Bize Ulaşın


CHP Genel Merkez

Adres : Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
Telefon : (+90) 312 207 40 00
Faks : (+90) 312 207 40 39
Web : http://www.chp.org.tr
EPosta : chp@chp.org.tr

Karaalioğlu’na Yanıt: “CHP’nin hafızası zayıf değil, siz konuyu kamuoyuna yansıtmak istediğiniz gibi yorumluyorsunuz”

Herkes icin CHPSayın Karaalioğlu, CHP’nin hafızası zayıf değil, siz CHP’nin açıklama veya önerilerini istediğiniz gibi anlıyor, kamuoyuna yansımasını istediğiniz gibi yorumluyorsunuz.

Gazeteci-Yazar Mustafa Karaalioğlu bugünkü (4 Ağustos 2011) köşe yazısında, daha önce öne sürdüğü, ama gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan, “ CHP Hükümetin bir telefonla, yargıya talimat vermesini ve iki kişiyi serbest bıraktırmasını istedi” iddiasını tekrarlarken, CHP Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını görmezden geliyor, Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Süheyl Batum’un bir açıklamasını da, tezini desteklemek için kullanıyor ve “başka delile ihtiyaç var mı” diye soruyor.

Sayın Karaalioğlu, gösterdiğiniz delili mahkemeye sunsanız aleyhinize delil olarak kullanılır. Çünkü, Sayın Batum’un Sayın Fikret Bila’nın köşesinde yer alan açıklamasından yaptığınız alıntı, ne kadar çarpıtırsanız çarpıtın, “Telefon edin, serbest bıraksınlar” talimatı değil.

Sayın Batum, milli iradenin vesayetten kurtarılması ve yemin etme hakları gaspedilen milletvekillerinin yemin ederek görevlerine başlayabilmeleri için çözüm önerilerini sunuyor. Diyor ki, “Adalet Bakanlığı zaman zaman bazı uygulamalarla ilgili genelge yayımlıyor. Anayasa’nın 90. maddesinin uluslararası sözleşmelere uyulması zorunluluğunu içeren hükmüyle ilgili bir genelge yayımlanabilir.”

Ve, altını çizerek devam ediyor…“Elbette, hakimlere talimat niteliğinde değil. Ancak mevzuat hatırlatılır. Anayasa’nın uygulanması zorunluluğu hatırlatılır. Hakimler bunu talimat olarak değil mevzuat bilgilendirmesi veya hatırlatması olarak algılamalıdır. (Hakimler genelgeye uymazlarsa) Bu durumda konu HSYK’ya taşınabilir. Genelge sonrasında da uygulamazlarsa bu gerekçeyle HSYK toplanır ve hakimler hakkında değerlendirme yapabilir. Bu da bir çıkış yolu olabilir. Eğer yargı yoluyla sonuç almak mümkünken Adalet Bakanlığı buna yanaşmayacaksa, o zaman kanun değişikliğine gidilebilir.”

Sayın Karaalioğlu;

Sayın Batum’un bu açıklamasının neresinde, hangi cümle veya paragrafında telefon edin bıraksınlar talimatı veya istemi var.

Ayrıca, sizin gibi ayrıntıya çok önem veren bir gazeteci nasıl olur da, Süheyl Beyin “yemin etme hakkı gaspedilen bütün milletvekilleri” için sunduğu çözüm önerisini, CHP’li iki milletvekilinin telefon talimatıyla serbest bırakılması olarak anlayabilir.

Ve, nasıl olur da, Sayın Genel Başkanımızın her açıklamasını kılı kırk yararak irdeleyen ( Bundan memnuniyet duyuyoruz) sizin gibi deneyimli bir yazar, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasi Deklarasyonu” olarak adlandırılan açıklamasında ve Hükümet Programıyla ilgili olarak yaptığı konuşmasında, çözüm yerinin TBMM olduğunu ve evrensel hukuk kurallarına uygun çözüm istediğini, TBMM Başkanı ile Hükümeti göreve çağırdığını görmez.

Nasıl olur da, AİHM eski yargıcı ve CHP Milletvekili Sayın Rıza Türmen’in, CHP Lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nu TBMM’de ziyaret eden Sayın Cemil Çiçek’e, “Sorunun çözümüne ilişkin AİHM’nin bir çok kararı var. Onları size sunabilirim” dediğini, Sayın Çiçek’in de Sayın Türmen’e, “Biz de o kararlar var, çevirip yargıçlara dağıttık” diye yanıt verdiğini hatırlamaz

Sayın Karaalioğlu;

CHP ve Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili yazılarınıza itirazımız alınganlığımızdan kaynaklanmıyor. Niyetimizin, düşüncelerimizin, çözüm önerilerimizin çarpıtılması bizi rahatsız ediyor. Çünkü, CHP’nin açıklamaları gibi, ortaya koyduğu çözüm önerileri de çok açık ve çok net.

Sorun, CHP’nin hafızasının zayıflığından değil, sizin gerçekleri değil de, gelişmeleri kamuoyuna yansımasını istediğiniz gibi aktarmanızdan kaynaklanıyor. Çünkü bu yaklaşım, bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmuş gibi görünerek, halkın haber alma gerçekleri öğrenme hakkının ayaklar altına alınmasına ve kamuoyunun sağlıklı bilgilendirilmesine engel oluyor

 

İnce: “Derdimiz Meclisin saygınlığını korumak, millet iradesine sahip çıkmaktır.

Grup Başkanvekili Muharrem İnce, ”Biz burada, ‘amaç, kapsam ve süresi bakımından Anayasa 91′e göre sınırlandırılmasına rağmen, AKP bunu işletmiyor’ iddiasındayız. Ucu açık bırakıyor. Yetki Kanunu anayasaya aykırı, KHK’lar ise Yetki Kanunu’na aykırıdır. KHK’ların maddeleri anayasaya aykırıdır” dedi.

İnce, hükümete Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’ların iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurunun ardından yaptığı açıklamada, daha önce 6223 Sayılı Yetki Kanunu’nu da Anayasa Mahkemesine götürdüklerini belirtti.

Şimdi de bu Yetki Kanunu’na dayanılarak çıkarılan 8 KHK için dava açtıklarını dile getiren İnce, Anayasa Mahkemesine daha önce vergi denetim kuruluyla ilgili bir başvuru yaptıklarını da hatırlatarak, ”Bir tanesi zaten kendiliğinden düştü. Biliyorsunuz, 24 saatlik bir bakanlık vardı. AKP kendisi çıkardığı kararnameyi 24 saat sonra yok etti. 24 saat süren ve bakanı olmayan bir bakanlık yarattılar. Bu da çalakalem KHK çıkarılmasının en güzel örneğidir. Bizim derdimiz burada Meclisin saygınlığını korumaktır. Millet iradesine sahip çıkmaktır. Bu noktada AKP’nin nasıl el yordamıyla, çalakalem işler yaptığının en güzel örneğidir ve dünya siyaset tarihinde de bir günlük, bakanı olmayan bakanlık herhalde bir başka ülkede yoktur” dedi.

10 bakanlıkta müdür ve üzerindeki, müsteşara kadar olan kadroların bakanlık müşaviri ve araştırmacı kadrolarına atandığını dile getiren İnce, bu durumun da tam bir kadrolaşma olduğunu belirtti.

İnce, bu durumun fiilen başkanlık sistemine geçişin bir işareti olduğunu savunarak, şunları kaydetti:

”Burada bir uyarıda bulunmak istiyorum. Diktatörlüğe doğru giden bir Türkiye’deyiz. Ama diktatörlerin sonu kafes oluyor biliyorsunuz. Arkadaşların sonunu da Allah mübarek eylesin diyelim. Yine bakanlıklarda müfettişlerin işe alınmaları, görev ve sorumlulukları yasayla değil, yönetmelikle belirleniyor. Teşviklerin özel sektör eliyle dağıtılmasını Anayasa Mahkemesine götürüyoruz. 644, 645′le ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Biz burada, ‘amaç, kapsam ve süresi bakımından Anayasa 91′e göre sınırlandırılmasına rağmen, AKP bunu işletmiyor’ iddiasındayız. Ucu açık bırakıyor. Yetki Kanunu anayasaya aykırı, KHK’lar ise Yetki Kanunu’na aykırıdır. KHK’ların maddeleri anayasaya aykırıdır.”

İPTALİ İSTENEN MADDELER
Muharrem İnce, ”Dün Mecliste yaptığınız açıklamalara AKP kanadından sert açıklamalar geldi. Ruh halinizin bozuk olduğu öne sürüldü, hezeyan içinde olduğunuz ifade edildi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu da şöyle cevapladı:

”Ben çok net bir soru sordum. O soruyu tekrar ediyorum. Bu ülkede bayrak indi. Sınırda bu ülkenin bayrağını indirdiler, Başbakanın gıkı çıkmadı. Sesini çıkaramadı. Bu bir pazarlık sonucu mudur? Kiminle ne pazarlığı yapıyor? Libya konusunda, ‘NATO’nun orada ne işi var?’ dedi. Sonra NATO’ya asker verdi. ‘NATO kalkanında düğme bizde olacak’ dedi. Düğme bizde değil. Karikatür krizinde özür dilenecekti, kimsenin özür dilediği yok. Çuval geçiren Amerikalıyı Türkiye’de karşılıyorsunuz. Yani diyorum ki, ‘Sen egemen güçlerin emrinde birisin’. Egemen güçler tak diye söylüyor. Sen de şak diye söylüyorsun. Türkiye’nin hali budur. Bunu kimse görmezden gelemez.

Ben sizlerin aracılığıyla bu ülkenin Cumhurbaşkanına, Başbakanına, Adalet Bakanına ve bu ülkenin İçişleri Bakanına bir soru sormak istiyorum. Terörist başının, Abdullah Öcalan’ın flamasını asmak, PKK bayrağını asmak bu ülkede suç mudur, değil midir? Bunu bana cevaplasın birisi. Eğer bu ülkede Manisa’da, Sayın Bülent Arınç’ın bulunduğu Manisa’da Celal Bayar Üniversitesinde bir çocuk protesto etti diye üniversiteden uzaklaştırılıyorsa, ‘parasız eğitim istiyoruz’ diye pankart açan gençler 16 aydır hapiste ise terör örgütünün liderinin afişini asanlar nerede? Terör örgütünün liderinin resmini asmak suç mudur, değil midir? Başbakan bunun cevabını versin.

Burada ilginç olan şu: Türkiye’de her şeye hakimmiş, cesurmuş, kahramanmış gibi gözüken bir Başbakan var. Ankara’dan böyle algılanıyor, İstanbul’dan böyle algılanıyor. Ama insanlar ellerinde terör örgütünün liderinin resimleriyle dolaşıyorlar. PKK bayraklarıyla dolaşıyorlar. Buna kimsenin gücü yetmiyor. ‘Parasız eğitim istiyoruz’ diye pankart açan çocuklar 16 aydır hapiste yatıyor. Başbakan bunların hesabını versin.”

İnce, ”Dün bir iftar vardı Köşk’te, O iftardaki menüyü nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ”Meksika fasulyesini soruyorsunuz herhalde. Yakında Brüksel lahanası, Amerikan patatesi, Meksika fasulyesiyle menülerimiz herhalde devam edecek. Ama onlara şunu sormak lazım. ‘Fasulye yaş mıydı, kuru muydu?. YAŞ’ta yendiği için soruyorum yani” karşılığını verdi.

Bu arada, CHP’nin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda, KHK/633 ”Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”, KHK/634 ”Avrupa Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”, KHK/635 ”Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, KHK/637 ”Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”, KHK/639 ”Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”, KHK/640 ”Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”, KHK/641 ”Kalkınma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile KHK/643 ”3046 Sayılı Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” maddelerinin bulunduğu belirtildi.

 

Tanrıkulu: “İşkence ve kötü muamelede bulunan kamu görevlileri hükümetin idari makamlarınca korunuyor”

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, işkence ve kötü muamelede bulunan kamu görevlilerinin hükümetin idari makamlarınca korunduğunu söyledi.

Mecliste basın toplantısı düzenleyen Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle, ”insan hakları ihlalleri” ile ilgili TBMM Başkanlığına yazılı soru önergesi sunduğunu söyledi. Tanrıkulu, Türkiye’de işkencenin halen devam ettiğini, söz konusu soru önergesinin de bu durumu ortaya çıkaracağını belirtti.

Tanrıkulu şu değerlendirmelerde bulundu: “Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları konusunda, tüm Türkiye’deki olumsuzluk ve eksiklikleri gidermek için çalışan başlıca parti olmayı sürdürüyor. Bu yöndeki çabalarımızın son örneği, bugün Başbakana Türkiye’de adalet mekanizmasının işlemesinde ve güvenlik güçlerinin olaylara yaklaşımında yaşanan çok ciddi ihlallerle ilgili yönelttiğimiz soruları içeren önergedir.

Bu soru önergesine verilecek yanıtlar, dokuz yıla yaklaşan AKP iktidarının insan hakları sicilini de yansıtan bir ayna olacaktır.

Ülkemizde gerekli soruşturmaların yapılması ve sonuçlarında gerekli olan yaptırımların uygulanması noktasında bir türlü mesafe kaydedilemediği yönünde, uluslararası ve ulusal çapta birçok gözlem ve rapor mevcuttur. İdari mekanizmaların bu soruşturmaların yapılmasına ve sorumluların bulunmasına gerekli özeni ve dikkati göstermediği yolunda yine kayıt altına alınan ciddi kanıtlar da söz konusudur.  İşkence ve diğer kötü muamele vakalarında cezasızlık halen önemli bir  sorun olarak varlığını koruduğuna yönelik de birçok eleştiri söz  konusudur.

Bugün verdiğimiz soru önergesi,  gerek adli soruşturma ve gerekse yargılama makamları ile idari mercilerin soruşturmalardaki tutumlarının rakamsal yansımasını elde etmeyi amaçlıyoruz. Bu sayede de, Birleşmiş Milletler gibi dünyanın önde gelen insan hakları hukukuna yönelik izleme ve raporlama yoluyla değerlendirmede bulunarak Türkiye’nin demokratikleşme ve özgürlükler alanındaki sicilini ortaya koymayı amaçlayan kurumların analizlerini tamamlayan bir tablo ortaya çıkacaktır.

Örneğin, yurttaşlar hakkında sıklıkla açılan “kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme”, “hakaret”, “tehdit”, “yaralama”  gibi suçlar kapsamında soruşturma veya davalar konusu en son Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin 19 Kasım 2010 tarihli “Türkiye  ile ilgili Sonuç Gözlemleri Raporu” dahil çeşitli uluslararası ve  ulusal insan hakları kurumlarının raporlarında yer almış ve buradaki  olumsuzluklara dikkat çekilmiştir. Soru önergemizde, bu rapordaki gözlemlerin ne derecede dikkate alındığı sorgulanmaktadır.

Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhine verilen kararlar hem CMK ve hem de Hukuk Usulü Muhakemesi Kanunu tarafından “yeniden yargılama” nedeni sayılmıştır. Bu, işkencenin önlenmesi bakımından caydırıcı özellik taşıyan son derece önemli bir düzenlemedir. Fakat bu gibi kararların gereğinin ne ölçüde yerine getirildiği kamuoyu tarafından bilinmemektedir.

Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda alması gereken çok yolu var. Eğer dokuz yıla yaklaşan AKP iktidarı boyunca,  insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda evrensel ölçütlere uygun bir düzen gerçekleştirilmiş olsaydı bugün Kürt sorunundan Alevilerin taleplerine, azınlıklara ve roman vatandaşlarımız ile diğer tüm toplum kesimlerine varıncaya kadar çok önemli kazanımlar elde edilirdi.

Dahası bugün tutuklama, yargılama, cezalandırma süreçlerindeki ihmal ve ihlaller insanların demokratik sisteme olan güvenini ortadan kaldırmakta ve “kendi adaletini yaratma” durumlarını ortaya çıkarmaktadır.

Bütün bu süreçlerin takibi her partinin görevi olmakla birlikte en temelde Ana Muhalefet Partisinin görevidir. Bizler üzerimize düşen sorumluluğu her durum ve şartta yerine getireceğiz. Yaptığımız tespitlerin ve sorduğumuz soruların ne derece dikkate alındığını izleyecek ve bunu kamuoyu ile paylaşacağız.

Başbakana verdiğimiz soru önergesi; Türk Ceza Kanunu’nun işkence ve kötü muamele konularındaki suçlara yönelik olarak açılan soruşturmaların sayısı;

- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun (PVSK) tanıdığı güç kullanma yetkisinin kaç vatandaşın mağduriyetine sebep olduğu, her türlü silahın kullanımının ne boyutta olduğu;

- En son Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin 19 Kasım 2010 tarihli Türkiye ile ilgili Sonuç Gözlemleri raporu dahil çeşitli uluslararası ve ulusal insan hakları kurumlarının gözlemlerini aktardıkları çalışmalarda yer alan, yurttaşlar hakkında sıklıkla açılan “kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme”,  “hakaret”, “tehdit”, “yaralama” gibi suçlar kapsamında soruşturma veya davalara ilişkin rakamlar;

- İşkence, kötü muamele suçlarının derhal, etkili ve bağımsız olarak soruşturulmasının sağlanması yönünde yapılan somut işlemlere ilişkin sorular;

- Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK ek madde 7′de yer alan, işkence ve kötü muamele davalarının acele işlerden sayılacağı, duruşmalara zorunluluk bulunmadıkça 30 günden fazla ara verilemeyeceği gibi güvencelerin “geri alınması” söz konusuydu, bu durumun değişip  değişmeyeceği;

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye aleyhine verilen kararlar hem CMK ve hem de Hukuk Usulü Muhakemesi Kanunu tarafından “yeniden yargılama” nedeni sayıldığından, AİHM kararlarını takiben; yargılaması yenilenen kaç dosya bulunduğuna ilişkin sorular;

- İşkence ve kötü muamele eylemlerinin suç olarak kabul edilmesi, belgelenmesi ve eylemin ağırlığıyla orantılı ve caydırıcı bir şekilde cezalandırılması gibi soruların cevaplarının arasında bulunduğu geniş kapsamlı bir dökümün kamuoyunun dikkatine sunulması talebi yer almaktadır.”

Tanrıkulu’nun soru önergesine ulaşmak için tıklayınız…

 

Olmazların Olduğu Dönem – Cüneyt Arcayürek / Cumhuriyet

Son istifalardan sonra yandaş olanlarla olmayanlardan kurulu medya korosu, RTE’ye övgüler yağdırıyor.

Kimi köşe yazıları övgü sınırını da aştı.

Hani sıkılmasalar, son krizle Türkiye’nin TSK’nin işgalinden kurtulduğunu yazacaklar!

Üstelik bu türden köşe yazıları, yandaş dediğimiz, hatta asker düşmanlığı tescilli dinci basında da yer almadı.

Bu tür yazılar, bağımsız ve büyüklük iddiasındaki medyada yayımlandı.

Örneğin RTE’nin “ağabey” dediği bir yazar:

Askerin 2000’lerde kendi vesayetini sürdürmek istediğini ancak RTE’nin teslim olmadığını…

…Çankaya’daki AKP’li ile Başbakanlık’taki AKP’linin; “bugüne kadar demokratik hukuk devletinin yolunu tıkamış olan askeri vesayetin çözülüşüne giden yolların taşlarını döşediklerini” yazacak kadar yalakaya dönüşebildi.

Medyamızda RTE’nin gelecek yıllara yaydığı asıl amacını yazan, yorumlayan yok!

RTE’nin; imam hatipten gelenlerin muhtar bile olamayacağını söyleyenlere karşın başbakan olduğunu, hatta imam hatiplinin cumhurbaşkanı bile olacağını sık sık söylediğini unutmamak gerek. Kendi geleceğini işaret ediyor.

***

RTE askerlerin “durumdan vazife çıkarma” sloganını bakın nasıl kullandı.

Genelkurmay Başkanı ve komutanların görevden kendi istekleriyle ayrılmalarından “vazife” çıkardı.

Masanın sağ ve solunda sıralanan orgenerallerin ortasına tek başına oturarak sivil ve askerin tek egemen, emredici gücü olduğunu kanıtladı.

Medyamız kuvvet komutanlıklarına kimlerin geleceğini, Hasdal’daki 250 askerin durumunu tartışır, RTE’nin bugün demokrasiye yeni bir ivme kazandırdığını yazarken; Çankaya sevdasını ve Çankaya’ya çıktıktan sonra asker sivil, yürütmeden yasamaya kadar “başkan” olarak her alanda ipleri elinde tutmaya hazırlandığını tartışma gereğini bile duymadı…

Neyse ki Batı medyası, RTE ile ilgili Türk medyasının konuşup yazamadığı olası “demokratik sakıncaları” irdeliyor.

Batı basını bugünkü krizi demokratikleşme yolunda bir adım diye yorumlarken; RTE’den kaynaklanan kaygı ve kuşkuların altını çiziyor.

Wall Street Journal; sivillerin askeri denetleme sürecinden bir otoriter model olarak çıkması olasılığını sorguluyor.

Financial Times ise “RTE’nin başkanlık arzusu ve otoriter çizgisi düşünüldüğünde yeni anayasayı bu amaç doğrultusunda hazırlatabileceğine” işaret ediyor.

***

Medyamızın özene bezene yer verdiği iktidar yorumları ise YAŞ’taki son oturma düzeninin gayet normal, doğru bir uygulama olduğunu savunuyor.

Başbakan’ın çoook yakını yeni İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in YAŞ’taki oturma düzeninde RTE’nin yalnız olduğuna işaret eden eleştirilere verdiği yanıt; aksini savunanları uzun süre eğlendirecek, siyasal demagojiye örnek arayanlara herhalde taze malzeme olacaktır.

Tartışmalara neden olan YAŞ fotoğraflarını alaylı bir ses tonuyla Bakan şöyle yorumladı: YAŞ’ta RTE yalnız değilmiş. Sağında solunda asker siviller varmış!

Dış medya ise; son gelişmeleri ve YAŞ’taki tek başına duruşu sergileyen fotoğrafları RTE’nin siyasal ve kişisel sınırsız ihtirasının olası sonuçlarına işaret ederek yorumluyor.

YAŞ’ta gövde gösterisi yapan RTE ile TSK’nin nereye varacağını kestirmek zor değil.

Bir adım kaldı:

Yakın gelecekte TSK, RTE’nin kumandası altındaki Milli Savunma’ya bağlanarak; yat deyince yatacak, kalk savaş deyince savaşacak sıradan bir müsteşarlığa dönüştürülür!

Harp okullarında Kurtuluş Savaşı’nda askerin zaferler kazanmasını imamların sağladığını, namaz kılma, abdest alma kural ve koşullarını öğretecek yeni bir eğitim düzenine de geçilebilir.

“Yıldırımlar yaratan nesillerin” duygularına amaçlarına tercüman olan Harbiye Marşı da değiştirilebilir…

RTE Cumhuriyeti’ne doğru; olmazlar mutlaka olur, olurlar ise olmaz!

Cüneyt Arcayürek

 

İstediğimiz kadar yasa çıkaralım, kadına şiddet bitmez – Funda Özkan / Akşam

Bir dolu yasa çıkarıldı, eksik hukuki altyapının giderilmesi için yeni yasa taslakları da hazırlanıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, şiddet uygulayan erkeklere ‘elektronik kelepçe’ takılmasını gündeme getirdi. Şiddet gören, hayati tehlikesi olan kadınlara, mevcut veya eski kocasının, erkek arkadaşının yaklaşması halinde yardım isteyebileceği ‘sinyal sistemi’ verilmesi için de çalışmalar yapıyor. İçişleri Bakanlığı şiddet gören kadına ‘koruma tahsis’ edilebileceği söylüyor.

Kadına şiddet bitmiyor aksine daha da artıyor. Ankara Valiliği’nin rakamı ‘felaket’i anlatıyor. Altı ay içinde 7 bin kadın başvurmuş polise.

Türkiye’yi de geçtim Ankara’da polise başvuran 7 bin kadının kaçına devlet koruma tahsis edebilecek?

Nasıl önlenecek bu şiddet?

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in başkanlığında gerçekleştirilen ’2011 Türkiye Değerler Araştırması’ ortaya koyuyor ki, ‘düşünce yapısı’ değişmeden istediğimiz kadar yasa çıkaralım kadına şiddet bitmeyecek. Daha da fenası sadece erkeklerin de değil, kadınların da düşünce yasını değiştirmek gerekiyor.

Toplumun düşünce yapısının değişmesi için nasıl bir yöntem izlenmeli? Yanıtını bilmiyorum, bilimsel çalışma mı yapmak gerekiyor hemen yola koyulmalı.

Araştırmanın sonuçlarında epey defa ‘Eyvah, eyvah’ dedim. Siz ne düşünürsünüz?
- Türkiye’nin dörtte üçü, toplumda ailenin reisinin erkek olması gerektiğini savunuyor. Bu konudaki Medeni Kanun maddesi çoktan yürürlükten kalktı ama zihinlerdeki yasa 1996′dan bu yana hiç değişmedi. 15 yıl içinde yapılan ölçümler, şaşırtıcı derecede benzer sonuçlar veriyor. (1996: Yüzde 73; 2011: Yüzde74)

- ‘Kadın her zaman kocasına itaat etmeli, onun sözünden çıkmamalıdır.’ Bu ifadeyi doğru kabul edenlerin oranı da 1996′dan bu yana aynı ve yüzde 60′ın üzerinde.

Yılmaz Esmer hoca diyor ki, ‘Keşke bizler ölçüm hatası yapmış olsak.’

- ‘Bir erkeğin, birden fazla eşinin olması kabul edilebilir’ sözüne katılanların oranı 1996′da yüzde 10, 2009′da ise yüzde 11′di. 2011′de bu oran yüzde 23 olarak ölçüldü. Üstelik örneklemdeki kadınların yüzde 19′u da (yani her beş kadın denekten biri) bu görüşe katıldıklarını belirttiler.

Yılmaz Esmer ekliyor: ‘Ben bu noktada bir ölçüm hatası yaptığımız umudunu muhafaza etmek istiyorum.’

Nasıl bir anlayış yapısı kuma kültürünü geliştiriyor? Yanıtı olan var mı?

Dayağı hak etti
Türkiye Değerler Araştırması’nın ‘kadına yönelik’ şiddet bölümü:

‘Bazı kadınlar kocalarından dayak yemeği hak ediyor’ görüşüne katılanların oranı 1996′da yüzde 19. 2011′de ise yüzde 30.

Araştırmanın başkanı Prof. Dr. Yılmaz Esmer şunu söylüyor:

‘İki yıl önce, yani 2009′da bu oran yüzde 33 olarak bulunduğundan, bu soruda bir ölçüm hatası olasılığı iyice azalıyor.’

Maalesef ölçüm hatası yok.

Ve maalesef ki neredeyse üç kişiden biri şiddet gören kadın için ‘Hak etmiştir’ diyebiliyor.

Zaten ‘kadın kocasına itaat etmeli, sözünden çıkmamalı’ diyenler hiç şüphe yok kadın dayak yediğinde ‘İtaat etmemiştir’ de der.

Bu düşünce yapısı hangi yasayla değişir, fikri olan var mı?

Eğitim mi?

Erkeklerden önce kadınları eğitmek gerekiyor. Neden mi?

Yılmaz Esmer yanıtı veriyor:

‘Kadın-erkek eşitliğinin yaygın bir değer olması isteniyorsa, Türkiye’nin bu konuda önünde uzun bir yol bulunduğu görülüyor. Düşünce yapısı açısından son 15-20 yıl içinde bu yönde bir gelişme gözlenmediği gibi, bazı alanlarda eşitlikçi değerlerden daha da uzaklaşıldığı söylenebilir.

Kesin olan bir bulgu da, erkek üstünlüğünü vurgulayan değerlerin kadınlar tarafından önemli ölçüde benimsenmiş, içselleştirilmiş olması.’

Maalesef ki…

 

Rize’de köy suları kirli çıktı

Yapılan incelemede Rize’deki köy suların yüzde 70′e yakın bölümünün kirli olduğunu tespit edildi.

Rize İl Sağlık Müdürü Mustafa Tepe, ildeki köy sularının yüzde 70′e yakın bölümünün kirli olduğunu bildirdi. Kirlilikte su depoları ve kaptajların uygun inşa edilmemesi ve belli aralıklarla depoların iç temizliğinin yapılmamasının etkili olduğu kaydedildi.

Tepe, yaptığı yazılı açıklamada, mevsime bağlı olarak havaların ısınmasıyla ishal başta olmak üzere özellikle besin ve su ile bulaşabilen hastalıklarda artış görülebildiğini kaydetti. Şu an için önemli boyutta artış olmasa da her türlü koruyucu ve önleyici tedbiri almanın toplum sağlığının korunması açısından önemli olduğunu vurgulayan Tepe, şunları dile getirdi: “Hiç şüphe yok ki su ihtiyacının ve tüketimin arttığı bu dönemde, tedbirlerin başında sağlıklı su kullanmaya yönelik önlemler gelir. Müdürlüğümüzce 2011 yılı ilk 6 ayında alınan su numunelerinin sonuçlarına göre köylerimizde tüketilmekte olan içme kullanma sularında, yüzde 70′e varan oranda kirlilik görülmektedir. Özellikle köylerimizdeki kaynaklarımız, genelde kaynağın başında temiz olmasına rağmen su depoları ve kaptajların uygun inşa edilmemesi ve belli aralıklarla depoların iç temizliğinin yapılmaması sonucunda içme kullanma suyumuz kirlenmektedir. Yani aslında temiz olan suyumuzu, çoğu kez bakımsızlıktan dolayı kendimiz kirlenmeye maruz bırakıyoruz.”

Kirliliğin önüne geçilebilmesi için bazı önlemler alınması gerektiğini anlatan Rize İl Sağlık Müdürü Mustafa Tepe, şöyle devam etti: “Köylerdeki su kaynaklarının uygun bir şekilde kaptaja alınmasının sağlanması, su depolarının periyodik temizliği ve bakımının yapılması, yüzeysel suların içme kullanma suyu olarak kullanılmaması, su depolarında klorlama cihazı ile klorlama yapılması, klorlama cihazı bulunmayan depolarda ise klor tabletleri ile düzenli olarak klorlama yapılması gereklidir. Otomatik klor cihazları pahalı cihazlar değildir ve kullanımı konusunda müdürlüğümüzce her zaman teknik destek sağlanacaktır. Depoların temizliği ve klor tabletlerinin kullanımı konusunda Sağlık Müdürlüğümüzce tüm muhtarlara eğitimler verilmiştir. Buna rağmen bu işlemler için yardım isteyen tüm muhtarlarımıza gerekli bilirkişi desteği yapılmaktadır. Köylerde ihtiyaç duyulan klor tabletleri ise İl Özel İdaresi tarafından ücretsiz verilmektedir. İl Özel İdaresi, köy sularının iyileştirilmesi yönünde büyük çaba sarf etmektedir.”

Şebekesinde otomatik klor cihazı bulunmayan tüm ilçe ve belde belediyeleri ile köy grup sularında bu cihazların taktırılmasının şart olduğunu ifade eden Tepe, klorlanmayan suların özellikle aşırı yağmurlu günlerde kaynatılıp soğutulduktan sonra içilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Tepe, kaynağının üzerinde yerleşim yeri olmaması, aynı zamanda aralıksız klorlaması yapılan Andon içme suyunun ise son derece temiz ve güvenilir bir su olduğunu kaydederek, şöyle dedi: “Vatandaşlarımızın, güvenli olması dolayısıyla bu suyu tercih etmeleri gerekmektedir. Ancak yine de çok yağış alan bir bölge olduğumuzdan şiddetli yağışlar sonrası şebekelerden sızıntı olabileceğinden, aşırı yağmurlardan ve su kesintilerinden sonra ilk gelen suyu mümkün olduğunca kullanmamak gerekmektedir. Sağlık müdürlüğümüzce gerek köylerin, gerekse şehir merkezlerinin su numuneleri düzenli olarak alınıp tetkik sonuçları muhtarlıklara ve gerekli yerlere bildirilmektedir. Menşesi belli olmayan suyun tüketilmemesi, güvenli suyun tercih edilmesi ve değindiğimiz konulara dikkat edilmesi, su ile bulaşabilecek hastalıklardan korunmamızı sağlayacaktır.”

 

Kılıçdaroğlu: “Etnik kimliğe ve bölgesel yapıya dayalı bir özerklik anlayışı kesinlikle kabul edilemez”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin etnik kimliğe ve bölgesel yapıya dayalı bir özerklik anlayışını kesinlikle kabul etmeyeceğini açıkladı. BDP’ye parlamentoya gelmeleri çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu, iktidar partisi AKP’den de tutuklu vekillerin durumu konusunda verdiği sözü yerine getirmesini istedi.

Kılıçdaroğlu, IRA terörünün nasıl sona erdirildiğini yerinde görmek için İngiltere ve İrlanda’da yapılan toplantılara CHP milletvekillerinin de katılmasına ise “PKK sorununun çözümü için yurtdışına çağırsalar gitmeyelim diyebiliriz. Ama diğer ülkelerde terörün nasıl çözüldüğüne ilişkin bir toplantıya gidilmesini değil, gidilmemesini eleştirmek lazım. İmkânım olsaydı da keşke daha fazla milletvekili gönderebilseydim” dedi.

Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’in gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, DTK ve BDP’lilerin gündeme getirdiği “özerklik” talepleri hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “Kesinlikle etnik kimliğe ve bölgesel yapıya dayanan bir özerkliği kabul etmeyiz. Bu ayrışma getirir. Böyle bir anlayış en fazla da Kürtlere zarar verir. Siz siyasetçi olarak toplumun ayrışmasını değil entegre edilmesini sağlayacaksınız. Bölünme topluma zarar verir. İç çatışmaları beslemiş olursunuz. AKP’nin sağlıklı politika izlemediği buradan da belli. İmralı’ya verilen sözler niye açıklanmıyor, derken işte bunu kastediyorum.”

BDP Meclis’e gelmeli
BDP’nin izlediği politikalar konusunda da değerlendirme yapan Kılıçdaroğlu bu partinin mutlaka TBMM’ye gelmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “BDP’nin son açıklamasından memnun oldum. Amacımız Türkiye’yi bölmek değildir, bütünlüğünden yanayız’ diyorlar. Ama bunu söylerken bu ülkenin parlamentosunu tanımamak da olmaz. Doğru bir tavır değil. BDP seçmenine saygı gösteriyoruz. Ama parlamentoda görev yapmaları için oy verdiler. O zaman onların da parlamentoyu tanımıyorum noktasında durmaları doğru değildir.”

İrlanda’ya giden değil gitmeyen eleştirilmeli
Bir sivil toplum örgütü tarafından İngiltere ile Kuzey İrlanda arasında IRA terörünün nasıl sona erdiğini yerinde gözlemlemek için İngiltere ve İrlanda’ya yapılan geziye CHP’nin milletvekili göndermesi konusuna ise Kılıçdaroğlu, şöyle yaklaştığını ifade etti:

“Biz sanki oraya ülkeyi bölmeye, böldürmeye gitmişiz gibi bir hava yaratılmak isteniyor. Yok öyle bir şey. O gezide sadece IRA meselesi konuşulmadı. Güney Afrika dahil pek çok ülkedeki terör olgusu nasıl sona ermiş, ona bakıldı. Biz de iki arkadaş gönderdik. Ama bir yorum yapmadılar, konuşmadılar. Bu tür egzersizler faydalıdır. Gidene değil gitmeyene ‘Niye gitmedin’ diye sormak lazım. Orada masaya PKK sorunu yatırılsa ‘gitmeyelim’ diyebilirsiniz. Ama başka ülkeler terör sorununu nasıl sona erdirmiş, ona bakacaksınız. Gidip bakmak gerekir. Keşke imkân olsaydı da daha fazla milletvekili gönderebilseydim. Türkiye’de yapılsa ona da gider bakarız.”

IRA raporu: Biz daha rahat çözeriz
Geziye CHP adına katılan Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve Ankara Milletvekili Levent Gök’ün kendisine sözlü bir rapor sunduklarını kaydeden Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:

“Milletvekillerimiz ‘Biz barışı İrlanda örneğine göre çok daha rahat yakalarız’ görüşüyle döndüler. Orada sözde barış sağlanmış durumda ama Katolik ve Protestanlar hâlâ ayrı yerlerde oturuyormuş. Aralarında kaynaşma yokmuş. Bizde PKK sorunu olmasına rağmen, o kadar kesin çizgilerle ayrışma yok. Kürtler sadece doğuda değil ülkenin her yerinde var. Binlerce evlilik yapılmış Türklerle Kürtler arasında.”

Ramazanda saldırının sorumlusu AKP
Hükümetin yürüttüğü dış politikayı da eleştiren Kılıçdaroğlu, NATO’nun Libya’ya yönelik saldırılarının sürmesinin sorumluluğunun da AKP hükümetinde olduğunu savundu.

Kılıçdaroğlu, “Başbakan ‘Libya’da NATO’nun ne işi var?’ diyordu. Şimdi ramazan ayında Libya bombalanıyor, siviller yaşamlarını yitiriyor. Onun altında Erdoğan’ın imzası var. Eğer hükümet direnseydi şu anda Libya bombalanmazdı” dedi.

Libya konusunda yapılan ikinci hatanın, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun muhaliflerin merkezi Bingazi’ye giderek miting yapması olduğunu vurgulayan CHP lideri, “Türk Dışişleri ilk defa Libya’nın bölünmesine destek verdi. Yarın bir yabancı bakan ya da diplomat, Diyarbakır’da PKK mitingine giderek destek verse, Erdoğan ve Davutoğlu ne diyecekler? Adına dış poltika diyorlar ama bu yapılan kendi ayağına kurşun sıkmaktır” dedi.

BM kararı olmadan müdahaleye ‘hayır’
Kılıçdaroğlu Suriye’deki gelişmeler konusunda da AKP’nin Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına uygun hareket etmediğini savunarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye’ye demokrasi ve özgürlük gelmesini hepimiz istiyoruz. Ama birtakım güçler istiyor diye Suriye’ye müdahale yapılmasını da doğru bulmuyoruz. Sadece BM kararı alınırsa, uluslararası hukuki meşruiyet zemini sağlanırsa sorun olmaz. AKP bugün Suriye’ye açıkça gözdağı veriyor. Neden? Çünkü Batılıların çıkarları var Erdoğan’ı taşeron olarak kullanıyorlar. Suriye halkıyla düşman olmamız Türkiye’nin çıkarına değildir.”

IŞIK KANSU-UTKU ÇAKIRÖZER/Cumhuriyet

 

Grup Başkanvekili Muharrem İnce Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Grup Başkanvekili Muharrem İnce, hükümete Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’nin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

İnce, Anayasa Mahkemesi’ne gelerek dava dilekçesini verdi.

Başvuruda, hükümete KHK çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’ların iptali ve yürürlüğünün durdurulması isteniyor.

 

Sapan, Düden Şelalesi’nin Geleceğini Sordu

Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a, Düden Şelalesi’nin geleceğini sordu.

Düden Çayı üzerindeki iki şelalenin, Antalyalıların yanı sıra yerli ve yabancı konukların uğrak yeri arasında olduğunu belirten Sapan, “Son günlerde özel bir şirketin Düden Şelalelerini besleyen kanal üzerinde HES ruhsatı aldığı, bu amaçla suyun yönünü başka bir mecraya çevireceği duyulmaktadır” dedi.

“HES RUHSATI SÖZ KONUSU MU?”
İddiaları Meclis gündemine taşıyan Sapan, şu sorulara yanıt aradı:

“Antalya Kepez Ünsal Mahallesi’nde böyle bir HES ruhsatı söz konusu mudur? Varsa firmanın ismi, kuracağı santralin kapasitesi nedir? HES için ÇED Raporu alınmış mıdır?

Kırkgöz kaynağından gelip Düden Çayı’nın besleyen DSİ Kanalı’nın suyunun ne kadarı, HES ruhsatı nedeni ile yön değiştirecektir? Firmaya, saniyede 10 metre küp su kullanma izni verildiği doğru mudur? Bu durumda yılın büyük bölümünde debisi saniyede 10 metre küpü geçmeyen DSİ Kanalı’ndaki suyun tamamı kullanılmış olmayacak mıdır?

HES Projesi ile kuruyacak ya da kurumaya yüz tutacak Düden Şelalelerinin geleceği ne olacaktır? Kuruyan şelaleler yüzünden turizm sektörünün göreceği zarar hesaplanmış mıdır?

Kepez Belediyesi’nin, HES Projesi ile kurutulacak DSİ Kanalı çevresinde sürdürdüğü kilometrelerce uzunluktaki peyzaj ve düzenleme çalışmaları boşuna mı yapılmıştır? Yapılan harcamaya yazık olmamış mıdır?

Kanal boyunca tarımsal üretim yapan yurttaşların durumu düşünülmüş müdür? Buradaki seraların, bahçelerin geleceği ne olacaktır?”

 

Acar, Başbakan Erdoğan’a Yaş’taki Oturma Düzenini Sordu

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, YAŞ’taki oturma düzenini Meclis gündemine taşıyarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Yüksek Askeri Şura toplantısında oturma düzeni, hangi birim tarafından nasıl belirlenmektedir” diye sordu.

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Yüksek Askeri Şura toplantısındaki oturma düzeni ile ilgili çeşitli yorumların kamuoyuna yansıdığını belirten Acar, “Son olarak oturma düzenini, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Bir köyde iki muhtar olmaz’ şeklinde değerlendirmiştir” dedi.

“OTURMA DÜZENİ HANGİ BİRİM TARAFINDAN NASIL BELİRLENMEKTEDİR?”
Acar, Başbakan’a şu soruları yöneltti:

“Yüksek Askeri Şura toplantısında oturma düzeni, hangi birim tarafından nasıl belirlenmektedir?

1 Ağustos 2011 tarihinde yapılan YAŞ toplantısında, oturma düzeni hangi birim tarafından nasıl şekillendirilmiştir? Toplantı öncesinde Başbakanlıktan oturma düzenine ilişkin Genelkurmay Başkanlığı’na bir talimat iletilmiş midir?

Söz konusu toplantıdaki oturma düzenine, toplantının yapıldığı tarihte asaleten atanmış bir Genelkurmay Başkanı’nın olmamasının bir etkisi olmuş mudur?

Başbakanlık önceki yıllarda, YAŞ’taki oturma düzeninin değişmesine ilişkin bir girişimde bulunmuş mudur? YAŞ’taki oturma düzeni kalıcı olarak mı değişmiştir?”

 
© 2014 Cumhuriyet Halk Partisi - Tüm Hakları Saklıdır
Adres: Anadolu Bulvarı No: 12 Söğütözü / ANKARA
7ccc54cf454b392d8e99f1a4300438a219
48