın Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasından sonra başlayan süreç, sizce AKP ile cemaat arasında bir kavga, bir çatışma var mı?

Nihad MATKAP- En çok konuşulan, en çok tartışılan konu şu; iktidarın görünen bakanları var. İçişleri Bakanı var, Adalet Bakanı var, Başbakan var. Birde sanki görünmez Başbakan var. Görünmez Adalet Bakanı var. Görünmez İçişleri Bakanı var. İster istemez şimdi bu tartışmalar var. Çünkü kurumlar arasında ciddi bir çatışma var. Emniyet-MİT bir arada. Yargı farklı bakıyor olaya. Ayrıca dış müdahalelerin olduğu yaygın bir şekilde söyleniyor. Çünkü ilk defa Türkiye’de kişiye dönük bir hukuk düzenlemesi yapılıyor. Bu uzun süre tartışılacaktır Türkiye’de. Acaba Türkiye’yi kim yönetiyor? Görünmeyen bir Başbakanımız mı var? Bir yerlerden talimat mı alınıyor? Şimdiki kimi bakanlarımız şekli mi duruyor? İster istemez bunlar daha Türkiye’nin gündeminde uzun bir süre kalacak.

Uludere olayını yaşadık. Düşünün ki, Uludere olayında bir yanlışlık oldu. 34 gencimiz öldürüldü. Katledildi. Büyük bir skandal, büyük bir hata. Öyle bir hükümet yönetiyor ki, Türkiye’yi taziye ziyaretine dahi gidemedi.

Büşra ARSLANTAŞ- Bu konuyu da ilerleyen günlerde gündeme getirmeye devam edecek anladığımız kadarıyla.

Nihad MATKAP- Tabi. Onun için güçlü CHP’ye ihtiyaç olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Büşra ARSLANTAŞ- Çok teşekkür ederiz Sayın Matkap programımıza katıldığınız için.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihad Matkap’la hem gündeme ilişkin, hem de CHP içindeki tartışmalara ilişkin, tüzük kurultayına ilişkin konuları değerlendirdik. Matkap’ın önemli mesajları vardı. İlk günkü kurultayda çoğunluk sağlanmayacağına ihtimal vermiyorum dedi. CHP’liler birbirlerini arkadan hançerlemezler. Gelmeyen delegeler görevlerini yapmamış konuma düşerler dedi. Sayın Baykal’a da önemli mesajları vardı. Baykal’ın önerilerinin dikkate alındığı mesajını verdi Sayın Matkap.

 

Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin Habertürk’ün Canlı Yayını “Teke Tek”te Fatih Altaylı’nın Sorularını Yanıtladı…

Tekin, “MİT askerle, asker polisle, Polis savcıyla kavga etmesin. Kurumları kavga eden böyle bir devlet olabilir mi? Bütün bunlara baktığımızda ciddi bir sıkıntı var. Bu sıkıntının böyle by-pass, aspirin tedavisiyle bir gece yarısı birilerini kurtarma yasasıyla üstesinden gelmek mümkün değildir” dedi.

Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin Habertürk’ün Canlı Yayını  “Teke Tek”te Gazeteci-Yazar Fatih Altaylı’nın sorularını yanıtladı ve başta kurultay olmak üzere,  AKP İktidarının uygulamalarıyla güncel olayları şöyle değerlendirdi;

Fatih ALTAYLI- Programın bu bölümünde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin konuğumuz. Hem kurultay sürecini konuşacağız, hem genel siyasete ilişkin son dönemin tartışmalarına ilişkin fikirlerini alacağız Gürsel beyin. Hoş geldiniz.

Gürsel TEKİN- Hoş bulduk iyi yayınlar diliyorum.

Fatih ALTAYLI- Sağ olun. 12 Haziran’da meclise girdiniz. Bizim Ankara’daki çocuklar diyorlar ki, Gürsel beyi pek mecliste göremiyoruz. Sevmediniz mi meclisi?

Gürsel TEKİN- Çok güzel bir soru. Aslında tabi Genel Başkan Yardımcısı olunca doğrusu tabi bizim iş yoğunluğumuz çok. Olabildiğince daha çok Genel Başkanla illeri dolaşıyoruz. Son 12 Haziran’dan sonra 35 ili dolaştık, kısmen Sayın Genel Başkanla, kısmen kendim gittim. Daha çok böyle yurttaşların içinde olmak daha faydalı. Meclisteki tabloyu doğrusu eğer meclisi bana sormak istiyorsanız. Mecliste çok büyük de işlev yok. Bunu da kabul etmek gerekiyor. Ne yazık ki, son 6 aya baktığımızda mecliste toplumun beklentisine cevap verebilecek hiçbir kararda çıkmış değildir.

Fatih ALTAYLI- Niye mesela şike yasasında hep beraber anlaştınız pat diye çıkardınız toplumun beklentisi doğrultusunda.

Gürsel TEKİN- Yani bu yasaların dışında bu toplumun çok büyük beklentisi yok. Sadece belli kesimin beklentisi, işsizlikle ilgili, yoksullukla ilgili, anayasayla ilgili, tutuklu gazetecilerle ilgili benzer binlerce toplumun beklentisi olan sorunlar var. Bunlarla ilgili bugüne kadar mecliste herhangi bir çalışma görülmüş değil.

Fatih ALTAYLI- Peki mecliste CHP bir varlık gösterebiliyor mu? Çünkü karşısında birincisi çok güçlü bir iktidar grubu var. İkincisi birde CHP’nin kendi içine baktığımız zaman 12 Haziran’dan buyana hemen hemen 8 ay, 9 ay geçti. CHP hala bir dağınık görüntü veriyor. Yani her kafadan bir ses çıkan, farklı düşünceleri dile getiren, hala kendi içinde tartışmaları olan bir parti görüntüsü veriyor. Bu sizin meclisteki etkinliğinizi azaltan bir unsur değil mi?

Gürsel TEKİN- Meclisteki etkinliğimizi azaltmıyor ama tabi kamuoyunda çok hoş bir görüntü vermiyor bunu kabul etmek gerekiyor. Birincisi seçimden hemen sonra grubumuzun önemli kısmı, tabi arkadaşlarımız çok yeni milletvekili. Zaman zaman farklı söylemler, farklı düşüncelerini ifade ettiler. Aslında genel olarak baktığınızda çok farklı düşünceler yok. Kısmen birkaç arkadaşımız kendisiyle ilgili farklı düşünceler ifade etmiş olsa da sonuç itibariyle işte sosyal demokrat bir partiyiz. Yani bizden bir AKP’nin duruşunu hiç kimse bekleyemez. Herkes kendi düşüncesini söyleyecek. Ama kurumsal kimliğe zarar vermeyecek şekilde düşünceler ifade edilebilir. Bu da böyle bir dağınıklık gibi değil. Ama kamuoyunda öyle bir algı var.

Fatih ALTAYLI- Kamuoyunda algı sanki liderin gücü eksikmiş gibi, partiyi iyi elinde tutamıyor, iyi yönetemiyor gibi bir algı var kamuoyunda. Doğru değil mi bu algı?

Gürsel TEKİN- Doğru değil. Tam tersine yani lider konusunda baktığınızda belki bizim Sayın Genel Başkanımızla mevcut liderler arasında çok büyük bir fark var. Yönetsel fark var, düşünsel fark var. Sayın Genel Başkan daha hoşgörülü. Yani herkes tabi bir tarafta işte herkes düşüncelerini rahatlıkla ifade etsin diye talep ederken öbür tarafta da liderlerin ağzına bakıyoruz. Öbür tarafta da milletin iradesi diyoruz. Yani 550 tane milletvekili parlamentoya gelmişse kendi düşüncelerini o zeminde de ifade etmek zorunda. Bunu bir dağınıklık gibi görmüyorum ben.

Fatih ALTAYLI- Peki partinin ilkelerine aykırı düşüncelerde buna dahil mi?

Gürsel TEKİN- Zaman zaman arkadaşlarımızın o tür şeyleri oluyor ama ilk etaplardaydı. Şuanda herhangi bir sıkıntı yok.

Fatih ALTAYLI- Şuanda asayiş berkemal yani partide.

Gürsel TEKİN- Evet berkemal.

Fatih ALTAYLI- Peki asayiş berkemalken nereden çıktı bu kurultay birdenbire?

Gürsel TEKİN- Tüzük kurultayıyla ilgili. Evet tüzük kurultayı 2010 yılında Sayın Genel Başkan Mayıs kurultayında ilk kez tüzük kurultayını dillendiren Sayın Kılıçdaroğlu’nun kendisidir. Sayın Genel Başkan ben yeni bir tüzük yapacağım dememiş olsaydı belki bir tüzük tartışması olmazdı. Doğrusu mevcut tüzük sadece CHP’nin tüzüğü değil, bütün siyasi partilerin tüzüğü son derece antidemokratik tüzükler. Şimdi meclis başkanı parlamentoda 4 siyasi parti, biz yeni bir anayasa yapacağız diyorlar. İşte daha demokratik, daha özgürlükçü. Şimdi öncelikle kendi anayasanızı bir yapın. Yani bu kadar kolay bir işi yapamıyorsanız topluma devasa bir anayasa sunmanız doğrusu çok inandırıcı değildir. Bizim belki son kurultayların en önemlisidir bana göre şuanda 26’sında yapacağımız kurultay. Çünkü üye hakları, parti içi mekanizmaların çalışması, demokrasinin işlemesinin partilerde olmazlarıdır. Hele sosyal demokrat partilerde mutlaka olması gereken bir unsur. Genel Başkan bu tartışmayı başlatınca doğrusu tabi biraz uzamasının ana sebebi, aynı zamanda da biz kanun teklifi verdik parlamento. Çünkü siyasi partiler yasasının da değişmesi gerekiyor. Her ne kadar biz demokratik bir tüzük yapmış olsak da siyasi partiler yasası 12 Eylül döneminde yapılan bir yasadır. Bunun değişmesi gerekiyor. Kanun teklifimiz şuanda parlamentoda bekliyor. Ne yazık ki bir türlü aşağı indirilemedi. Keşke o da indirilebilseydi. Yani millet kendi vekilini kendisi seçsin. Bir tarafta işte millet iradesi diyeceksiniz, millet temsil edilsin diyeceksiniz. Öbür tarafta da milletin vekilleri parlamentoda olmayacak. Şuanda parlamentoda milletvekillerinin tamamı tayinli milletvekilleri. Yani kendi liderleri tarafından tayin edilmiş milletvekilleri. Demokratik yöntemle uygulanan ülkelere baktığımızda demokrasinin işlediği ülkelere baktığımızda İngiltere’de böylemi seçiliyor? Almanya’da, Fransa’da?

Fatih ALTAYLI- Ama sizlerde seçmiyorsunuz?

Gürsel TEKİN- Yanlış işte bizde bu siyasi partiler yasasından kaynaklanıyor. Onun mutlaka değişmesi.

Fatih ALTAYLI- Şart değil ki. Siyasi partiler olabilir diyor ama siz bölgesel olarak da belirleyebilirsiniz adaylarınızı.

Gürsel TEKİN- İşte önseçim. Biz biliyorsunuz bu seçimde 29 ilde önseçim yaptık.

Fatih ALTAYLI- Niye 81 ilde yapmadınız?

Gürsel TEKİN- İşte o altyapımız çok uygun değil. Üyelik sistemimiz çok uygun değildi. Delegasyon sistemimiz uygun değildi.

Fatih ALTAYLI- Bunun suçunu yasaya atmak yanlış. Çünkü yasa illa da Genel Merkez belirler demiyor ki, önseçimde olabilir, genel merkezde belirler.

Gürsel TEKİN- Yasanın değişmesi şu avantajı getirecek. Sadece siz kendi üyenizle ya da kendi delegasyonunuzla sınırlı kalmayacaksınız. Sonuç itibariyle dar bölge sistemi dünyada olduğu gibi milletin iradesine de başvurmuş olacaksınız. Ama şimdi bütün bu aksaklıklara rağmen biz kendi tüzüğümüzle parti içi mekanizmayı, yani önseçim mekanizmasını hayata geçireceğiz.

Fatih ALTAYLI- Peki bu tüzükte yine tartışma var. Yani parti tüzük değişikliğine tek bir blok halinde gitmiyor. Muhalefetin farklı bir tüzük önerisi var. Parti yönetiminin farklı bir tüzük önerisi var. Bu önceden oturulup uzlaşılıp da yapılamaz mıydı? Muhalefet, yönetim bir araya gelip bir tüzük hazırlayamaz mıydı? Niçin iki farklı tüzükle gidiyorsunuz?

Gürsel TEKİN- Çok haklısınız. İmza toplayan 362 arkadaşımız 9 maddeyle ilgili talep ettiler. Yani tüzüğün sadece 9 maddesinin değişmesini talep ettikleri için biz daha öncede partinin hazırlığı vardı Sayın Genel Başkanımızda kamuoyuyla paylaşmıştı. 87 maddenin 47 maddesinin tamamını değiştirmek istiyoruz. Yani parça parça 9’unu değiştirelim bir daha bir tüzük kurultayı yapalım arayışının ötesinde bir bütün olarak tüzüğün tamamını değiştirmek istiyoruz. Ama arkadaşlarımızın talebi, yani 362 imza veren arkadaşlarımızın talebi sadece o 9 madde. Şimdi 26’sında yapacağımız tüzük değişikliğinde 9 maddenin tamamı var. Yani arkadaşlarımızın talebinin tamamı hayata geçecek. 9 yetmiyor diyoruz ki 87 maddeden 47 maddenin tamamını değiştiriyoruz. Bu tabi hukuksal olarak…

Fatih ALTAYLI- 9 artı 38 yapıyorsunuz aslında.

Gürsel TEKİN- Evet 9 artı 38.

Fatih ALTAYLI- Peki o zaman niye hala talepte bulunuyorlar?

Gürsel TEKİN- Valla birazda orada anlamış değilim. Doğrusu 26’sında tüzük bittiğinde arkadaşlarımızın bütün talepleri yerine gelecek.

Fatih ALTAYLI- O zaman ikinci günden vazgeçilebilir mi?

Gürsel TEKİN- İkinci günde tabi delegasyonun kararına göre, yani bizim öyle bir irademiz yok. Sonuç itibariyle yasal olarak biz…

Fatih ALTAYLI- Yani parti içi muhalefette tamam yapmış oldukları, biz artık talebimizi geri çekiyoruz diyebilir mi?

Gürsel TEKİN- Diyebilir bilemiyorum.

Fatih ALTAYLI- Yapılacak değişiklikleri onlar gördüler ve beğendiler mi? Veya görmediler mi?

Gürsel TEKİN- İşte 26’sında görecekler. Şuanda bir taslak çıktı. Taslağı hemen hemen bütün arkadaşlarımız aldı. Parti Meclisinde, milletvekili gruplarında, illerimizde, 81 kişilik oluşan komisyonda bunların tamamı ele alındı, tartışıldı, konuşuldu. Somut bir hale geldi. Bu somut hale gelen yani tüzüğümüz kurultay günü kurultaya sunulacak. Madde madde oylanacak. Burada arkadaşlarımızın bir kısmı farklı önerilerde getirebilir. Onun için onun iradesi de kurultaya bağlı.

Fatih ALTAYLI- Peki bu kartlarla ilgili bir şey çıktı. Şimdi mesela muhaliflerin büyük bölümü ilk gün yapılacak kurultayın ilk gününe katılmayacaklarını beyan ettiler. Parti yönetimi ise şöyle bir kural getirdi. Dedi ki, kartlar ilk gün dağıtılacak, iki ayrı gün için iki ayrı kart yok. O gün geldiniz kartınızı aldınız aldınız almadınız ikinci güne de gelemezsiniz.

Gürsel TEKİN- Hayır öyle bir şey yok.

Fatih ALTAYLI- Yok mu öyle bir şey?

Gürsel TEKİN- Hayır yok öyle bir şey. Bütün kurultaylarda bugüne kadar olmuş bütün kurultaylarda kurultay salonuna girerken kartınızı alıyorsunuz. O kartı ikinci günde kullanabilirsiniz. Gelmeyen arkadaşlarımız ikinci gün geldiğinde kartlarını alabilir.

Fatih ALTAYLI- Öyle bir tartışma yok yani.

Gürsel TEKİN- Hayır hayır.

Fatih ALTAYLI- Peki muhalefetin bunun dışında bu kurultayda neler yapabileceğini düşünüyorsunuz? Yani Genel Başkanlık tartışmaya açabilir mi? Seçimli bir kurultay değil gerçi bu ama. Parti organları tartışmaya açabilirler mi? Neler olabilir Cumartesi, Pazar günü?

Gürsel TEKİN- Cumartesi değil, Pazar ve Pazartesi günü. Pazar günü gerçekten büyük bir beklentimiz var. Son derece coşkulu bir kurultay bekliyoruz. Arkadaşlarımızın talepleri sadece tüzüğe yönelik olduğu için herhangi bir yönetsel değişiklikle ilgili herhangi bir talep gelmiş değildir. Gelmesi de mümkün değildir bu kurultayda. Yani 26’sında, 27’sinde Genel Başkan ya da Parti Meclisini değiştirmek gibi bir şey sözkonusu değildir hukuksal olarak. Daha sonra böyle bir talep gelebilir mi onu da bilmiyoruz.

Fatih ALTAYLI- Peki yen tüzükten sonra partide yeni bir yapılanma olacak mı?

Gürsel TEKİN- Kesinlikle.

Fatih ALTAYLI- Arkasından bir kurultay geliyor o zaman.

Gürsel TEKİN- Normal kurultayımız geliyor. Yani olağan kurultay. Şuanda takvim başladı bütün illerde, ilçelerde seçimler oluyor. Büyük olasılıkla eğer yetiştirebilirsek Haziran’ın sonunda da büyük kurultayımızı yapmış olacağız.

Fatih ALTAYLI- Orada parti yönetiminde köklü değişiklikler bekleniyor mu? Yoksa böyle devam eder mi?

Gürsel TEKİN- Tüzükte, yani bizim tüzüğümüzde çok köklü değişiklikler oluyor. Yönetsel değişiklikler oluyor. Örgütlerle ilgili daha fazla yetki paylaşılıyor. Ama şunu söyleyebilirim. Bu kurultaydan sonra çok farklı bir CHP göreceksiniz.

Fatih ALTAYLI- Nasıl farklı bir CHP?

Gürsel TEKİN- Yani daha dışa dönük, içe dönük değil. Dışa dönük, toplumun sorunlarıyla meşgul olan, iç kavgada, iç mekanizmadan çıkan, dışa dönük proje üreten, günlük siyaset üreten bir siyasi göreceksiniz.

Fatih ALTAYLI- Şimdi bu CHP’ye yöneltilen bir suçlama. CHP’nin herhangi bir konuda projesi yok. Her şeye muhalif ama bir projesi yok deniyor. Baktığınız zamanda AKP o kadar yaygın bir güç kullanıyor ki, her meseleyle ilgili zaten attıkları adımlar var ve bunların bazılarını da bir sol partinin karşı çıkması zor meseleler. Yani bir anlamda AKP bir sol parti gibide, sol parti programına uygun şeylerde yapıyor pek çok alanda. Hangi alanda boşluk görecekte CHP o alanda yüklenecek?

Gürsel TEKİN- Bir kere projeyle ilgili bana göre bütün siyasi partilerin projelerine baktığımızda özellikle seçim döneminde ciddi projeleri olan, ayağı yere basan sadece CHP’nin projeleri vardı. Hayali projelerimiz yoktu. İşte kanal yapacağız, tünel yapacağız falan değil, daha ziyade toplumun beklentisine cevap verebilecek. Örneğin çok tartışılan hatırlarsınız sizde seçim öncesi Sayın Başbakanında ifadeleriyle. Kolay askerlikle ilgili şiddetle karşı çıktılar. Şimdi hayata geçirdiler.

Fatih ALTAYLI- Bedelli askerlik.

Gürsel TEKİN- Biz ona kolay askerlik diyorduk. Tabi bu bedelliye dönüştü. Yani bizim farkımız şuydu; biz parası olmayan insanlarda faydalansın istiyorduk. Bununla ilgili tabi bunu kabul ettiremedik AKP’ye.

Fatih ALTAYLI- Bizim gazetedeki genç arkadaşların hepsi şimdi bankalardan kredi alma peşinde.

Gürsel TEKİN- Maalesef işte borçla, harçla gidecek. İkincisi örneğin, intibak yasasıyla ilgili yine AKP yetkilileri parlamentoda işte CHP atıyor 200 katrilyon para lazım dediler. Şimdi onu hayata geçirdiler. Önümüzdeki günlerde aile sigortası hayata geçecek. Yani 41 tane projemizin tamamı sadece günü birlik değil, ya da o gün seçime yönelik yapılmış projeler değildir. Gerçekten uygulanabilir, 20 yıl sonrada bu projeler uygulanabilir projelerdir. Proje sorunumuz yok. Sorunumuz şu; projelerimizi o kısa süre içerisinde maalesef topluma anlatamadık. En büyük sıkıntı bu.

Fatih ALTAYLI- Ama mesela siz yapıyorsunuz AKP iktidar olmanın rahatlığıyla sizin projenizi bile işte dediğiniz gibi alıp rahatlıkla uyguluyor.

Gürsel TEKİN- Yani doğru projeleri uygulayacaksa bizde destek veriyoruz.

Fatih ALTAYLI- Sıkıntı yok mu bunda yani?

Gürsel TEKİN- Elbette sıkıntı yok. Yani biz iktidar olsaydık biz hayata geçirecektik. İktidar şuanda çoğunluk kendisinde olduğu için bu projeleri hayata geçiriyorsa bize de desteklemek düşer.

Fatih ALTAYLI- Peki şimdi mesela bu seçimden çıkmış, yenilenmiş ve daha fazla umut vermesi gereken CHP seçimde %30’larda oy almayı umarken %26’larda kaldı ve bu bir hayal kırıklığı yarattı parti içerisinde. Şimdi baktığınız zaman bugün yayınlanan anketler, tabi daha seçime çok var. Bu anketler ne kadar gerçekçidir, değildir bilinmez. Ama ben kendi yaptığımız anketi biliyorum. %100 doğruluğuna inanıyoruz. Seçim sonuçlarını da hemen hemen çok yakın bir şekilde bilmişti bizim yaptığımız anketler. CHP’nin kimi anketlerde biraz oy kaybettiği, 3 – 4 puan, yer yer 5 puan. Bizim ankette ise çok az oy kaybettiği ama AKP’nin özellikle sağ bloktaki oyları, yani Saadet Partisi, HAS Parti, hatta belki merkez sağdaki bazı partileri de eriterek bünyesine aldığı ve oylarını %50’ninde üzerine çıkardığı görülüyor. Bu sizin işinizi güçleştiren bir şey değil mi?

Gürsel TEKİN- Şimdi Fatih bey tabi elbette yani karşımızda %50 oyu olan bir siyasi parti var, bir iktidar var. Şimdi benim anketlerde merak ettiğim yani CHP ne yaptı da oyu düştü? Mesela biz neyi yönettik? Krizimi yönetemedik, işsizliğimi azaltamadık, yoksulluğumu azaltamadık? Şimdi bunun sebebini bir türlü anlamış değilim.

Fatih ALTAYLI- Belki partinin verdiği görüntü veya Kılıçdaroğlu’nun beklentileri karşılamaması.

Gürsel TEKİN- Aynı zamanda ben sahada olan bir insan olarak söylüyorum. Hemen hemen işte biraz öncede ifade ettim 30 – 33 tane ile gittim. Ben hiçbir yerde de yani ben bu iktidardan çok memnunum diyen yurttaşla karşılaşmadım.

Fatih ALTAYLI- Bende CHP’nin çok düştüğünü zannetmiyorum.

Gürsel TEKİN- Yani buradan bir anlamakta zorluk çekiyorum. Seçime gelince; tabi seçimin atmosferi çok farklı. Şuanda Türkiye’de 53 milyon seçmen var, 41 milyon seçmen borçlu Fatih bey. 53 milyon seçmenin 41 milyonu borçlu. Kimi traktör almış, kimi tarla almış, kimi kamyon almış, kimi konut almış. Olağanüstü bir borç şeyi var. Bu borçlu seçmen aynı zamanda ürkek seçmendir, korkak seçmendir.

Fatih ALTAYLI- Bir değişiklik istemez.

Gürsel TEKİN- Tabi ki istemez. Bütün geçmiş dönemlere de baktığımızda rahmetlik Özal döneminde, dünyada da böyledir. Temel şey ekonomidir. Eğer ekonomi gerçekten iyi gidiyorsa iktidarları değiştirmek çok zordur. Ekonomi iyimi gidiyor? Kesinlikle iyi gitmiyor. Ama hayatın içine baktığınızda işte borç harç, insanlar borçlanmış, almış, şimdi ödeyemiyor. Haciz daireleri fazlalaştı, şu oldu, bu oldu. O başka bir şey. O kendi içerisinde o atmosfer döneminde birincisi gerçekten biz projelerimizi çok kısa süre içerisinde sağlıklı anlatamadık. İkincisi de, borçlu seçmen çok etkili oldu.

Fatih ALTAYLI- Borçlu seçmen düzenin değişmesini istemiyor. Alışkın olduğu bir ekonomik tablo var, o tablonun devam etmesine göre yapmış bütün hesaplarını ve şimdi de bu tablo değişmiyor ama.

Gürsel TEKİN- Birde, son dönemlerde birçok iktidarlar gördük ama ilk kez bir iktidarla karşı karşıyayız. Her şeyi reye tahvil eden bir iktidar var. Yani bugün iktidarın yaşamış olduğu manzaralar ne yazık ki, reye tahvil etmenin sonuçlarıdır. Bazen her şey rey değildir.

Fatih ALTAYLI- Peki siyasi partinin amacı reye tahvil etmek değil midir her şeyi?

Gürsel TEKİN- Ama yani eğer ülkede sorun yaratacaksanız, eğer ülkenin başını belaya sokacaksanız, sıkıntılar yaratacaksanız öyle bir rey olmasın. Yani bu ticari şeye bakar. Şimdi siz çok iyi parada kazanabilirsiniz. Ticaret yaparsınız, etik olmayan işler yaparsınız çok iyi para kazanırsınız. Tefecilik yaparsınız çok iyi para kazanırsınız. Yani dilim varmıyor çok değişik işler yaparsınız para kazanırsınız. Bu ülkenin bütünlüğü açısından maalesef… Biraz sonra belki sırası gelince onları da anlatacağız. Her şey reye tahvil edilmez.

Fatih ALTAYLI- CHP’ye yönelik suçlamada hiçbir şeyi reye tahvil edememesi.

Gürsel TEKİN- Yani CHP olabildiğince tabi bizim Sayın Genel Başkanımızın da yapısından kaynaklanan, mesela biz bu projeleri günlerce, aylarca mutfakta çalışırken ya şunu da şöyle yapalım dediğimizde haklı olarak hesapların, kitapların yapıldığı, uygulanabilir projelerin olması gerektiğini, öyle bir yapısı bizimde…

Fatih ALTAYLI- Şimdi mesela CHP’ye yönelik ben söyleyeyim. Türkiye geçtiğimiz 10 gün içerisinde çok ciddi bir kriz yaşadı. Yani devletin kurumları çok basit çözülebilecek bir sorunu bir kavga noktasına taşıdılar. Yani yargıyla MİT arasında bir tartışma ortamı doğdu durduk yerde. Yargı dedi ki, yargı ve emniyet daha doğrusu. KCK operasyonları sırasında elde ettiğimiz bulgular MİT’in görev tanımı dışına çıktığını gösteriyor dedi ve bununla ilgili olarak da MİT hakkında bir soruşturma deyim bir yerde ya da MİT yöneticileri hakkında bir soruşturmaya dahil etti onları KCK soruşturmasına ve ifadeye çağırdılar. Tabi bu devlette çok ciddi bir rahatsızlık yarattı. Normaldir de yani, doğrudan doğruya Türkiye’nin en önemli istihbarat kurumu eğer yargı tarafından mercek altına alınırsa bu dünyanın neresinde olursa olsun bir kriz yaratır ve bu kriz sırasında CHP’nin ne düşündüğünü, bu konuya nasıl baktığını ben kendi adıma siyaseti yakından takip eden biri olarak göremedim. Sadece daha sonra bununla ilgili yasal düzenleme yapılırken bu yasal düzenleme kişiye özeldir dediniz ki, bunu zaten hemen hemen herkes eleştirdi zaten. Bunun dışında CHP bu meseleye nasıl yaklaşıyor ben Genel Başkanınızın ağzından açıkçası duyamadım. Bunu yazdım da. Yazdığım zaman partinizden bana bir açıklama yollandı. Baktığım zamanda onun içerisinde bir yerde bir cümleyle Sayın Kılıçdaroğlu olaya bir değinmiş ama yani benim hatırımda kalan, böyle ortalıkta itişerek vatandaşı rahatsız ediyorsunuz şeklindeki yaklaşımı oldu. Bunu mudur yani CHP’nin?

Gürsel TEKİN- Hayır değil. Tabi ki, değil. Sayın Genel Başkanımızda, bizlerde defalarca kamuoyuyla paylaştık. Bu son yaşanan durum hani derler ya Perşembenin gelişi, Çarşambadan belli olur. Biliyorsunuz bir KCK operasyonuyla başladı. Bunu da ilk siz yazdınız. Rakam verdiniz ve o rakamların çok çok üstüne çıktı.

Şimdi CHP daha sorumlu davranan bir partidir. Öylede davranmak zorunda. Dünyada, Türkiye’de de iktidar krizleri olur. İktidar krizlerinin bir önemi yoktur. Onun yeri dolar. Ama bir yerde devlet krizi olursa onu doldurmak çok zordur. Şuanda Türkiye’de devlet krizi var. Kapanmışta değil. Kapanması da mümkün değil. Bakın devlet deyince nedir? Devlet deyince devletin kurumları istihbarattır, güvenliktir, asker ve polistir ve yargıdır. Şimdi bu 4 tane kuruma baktığımızda bu kurumlarda ciddi bir kavga var mı?

Fatih ALTAYLI- Şimdilik yatışmış görünse de vardır.

Gürsel TEKİN- Yatışamaz, yatışması mümkün değil. Niçin mümkün değil? Yani son dönemlerde basınımızın da, medyanın da bu işi hafifletme gibi bir çabaları var şundan dolayı. İşte cemaatti, bilmem şuydu buydu. Cemaat 30 yıldır kamuda var. Yani bunu sadece cemaate bağlamak mümkün değildir Fatih bey.

Burada şu var; savaşalım diyenlerle devlet içesinde barışalım diyenler arasında bir savaş var.

Fatih ALTAYLI- Kim savaşalım diyor, kim barışalım diyor?

Gürsel TEKİN- Evet hemen söyleyeceğim şimdi. Şimdi, Sayın Başbakan biliyorsunuz Hakan Fidan bu Oslo görüşmeleri kamuoyuna yansıyınca Sayın Başbakan sahiplendi, ben görevlendirdim çünkü kendisi görevlendirmiş.

Fatih ALTAYLI- Genel Başkanınızla görüşmekte fayda vardır diyor.

Gürsel TEKİN- İktidarın yetkilileri evet görüşülecek itiraz, yani iç barış sağlanacaksa, bakın biz daha baştan beri Sayın Başbakan 21 Mayıs’ta Hakkari’deki konuşmasına bir bakın. Aynı Sayın Başbakan 12 Mayıs’ta masada oturup senin adına protokol yapılıyor.

Fatih ALTAYLI- Ama o protokol Türkiye Cumhuriyeti devleti adına kimse imzalanmamış. Bu hazırlanmış ama imzalanmış protokol değil bu.

Gürsel TEKİN- Efendim bakın şurada var. Niye o zaman bu savcılar çağırıyor? Yani savcı durduk yere ne yapacak şimdi?

Fatih ALTAYLI- Savcıların çağırması sadece Oslo’yla ilgili değil bildiğim kadarıyla.

Gürsel TEKİN- Elbette Oslo’yla ilgili değil. Bir sürü ondan önce KCK’yla ilgili. Yani KCK’yla ilgili Türkiye maalesef bir türlü tartışmadı. KCK 2006 yılında kuruldu 2011 yılında hatırladılar KCK’yı. KCK 6 yıldır var. Böyle bir devlet olabilir mi? Kaldı ki o bölgede bütün istihbarat örgütleri çok iyi biliyor. Devletin bütün kurumları biliyor. Sadece bunlar değil gazeteciler biliyor. Yazılıyor, çiziliyor. Sonrada 2011 yılında ne olduysa birden bire bir KCK olayı çıktı.

Şimdi bakalım şurada ne? Bakın şimdi bunları bir bütünleştirdiğimizde sıkıntının nereden kaynaklandığını daha net bir şekilde göreceğiz. 6. madde; Kürt halkının siyasi ve legal temsilcileri, basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik uygulanan baskı, tutuklama, çalışmalarını engelleme ve benzer yönelimlere son verilmesi. Ve KCK adı altında gerçekleşen siyasi operasyonlarda tutuklananlarda serbest bırakılma sürecinin yumuşatılması ve çözüm yönünde ilerlemesi için önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede Türk tarafı altını çizerek söylüyorum. Yani Sayın Başbakanın görevlendirmiş olduğu Türk tarafı ilk adım olarak Nevruz ve sonrasında tutuklanan Kürt siyasetçileri bırakmayı taahhüt etti. Ne zaman söylüyorsunuz? Seçim öncesi. Şimdi seçim öncesi iktidara sormazlar mı? Ya bu seçim öncesi KCK vardı da seçimden sonramı KCK aklınıza geldi? İkinci şeye bakın Fatih bey 7. madde. Taraflar seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi ve ortamın normalleşmesi için en üst düzeyde kamuoyuna açık çağrı yapacaklardır. Ve o tarihe baktığınızda örgüt burada açıklama yapmıştır ve çağrı yapmıştır.

Fatih ALTAYLI- Ama sonrasında örgüt buna uymadı ve seçim öncesi Başbakanın konvoyuna bile saldırdılar.

Gürsel TEKİN- Efendim uyar uymaz ben başka, beni örgüt ilgilendirmez.

Fatih ALTAYLI- Geçmiş protokol değil onu söylemeye çalışıyorum.

Gürsel TEKİN- Fatih bey beni örgüt falan ilgilendirmez. Beni bu ülkenin iktidarı, Başbakanı ilgilendirir. Şimdi burada sıradan bir istihbarat örgütünün temsilcisi gitmemiş. Burada Sayın Başbakanın kendisinin ifade ettiği ve benim adıma gönderdiğim dedi, yani en üst düzeyde MİT’ın başındaki bir insanı gönderiyor ve bir protokol imzalanıyor. Bu uygulanır, uygulanmaz. Bu şeklen doğrumu? Yani niçin seçim öncesi? Tarihe bakın. Sayın Başbakan Hakkari’de esti, coştu hatırlayın. Aynı Sayın Başbakan burada bu Oslo görüşmeleri yapılırken özellikle orta Anadolu’da milliyetçi duyguları yüksek olan illerde de ben Başbakan olsaydım Abdullah Öcalan’ı asardım dedi. Şimdi bu iki yüzlü siyaset anlayışı devletin bütün organlarını ne yazık ki sıkıntıya soktu.

Fatih ALTAYLI- Peki Gürsel bey, şöyle bir şey olmuş olamaz mı? Yıllardır denmiyor mu Kürtler legal siyaset yapsın, silahı bıraksınlar, düz ovada yani dağda silahı bıraksınlar. Mehmet Ağar’ın meşhur lafı dağdan insinler düz ovada siyaset yapsınlar. KCK düz ovada siyaset yapmanın bir aracı olarak görülerek devlet tarafından desteklenmiş ve istenmiş olamaz mı?

Gürsel TEKİN- Çok doğru. Öyle olmuş zaten.

Fatih ALTAYLI- Öyle olmuş. Daha sonra KCK düz ovada siyaset yapmayı değil, şehirlerde terör yapmayı benimseyince, şehirleri karıştırmayı benimseyince bir kalkışmanın, bir devlet içerisinde devlet kurmanın aracı haline gelince de buna karşı devletin tepki göstermiş olması normal değil mi?

Gürsel TEKİN- Normal bir şey demiyorum ben. Ben başka bir şey anlatıyorum. Bakın, burada bizim özlemimiz burada bir iç savaş olsun yada barış olmasın anlayışı içerisinde değiliz. Tam tersine eğer ülkede gerçekten bir iç huzur sağlanacaksa ilk kez CHP Genel Başkanı daha bunlar piyasaya yansımadan evet eğer iç barış sağlanacaksa biz bu konuda destek veririz diyen bir siyasi partinin temsilcisi.

Fatih ALTAYLI- Doğru.

Gürsel TEKİN- Şimdi burada bu kurumlar kime bağlıdır? İktidara bağlı. Yani iktidarın geçmiş dönemlerde hatırlayın işte devletin kurumlarıyla ilgili sıkıntılar var, şu var, bu var diyordu. Sayın Başbakan sonra bütün kurumları kendine göre dizayn etti, kendine göre dizayn ettiği bütün kurumlarda şuanda kavga var. Mesela Uludere’yle ilgili Genel Kurmayın bir açıklaması oldu. Genel Kurmay dedi ki, biz bize verilen istihbarat üzerine bunu yaptık. Peşine MİT’in açıklaması var. Bu istihbaratı biz vermedik. Peşine emniyetin açıklaması var. Daha farklı. Bir peşine bakıyorsun özel yetkili savcılar bütün bunları… Şimdi bütün bunlara baktığımızda demek ki bir iktidar zaafı var. Yani burada sorunları varsa biz bu sorunların muhatabı iktidar değil mi? Yani bu devletin kurumlarındaki çatışmanın sorumlusu kimdir? Kimden soracağız? Örgütten soracak değiliz. Bizde soruyoruz diyoruz ki, bütün buna rağmen bu iç çatışma devletin iç çatışması neden oluyor? Hangi gerekçelerle oluyor? Bunun devamı ne olacak?

Fatih ALTAYLI- Ben söyleyeyim hangi gerekçeyle olduğunu. Benim okuduğum kadarıyla, benim gördüğüm kadarıyla, zaten CHP’nin zaafını acaba orada diye görüyorum. Yani bu olayın özünü CHP kavramaktan aciz mi? Benim bildiğim kadarıyla şu; ele geçirilen, tutuklanan, gözaltına alınan, sorgulanan KCK’lıların önemli bir bölümü. Önemli bölümü demeyim ama içinde epeyce ki bunun içinde Öcalan’a çok yakın isimlerde var. Aslında MİT’in elemanlarıymış. Yani devlet Türkiye’nin MİT’i bence başarıyla örgütün içerisine sızmış, neredeyse örgütün yönetim kadrolarına kadar da sirayet etmiş. Bunun aynısı İngiltere’de de yaşandı IRA döneminde. Ve ele geçirilen KCK’lıları sorgulamalar sonucunda bu gerçek ortaya çıkınca savcıların MİT’e sormak istediği sual şu benim bildiğim kadarıyla. Oslo görüşmelerinin yanı sıra, bir; siz bu kadar örgütün her şeyini biliyordunuz, bunlarla ilgili, bunların yapacakları eylemlerle ilgili İçişleri Bakanlığına, emniyete, askere yeterli bilgileri aktardınız mı? Bu eylemlerin önlenmesinde aracılık ettiniz mi, fonksiyonunuz oldu mu?

İki; bazı eylem talimatlarının bu kişiler tarafından, yani aslında ajan MİT’e veya başka…

Gürsel TEKİN- Devlet yetkilileri tarafından verildi. Bunların hepsini biliyoruz. İşte diyoruz ki…

Fatih ALTAYLI- Savcının sormak istediği buydu.

Gürsel TEKİN- Niye o zaman kaçırıyorsunuz istihbarat örgütü. Gitsin ifadesini versin. Karşılıklı devletin bütün iktidara bağlı kurumları değil mi? Niçin bir gece yarısı baypas yapıyorsunuz, bir yasa çıkarıyorsunuz? Yani eğer devletin, burada iktidarın, eğer iktidarda bir bütünlük, devletin kurumlarında bir bütünlük varsa…

Fatih ALTAYLI- Şurada bir yanlışlık yok mu? Yani böyle bir mesele, yani bu bir devletin, bir ülkenin yıllardır, 30 yıldır terörle mücadele eden bir ülkenin bağırsakları bunlar. Siz bağırsakları ortaya dökemez. Burada olması gereken şu değil miydi doğrusu? Savcılar bununla ilgili Adalet Bakanlığına bilgi verecekler ve belki devlet bir zirve, bunu böyle aleni ortalık yerde zabıt katibinin önünde değil de bir zirve toplanıp belki bu orada konuşulacaktı. Yani MİT diyecek ki ben böyle yaptım. Savcılar diyecek ki, peki bu niye falan. Belki o soruşturmayı açmaya gerek kalmadan ve bütün bunlar ortalığa dökülmeden halledilebilirdi.

Gürsel TEKİN- Elbette halledilebilir. Bunu kim yapacak? Yani CHP mi yapacak bunu? Bunu Sayın Başbakanın kendisi yapacak. Mesela Cumhurbaşkanı, Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda gerçekten büyük bir zafiyet içinde oldu. Cumhurbaşkanlığı aynı zamanda devletin başkanıdır. Yani koordine eder, krizin olduğu dönemde. Şimdi devlet krizinin olduğu yerde Fatih bey sonuç itibariyle parlamentoda ana muhalefet var, muhalefet partileri var. Kritik dönemlerde iç siyasetle ilgili, dış siyasetle ilgili bilgi verilmez mi? Biz bu bilgileri ancak kamuoyundan öğreniyoruz. Bugüne kadar yani Başbakanın böyle bir enteresan geleneği var. Dış politikada ciddi sorunlar oluyor hiçbirinden haberimiz yok. İç politikada. Belki biz katkı sunacağız. Bütün bunlara baktığımızda burada bir iktidar maalesef bu kurumları yönetememiştir. Kurumların kavgalarını biz afişe etmiş değiliz. Maalesef gazetelerde biz okuduk. Ne oldu? 3 gün iktidar yetkilileri herkes konuşurken 3 gün hiç kimse yok. Sayın Başbakan bir şey söylemedi. İlk etapta…

Fatih ALTAYLI- Hastaydı.

Gürsel TEKİN- Evet hasta olabilir Allah şifa versin. Ama bir sürü Genel Başkan Yardımcıları var, bakanlar var. Herkes farklı bir söylem içinde oldu. Bu kurumlar içesindeki sıkıntıyı, kurumların yetkililerini bir araya getirmek bu kadar zor muydu? Demek ki zor. Yani eğer siz bir araya getirememiş, bir gece yarısı bir operasyonla bir yasal düzenlemeyle kurtarıyorsanız o zaman bunun arkasında çok ciddi sorunlar var. Bu sorunlarında devam edeceği anlamı taşır.

Fatih ALTAYLI- Niye devam edecek diye soracağım bir ara vereyim sonra.

Evet Gürsel bey, niye devam demiştik devlet içerisindeki tartışma. Sizde onu açıklayacağınızı söylemiştiniz.

Gürsel TEKİN- Çünkü şuanda sadece geçici olarak Sayın Başbakan bir yasal düzenlemeyle görevlendirmiş olduğu yetkilileri kurtarmanın ötesine herhangi bir şey geçmiş değildir. Bu kurumlar arasındaki kavganın devam edeceği görülüyor. Açık ve net görülüyor. Önümüzde çok ciddi sorunlar var. Birincisi bu protokol ne olacak, devam edecek mi, etmeyecek mi? MİT görüşmelere devam ediyor mu, etmiyor mu? Bunları tabi bilmiyoruz. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama bu yasayla ilgili özellikle son dönemlere baktığımızda iktidar hiç külfet almıyor. Ne zaman sıkışsa bir yere dayandırıyor. İşte Ergenekondu, Balyozdu, kıvırdı zıvırdı, şuydu buydu en sonunda cemaat dedi işin içinden çıktı. Şimdi eğer iktidar muhalefet olsa anlayacağız. Şimdi iktidar bir alışkanlık haline getirmiş. Kendi muhalefetini de kendileri yapıyor. Burada ciddi bir sıkıntı var. Devleti yönetmekte çok ciddi bir sorun var. Devletin en önemli kurumlarını bakın özel yetkili mahkemeler kaldırılsın diyen en çok CHP’dir. Yani demokrasilerde olmayan bir sistem bu ülkede işliyor gelin bunları kaldıralım. Defalarca söyledik. Ne zaman sıkıştılar? Sıkışınca şimdi yavaş yavaş iktidar yetkilileri önümüzdeki süreçte kaldıracağız. Niye bekletiyorsunuz?

Fatih ALTAYLI- Peki mesela burada CHP’nin bir hatası yok mu? CHP burada ilkesel bir duruş sergileyip bu tartışma başladığı zaman biz size demiştik, bakın bu mahkemeler ve bu özel yetkili savcılar sistem içerisinde olması gereken unsurlardır diye. Niye öyle yapmadınız da.

Gürsel TEKİN- Defalarca söyledik.

Fatih ALTAYLI- Kriz sırasında?

Gürsel TEKİN- Tabi kriz sırasında. Defalarca. Sayın Genel Başkan söyledi, bizler söyledik. Grup Başkanvekillerimiz söyledi. Gelin bu özel yetkili mahkemeleri kaldıralım. Dünyanın hiçbir yerinde, yani demokrasiyle, hukukun işlediği bir ülkede iktidarlar güvence olmaz. Yani İngiltere’de insanların güvencesi iktidar mıdır? Almanya’da iktidar mıdır? İktidarlar gelir geçer. Güvencesi nedir? Hukuktur, yargıdır. Gelin herkesin güvencesi olsun. Öyle bir adaletli bir hukuk sistemi kuralım ki, sizde üzülmeyin. Çünkü size de lazım olacak ve en sonunda size de lazım oldu. Yani bir savcı hepinizin façasını bozdu. Bu sadece Hakan Fidan’a gönderilmiş şey değildir bana göre iktidara gönderilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın çabalarına rağmen geri alınmadı. Demek ki burada çok ciddi sorun var. Bu sorunu bir gece yarısı operasyonla bir yasal düzenlemeyle.

Şimdi bakın, daha önce burada yasada açık ve net diyor ki, Başbakanın izni olmadan MİT yetkililerine soruşturma yapılmaz. Kozinoğlu’nda izin verildi mi?

Fatih ALTAYLI- O 250. maddeye dayandırılarak.

Gürsel TEKİN- Başbakanın izni alındı mı?

Fatih ALTAYLI- Hayır alınmadı.

Gürsel TEKİN- Alınmadı. Erzincan’daki MİT yetkilileri Sayın Başbakandan?

Fatih ALTAYLI- Hayır.

Gürsel TEKİN- E bu kadar açık, yasada burada açık ve net söylüyor Sayın Başbakan. Şimdi kendinize göre hukuk sistemi oluşturmaya kalkışırsanız bir gün altında kalırsınız. Gelin iktidarların güvencesi değil, Başbakanların güvencesi değil, yargının güvencesi olduğu bir hukuk sistemi oluşturalım. Simitçinin de güvencesi yargı olsun, gazetecinin de güvencesi yargı olsun. Mesela dünyada örneğin işte son tartışma konusu olduğu için Paul Auster Amerikalı yazar baba Bush’la ilgili bir yazı yazmış o zaman Irak’a girerken. Eli kanlı katil diye. Niye korkmadı? Koskoca devasa bir Amerika. Yani dünyanın korktuğu bir Amerika, bir gazeteci niye korkmuyor? Çünkü güvencesi yargı.

Fatih ALTAYLI- Paul Auster’e sürekli gazeteci diyor CHP’liler ama Paul Auster gazeteci değil.

Gürsel TEKİN- Gazeteci, yazar, roman neyse işte fark etmez sonuç itibariyle…

Fatih ALTAYLI- 65 yaşında romancı.

Gürsel TEKİN- Romancı ve bunu rahatlıkla yazabiliyor. Yazabiliyorsa bunun güvencesi nedir? Arkasında yargı sistemi var. Türkiye’de de bu sistemi oluşturmak zorundayız. Böyle aspirin tedavisiyle sıkıştığınızda şu yasayı çıkaralım, sıkıştığınızda şu maddeyi değiştirelim derseniz sonuç itibariyle bu ülkede hukuk sistemini oturtmak zor olur.

Fatih ALTAYLI- Aslında bana sorarsanız yasalar gayet uygundu. Geçmiş dönemde yasalara karşı bazı istisnalar uygulandı. Yani MİT’te korumadaydı, Genel Kurmayda korumadaydı ve Başbakana bağlı çalışanlar korumadaydı. Ancak savcılar bu görev suçu değildir diyerek bazı istisnai durumlar yarattılar ve uyguladılar. Ona da herkes onay verince o istisnai durumlar sonra işi bu hale getirdi. Yani baştan bununla ilgili kriterler düzgün uygulansaydı iş bu hale gelmezdi. Ama Kozinoğlu’na uygulanmadığı zaman buna uygula deme şansı ortadan açıkçası kalktı.

Peki KCK davasının geneline bakışınız ne?

Gürsel TEKİN- Şimdi Fatih bey bölgeye gittiğinizde sonuç itibariyle tutuklanan şuanda çok sayıda belediye başkanları var. Yani millet iradesiyle seçilmiş belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri. Hatta birkaç ilde zannedersem Şırnak’ta neredeyse belediyeyi yönetecek kimse kalmadı. Şimdi bu tutuklamalarla bu geçmiş dönemde yapılan tutuklamalar, öldürmeler bir sonuç getirmedi. Burada ne sonuç getirecek? Bakın biz çok açık ve net söyledik. Sayın Genel Başkanımızda söyledi. Seçim öncesinde söyledi, seçim döneminde de söyledi. Burada bu sorunun çözümüyle ilgili iktidarın hangi argümanları varsa biz katkı sunmak istiyoruz. Hatırlayın işte bir paket dediler. İşte önce Kürt paketi, sonra işte Roman paketi, Alevi yurttaşlarımızla ilgili 3 tane açılımları var ve çok iddialı. Nerede bu 3 tane açılım? Yani kazaren CHP bu açılımları kamuoyuyla paylaşsaydı, sonuçlandırmamış olsaydı kıyamet kopardı. Şimdi hiç kimse iktidara sormuyor. Mesela bizimle ilgili her gittiğimizde herkes soruyor. Siz bu sorunun çözümüyle ilgili ne düşünüyorsunuz? İyi kötü bir şey söylüyoruz eksiktir fazladır. İktidarın bu konuda çözüm konusunda, yani paket konusunda mesela siz bu uzun süre tartışılan 1,5 yıl Türkiye kamuoyunu meşgul eden bu paketle ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

Fatih ALTAYLI- Hayır.

Gürsel TEKİN- Nasıl olacak? Ne diyeceğiz şimdi biz nasıl bir çözüm yolu bulacağız? İktidarın bu konuda bir hazırlığının olması gerekiyor. Bunu muhalefetle, ana muhalefetle paylaşması gerekiyor. Bu sorun sadece iktidarın sorunu değil. Eğer Türkiye’de bu sorun kan akacaksa hepimizin sorunudur. Bununla ilgili biz defalarca katkı sunacağız dememize rağmen bugüne kadar getirilmiş bir şey yok. Sadece tutuklamalar. Şimdi bir tarafta MİT Başbakana rapor veriyor tutuklamaları yapmayın diyor. Öbür tarafta bir başka kurum emniyet yani yine Başbakana bağlı olan İçişleri Bakanlığı tutuklamaları devam ediyor.

Fatih ALTAYLI- Ama bu tutuklamanın olacağını Başbakan söyledi zaten. Yani Başbakan bu tutuklamalar yanlış diye hiçbir zaman demedi ki.

Gürsel TEKİN- E MİT’in raporu ne o zaman? Yani hangisine, şimdi bu kurumlar arasında Sayın Başbakan dün söyledi. Kurumlar arasında herhangi bir sıkıntı yok dedi. Kurumlar arasında sıkıntı yoksa bir gece yarısı 1000 tane polisi tayin ettiriyorsunuz. Bu kış ortasında ve bakanda diyor ki, rutin tayin. Hiç böyle bir rutin tayin görmedim. 1000 kişi kış ortası çocuğu var, eşi var, yuvası var. Alıyorsunuz gönderiyorsunuz bu rutin tayinmiş. Şimdi bütün bunlara baktığımızda özel yetkili mahkemeler dahil olmak üzere MİT, emniyet, devletin kurumları, genel kurmay bir hiyerarşik yapı yok, bir bütünlük yok.

Fatih ALTAYLI- Diyorsunuz ki devletin işleyişi bozuk. Şimdi devletin işleyişindeki bozukluğu ortadan kaldırmak için bir takım tayinler yapılması yanlış mı? Eğer birileri bakanlığa rağmen, devletin tavrına rağmen kendi kafasına göre bir eylem içerisindeyse bunun temizlenmesi zaten yani daha doğal ne olabilir ki?

Gürsel TEKİN- İtiraz etmiyorum ama nedir bizde bilelim yani. Bu kadar şey değil ki. Gizliliği nedir? Zaten ana gizlenecek şeyler gizlenmemiş tayinlerle ilgili gizleniyor. Şimdi burada şu görülüyor yani çok açık ve net. Bütün bu baskıya rağmen emniyet farklı, yani istihbarat birimlerinin raporlarını dinlememiştir gereğini yapmıştır. Böyle olunca sonuç itibariyle işte bu görevini yapan, sonuç itibariyle savcı bu belgeleri nereden alıyor? Emniyetten alıyor.

Fatih ALTAYLI- Terör sorunun çözülmesi devletin, hükümetin işi değil mi? Bunun siyasi sorumluluğu hükümette olduğuna göre hükümetin işinin engellenmesi, hükümetin bununla ilgili çözüm arayışının, çözüm çabalarının engellenmesi bir savcıya mı kaldı?

Gürsel TEKİN- Tabiî ki kalmadı. Hele özel yetkili mahkemelerdeki savcılara hiç kalmaz. Bizde diyoruz ki, iktidar burada inisiyatif koysun. Yani çözüm konusunda ne yapılması gerekiyorsa CHP olarak biz katkı sunmak istiyoruz. Devletin kurumlarıyla kavga ederek bu sorunu çözemezsiniz. Ama bunun sorumlusu da iktidar yetkileri bu konuda açıklayacak. Bu kurumlar arasındaki kavganın sebebinin ne olduğunu biz doğrusu bilmiyoruz. Ama bizim bildiğimiz sadece kamuoyunda tartışılan, bilinen bir KCK ile sınır değil. Yani 2007’ye bakmamız lazım, 2009 dönemlerine bakmamız lazım.

Fatih ALTAYLI- Ne var orada?

Gürsel TEKİN- Bütün o seçim dönemlerine baktığımızda şimdi Sayın Başbakan çok eleştiriyor ya işte seçim dönemleriyle 2007’de, 2009’da önümüzdeki günlerde kamuoyu bunları da tartışacaktır. Nasıl bir görüşmeler olmuştur. Bu sadece Oslo görüşmeleriyle sınırlı bir görüşme değil ki. Sadece KCK değil. PKK ile olan görüşmeler.

Fatih ALTAYLI- Ne var? Bilmediğimiz bir şey mi var orada?

Gürsel TEKİN- Bütün bu sürece baktığımızda önümüzdeki günlerde bunları da göreceğiz. Sadece bu KCK operasyonlarıyla sınırlı bir olay değildir.

Fatih ALTAYLI- Peki, sizin Genel Başkanınız Sayın Kılıçdaroğlu demedi mi terör sorunun çözülmesi için Öcal’la veya KCK veya PKK ile görüşülüyorsa biz buna hayır demeyiz, biz bunu yanlışta ilan etmeyiz demedi mi?

Gürsel TEKİN- İç barış sağlanacaksa iç barışın sağlanması için her türlü katkı sunmaya hazırız. Görüşülebilir dedi. Bundan daha büyük destek ne olabilir? Biz bunu kösteklemiş değiliz. Burada köstek olan iktidarın ta kendisi. İktidar kendi kurumlarıyla, yani devletle iktidar arasında bir kavga var. Yani devletle iktidar kavgası. Devletle iktidar kavgasını biz yaratmış değiliz.

Fatih ALTAYLI- Ama şimdi baktığınız zaman 9 yılda zaten artık devletle iktidar bir oldu. Yapılan operasyonlara falan baktığımız zamanda eski devletin, içerideki kalıntıları da bir şekilde zaten ya pasifize edildi ya ortadan kaldırıldı. Yani AKP’nin şu anda devlet üzerinde kesin bir hakimiyeti yok mu? Bundan dolayı da şikayetçi olmadınız mı zaman zaman?

Gürsel TEKİN- Elbette, tabiî ki. Yani kurumlar devletleşsin istemiyoruz. Bizim özellikle defalarca uyarmamıza rağmen biraz öncede ifade ettiğim gibi hukuk sistemini yeni bir Anayasal sisteme oturtalım, bütün kurumlar bir hiyerarşik yapı içerisinde çalışsın. İktidarın talimatı üzerine değil. Devletin kurumları ne yapacağını bilsin. İç barışla ilgili, dış barışla ilgili. Bütün bunlar yani en önemli kurumlar. Biz tapu dairesinden bahsetmiyoruz. Genelkurmaydan bahsediyoruz. Etrafımızda bir sürü sorunlar var. Yarın Suriye’nin ne olacağı belli değil. İran’da ne olacağı belli değil ama devletin en önemli temel kurumları birbirleriyle kavga ediyor. Bütün bunlar bizim hoşumuza giden olaylar değildir. Bizde diyoruz ki, iktidarı bu konuda…

Fatih ALTAYLI- O zaman şu teziniz çökmüyor mu? AKP devleti ele geçirdi teziniz vardı.

Gürsel TEKİN- Hayır. Elbette aynen öyle.

Fatih ALTAYLI- Ama geçirememiş demek ki.

Gürsel TEKİN-İşte kısmen geçirdiği yerleri korumak istiyor. Geçiremediği yerleri de by-pass etmek istiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor.

Fatih ALTAYLI- Mesela yargıyı ele geçirdi diyordunuz. Özel yetkili mahkemeler üzerinden operasyon yaptığını söylüyordunuz. Ama yapamıyormuş. Özel yetkili mahkemeler döndüler AKP’ye operasyon yaptılar.

Gürsel TEKİN- Ama şimdi burada bugüne kadar uygulamalara baktığımızda özellikle özel yetkili savcıların bugüne kadar uygulamaları tamamen iktidarın denetiminde olan uygulamalar. Ama bugün…

Fatih ALTAYLI- Belki de değilmiş ama.

Gürsel TEKİN- Ama uygulamalara baktığımızda…

Fatih ALTAYLI- İktidarın hoşuna giden ama iktidarın denetiminde olmayan uygulamalarmış belki de bilmiyoruz ki.

Gürsel TEKİN- İktidar niye müdahale etmiyor mademki. Mesela 100 tane gazeteci tutuklu, bilim adamları tutuklu, üniversite öğrencileri tutuklu. Yani daha iyi bir çevre istiyorum diyen insanlar tutuklu böyle bir şey olabilir mi?

Şimdi bütün bunlara baktığımızda doğrusu bu sıkıntıların iktidardan kaynaklandığını, iktidar eski alışkanlıklarından vazgeçecek, kurumları ele geçireyim, kurumları AKP’lileştireyim değil. Kurumları hukuk sisteminin içerisine oturtalım diyoruz ve bu konuda da katkı sunmak istiyoruz. Aksi takdirde bu kurumlarla iktidarın kavgası devam eder.

Fatih ALTAYLI- Bir yandan da hukuk sistemi içine oturtalım dediğiniz zaman hukukun kafasına göre hareket etmesi de başlamıyor mu?

Gürsel TEKİN- Hayır, başlamaz.

Fatih ALTAYLI- O değil mi söylediğiniz?

Gürsel TEKİN- Hangisi?

Fatih ALTAYLI- Özel yetkili mahkemeler.

Gürsel TEKİN- İşte özel yetkili mahkemeler kaldırılsın. Dünyanın hiçbir yerinde özel yetkili mahkeme diye bir şey var mı? Bir tarafta 12 Eylül dönemi diyeceksiniz, darbe dönmeleriyle hesaplaşacağım diyeceksiniz. Darbe dönemindeki bütün yasaların arkasına sığınacaksınız ya da kurumların. Bunlar doğru şeyler değildir. Yani gelişmiş ülkelerde ne varsa, hangi hukuk sistemi işliyorsa aynı hukuk sistemini de burada oturtalım. Yani MİT askerle kavga etmesin. Asker polisle kavga etmesin. Polis savcıyla kavga etmesin. Böyle kavga eden bir devlet kurumu olabilir mi?

Bütün bunlara baktığımızda burada ciddi bir sıkıntı var. Bu sıkıntının böyle by-pass, aspirin tedavisiyle bir gece yarısı birilerini kurtarma yasasıyla bu işin üstesinden gelmek mümkün değildir.

Fatih ALTAYLI- Bununla ilgili o zaman şöyle bir soru akla gelmiyor mu? CHP Türkiye’de iktidar alternatifi, iktidar adayı, AKP’nin iktidarı biterse bir gün yerine gelmesi beklenen iktidar CHP iktidarı. O zaman da şöyle bir soru gelmiyor mu akla? AKP bütün bu gücüne, eleştirdiğiniz tek adam yapısına rağmen devlete hakim olamıyor ve devleti yönetemiyorsa bugün kendi içerisinde kakofonik duran, kendi içerisindeki tartışmalarını halledememiş bir CHP bu devleti nasıl yönetecek?

Gürsel TEKİN- Yönetir. Bizim şöyle bir iddiamız yok; biz devletin kurumlarında hakim olalım. CHP’lileştirelim arayışı içerisinde değiliz. Şu anda yaşanan sorun bu. Biz diyoruz ki, bir sisteme oturtalım. Yani bu sistem nedir? Bir hukuk sistemi. Bu hukuk sistemine kurumları oturtalım ve hiç kimse yani benim iktidar korkum olur. Başbakan korkum olur şeyi içerisinde yaşamsın istiyoruz. MİT’in yetki alanları bellidir. Savcıların, hakimlerin yetki alanları bellidir. Polisin yetki alanları bellidir. Askerin yetki alanları bellidir. Bütün bu yetki alanları bir demokratik bir sistem içerisinde, hukuksal bir sistem içerisinde oturtalım. Geçmiş dönemde olmamış. Olmadı, şimdi yapalım. Parlamentoda sayısal çoğunluğunuz var. Ana muhalefet olarak bizde destek vermek istiyoruz. Yani özel yetkili mahkemeler biliyorsunuz ilk kez Sayın Başbakan YÖK’le başladı. İşte bu YÖK Yasasının değişmesi gerekiyor dedi. Değişti mi YÖK Yasası? YÖK’ü ele geçirelim, tamam bitti. Böyle bir anlayış olmaz. Biz bu anlayışa CHP iktidar olursa biz YÖK’ü ele geçirelim arayışı içerisinde değil. CHP iktidar olduğu zaman özerk üniversitelerin oluşabileceği yasal düzenlemeleri yapacağız.

Fatih ALTAYLI- YÖK’ü kaldıracak mı CHP?12 Eylülün en büyük kalıntısı bence.

Gürsel TEKİN- Elbette kaldıracak. YÖK’ü kaldıracak. Yani düşünebiliyor musunuz bilim yuvasında öğretim görevlileri kendi başkanını seçemiyor, Cumhurbaşkanı tayin ediyor. Bu bilime de aykırı. Böyle bir şey olabilir mi? 500 tane bilim adamı kendisini yönetecek bir adam seçmek için Cumhurbaşkanına gönderiyor.

Bütün bunların kaldırılması gerekiyor. Yargı sistemi, böyle bir yargı sistemi olabilir mi? 4 yıl yatıyorsunuz. Niçin yattığınızı bilmiyorsunuz. Yarın sıra bu arkadaşlarımıza da gelebilir. Bütün bunların kaldırılması gerekiyor. Bu da yeni bir düzenlemeyle mümkündür. Aksi takdirde bu sıkıntılar devam eder. Gece yarısı operasyonlarla kendinizi kurtarmaya çalışırsınız. Bana göre bu yasa Sayın Hakan Fidan’ı değil. İktidar kendisini kurtarma yasası çıkarmıştır.

Fatih ALTAYLI- Peki, gelelim yerel yönetimlere. Bana göre AKP’nin de, AKP’yi kendi içinden çıkaran Refah Partisinin de iktidara gelmesinde ya da Refah Partisinin Türkiye’nin birinci partisi olmasında veya iktidar ortağı olmasında, ardında da Recep Tayyip Erdoğan’ın Sayın Başbakanın bugün Türkiye’yi yönetmesindeki en önemli unsurların başında 1991 ve ardından 1994’de yapılan seçimlerde alınan sonuçlar ve yerel yönetimlerde o dönem Refah Partisinin sonrada AKP’nin başarılı uygulamaları. Yerel yönetimden öylesine bir memnuniyet yarattılar ki, yerel yönetimlerden ülke yönetimine gittiler. Halka ulaştılar. Halkla aralarını ısıttılar, halka bir şekilde dokundular ve oradan da iktidara yürüdüler.

CHP’nin de oldukça başarılı olduğu seçimler yerel seçimler. Fakat yerel seçimlerden sonra CHP’li belediyelerle ilgili sular bir türlü durulmuyor. Bir yandan mevcut iktidarın müfettişler vasıtasıyla yapmış olduğu denetimlerde ortaya çıkan veya çıktığı söylenen bir takım yolsuzluklar şunlar bunlar var. Bir taraftan da sizin zaten kendi partinizin, kendi belediye başkanınıza yönelik olarak suçlamaları, kendi belediyeleriniz arasında il ve ilçe belediyeleriniz arasındaki tartışmalar müthiş bir kaos yaratıyor. Müthiş bir halkta güvensizlik yaratıyor ve şöyle söyleyeyim asker, asker gidip CHP’ye oy veren bir takım semtler, bir takım kentler dışında CHP’li belediyeler açıkçası hep böyle bir sallantıda hani seçende pişman seçmeyende pişman gibi bir durum var.

Yerel yönetimlerde başarılı olarak halka kendinizi göstermeyi niye hiç düşünmüyorsunuz? Yerel yönetimlerde niye umulan başarıyı sağlayamıyorsunuz?

Gürsel TEKİN- Yerel yönetimlerle ilgili biraz önce 94 yılında doğru evet, biz maalesef 89-94 arasında ciddi talihsizlikler yaşadık ve bunun yaratmış olduğu sıkıntıdan kaynaklı alternatif olarak o dönem Refah dönemi. Refah büyük kentlerde, özellikle İstanbul gibi Ankara gibi yerleri aldı. O bir toplumsal bütünlüğü sağladı. Bunu kabul etmek lazım. Ama belediye başarısı derseniz kesinlikle bana göre başarışlı değildir. Bir kaos yaratmıştır belediyecilik. Şu anda hormonlu şehirler var. Mesela İstanbul Belediyesi ya da büyükşehir belediyelerinde başarılı bulduğunuz bir belediye var mı? 18 yıldır iktidar. Altyapı sorunu çözülemedi. Üst yapı sorunu çözülemedi. İmar sorunu çözülemedi. Deprem sorunu çözülemedi. Bütün bunlara baktığımızda bu nasıl bir başarıdır. 2005 yılında bir yerel yönetim yasası yapıldı. Adeta bir kaosa dönüştürüldü. Ranta dönüştürüldü. 2005 yılında yapılan yerel yönetim yasası belediyelere Obama’da olmayan yetkiler belediye başkanlarına verildi. Şu anda Amerikan Başbakanın da olmayan yetki Türkiye’de belediye başkanlarında var. Böyle bir anlayış olabilir mi? Kentin bütünlüğü yok. Kentin beklentisine cevap verebilecek hiçbir sorun çözülmüş değildir. 18 yıl iktidar olacaksınız, halen ulaşım sorununu çözmemiş olacaksınız. Arkanızda da merkezi iktidar olmasına rağmen.

Fatih ALTAYLI- Son 9 senesinde.

Gürsel TEKİN- 9 sene büyük bir şeydir. Hadi 9’u varsayalım. 9 yıl içerisinde altyapı sorununu çözebilmiş değilsiniz. Ulaşım sorununu çözebilmiş değilsiniz, deprem sorununu çözebilmiş değilsiniz. Şu anda İstanbul’da bütün sorunlarla İstanbullular baş başa. Sadece ne oldu? Güzel binalar var, hormonlu binalar var. Böyle bir yapılaşma olabilir mi? Dünyanın neresinde böyle bir yapılaşma görüşmüş? Planlı bir yapılaşma yok. Gelişmiş İstanbul gibi büyük kentlerin tamamında kent yasası var. İngiltere’de kent yasası var. Kentin sorumlusu belediye başkanıdır. Belediye başkanından başka ve son derecede şeffaftır.

Mesela şu anda Türkiye’de 3 bin küsur belediyenin 1600 tanesinde soruşturma var. 5400 tane bürokrat soruşturmaya tabi tutulmuş. Şimdi bu 5400 tane 1600 belediyenin tamamında yolsuzluk mu var? Demek ki, bir sıkıntı var. Bu yasalarla bu kentleri yönetmek mümkün değil. Şimdi önümüzdeki günlerde daha tehlikeli bir sorun geliyor. Biliyorsunuz deprem dönüşümüyle ilgili yeni bir kentsel dönüşüm adı altında bir yasa geliyor ve bu yetkilerin önemli bir kısmı da bakanlığa veriliyor. Halbuki biz eskiden beri Sayın Başbakanda çok şiddetli savunuyordu. Yerelleşelim derken merkezileşiyoruz.

Plan bütünlüğünün olmadığı bir yerde kentte başarı olmaz. Plan bütünlüğü şudur; ya anayasanızı önünüze alırsınız bu anayasa içerisinde burada kaç bin yurttaş yaşar? Nasıl yaşar? Altyapı sorunu, üstyapı, ulaşımı, alaşım ağlarını nasıl oluşturabiliriz? Kentlerin tamamında böyledir. Ama burada böyle değil. Sayın Topbaş 2008 yılında galiba 2006’da başlattı. Ben dedi 100 binlik plan yapacağım ve bizde heyecanlandık, destekte verdik CHP olarak o dönem ben il başkanıydım. İlk kez şehrin bir anayasası olacak. Anayasayı Sayın Topbaş galiba Şubat ayında geçirdi, Martta seçim bitti, Nisan ya da Mayıs ayında Sayın Başbakan 3.köprü istiyorum dedi. 500’e yakın bilim adamı bu planlamada çalıştı. Çok ciddi bir çalışma yaptılar. Maalesef bunu hayata geçiremediler. Çöpe atmak zorunda kaldık. 3. köprü geliyor. Şimdi deprem dönüşümüyle beraber İstanbul’un birçok bölgelerinde kentsek dönüşümle beraber bir ranta dönüştürme arayışı içerisindeler. Geçmiş dönemde kentsel dönüşüm vardı. Birçok bölgelerde işte kentsel dönüşüm oldu. Örneğin Beyoğlu, Fatih, Sulukule. Sulukule’de 200 yıldır burada yaşayan orada Roman yurttaşlarımızı 60 km. başka yere gönderdik. Böyle bir kentsel dönüşüm olabilir mi? Altyapısı çözülmemiş, üstyapısı çözülmemiş, ulaşımı çözülmemiş bir kent, bir belediyecilik başarılı bir belediye olabilir mi?

Fatih ALTAYLI- Şimdi siz her zaman olduğu gibi AKP’yi eleştirerek… Ben diyorum ki, CHP’li belediyelerde bu sorun çözüldü mü? Baktığınız zaman İzmir’de şahane bir durum mu var? Veya Bakırköy Belediyesi veya Beşiktaş Belediyesi veya bu dönemde aldığınız… bunlar bütün sorunları çözdüler de şu anda büyükşehir belediyesi… CHP ne yaptı da…

Gürsel TEKİN- Birçok proje iktidar tarafından engelleniyor. Yani merkezi iktidar tarafından engelleniyor. Şu anda bana göre İzmir Belediyesi son derece başarılıdır. Yani bir İstanbul’la ya da bir Ankara’yla kıyasladığın zaman bana göre başarılıdır. Eskişehir Belediyesi son derece başarılıdır. Mersin Belediyesi son derece başarılıdır. Çünkü planlı bir kent haline dönüştürmek istiyorlar.

Hayır, şimdi orada özellikle iktidar yetkililer hemen dönüştürelim, TOKİ binaları yapalım, rezidanslar yapalım. Yapın da sonra dam evinden çıkamıyor. İşte bakın Ataşehir’de yapıldı. Büyük büyük konutlar yapıldı. Ataşehir’de adadan şöyle çevre yoluna dönmek için çevre yoluna 3 dakikada yürüme gelirsiniz, adada çevre yoluna 45 dakikada geliyorsunuz. Böyle bir kentte yaşanabilir mi? Bütün bunlara baktığımızda, ilçe belediyeleri diyorsunuz. Kadıköy Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi ya da Bakırköy Belediyesi ilçe belediyelerinin herhangi bir yetkisi yok. İlçe belediyeleri 2005 yılında yapılan yerel yönetim yasasıyla plan yapma yetkisi elinden alındı. Yatırım yapma yetkisi elinden alındı. İlçe belediyeleri sadece çöp toplayabilir, temizlik yapabilir, çevre düzenlenmelerine bakabilir, onun dışında ilçe belediyelerinin yatırım yapma imkanları söz konusu değil. Çünkü tamamen büyükşehire devredildi.

Fatih ALTAYLI- Çok gelen maillerden bir tanesi. Bu her zaman CHP’ye yönelik geliyor ama bir kez daha sormakta da fayda var. CHP’nin Türkiye’deki belli kesimlerdeki algısı dinsiz parti. Tabi bu dinsiz partiyle laiklik anlamında algılamıyor Türk halkı. Dine düşman parti. Kitapsız parti. Allahsız parti diye algılıyor. CHP Türkiye’de dine karşı, ibadete karşı, ibadet özgürlüğüne karşı gibi oturmuş bir yargı var. Bu yargı çok da temelsiz değil. Şu açısından temelsiz değil; son olarak Önder Sav’ın bundan birkaç sene önce söyledikleri de üstüne koyduğunuz zaman zaten var olan bir yara var. Üstünün kabuk tutmasına izin verilmeden kaşınınca böyle bir şey çıkıyor ortaya ve baktığımız zaman Türkiye’de özellikle son 20 sene içerisinde yeniden bir dini değerlere ve de önemde görüntüde olsa yer yer bir yükseliş olduğu için CHP’nin bu kesimlerden oy alması giderek imkansıza girer. Atıyorum şimdi, diyelim ki, cemaat ya da camia, camia dese ki, kardeşim o partiye değil CHP’ye oy verin dese kimse vermez. Çok net. Bunu kırmak için bir tavrı, bir tutumu olacak mı CHP’nin? Ne olacak? Nereye kadar olacak? Çünkü baktığımızda sol partilerden sadece Sayın Ecevit iktidar olmayı başarmıştır. O da kısa süreli. Yani son iktidarı daha uzun süreliydi. Ondan önceki daha kısa süreliydi. O da cemaatlere sivil toplum örgütü gözüyle bakarak onlarla kavga etmediği için belli miktarda oy oralardan alabilmişti. Sizin bakışınız ne olacak?

Gürsel TEKİN- Oraya gelmeden önce yine İstanbul’la ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İstanbul gibi büyük bir kent, önümüzdeki süreçte planlamaya göre 20-25 milyona giden bir kent haline dönüşüyor. Bir tek meydanı yok. Taksim vardı zaten. Taksim yeni yaratılmış değil.

İki, tarihi yarımadaya hiç uçakla gittiğiniz de bir görün. Sayın Başbakan ucube diyordu Kars’ta heykele, asıl ucube Fatih’in bağrına çökülmüş orada. Baktığınızda göreceksiniz o binaları.

Bütün bunlara baktığınızda bir tarafta Fatih’le övüneceksiniz, son dönemlerde Fatih filmi de çok rağbet görüyor. O filme bir bakalım. Filmdeki o eski tarihi yarımadaya bakalım, şu anda AKP’nin yaratmış olduğu tarihi yarımadaya bakalım. Fatih Sultan Mehmet yaşasa bu kenti yönetenlerin hepsini kafasını uçurur. Bu kadar ihanet olabilir mi? Ucube binalar, ne olduğu belli olmayan yüksek yüksek binalar, altyapısı yok, planları yok, eşe dosta rant yaratarak belediyecilik olmaz.

Şimdi bu algıya gelince ne yazık ki, tabi bu genelde algı. Bunu kabul etmek gerekiyor. Özellikle geçmiş dönemlerde sağ iktidarlar yani Sayın Demirel, Sayın Özal birçok sağda siyaset yapanlar sürekli bu argümanları kullanmıştır. Böyle sanki CHP dine mesafeliymiş algısını yarattılar.

Biz bu algıyı kıramadık doğrusunu da kabul etmek gerekiyor. Ama CHP’nin kadrolarına baktığımızda yani Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, rahmetlik Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Sayın Kılıçdaroğlu bütün bu kadrolara baktığımızda yaşam biçimlerine bakalım. Din adına, iman adına siyaset yapanlarında bir yaşam biçimlerine bakalım. Bu ne kadar dine saygılı? Kaldı ki, CHP bu konuda hepimiz elhamdülillah dinimizi de, inamımızı da ailemizde öğrenmişsiz. CHP’de hiç kimsenin dini, imanı, mezhebi sorgulanmaz. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Biz buralara dayandırarak Türkiye’de demokrasiyi işletemeyiz.

12 Eylül çok ciddi bir tahribat yarattı. 12 Eylül döneminde, 12 Eylül öncesi biliyorsunuz son derece büyük sivil toplum örgütleri vardır, sendikalar vardı. 3,5 milyon sendikalı işçi vardı. Türkiye’nin nüfusu 44 milyon. Şu anda 74-75 milyon nüfusumuz var. Sendikalı işçi sayısı 500 o da sendikaları var mı yok belli değil. Yani sayısal bir var ama. Sendikaların varlığı yokluğu tartışılıyor.

Yine gençlik hareketleri vardı. Sivil toplum örgütleri vardı. Üniversiteler vardı. Öğretmenler vardı. Bütün bunlar ne yazık ki 12 Eylül döneminde yok edildi. Yerine demokrasiyi işletmenin ötesinde başka şeyler üretildi. Bunlarda umut ediyorum ki, önümüzdeki günlerde bu gidişatın farkına varacaklar, bu merkez sağda AKP gibi siyaset yapanlar da öyle dinle, imanla çok uzaktan yakından ilgilerinin de olmadığını göreceğiz.

Bir arkadaşımla tesadüfen uçakta karşılaştık. Dedi ki, biz eskiden içkiyi dışarıda içiyorduk, ibadeti evimizde yapıyorduk. Şimdi tersi oldu ibadeti dışarıda yapıyoruz. İçkiyi de evimizde içiyoruz.

İnsanların yaşam biçimleri sorgulanmaz. Her toplumun kendine has bir yaşam biçimi vardır. Bu ülkenin azınlıkları vardır. Bu ülkenin farklı inanç grupları vardır. Bütün bunları bir iç barış içerisinde, iç mekanizma içerisinde bütünleştirmek gibi bir görevimiz var. Bunları ayrıştırmak siyasi partilerin görevi değildir. Tam tersine siyasi partiler bunları bütünleştirmekle görevlidir. İnsanların inançlarını siyaset malzemesi yapmak hiç vicdani bir şey değildir. Kimin inancı sorgulanabilir? Kimin elinde bir terazi var, kimin ne kadar inançlı olup olmadığını sorgulayacağız? Sonra bize ne? Siyasi partilere ne? Bu ülkede demokrasi olduğu sürece herkes kendi inançlarını özgürce ifade edebilecektir.

Fatih ALTAYLI- Beklenen cevap bu değil.

Gürsel TEKİN- Bilmiyorum başka türlü şimdi bu algı yaratılmış. Ama bu algıyı kıracağız. Sadece buraya bağlarsanız ben o zaman şöyle bir farklı argümanda kullanabilirim. Özellikle geçmiş dönemlerde çok yoğun bir şekilde AKP’ye oy veren o seçmen kitlesi yerel seçim döneminde de bize de oy verdi. Yani Türkiye’de seçmenin %20-25’i ideolojik bakıyor. %75’nin ideolojik baktığına inanmıyorum. Tam tersine daha rahat yaşamak istiyor, daha umutla yaşamak istiyor, çocuğuna iş bulmak istiyor, yoksulluktan kurtulmak istiyor. Bütün bunların vaat ettiğinizde toplum değişir ve size de oy verir.

Fatih ALTAYLI- Bunları vaat eden AKP’de var. Onlarda vaat ediyorlar.

Gürsel TEKİN- Vaat etti ama yerine getiremedi.

Fatih ALTAYLI- Yerine getiremediyse nasıl %50 alıyor?

Gürsel TEKİN- Biraz önce ifade ettim işte. Birçok sebep var. Birincisi çok sayıda borçlanmalar, ikincisi iktidarda uzun süre…

Fatih ALTAYLI- AKP’nin sizin beğenmediğiniz miktarda yapmışlığı vatandaşta şöyle bir …

Gürsel TEKİN- Her Türk vatandaşının 3200 dolar borcu vardır. Şu anda 6500 TL’ye çıktı.

Fatih ALTAYLI- Bu 6500 liralık borcu CHP iktidarı döneminde ödemekte daha büyük zorluk çekeceğini düşünüyor vatandaş.

Gürsel TEKİN- Maalesef öyle oldu tabi. Yani 3200 lira borcunuz varken şimdi 6500 lira borçlusunuz. İşsizlik aynen devam ediyor. Yoksulluk aynen devam ediyor.

Fatih ALTAYLI- Bütün bu saydıklarınız normalde size seçmen kayması gerektirir. Ama burada seçmen size kaymıyorsa bu şunu göstermiyor mu? İşsizlik %12 ama en azından %12. şimdi CHP gelirse %25 olur diye bir …

Gürsel TEKİN- İşsizlik %12 tartışılır. Tabiî ki kendimizi uzun süre yani biraz öncede söylediğim gibi sürekli son 30 yıl özellikle 12 Eylülden sonra sadece CHP değil sol partilerin tamamı günün koşullarına göre yani yeniçağa göre kendisini yenileyemedi. Bunu kabul etmek gerekiyor. Bizde demek ki burada ciddi bir eksiğimiz var. Kendimizi ifade edememişsiz. Topluma anlatamamışız. Bütün bu eksiklerimizi önümüzdeki süreçte gidereceğiz.

Fatih ALTAYLI- O süreç ne kadarlık bir süreç?

Gürsel TEKİN- Ben çok umutluyum. Önümüzdeki yerel seçimlerde yerel seçimlerden önce tabi bu şu andaki sıkıntılar sonuçlanır mı sonuçlanmaz mı bilmiyorum. 2013’de bu gidişatla bir seçimde olabilir. 2014’de yerel seçimlerde CHP başarılı bir grafik gösterecektir.

Fatih ALTAYLI- İstanbul’da sizin aday olacağınız söyleniyor. Mustafa Sarıgül’ün partinize katılıp aday olacağı söyleniyor. Bunlar gibi şimdiden bir çalışma var mı?

Gürsel TEKİN- Şimdiden bir kim aday olacak çalışması yok ama yerel yönetimlerle ilgili çok ciddi hazırlıklarımız var. Hem yeni bir yerel yönetim yasası aynı zamanda nasıl bir belediyecilik, sosyal demokrat belediyeciliğin nasıl olması gerekiyor. Bununla ilgili çok ciddi hazırlıklarımız var. Önümüzdeki günlerde kamuoyuyla da paylaşacağız.

Belediye başkan adaylarına sıra gelince 2 yıl sonra kimler olur kimler olmaz bugünden onu tartışmak çok erken olur. Elbette Sayın Sarıgül’de olabilir. Talep etmek isteyen birçok arkadaşlarımız da olabilir. Ben böyle bir açıklama yapmadım. Sadece bir internet sitesinde böyle bir haber olunca sanki benim ağzımdan bir adaylık çıkmış gibi oldu. Doğrusu tabi sonuç itibariyle parti kendisi buna karar verecek, partinin organları, örgütleri karar verecek. Sadece örgütleri değil aynı zamanda İstanbul halkı karar verecek. Yani kimi görmek istiyor önümüzdeki süreçte bu birikmiş sorunların üstesinden kim gelebilirse adayımızda o olacaktır.

Fatih ALTAYLI- Birkaç gün önce bir yemekte AKP’nin ideologlarından diyeyim, yani daha doğrusu AKP’nin tipik muhafazakar görüntüsü dışında kalan önemli isimlerinden bir tanesi dedi ki, Türkiye’nin temel sorunu şudur; AKP merkezde duruyor. Bizim sağımızda CHP var, onun da sağında MHP var. Türkiye’nin sol tarafında bir şey yok. CHP’yi bir sağ parti olarak algıladı. Baktığınız zamanda CHP’nin statükocu tavrından ötürü bu yakıştırma çok da temelsiz durmuyor. Yani CHP bir sol parti…

Gürsel TEKİN- Geçmişe dönük olabilir bu eleştiri ama şu andaki CHP yönetimine haksızlık olur. Tam tersine sosyal demokrat bir çizgi içerisindeyiz. Sola yönelik sadece sol değil merkezde de olmak istiyoruz. Yani biz Türkiye’nin bütününü kendi bünyemize almak istiyoruz. Yoksulu, işçisi, köylüsü. Doğrusu tabi 10 milyon emekli var, emeklilerin oy vermesi gereken parti sol partilerdir. Bakın Almanya’da mesela sağcı düşünen ya da İslamcı düşünenlerin tamamı Almanya gibi yerde, Fransa gibi yerde sol partilere oy verir. Tezat duruma bak.

Burada bir eksiklik var. Önümüzdeki dönemde göreceksiniz…

Fatih ALTAYLI- Orada din faktörü yok.

Gürsel TEKİN- Din faktörü yok ama umut veriyor. Yani o emekliyle ilgili, çalışanlar ilgili ne yapacağını söylüyor. Onun için götürüp oy veriyor. Yoksa kaşına gözüne ya da komünist parti olduğu için sosyalist parti olduğu için oy vermiyor. Onun haklarını savunduğu için. Bizde Türkiye’de herkesin hakkını savunacak bir siyasi partiyiz. İşçinin, köylünün, emekçinin, öğrencinin, polisin, memurun yani bütün ezilenlerin, çalışanların limanı haline geleceğiz.

Fatih ALTAYLI- Peki, global düzende belki de sol partilerin şanslı olduğu dönem yaşanmıyor. Şimdi Avrupa’ya bakın. Avrupa’nın her yerinde sol çöküş vaziyette. Yani Almanya’da yok. Fransa’da yok. İngiltere’de yok. Her yerde sol partiler kaybediyorlar. Acaba bu konjonktürden ötürü yani global olarak solun çöküşte olmasından ötürü sizin Türkiye’de bir şan elde etmeniz güç mü görünüyor?

Gürsel TEKİN- Kısmen öyle düşünülebilir ama tamamını oraya bağlamak doğru değildir. Sonuç itibariyle her ülkenin koşulları çok farklıdır. Yani Almanya’daki insanla Türkiye’deki seçmen kitlesi çok çok farklıdır. İşte biraz önce söylemiş olduğunuz gibi din faktörü var, başka faktörler. Bütün bu faktörlere baktığımızda elbette genel olarak dünyada özellikle Avrupa’da ama son dönemlerde Avrupa’da da solun, sosyal demokratların ivmesi gittikçe artıyor.

Fatih ALTAYLI- Bu ivme Türkiye’ye yansır mı?

Gürsel TEKİN- İnşallah yansıyacaktır.

Fatih ALTAYLI- Ne kadar gecikmeyle?

Gürsel TEKİN- Çok gecikmeyecektir. Önümüzdeki süreçte göreceksiniz.

Fatih ALTAYLI- Bugün mesela bir seçim olsa kim ne oy alır sizce?

Gürsel TEKİN- Bilemiyorum. Tabi bugün elimizde öyle bir veri yok. Ama benim kişisel olarak verim, sokaktaki yurttaştır. Sokaktaki yurttaşlarımızın böyle düşündüğünü zannetmiyorum. Yani emeklisi, işçisi, 3 milyon taşeron işçisi, atanamayan öğretmenleri, bütün bunlara baktığımızda tekrar bu iktidara oy vermeleri bana biraz gerçekçi gelmiyor.

Fatih ALTAYLI- Size kurultayda başarılar. İnşallah bu kurultaydan sonra CHP biraz daha huzur bulur.

Gürsel TEKİN- Bu vesileyle bütün yurttaşlarımızı kurultayımıza davet ediyorum. Giriş yasak değil.

İktidarı dövmenin bedeli ağırdır. Ama muhalefeti dövmenin hiçbir bedeli yok. Muhalefetle ilgili hakaret edebilirsiniz, yalan haberde yazabilirsiniz, iftirada atabilirsiniz. Geçmiş dönemlere baktığımızda bütün siyasi partilerin yetkilileri bir araya gelirdi. Mesela şimdi ben İstanbul’la ilgili bir sürü olumsuzluklar anlattım. İsterdim ki, AKP’den herhangi bir yetkili hayır, şu noktada yanlışsın diyebilsin. Önemli bir gelenekti. Keyifle Sayın Erbakan’ı, Sayın Ecevit’i izlerdik.

Fatih ALTAYLI- Sayın Erbakan katılmazdı mesela tartışmalara mesela ama diğer herkes katılırdı.

Gürsel TEKİN- Sayın Erbakan’da katılıyordu. Özellikle o tartışmalara baktığımızda TRT dönemlerindeki tartışmalara.

Fatih ALTAYLI- Çok eski. 1994 seçimlerinde mesela Erbakan hiçbir yere katılamadı.

Gürsel TEKİN- yeni bir gelenek işte. Tek kalem aç anlayışı içerisinde devam ediyor. Bir her türlü çağrıyı yapıyoruz. Genel siyasetle ilgili, yerel siyasetle ilgili. Toplumun beklentisi olan projelerle ilgili iktidarla karşılıklı konuşmak, son derece nezaket içerisinde konuşmak istiyoruz.

Fatih ALTAYLI- Son 2 senedir o da tamamen kalktı. Artık milletvekilleri bile bir araya gelmiyorlar. Bende açıkçası şaşırıyorum yani.

Gürsel TEKİN- Şimdi bu kadar bir araya gelmeyen parlamento, bir siyasi partiler nasıl bir yeni Anayasa yapacak?

Fatih ALTAYLI- Ben yapabileceklerini zannetmiyorum. Sizin umudunuz var mı?

Gürsel TEKİN- Umut etmek istiyorum. Yani CHP olarak bu Anayasa ciddi bir ihtiyaçtır. Bu Anayasanın yapılması için her türlü çabayı sarf edeceğiz. Ama iktidar bu konuda ne kadar samimi doğrusu benim kuşkularım var.

Fatih ALTAYLI- Onlar samimi görünüyor ama.

Gürsel TEKİN- Söylemle olmaz ama. Bu samimiyet eylem yok.

Fatih ALTAYLI- Cemil Bey çalışıyor çok yoğun.

Gürsel TEKİN- Ne çalışıyor? Mesela Cemil Beye sorulması gereken çok basit işler var. İşte Siyasi Partiler Yasası. Bunun için bir Anayasa değişikliğine gerek yok. Parlamentoda bir saat içerisinde çıkarılacak bir iştir. Benzer yasalar var. Bunları gelin kolay bir yerden başlayalım. Herkes iyi niyetle yeni bir Anayasa diyor. Bizde iyi niyetle inanmakta istiyoruz. Ama son şeye baktığımızda iktidarın davranışlarına baktığımızda çok da umutlu değilim. Onu da ifade etmek istiyorum.

Fatih ALTAYLI- Yani siz iktidarın bir anayasa değiştirmeyi istediğini düşünmüyorsunuz.

Gürsel TEKİN- Çok basit işleri halledemiyorsak büyük bir devasa Anayasa konusunda nasıl uzlaşacağız inşallah ben yanılırım yani.

Fatih ALTAYLI- Benimde açıkçası çok umudum yok yani ama yinede bir değişiklik olabilir.

Gürsel TEKİN- Başka bir şey daha söylemek istiyorum. Eğer bu parlamento bu kadar iddialı bir çıkış yaparak bütün siyasi partiler, iktidarıyla, muhalefetiyle, ana muhalefetiyle yeni bir Anayasa yapacağım diye kamuoyuna lanse etmişse bunu da yapamayacaksa bana göre parlamento işlevini bitirmiş sayılır.

Fatih ALTAYLI- Çok teşekkür ediyorum. Kurultayda başarılar diliyorum.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması yazılı basında…

YENİÇAĞ / “Yöntemleri şeytanın bile aklına gelmez”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı çok sert sözlerle eleştirdi, “Tam, tipik bir bölücüdür. Bu ülkede çatışma çıkarsa bunun sorumlusu Başbakan olacaktır” dedi.

ZAMAN / Kılıçdaroğlu, hükümete KİK’teki yolsuzluğu sordu.

Kılıçdaroğlu, grup konuşmasında Kamu İhale Kurumu’ndaki yolsuzluğu gündeme getirdi. Almanya Cumhurbaşkanı Wulff’un, bir işadamından düşük faizli borç aldığı ortaya çıkınca istifa ettiğini dikkat çeken Kılıçdaroğlu, Türkiye’de ise tam tersinin yapıldığını ileri sürdü. CHP lideri, “Bu ülkede hükümet yok mu? Her konuda yorum yaparlar, neden bu konuda yorum yapmıyorlar? Sayın Başbakan neden konuşmuyor?” diye sordu.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması yazılı basında…

HÜRRİYET – MİLLİYET – POSTA / Ruh sağlığında ciddi sorun var.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın ruh sağlığı dolayısıyla hekimleri açıklamaya yapmaya çağırırken, Erdoğan’a “Senin geçmişinse ne oldu ki genç beyinlere kin ekiyorsun” dedi.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması yazılı basında…

GÜNEŞ / Hangi dinde kin var?

Erdoğan’ın “ Dilinin, dininin, kininin davacısı gençlik” çağrısına Kılıçdaroğlu bu sözlerle cevap vardi.

CUMHURİYET – VATAN / ‘Gençlere kin tohumu ekiyor.’

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması yazılı basında…

AKŞAM / Seçileni kul etmiyorsan, vekiller neden tutuklu?

CHP lideri, Başbakan Erdoğan’ın “Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz” ve “Kininizin davacısı olun” sözlerine ağır eleştiriler yönetti. Kılıçdaroğlu, “Hapisteki vekiller seçilmedi mi? Seçilmişse onları niye içeride tutuyorsun? “ diye sordu.

 

İzmir BŞB İtfaiye Eri Alımı


Açıklama
İzmir İtfaye Eri Alım İlanı
Sınavı Kazanan Asil ve Yedek Üyeler
Danıştay 12. Dairesinin Yürütmeyi Durudurma Kararı
İçişleri Bakanlığı Mah. İd.Gn.Md.'nün İzmir Valiliğine yazısı
İzmir Valiliğinin BŞB.'ye yazısı
İzmir Valiliğinin, atamalarının yapılmasının mümkün olduğuna dair yazsısı
Belediye İtfaiye Yönetmeliği
9 Ocak 2012 Belediye İtfaiye Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına dair Yönetmelik
İZMİR BŞB.'nin Web sayfasından yaptığı konuyla ilgili duyuru

 

Şölen gibi Kurultay’a medyanın yanı sıra Büyükelçiliklerden de büyük ilgi. ABD, Rusya, Almanya, İngiltere dahil 26 Büyükelçilikten diplomatlar da kurultayı izleyecekler.

Kurultayları izlemek için isim yazdıran 918 medya mensubunun kartları hazırlanırken, “Kurultayları ben de izlemek istiyorum” diyen gazetecilerle bu sayı 950’yi  aştı.

Kurultayı izleyecek olan medya kuruluşları arasında Ulusal gazeteler, Tv’ler, Haber Ajansları, Radyolar, internet siteleriyle dergilerin yanı sıra, Bölgesel ve Yerel Tv’ler, gazeteler, radyolarla,  Reuters’ten, Al Jazeera’ya, Adıyaman Memleketim’den, Afyon Denge’ye, Kars Ardahan Iğdır Gazetesi’nden Kadıneli Siyaset’e kadar 92 medya-yayın-yayım kuruluşu bulunuyor….

Medya kuruluşlarının istemine uygun olarak hazırlanan basın kartları 24 Şubat cuma akşamı ve 25 Şubat Cumartesi günü ilgili kuruluş temsilcilerine  imza karşılığı teslim edilecek…

Öte yandan alfabetik sıraya göre, Almanya, ABD, Arnavutluk, AB, Avusturya, Bosna Hersek, Etyopya, Filistin,, Hırvatistan, Hollanda, Irak, İngiltere, İran, İsrail, İtalya, Kanada, Karadağ, Kırgızistan, Kosova, Mısır, Polonya, Rusya, Sırbistan, Suriye, Ukrayna ve Yunanistan’dan diplomatların da kurultayı izleyeceği bildirildi.

Öte yandan Olağanüstü Kurultaylar için Ankara’ya gelecek CHP delegeleri için 8 Otel’de yer ayırtıldı.

 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu CHP TBMM grubunda yaptığı konuşmada, “Sayın Başbakan, ‘Seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz’ diyor. Başbakan’a soruyorum, hapistekiler seçilmiş mi seçilmemiş mi? Seçilmişse onları içeride niye tutuyorsun?” dedi.

-“Cumhurbaşkanı Gül görev süresiyle ilgili kanun hakkında, ‘CHP Anayasa Mahkemesi’ne götürebilir” dedi. Biz götürürüz götürmeyiz o ayrı bir konu. Siz bu yasayı niye, hangi gerekçeyle imzaladınız. Sizin de, sokaktaki vatandaşın hakkını hukukunu korumakta, zaten CHP’nin görevi, bundan endişe duyma”

-“”Nasıl Erzurum’da 17 yaşındaki Leyla’nın hakkını savunuyorsak, hiç endişelenme anayasaya aykırı bir yasa konusunda sende olsan, senin hakkını da savunacağız”

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu Başbakan Erdoğan’dan, “Türkiye 2002’den bugüne demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti açısından nereden nereye geldi” sorusuna yanıt istedi.

-“İktidarın “Türkiye’de ileri demokrasi vardır” iddiasını teyit eden somut veri ve kanıtlar nelerdir?  Özgürlükler, cinsiyet eşitliği, adalet nerededir? 100’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu ülkemizde Anayasa’nın “basın hürdür, sansür edilemez” hükmü hangi anlamda geçerlidir? Fas, Uganda ve Gambiya’nın gerisinde olmak demokrasimiz açısından nasıl yorumlanmalıdır?”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Faruk Loğoğlu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi

Loğoğlu’nun soru önergesi şöyle ;

“Birleşmiş Milletler’in de aralarında bulunduğu saygın bir çok uluslararası organizasyon, sivil toplum kuruluşu ve izleme örgütü, düzenli olarak, ülkelerin demokrasi, yargı, basın özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, insan hakları ve benzeri konulardaki durumlarını gösteren raporlar yazmakta, endeksler hazırlamakta ve ülkeleri sıralamaktadırlar. Bu raporlar ve endeksler ülkelerin özgürlük, uygarlık ve gelişmişlik düzeyini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu değerlendirmelere göre 2002 yılına göre tüm başlıklarda geriye giden Türkiye’nin durumuna ilişkin son veriler aşağıdaki gibidir:

a)      The Economist Dergisi 2011 Demokrasi Endeksi’ne göre 167 ülke içinde 88. sıradadır.

b)      Freedom House 2012 Dünyada Özgürlükler Raporu’na göre kısmen özgür bir ülkedir.

c)      BM Kalkınma Programı 2011 İnsani Kalkınma Raporu’na göre 187 ülke içinde 92. sıradadır.

d)     Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü 2011/2012 Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 179 ülke arasında 148. sıradadır.

e)      Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre, üye 47 devletin içinde Türkiye en fazla dosyası olan ve en fazla hak ihlali yapan devlettir.

f)       Dünya Ekonomik Forumu 2011 Kadın-Erkek Eşitliği Raporu’na göre Türkiye 135 ülke içinde 122. sırada yer almaktadır. Türkiye’de kadına karşı şiddet giderek artarken, kadınların sadece %30’u çalışma yaşamında yer almaktadır.

g)      Legatum Institute Uluslararası Refah Endeksi’nde Türkiye 110 ülke içinde 75. sıradadır ve Avrupa’nın toplumsal refah bakımından en geri ülkesidir.

h)      OECD üyesi ülkeler dâhil toplam 65 ülkenin katıldığı PISA sınav sonuçlarına göre, Türk öğrencilerinin PISA’da aldığı sonuçlar OECD’nin 493 olan ortalamasının yaklaşık 30 puan altında kaldı. Türkiye “Okuma Becerileri” alanında PISA 2009′da 464 ortalama puan aldı. Bu puanla Türkiye PISA 2009′a katılan 33 OECD ülkesi arasında 31. sırada, 65 ülke arasında da 39. sırada geldi. Türkiye, “Fen Okuryazarlığı” alanında 454 puanla 65 ülke arasında 42. sırada, OECD ülkeleri arasında ise 31. sırada yer aldı. Türkiye “Matematik” alanında tüm ülkeler içerisinde 445 puanla 41. sırada, OECD ülkeleri arasında ise 31. sırada geldi.

Yukarıdaki veriler ışığında:

1)      İktidarın “Türkiye’de ileri demokrasi vardır” iddiasını teyit eden somut veri ve kanıtlar nelerdir?  Özgürlükler, cinsiyet eşitliği, adalet nerededir?

2)      100’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu ülkemizde Anayasa’nın “basın hürdür, sansür edilemez” hükmü hangi anlamda geçerlidir? Fas, Uganda ve Gambiya’nın gerisinde olmak demokrasimiz açısından nasıl yorumlanmalıdır?

3)      En önemli endekslerin hepsinin alt sıralarında yer alan Türkiye kime nasıl model olacaktır?

4)      Genç nesiller için ayrıntılı tanımlar yapmaya kalkışan iktidar, Türk öğrencilerinin uluslar arası planda okuma, fen ve matematik dallarında bu kadar geri bırakılmış olmalarını nasıl açıklamaktadır?  İktidar, bu durumdan rahatsızlık duymakta mıdır?

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
48