07.01.2017
6351
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: “BUNUN ADI İHANETTİR, DEMOKRASİYE İHANETTİR.”

-“EVET OYU KULLANACAKLARA SAMİMİ BİR UYARI YAPMAK İSTERİM: ÇOCUKLARINIZIN, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNÜN.”
-“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VERİLMEYEN BİR YETKİYİ, TÜRKİYE’Yİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BİR ADAMA, DEVLETİ SOYAN BİR ADAMA TESLİM EDİYORSUNUZ.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Parlamento milli iradenin temsil edildiği tek yerdir. Siz hangi gerekçeyle TBMM’yi feshedeceksiniz? “Milli irade, milli irade” diyordunuz. Bunların milli irade söylemi de yalan üzerine inşa edildi, bunların milli iradeden kastettikleri sarayın iradesi. Milli irade yetkinin saraydan alınıp halka verilmesi demektir, onun için ilk anayasada “Hakimiyet, bila kaydü şart milletindir” denmiştir, sarayın değil milletindir denmiştir. Şimdi aradan geçti 100 yıla yakın süre, halktan alıyoruz yetkiyi yine saraya veriyoruz. Bunun adı ihanettir, demokrasiye ihanettir.” dedi.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İl Başkanları Toplantısının açılışında yaptığı konuşma şöyle:




Değerli arkadaşlarım, hepiniz hoş geldiniz. Zor koşullarda görev yaptığınızı biliyorum. Gittikçe atmosferi ağırlaşan bir Türkiye’de zor görev yaptığınızı biliyorum. Ama hiçbir arkadaşım şunu unutmasın. Şu anda Türkiye’de demokrasiye katkı yapan en önemli aktörlersiniz. Bulunduğunuz ilde demokrasiyi savunan, insan haklarını savunan, nerede bir mazlum varsa ona sahip çıkan, rahatlıkla herkesin gelip derdini size aktardığı aktörlersiniz. Aslında böyle bir tabloyu istemeyiz. İsteriz ki, herkes Türkiye’de mutlu olsun. Hiç kimsenin derdi olmasın, hiç kimsenin gelecek kaygısı olmasın. Ama bugünkü atmosfer gelecek kaygılarımızı artırıyor.

O açıdan sizlerin illerinizde yaptığınız görev çok ama çok önemli. Tarihi birer görev yaptığınızı sakın unutmayın. Siyasetin görevi vardır elbette. Toplumu mutlu etmektir siyasetin görevi. Huzurlu bir toplum inşa etmektir siyasetin görevi. Ahlaki temeller üzerinde Türkiye’yi yükseltmektir siyasetin görevi. Ama bugün geldiğimiz noktada böyle bir tabloyla karşı karşıya değiliz değerli arkadaşlarım.

MİLLETİN VEKİLİ SAHTEKARLIK YAPARSA BU ÜLKE NASIL DÜZLÜĞE ÇIKACAK?

Bakınız, dün akşam parlamento görev yapıyor. İktidar partisinin bazı milletvekilleri parlamentoda olmadıkları halde sahte pusulalarla parlamentoda olduklarını ifade edebiliyorlar. Buna ne söylenir? Milletin vekili sahtekarlık yaparsa Allah aşkına bu ülke nasıl düzlüğe çıkacak? Oy almış gelmiş, millet ona güvenmiş, oyunu vermiş, git Ankara’da parlamentoda beni temsil et demiş. Hiçbir vatandaşım görüşü ne olursa olsun milletvekiline oy verirken git Ankara’da sahtekarlık yap diye oy vermez. O milletvekillerinden istirham ediyorum, TBMM kürsüsüne çıkınız ve milletten özür dileyiniz. Sayın Binali Yıldırım, bu sahtekarlığı yapanlar sizin partinizin milletvekilleri buna izin vermeyiniz. Buna izin verdiğiniz takdirde Türkiye daha derin karanlık süreçlere sürüklenmiş olur. Parlamentoda herkes namusuyla görev yapmalı, bilgisiyle görev yapmalı, becerisiyle görev yapmalı, halkın sorunlarına kilitlenmeli, demokrasiyi savunmalı, özgürlükleri savunmalı, milli değerlerimizi savunmalı. Sahtekarlık yapılır mı?

Değerli arkadaşlarım, biz 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL uygulamasına destek vermedik. Dedik ki, “Mademki parlamentoda 4 partinin de ortak tavrı var ve 4 parti de darbeye karşısıysa ne yapacaksınız, getirin meclisten süratle geçirebiliriz.” “Hayır, çok kısa bir süreye ihtiyacımız var” dediler ve süreyi uzattılar. Dün yeni kararnameler çıktı. Pek çok üniversite hocasının işine son verildi. Düzgün insanlar, hayatını bilime adamış insanların işlerine son verildi. Ve hiç terörle ilgisi olmayan yakından uzaktan, pek çok konu istismar edilerek TBMM’nin görev alanına girilerek Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlendi. Jokey Kulübü ne ilgisi var terörle? Milli Piyango ne işi var terörle, ne ilgisi var? Onlar da OHAL kararnamesinin içine konmuş vaziyette. Eğer bir hükümet parlamentoyu aldatıyorsa, bir hükümet halkını aldatıyorsa, terörle mücadele ediyorum diyerek terör dışı konuları da olağanüstü hal kararnamesiyle düzenliyorsa o demokrasiye ihanet ediyor demektir. Ne ilgisi var bunların? Hangi gerekçeyle yapıyorlar anlamakta zorluk çekiyoruz. Böyle bir demokrasi anlayışı olamaz. Emin olun 12 Eylül darbe dönemini yaşamış bir kişi olarak ifade edeyim, 12 Eylül darbe döneminde bile bunların hiçbirisi olmadı. 12 Mart darbe döneminde bile bunların hiçbirisi olmadı. Yazık günahtır bu ülkeye. Demokrasiyi savunanlar açısından yazık günahtır. Demokrasiyi savunanlar bedel ödedi bu ülkede. Alıyorsunuz yetkiyi ve yetkiyi istismar ediyorsunuz.

Parlamento Başkanı, yani TBMM Başkanı şu anda hastanede yatıyor. Kendisine acil şifalar diliyoruz. Ameliyat öncesi kendisini aramıştım, geçmiş olsun dileklerimi iletmiştim. Bütçe görüşmeleri sırasında OHAL yasasının istismar edilmesi dolayısıyla Meclis Başkanının müdahale etmesini istemiştim, hükümeti uyarmasını istemiştim. Şimdi kim vekalet ediyorsa hükümeti uyarmalıdır. Parlamentonun yetkisine hükümet müdahale etmemelidir. Bu yolları bizim kapatmamız gerekiyor.

TERÖRE KARŞI DURMAK HEPİMİZİN NAMUS BORCUDUR, VATAN BORCUDUR, İNSANLIK BORCUDUR
Değerli arkadaşlarım, neredeyse terör olaylarının olmadığı hiçbir il kalmadı neredeyse. Her ilimizden, her ilçemizden terör şehitlerimiz var. İzmir’de yaşadık en son. İzmir dün bir yürek halinde Elazığlı şehidini Elazığ’a uğurladı. Elazığlılar sevdikleri insanlara “Gakkoş” derler. O şehidimiz sadece Elazığlıların Gakkoşu değil, artık Türkiye’nin Gakkoşudur. Trafik polisi, 3 çocuk babası sonsuzluğa uğurlandı. “Kahraman” diye tanımladık onu, gazetelerde kahraman diye tanımladılar, gerçekten de bir kahramandı. Olaya zamanında müdahale etti, canı pahasına çok daha büyük bir terör eylemini engelledi. Dolayısıyla o Türkiye’nin kahramanıdır. Bir başka vatandaşımız da hayatını kaybetti. Her iki şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz, Türkiye’nin başı sağ olsun diyoruz.

Hep şunu söyledik. Terör kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, hangi amacı taşırsa taşısın hep birlikte teröre karşı çıkmak zorundayız. İnsanlık suçu olarak görüyoruz ve teröre karşı çıkıyoruz. Karşı çıkarken aması, fakatı gibi sözcükleri kullanmamaya hep dikkat ettik ve edeceğiz de. Teröre karşı durmak hepimizin namus borcudur, vatan borcudur, insanlık borcudur. Bunu yapmak zorundayız.

Biz bunu söylüyoruz, hükümette söylüyor bunu. Haksızlık etmeyelim. Diğer partilerde söylüyorlar, hep beraber teröre karşıyız diyorlar. Eyvallah hiç itirazımız yok. Teröre karşı çıkmak hepimizin görevi. Bu ülkede yaşıyorsak huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bu ülkede yaşamak istiyorsak barış içinde, birlikte yaşamak istiyoruz. Bizim özel bir hesabımız yok, kişisel bir hesabımız yok. Hep birlikte düşüncelerimizi ifade edelim, hep birlikte farklı düşüncelerde olsak bile bir araya gelip rahatlıkla konuşabilelim. Arzumuz bu, emelimiz, istediğimiz bu. Bunu yapmak istiyoruz.

15 YILLIK İKTİDAR TÜRKİYE’Yİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE TESLİM ETMİŞTİR

Terörle mücadele. Elbette terörle mücadelede birinci aktör hükümettir. İstihbarat ondadır, emniyet güçleri onların emrindedir, silahlı kuvvetler onların emrindedir, istihbarat onlara gelir. Terörle mücadele onlar yapacaklar. Her terörle mücadele sonunda veya her terör eyleminden sonra biz hep şunu söyledik. Terörle mücadelede sıkıştığınız bir alan var mı? Düşünüp de çıkaramadığınız bir yasa var mı? Gelin her türlü desteği veririz. Yeter ki terörü bitirin, yeter ki terörü sonlandırın. Terörden hepimiz mağduruz. Ama terörle mücadele akılla yapılır, birikimle yapılır, sağlıklı tahlillerle yapılır, doğru teşhis koymakla yapılır terörle mücadele. Terörle mücadele, aldım elime silahı terörle mücadele edeceğim. Bu olmuyor, yapamıyorsunuz. Geçmişteki hatalardan ders alınarak terörle mücadele yapılır. Bugün geldiğimiz noktada 2015 yılında Türkiye teröre teslim edilmiştir, terör örgütlerine teslim edilmiştir. Ben bunu söylediğim zaman kızıyorlar, “Ne demek Türkiye terör örgütlerine teslim edildi?” diye. Evet bir daha altını kalın çizgilerle çizerek söylüyorum, 15 yıllık hükümet, iktidar Türkiye’yi terör örgütlerine teslim etmiştir. Örnek mi istiyorsunuz? PKK terör örgütüyle masaya oturan kim? Cumhuriyet Halk Partisi mi? Kim oturdu PKK’yla masaya? Şehir içinde kamyonun üzerinden kalaşnikof silahlar dağıtılırken güvenlik güçleri müdahale etmek istiyorlar, iktidar diyor ki “Sakın müdahale etmeyin” ve güvenlik güçlerine engel oluyor. Bu talimatı veren Cumhuriyet Halk Partisi mi? Kim bu talimatı verdi? 290 kez güvenlik güçleri PKK elemanlarına müdahale etmek istiyorlar, şuradalar diyor müdahale etmek istiyoruz diyor. Hayır müdahale edemezsiniz diyorlar, etmeyin müdahale diyorlar. Şehirler silah deposuna döndürülürken niye müdahale etmediler? Teröre teslim etmek için.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU, ARKASINDA DA BATI TERÖRE TESLİM EDİLDİ
Ben "Teröre teslim edildi" derken bunu kastediyorum. Açık ve net söylüyorum doğu ve güneydoğu, arkasından da batı teröre teslim edildi. Sadece o mu? Hayır. Fethullah Gülen terör örgütü. Devletin en duyarlı dairelerine, birimlerine bu terör örgütü mensuplarını kim yerleştirdi? MİT’e kim yerleştirdi? Genelkurmay Başkanlığına kim yerleştirdi? Yargıtay’a, Danıştay’a kim yerleştirdi? Üniversitelere kim yerleştirdi? Maliye Bakanlığına, Adalet Bakanlığına kim yerleştirdi? Cumhuriyet Halk Partisi mi yerleştirdi? Bunların tayinini kim çıkardı? Eski HSYK Başkanı ifade veriyor. Diyor ki, “Yargıtay’a 110 FETÖ terör örgütü üyesini atamamızı hükümet istedi.” Ben değil o söylüyor, “Hükümet istedi” diyor. Ne oluyor bu? Türkiye’yi teröre teslim etmek demektir. FETÖ’cü Emniyet Müdürleri, onların tayinini Cumhuriyet Halk Partisi mi yaptı? Siz yaptınız. Şimdi koro halinde CHP’yi suçluyorlar. Akıl mantık dışı bir şey. Yapacaksın, görmeyeceksin, bir de suyun üstüne çıkacaksın. Sadece IŞİD mi, sadece FETÖ mü, sadece PKK mı? Hayır. El Nusra terör örgütü. Bütün dünya terör örgütü kabul ediyor. El Nusra’ya sahip çıktılar, El Nusra’ya silah gönderdiler. Putin bile El Nusra için ricacı oldu. Bir devletin Cumhurbaşkanı El Nusra’ya “Terör örgütü değildir” diyorsa Türkiye teröre teslim edilmiştir demektir. MİT tırlarıyla bu silahlar nereye gidiyordu? Cumhuriyet Halk Partisi mi gönderiyordu MİT tırlarıyla? Kim gönderiyordu bu silahları? Göndermeyin demedik mi? Yanlış yapıyorsunuz demedik mi? Daha da ötesi IŞİD militanları Suriye’ye nasıl geçtiler, Irak’a nasıl geçtiler? Türkiye üzerinden! Kim kapıları açtı? Bu hükümet açtı! Gittiler Suriye’de savaştılar, Irak’ta savaştılar, yaralandılar silahlarıyla Türkiye’ye geldiler. Türkiye’de tedavi edildiler ellerine silahları verildi tekrar Suriye’ye gönderildiler. Ne demektir bu? Türkiye’nin teröre teslim edilmesi demektir.

YÖNETEMİYORSAN İSTİFA EDECEKSİN
Eğer bir iktidar Türkiye’yi terör örgütlerine teslim etmişse o iktidarın yatacak yeri yoktur. Onun için dedik, “Yönetemiyorsan istifa edeceksin kardeşim, istifa edeceksin!” PKK kandırdı, IŞİD kandırdı, El Nusra kandırdı, FETÖ kandırdı. Siz çocuk musunuz, devlet yönetiyorsunuz devlet! Çocuk gibi bizi kandırdılar. Şimdi hep beraber dünyaya savaş açmışlar. Allah aşkına bana söyler misiniz, “Ben Ortadoğu’nun eş başkanıyım” diyen kimdi? “Yanlış yapıyorsun Ortadoğu’ya bulaşmayın” dediğimiz zaman bizi suçlamıyorlar mıydı? Şimdi kalkmışlar Amerika’yı suçluyorlar, düne kadar iş tutuyordun. Şimdi Rusya’yla iş tutuyorlar. Nedir bu Allah aşkına? Sizin kişiliğiniz yok mu, kimliğiniz yok mu, inancınız yok mu, bilginiz, birikiminiz yok mu? İlla birisi mi gelip size yol gösterecek? PKK yol gösterdi malum, IŞİD yol gösterdi malum, FETÖ yol gösterdi malum, El Nusra yol gösterdi malum. Sizin yolunuz yok mu arkadaş, yolunuz yok mu sizin? Devleti çökerttiniz siz!

Şimdi ben devleti çökerttiniz dediğim zaman yine kızacaklar, “Ne demek dimdik ayakta...” Devlet dimdik ayakta olsaydı bir vatandaşın burnu kanamazdı. Devlet çökmüştür, liyakat yoktur. Eğer siz Yargıtay gibi adalet dağıtan bir kuruma 110 militan atarsanız hangi devletten söz edeceksiniz? Bütün bunları hepimizin düşünmesi lazım.

HAVUZ MEDYASININ PKK’DAN, IŞİD’DEN HİÇBİR FARKI YOK

Sizin göreviniz İl Başkanları olarak bunları gidip her yerde anlatmanız lazım. CHP’ye saldıracaklardır biliyorum. Koro halinde saldıracaklardır. Havuz medyasını da çok iyi biliyoruz. Onların da bize nasıl saldırdıklarını biliyoruz. Havuz medyasının PKK’dan hiçbir farkı yoktur, IŞİD’den hiçbir farkı yoktur aynı yolda yürüyorlar bunlar.
  
Bakın, Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK bana saldırdı. Başka kim saldırıyor? Havuz medyası saldırıyor. Aynı felsefeyle saldırıyorlar, aynı yolla saldırıyorlar. PKK’yla iş tutuyorlar, IŞİD’la iş tutuyorlar, El Nusra’yla iş tutuyorlar. Çünkü kafalarında beyin yok arkadaşlar, akıllarını kiraya vermişler. Aklını kiraya veren toplumu eğitemez. Aklını kiraya veren görüş beyan edemez. Bir merkezden alınan görüşü aynen ifade etmek papağana benzer. Papağanlardan oluşan bir güruh var karşımızda. Biliyorum ben bunu söylediğim için yine saldıracaklar. Grup toplantısında söyledim, şimdi burada da söylüyorum. Saldırmazsanız namertsiniz istediğiniz kadar saldırın biz doğruları söyleyeceğiz.

Bunlar oldu ne oldu? Binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti, teröre kurban gitti. Gidiyorlar şehit ailelerine, yakınlarına “Ne güzel oğlunuz şehit oldu” diyorlar. Gidiyorlar polislere, “Ne güzel bakın inşallah siz de şehit olursunuz.” Bu yüce mertebeye niye senin çocuğun ulaşmak istemiyor, niye Ankara’daki beyler oturuyorsunuz da çocuklarınızı askere göndermiyorsunuz? Niye göndermiyorlar? Siz de gönderin askere. Madem şehitliği bu kadar seviyorsunuz, madem vatan sevgisi yüreğinizde pıt pıt atıyor siz de çocuklarınızı gönderin. Kendi çocuklarına gelince yok. Anadolu’nun gariban aileleri çocukları hadi buyurun bakalım hep beraber askere.

BİNLERCE ŞEHİDİMİZ VAR, ORTADA SORUMLU YOK
Fırat Kalkanı, şehitlerimiz geliyor. Suriye politikasını Allah aşkına şöyle bir geriye gidip düşünün arkadaşlar. Elli sefer, yüz sefer, belki bin sefer, “Ya bu politika yanlıştır arkadaşlar” dedim. “Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sokmayın” dedim. Hep birlikte koro halinde yine saldırdılar, “Siz Esadçısınız, siz Baasçısınız, siz şöylesiniz, siz böylesiniz…” Allah büyüktür, Numan Kurtulmuş geçen gün kalktı dedi ki, “Suriye politikası ta en başından beri yanlıştı.” İtiraf ediyorlar. Peki en başından beri yanlışsa, bu kadar terörden hayatını kaybedenlerin hesabını kim verecek? Hesabını veren var mı? Yok. Sorumlu? Sorumlu da yok. Sorumlu ölen, şehit. Yarın öbür gün ona da diyecekler, “Neden şehit oldun kardeşim.” Hazreti Ömer, “Dicle’nin kenarında bir koyun kaybolsa sorumlusu benim” diyor. Binlerce şehidimiz var, sorumlu yok ortada. Kim sorumlusu? İçişleri Bakanı mı, Dışişleri Bakanı mı, Adalet Bakanı mı, Başbakan mı? Bunların hiçbir sorumluluğu yok. Eminim yarın öbür gün diyecekler ki, “Efendim sorumlusu simitçiydi, manavdı, bakkaldı, sanayiciydi; bunlar sorumlu” diyecek. Vatandaştı. Ne diyor? “Vatandaş kendi önlemini alsın” diyor. Yani biz beceremiyoruz hükümet olarak. İtiraf ediyorlar vatandaş önleminin alsın. Vatandaş eline silah alıp dağa mı çıksın? Bu anlatım bile devletin çöktüğünü gösteriyor. Başlı başına bu ifade bile devletin çöktüğünü gösteriyor. Çöken bir devletle karşı karşıyayız.

Şimdi, “Efendim üst akıl var, bunları o yapıyor.” Sen hükümet değil misin, sen de üst aklı boz! “Efendim üst akıl tuzakları kuruyor.” Sen hükümet değil misin, tuzakları boz! Ben hükümet değilim, ben beceremiyorum, mahvettim Türkiye’yi yönetemiyorum başkaları yönetiyor itirafıdır bu. Sen yönetemiyorsan adam gibi istifa edeceksin. İstifa dediğimiz bir kurum var, bir müessese var. “Ben beceremiyorum” diyeceksin. Beceremediğin ortada, yönetemediğin ortada. Türkiye’yi felakete sürüklediğin ortada ve yönetemiyorum diyorsun, vatandaşa yüklüyorsun sonra koltuğunda oturuyorsun. Bu doğru değil. Bunu da her yerde anlatmanız lazım, her yerde söylemeniz lazım.
  
TÜRBEYİ BİLE KAÇIRDILAR, KAHRAMAN DİYE GEZİYORLAR
Şunu kimse unutmasın. Kendi toprağından kaçan adam kahraman değildir. Bir daha çiziyorum altını, kendi toprağından kaçan adam kahraman değildir. Diyeceksiniz ki hangi topraktan kaçtılar? Süleyman Şah Türbesinin olduğu toprak bizim toprağımız. Kaçtılar mı? Kaçtılar. Kimin eline geçti şimdi? PYD’nin eline geçti. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni düşünün, ordusuyla Ortadoğu’da nam salmış, dünyada nam salmış bir Türkiye Cumhuriyetini düşünün. Önce orduyu darmadağın ettiler, arkasından Süleyman Şah türbesini kaçırmak zorunda kaldılar ve kahraman geçiniyorlar. Ne kahramanlığı? Kaçan adamdan kahraman mı olur? Türbeyi bile kaçırdılar kahraman diye geziyorlar. Bunu da her yerde anlatın. Bunların kahramanlığı falan filan yok. Garibana bunlar kahramandırlar garibana.

Bakın değerli arkadaşlarım, o kadar çöken bir devletle karşı karşıyayız ki; internette görüntüler yayınlandı ve iddia var. IŞİD terör örgütünün kaçırdığı askerlerimizin yakılma iddiaları var. Hükümete çağrı yaptık. Dedik ki, “Lütfen açıklayın doğrusu nedir?” diye. 15 günden fazla zaman geçti hala inceliyor beyefendiler. Hani sizin Ortadoğu’da sinek uçsa haberiniz oluyordu. Bunların hepsi palavraymış meğer. 15 günden fazla zaman geçti askerler yandı mı, hayatta mı kimsenin haberi yok. Daha acı olanı hadi diyelim ondan haberin yok uçaklarla geldiler bizim askerlerimizi vurdular ve şehitlerimiz var. Uçaklarla geldiler. Kimin vurduğu belli değil. Uçak hangi devlete ait o da belli değil. Devasa Türkiye Cumhuriyeti bunu bile tespit edemiyor. Nasıl bir yönetimle karşı karşıya olduğumuzu artık çok iyi bilmeliyiz. Yönetilemeyen, savrulan bir Türkiye var. Teröre teslim edilen bir Türkiye var. Adam gidecek boğazda bir eğlence merkezini basacak, tek tek adamları öldürecek, sis bombalarını atacak, elini kolunu sallayarak çekip gidecek. Ve sonra efendim bunu üst akıl yaptı. Senin aklın nerede kardeşim? Bana ne üst akıldan? Ben senin aklına bakıyorum, sen yönetiyorsun devleti. Senin aklın nerede, sen nasıl yönetiyorsun? Üstelik 200 metre ötesinde de polis karakolu var.

Bakınız, bir büyükelçiyi Ankara’da vurdular, arkasından bir polis vurdu. Değerli arkadaşlarım, 15 dakika bile olmadı, 5 dakika sonra bunun FETÖ’cü olduğunu ilan ettiler. Olabilir FETÖ’cü olabilir, biz bilmiyoruz istihbarat onların elinde. Peki 15 dakika içinde bunun FETÖ’cü olduğunu biliyorsun da 15 Temmuz’dan bu yana bir sürü adam attın, bunu niye atmadın o zaman sen kardeşim, niye bunu tuttun orada? Madem biliyordun neden o görevde tuttun? Bu soruyu kimse sormuyor bizim dışımızda. Vatandaşın bütün bunların hepsini bilmesi lazım. Bilmeye hakkı vardır. Hep birlikte bunu anlatmak zorundayız.

VATANDAŞ CAN DERDİNDE, ONLARIN DERDİ BAŞKANLIK
Değerli arkadaşlarım, 15 Temmuz darbe girişimi. Evet darbeden hepimiz şikayetçiyiz. Darbe sonrası önlem almak gerekiyor mu? Evet almak gerekiyor. Burada da hiçbir tereddüdümüz yok. Teröre karşı mücadele mi? Elbette hepimiz birlikte yapmalıyız. Ne getirirlerse hepsine sonuna kadar destek veririz. Yeter ki hukuk içinde, hukukun üstünlüğü kuralları içinde terörle mücadele edelim. Hiçbir tereddüdümüz yok. Ama 15 Temmuz sonrası 20 Temmuz’da OHAL ve 20 Temmuz’dan sonra da yeni bir darbe. Neymiş? “Anayasayı değiştireceğiz...” Niye değiştiriyorsun kardeşim? “Başkanlık gelmezse Türkiye bölünür” diyor. Kim söylüyor? Bu ülkenin Başbakanı söylüyor. 100 yıla yakın süredir parlamenter sistemimiz var Türkiye bölünmedi de niye peki bölünme aşamasına geldi? 15 yıldır sen yönetiyorsun. Bunu söylerken hiç mi vicdanın sızlamıyor senin? 15 yıldır ülkeyi yöneteceksin ve tek başına yöneteceksin, koalisyon da değil ve Türkiye’yi bugün kan gölüne çevireceksin ve kendine yeni bir arayış Başkanlık sistemi olsun. Neden? “Fiili durum böyle, fiili durumu hukuki duruma getirelim.” Kaç yıldır fiili durum böyle? 2 yıldır. 2 yılda Türkiye iyi mi oldu? Terör mü düştü, ekonomi mi düzeldi, zamların arkası mı kesildi, elektrik kesintileri mi bitti? Hayır. 2 yılda Türkiye çok daha ağır bir felaketle karşı karşıya. Şimdi bunu anayasa değişikliğiyle hayata geçirmek istiyorlar. Türkiye’nin derdi ne, vatandaşın derdi ne, bunların derdi ne? Vatandaş can derdinde, vatandaş mal derdinde, vatandaş sokağa çıkamıyor, vatandaş geleceğinden kaygılı. “Yarın ne olacak ben onu bile bilmiyorum” diyor. Ekonomide bütün sigortalar atmış vaziyette. Dolar almış başını gidiyor, “Dolar bozdurun diye çağrı yapıyorlar.” Kendi çocuklarına yapsana çağrıyı! Kendi çocuklarına, kendi akrabalarına, kendi müteahhitlerine, kendi havuz medyasına söylesene yapsınlar, dolarlarını bozdursunlar. Onlar dolarlarını istif ediyorlar. Vatandaşa da dolarını bozdur. Sanki vatandaşın ceplerinde dolar var da dolar bozduracak. Vatandaşın açlıktan nefesi kokuyor, haberiniz var mı sizin? Git emekliye sor bakalım, git işsize sor bakalım. Üniversite mezunu olup yıllardır işsiz gezen öğrencilere sor bakalım. Atanamayan öğretmene sor bakalım. Görevine son verdiğin binlerce ama binlerce aileye sor bakalım nedir bunların durumu. Onların derdi başkanlık. “”Başkanlığı getireceğiz…” Nasıl bir başkanlık? Amerikan modeli başkanlık mı? Hayır. Kendilerine özgü bir başkanlık. “Türk Tipi Başkanlık” diyorlar. Bunun Türk tipiyle ilgisi yoktur arkadaşlar, gayri milli bir başkanlıktır bu. Türkiye’nin tarihinde, Türk ulusunun tarihinde böyle bir başkanlık modeli yoktur. Osmanlıda da böyle bir model yoktur. Suriye modeli, Esad’ın anayasasını aldılar tercüme ettiler koydular buraya. Düşmandı Esad, “Eset” ilan ettiler. Şimdi anayasasını getiriyorlar meclisten geçirecekler, kabul edecekler. Kendisi de Esadlaşma yolunda da onun için. “Tek adam olacağım ben” diyor. “Benim sözümün üstüne kimse söz söylemeyecek” diyor. Getirdikleri anayasa değişikliğine bakın değerli arkadaşlarım.

Önce şunu ifade edeyim. Darbeciler kendi geleceklerini anayasa değişiklikleriyle güvence altına alırlar. Her darbe sonrası bu olmuştur. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada böyle olmuştur. Darbe yapmışlardır, darbe yaptıktan sonra anayasayı değiştirmişlerdir kendi geleceklerini güvence altına almak için. Kimse ileride bizi sorgulamasın diye. Aynı model 20 Temmuz sonrası da çalışmaya başladı.

REJİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORLAR
Bakın değerli arkadaşlar, önce şu soruyu herkes kendisine sorsun. 15 yılda çıkarmak isteyip de çıkaramadığınız bir kanun var mı? Yok. Demek ki, her kanunu çıkarabilecek gücün var. Mecliste tek başına hükümetsin. Muhalefet istediği kadar itiraz etsin, istediğin kanunu çıkarıyor musun? Çıkarıyorsun. O zaman niye başkanlık? Hükümetsin, yapmak isteyip de yapamadığın var mı? Her istediğini yaptın. Kimlik üzerinden siyaset yaptın, inanç üzerinden siyaset yaptın, yaşam tarzı üzerinden siyaset yaptın. Toplumu karpuz gibi böldün, ayrıştırdın. Vatandaş komşusunun kimliğini, inancını sorgulamaya başladı. Senin yüzünden. Şimdi bütün bunları anayasa hükmü haline getirmek istiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, yani rejimi değiştirmek istiyorlar. Demokratik parlamenter sistemden dikta yönetimine geçmek istiyorlar. Totaliter yönetime geçmek istiyorlar. Nedir? Arkadaşlarım belki biraz sonra bunun ayrıntılarını size aktaracaklar. Ben konu başlıkları itibariyle ifade edeyim.

BUNLARIN MİLLİ İRADEDEN KASTETTİKLERİ SARAYIN İRADESİ
Cumhurbaşkanına tek başına hiçbir gerekçe göstermeden TBMM’yi feshetme yetkisini veriyorlar. Evet bir sabah kalkacak Cumhurbaşkanı diyecek ki, “Ben meclisi feshettim.” Niye feshettin? “Feshettim arkadaş keyfim öyle istiyor…” Gerekçe? Soramayız. Çünkü gerekçe olmayacak, yok öyle bir şey! Mustafa Kemal Atatürk’e bu yetki verilmemiştir arkadaşlar. Bu yetki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile verilmemiştir. Ben, “Buna evet diyenler vatana ihanet ediyor” derken bunu kastediyorum sevgili Binali Yıldırım, bunu kastediyorum! Mustafa Kemal Atatürk’e verilmeyen bir yetkiyi, Türkiye’yi felakete sürükleyen bir adama veriyorsunuz. Bunu söylüyorum ben. 17 – 25 Aralık’ı unutmadık. Devleti soyan bir adama teslim ediyorsunuz siz bunu.

BUNUN ADI İHANETTİR
Parlamento ne demektir? Milli iradenin temsil edildiği tek yerdir. Her partiden insan vardır orada. Şu anda 4 partiden milletvekili var, 550 milletvekili var. Siz hangi gerekçeyle TBMM’yi feshedeceksiniz? “Milli irade, milli irade” diyordunuz. Bunların milli irade söylemi de yanlış, yalan üzerine inşa edildi. Bunların milli iradeden kastettikleri sarayın iradesi o kadar. Bir adamın iradesi milli irade olarak kabul ediyorlar. Bizim milli irade anlayışımız ise her partiden, her kimlikten, her inançtan insanımızın iradesidir milli irade ve başımızın üstünde yeri vardır. Milli irade yetkinin saraydan alınıp halka verilmesi demektir. Milli irade budur. Onun için ilk anayasada, “Hakimiyet bila kaydü şart milletindir” denmiştir. Sarayın değil milletindir denmiştir. Şimdi aradan geçti 100 yıla yakın süre, halktan alıyoruz yetkiyi yine saraya veriyoruz. Bunun adı demokrasi midir? Bunun adı ihanettir arkadaşlar demokrasiye ihanettir. Herkesin, her vatandaşımın bilmesini isterim. Ben her vatandaşımın görüşüne saygı duyarım, inancına saygı duyarım, yaşam tarzına saygı duyarım. Benim gibi düşünmese bile onun düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir ortamı yaratmaya ben mecburum, benim demokrasi anlayışım budur. Biz onlar gibi değiliz. Bizi CHP yapan dünyanın dört köklü partisinden birisi yapan düşünce bu düşüncedir. Bizim gibi düşünmeyenlere de düşüncelerini ifade etme ortamı hazırlamaktır. Şimdi bu yok edilmek isteniyor.

BU MİLLETVEKİLLERİ KONU MANKENİ Mİ?
Devlet yapısını istediği gibi değiştirecek. Şu anda diyelim ki bir bakanlık kurulacak. Ne bakanlığı? Diyelim ki, yeni bir bakanlık kurulacak Bilim Geliştirme Bakanlığı diye. Bu bakanlığı kurmak için meclisin kanun çıkarması lazım. Bu anayasa kabul edilirse bir sabah kalkacağız, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kapanmıştır” diye bir Resmi Gazete’de bir Kanun Hükmünde Kararname, o gün bakanlık kapanıyor. "Tekirdağ Valiliği kapatılmıştır. Kaldırdım Tekirdağ Valiliği’ni, bütün Trakya’yı birleştirdim tek bir Trakya Eyaleti ilan ettim.” Bunların hepsini yapabilecek bir kararnameyle. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Peki bu milletvekilleri meclise niye gitti? Konu mankeni mi bu insanlar?

BÖYLE BİR ANAYASAYA “EVET” DEMEK PARLAMENTOYA, DEMOKRASİYE, MİLLİ İRADEYE İHANET ETMEKTİR
Sadece bu yetki verilmiyor. Ayrıca devlete atama yapılacak değil mi? Bugün bir kişinin müsteşar olarak atanması için kanunda şartlar vardır. Şu kadar yıl devlette hizmet edecek, en az üniversite mezunu olacak diye şartlar vardır, üst düzey yönetici olacak diye şartlar vardır. Bir sabah kalkacağız bu şartlar tamamen bitmiş. Ne olacak? Kafasını ezecek. “Müsteşar olmak için bizim köyden olması şarttır” diye bir kararname çıkarabilir mi? Evet çıkarabilir. “İlkokul mezunu olması yeterlidir” diyebilir mi? Evet diyebilir. Böyle bir anayasayı bu millet kabul eder mi? Böyle bir anayasaya “Evet” demek parlamentoya ihanet etmek değil midir, demokrasiye ihanet etmek değil midir, milli iradeye ihanet etmek değil midir?

SİZ BU MİLLETİ APTAL MI SANIYORSUNUZ?
“Gazi Meclis” diyoruz, “Ulusal Kurtuluş Savaşını, Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclis” diyoruz, 15 Temmuz darbe girişimini bombaların altında savuran meclis; şimdi yetkilerini bir kişiye devrediyor. Böyle bir anlayış olabilir mi? Niye yetkini devrediyorsun, niye devrediyorsun kardeşim, hangi gerekçeyle devrediyorsun yetkini? Bunları anlamak mümkün değil. “Efendim hem Cumhurbaşkanı olacak, hem partinin Genel Başkanı olacak.” Lafa bakın! Hem de tarafsız olacak. Taraflı tarafsız nasıl oluyorsa? Partinin Genel Başkanı bizimle beraber seçimlere katılacak. O bize bir sürü laf söyleyecek, biz ona bir sürü laf söyleyeceğiz. Milletvekilleri tarafsızlık üzerine yemin etmezler. Genel Başkanlar da tarafsızlık üzerine yemin etmezler. Anayasa metninde tarafsızlık yemini sadece Cumhurbaşkanına aittir. Hem bütün bunları yapacak, sonra meclise gelecek “Ben tarafsızım, namusum ve şerefim üzerine ant içiyorum” diye yemin edecek. Siz bu milleti aptal mı sanıyorsunuz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Kim temsil edecek Cumhurbaşkanını illerde? Vali mi, il başkanı mı? Genel Başkanları kim temsil ediyor? Sizler temsil ediyorsunuz illerde. Genel Başkanın temsilcisi İl Başkanıdır. Cumhurbaşkanının temsilcisi? Hem İl Başkanı hem vali. Devletin çivisini söktüler arkadaşlar, devleti çökertiyorlar. Böyle bir anlayış olabilir mi? Hangi çağda yaşıyoruz, hangi devirde yaşıyoruz?

HİÇ KİMSE MİLLETİN VERDİĞİ YETKİYİ BAŞKA BİR ORGANA DEVRETMEMELİDİR

“Evet” oyu kullanacaklara bir uyarı yapmak isterim, samimi bir uyarı yapmak isterim. Çocuklarınızı düşünün, Türkiye’nin geleceğini düşünün, verdiğimiz demokrasi mücadelelerini düşünün. Verdiği demokrasi mücadelesi dolayısıyla hayatını kaybeden insanları düşünün. Türkiye’nin çağdaş dünyada, uygar dünyadaki yerini düşünün. Demokrasisi gelişmiş bir ülke ancak saygın bir ülkedir. Totaliter yönetimlerin olduğu ülkeler saygın ülkeler değildir, olamaz. Hiç kimse milletin verdiği yetkiyi başka bir organa devretmemelidir. Millet bana o yetkiyi vermişse, ben o yetkiyi başkasına vermemeliyim. Herkes elini vicdanına koymalı, oyunu kullanırken çocuklarını düşünmeli, onların geleceğini düşünmeli, Türkiye’yi düşünmeli.
Sorun CHP’nin sorunu değil tek başına. Sevgili İl Başkanları, bu sorun hepimizin ortak sorunu. Sosyal demokratların sorunudur, muhafazakarların sorunudur, mütedeyyin insanların sorunudur, milliyetçilerin sorunudur, ülkücülerin sorunudur, Atatürkçülerin sorunudur. Sorun bu ülkede yaşayan bütün vatandaşların ortak sorunudur.

O nedenle bu konuda mücadele verirken ortak mücadele vereceğiz. Sorun CHP’nin sorunu değil tek başına. Birlikte mücadele edeceğiz. Ülkesini seven, geleceğine saygı duyan, güçlü bir gelecek inşa etmek isteyen bütün vatandaşların ortak sorunudur.

DÜŞÜNCEYE KELEPÇE VURULAN BİR ÜLKEDE BÜYÜME, GELİŞME VE DEMOKRASİ OLMAZ

Şunu hiç kimse unutmasın. Dünyada kişi başına gelir 25 bin, 30 bin dolar olan ülkelerin tamamında hukukun üstünlüğü ve demokrasi vardır. Hukukun üstünlüğü ve demokrasinin olmadığı hiçbir ülke gelişmemiştir ve büyümemiştir. Düşünceye kelepçe vurulan bir ülkede büyüme olmaz, gelişme olmaz ve demokrasi olmaz. Hapishanelerinde 150’ye yakın gazeteci olan bir ülkede demokrasiden söz edemezsiniz. Ne 12 Eylül darbe döneminde, ne 12 Mart darbe döneminde bu kadar gazeteci hapiste olmadı. Bu kadar düşünce insanı hapse atılmadı. Türkiye bir yarı açık cezaevine döndürüldü. Atila Taş bugün gazetelerde haberi var. “Biz içerde daha güvence altındayız hapishanede” diyor. Dışarıdakilerin can ve mal güvenliği yok ki arkadaşlar. Kimin can ve mal güvenliği var kimin? Kim yarınından emin?

DEVLETİ ÇÖKERTİRSEN BU HALE GELİRSİN, SONUNDA GİDER ESAD’IN ELİNİ ÖPMEYE KALKARSIN
Efendim niye yatırım yapılmıyor? Hangi işadamı yatırım yapacak arkadaşlar? Yarınını göremiyor adam. 15 gündür bazı sanayi bölgelerinde elektrik yok. Neymiş kablolar kesilmiş. Kablo kesildiyse 24 saatte düzeltilir bu. 15 günse orada bir yönetim sorunu var. Çöken devlet gerçeği var. Şimdi diyorlar ki, “Efendim oraya da sabotaj yapıldı, o da üst akılın oyunu.” Be akılsız adam, sende akıl yok mu? Sen de aklını kullan, sen de önlemini al, senin de güvenlik güçlerin var, senin de istihbarat örgütün var, senin de polisin, jandarman, silahlı kuvvetlerin var, senin de bakanların var, bakanlıkların var, devlet bürokrasisi var. Ama devleti çökertirsen işte bu hale gelirsin, sonunda gidersin Esad’ın elini öpmeye kalkarsın. Geldiğimiz nokta odur.

Hepinize saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.