13.04.2017
12040
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KANAL D CNN TÜRK ORTAK YAYININDA  DOĞAN TV ANKARA TEMSİLCİSİ HAKAN ÇELİK’İN SORULARINI YANITLADI, GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU 
 
"Gerçekten de bayrak, vatan sevgisi üzerine inşa edilmiş, kişisel çıkarları değil, 80 milyonun çıkarını düşünen, bir kampanya yürütüyoruz. Bu kampanyayı eşit kılacak olan o dediğim bir televizyon programında bir araya gelip, konuşmaktı"

- "Benim çocuğum, sizin çocuğunuz, kağıt toplayıcının, simitçinin, manavın çocuğu El Bab’a, askere gidecek, eksi 40 derecede PKK ile mücadele edecek, bazılarının çocukları hem milletvekili olacak hem hiç askere gitmeyecek. Şimdi bu adaletsiz, vicdanı sızlatan bir tablo. Bu tabloya karşı olduğumuzu söyledik"

-"Sandığa gidince Ali’nin, Veli’nin söylemine göre değil, akıl süzgecinden geçirip, vicdan terazisinde tartıp oyumuzu öyle kullanmalıyız. Böyle yapınca kullandığımız oyun bir değeri ve önemi olacaktır. Eğer biz akıl süzgecinden geçirmeden, ön yargılarımızla hareket edersek yanlış olur"

- "Bu anayasa değişikliği geçerse zaten dünyanın, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığı yönündeki kanaatini perçinleyecektir, güçlendirecektir. Bu, bizim en büyük, ciddi zaaflarımızdan birisidir. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı olmayacak. Dolayısıyla ciddi sorunlar yaşayacağız"

- "Şimdi ’Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz’ diyorlar. Onu getir referanduma o zaman. Gelmiyor. Bugünkü parlamenter rejimde Suriyelilere vatandaşlık verilmesi için Bakanlar Kurulu kararı gerekiyor. Tek adam rejiminde bir kişinin kararı gerekiyor, Bakanlar Kurulu yok çünkü bitiyor"

- "Bu süreçte kullanılacak dilin kucaklayıcı bir dil olması lazım. Denize dökmek, vurmak gibi ifadeleri asla doğru bulmadım"

-Karar Türkiye’nin kararı. Bir siyasi seçim değil. Bir parti, kişi seçilmiyor. Türkiye kendi kaderini kendisi belirleyecek. Demokrasiden vaz mı geçeceğiz, tek adam rejimi mi istiyoruz, yoksa demokratik parlamenter sistem mi istiyoruz? Kararı halk verecek"

- "Milli irade diyoruz, yüzde 10’un altındaki iradeyi sıfır sayıyoruz. Ben buna karşıyım. Demokrasiyi, milli iradeyi savunduğum için. Onlar tam tersine yüzde 10 seçim barajını savunuyorlar. O zaman kusura bakmasınlar, darbeyi, darbecileri savunuyorlar. Onların getirdiği felsefeyi savunuyorlar"

- "Herkesin oturup düşünmesi lazım. Bunun partilerle, şahıslarla ilgisi yok. Ama biz ülkemizde demokrasiyi, halkın iradesini savunmak zorundayız. Milli iradenin üstünde başka bir gücü tanımlayamayız. Yanlıştır bu. Milletin istiklalini milletin azim ve kararı değil, bir kişi belirleyecektir. Olmaz, yanlıştır"

- "Bütün bunlara rağmen bizim demokrasimiz Irak’tan da Suriye’den de Libya’dan da Suudi Arabistan’dan da İran’dan da Katar’dan da daha ileride. Yapılacak değişiklikle makara tersine sarılıyor. Türkiye onlara benziyor"

-"MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye soruyorum; bu kadar yetkiyi bir kişiye verdiğiniz andan itibaren, Türkiye’nin beka sorunu olur mu? Olmaz mı? Sayın Bahçeli, elini vicdanına koy. Bütün milliyetçi, ülkücü, mütedeyyin, liberal kardeşlerime, çiftçisine, işçisine, iş verenine, emeklisine sesleniyorum; bu kadar yetki Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı tarihinde, dünya tarihinde kime verilmiş Allah aşkına? Verilenler belli, o ülkelerin sonu belli. Yazık günahtır bu ülkeye"

- "Sokaktaki vatandaş mitingde, şurada, burada ’idam, idam, idam’ diye bağırıyordu. Niye koymadılar buraya idamı? Milleti kandırıyorlar. İdam AB uyum yasaları çerçevesinde anayasadan kaldırıldı zaten. Bunun gelmeyeceğini, getirilmeyeceğini herkes biliyor. Ama bizim siyasetin bir kültürü var, vatandaşa yalan söylemek"

- "Suriye’nin derinliklerine girmeyi asla doğru bulmam. Ayrı ayrı yerlerde bunlar, ben doğru bulmuyorum. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak zorundadır. Bunun için bir güvenlikli bölge oluşturdu mu? Oluşturdu. Dolayısıyla o güvenlikli bölgeyi korumalıdır. Suriye’de barış sağlandıktan sonra da zaten oradan doğal olarak ayrılıp, kendi ülkesine gelecektir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü, Türkiye’nin koruması lazım"

-"Bir dakika dahi, bir saniye ya da yarım saniye konuştuğumu ispat etsinler. Emin olun bütün siyaseti bırakacağım. Bir saniye... Onlar bunun ispat edemezlerse ne diyeceğiz? Benim adıma dahi... Benim konuştuğumu söylüyorlar. Dakikalardan vazgeçtim. Bir saniye FETÖ’den herhangi birisiyle, bir saniye görüştüğümü söylesinler. Kendime bu kadar güveniyorum. Bunu söyleyenlere benim ne söylemem lazım?"

- "İspat edemezlerse. Müfteri, yalancı desem hafif kaçar. Bu insanlar devleti yönetiyor. Bütün verileri elinizde telefonlarımızı 24 saat zaten dinliyorsunuz. Ben biliyorum zaten, dinleniyorum. Günün 24 saati dinliyorlar. Eskiden de dinliyorlar. Adalet Bakanı ’Kılıçdaroğlu’na mail gelmiş.’ dedi. Demek ki benim mail adreslerimi de takip ediyorlar. Edin. Hatta, arzu ediyorsa Cumhurbaşkanına, Başbakana, Adalet Bakanına, İçişleri Bakanına mail şifremi verebilirim. Telefon numaramı de biliyorlar"

- " Hava alanında kalacak halimiz yok. Bakırköy Belediye Başkanımız da oradaydı. Dediler ki otellere de gidemiyoruz. ’Bize gidelim’ dedi. Gittik Bakırköy Belediye Başkanının evine. Nereye kaçacağız? Gittik oraya, televizyonu açtık. Hemen bir metin hazırladık. Sayın Başbakanı aradım, ulaşamadım. Hazırladığımız metni televizyon kanallarına geçtik. Ben hava alanından gelirken Sabah gazetesi ve onların havuz medyasının televizyonları, benim kaçtığımı söylüyor. Nereye kaçtım ki ben?"

-"248 şehidin hesabını kim soracak? Terör örgütünün içinde baklavacı, çikolatacı, esnafı, sanayicisi, belediye başkanı çıktı. Siyasisi yok. Nasıl olur bu? Sayın Bahçeli de buna inanmamış olacak ki ’15 Temmuz’da bu kadar geniş bir alanda bu kadar gözü kara bir darbe teşebbüsünün olduğu yerde siyasiler de açıklanır. Fakat Bylock kullanıcılarından şu an için çok sayıda asker, yargı mensubu var. 100 bini aşkın kullanıcıdan bahsediliyor. Bunların içinde siyasiler kimdir, söylenmiyor, zaman içinde ortaya çıkacak.’ diyor. Başbakan neden ’Bu işin içinde siyasiler yok.’ diyor. Kim bu siyasiler, kim bu dosyayı kapatmaya çalışıyor? Kim darbelere karşı ben mi onlar mı? Ben sonuna kadar gidin diyorum. Kime uzanırsa uzansın. Beyler dosyayı kapatmaya çalışıyorlar. Ben, o 248 şehidin hakkını soracağım. Bu benim görevimdir."

-"Havuz medyasından hayır gelmez. Bir gazeteci özgür değilse olmaz. Bir gazeteci kalemini birilerine kiralamışsa o gazeteden hayır gelmez. Bir gazete ancak devlet ilanlarıyla devletin parasıyla beslenip ayakta kalıyorsa o gazeteden ve televizyondan hayır gelmez. Ben onların televizyon kanalına da seslendim. Benim doğruları söylemediğimi Cumhurbaşkanı ve Başbakan söylüyor. ’Sizin gazetenize ve televizyonunuza beni davet edin.’ dedim. Onların gazetecileri gelsin. Onlar bana en zor soruları sorsunlar. Ben de cevap vereyim. Bende cesaret var. Cesaret edip kendi televizyonlarına çıkarmadılar. Neden? Çünkü ben doğruları söylerim. İzleyenler ’Bu adam doğruları söylüyor.’ diyecek. Cesaret edemiyorlar. Hangi bağımsızlıktan söz ediyorlar? CHP’yi nasıl karıştırırız onun hesabı içerisindeler?"



Hakan ÇELİK- İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde mimari açıdan çok dikkat çekici, tarihimizle ve kültür mirasımızda önemli bir yeri bulunan Çırağan’dayız. Çırağan’ın saray bölümünde bulunuyoruz. Bu özel yayında Türkiye’de ve dünyada Kanal D ve CNNTÜRK’ü takip eden izleyiciler bakımından bu yayının önemli olduğunu bir kere daha hatırlatayım. Çünkü Türkiye’nin önündeki en önemli siyasi kararlardan biri olan ve bir anlamda çıkacak sonuca göre Türkiye’nin önümüzdeki döneminin bir anlamda şekilleneceği halk oylaması, referanduma çok az bir zaman kaldı ve Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla artık bir anlamda derli toplu bütün eleştiriler, görüşler, fikirler, anlatılanlar, konuşulanlar ve konuşulamayanlar programımızın süresi elverdiğince bunları konuşmaya çalışacağız. Sosyal medyadan da, twitterdan hatta instagramdan sorular geldi. İmkan olursa onları da ben Sayın Genel Başkana soracağım. Sultan Abdülaziz döneminde tamamlanan bu önemli mekandan Çırağan sarayının salonundan ben Sayın Genel Başkana hoşgeldiniz demek istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim.

Hakan ÇELİK- Ben de teşekkür ederim program davetimizi kabul ettiğiniz için ve bu aslına bakarsanız bizim, eğer sürpriz bir başka yayın çıkmazsa liderlerle yaptığımız son yayın olacak. Bildiğim kadarıyla sizin de planlanan son yayınınız. Son anda başka bir yayın planı çıkmazsa en azından ana akım medya çerçevesinde bakınca. O bakımdan da bir önemi olduğunu düşünüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çıkmazsa öyle evet.

Hakan ÇELİK- Sizinle geçen en son televizyon programı yaptığımızda gündeminizde bir tatlı hazırlığınız vardı ailenizle birlikte. Oğlunuzun bir nişanı vardı, onu gerçekleştirdiniz. Tebrik ediyorum ve size ve ailenize mutluluklar diliyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok sağ olun.

Hakan ÇELİK- Şimdi efendim Pazar gününe az bir zaman kaldı. Sizin görüşlerinizi, partinizin görüşlerini dinleyelim ve ben merak edilen konuları size ve partinize getirilen eleştirileri de aktarmak istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Partimizin görüşleri olarak tanımlamayı çok doğru bulmuyorum. Çünkü bu anayasa değişikliğinin sadece bizim partimiz açısından değil, pek çok sivil toplum örgütü, bizim dışımızdaki siyasal partiler, pek çok meslek kuruluşu da “Hayır” diyor. Dolayısıyla bir “Hayır”ın kendi içinde farklı gerekçeler taşıyan ve geniş bir yelpazeye yayılan tablosu var bunu ifade etmek isterim.

Hakan ÇELİK- Evet ama bu hayır cephesinin veya bileşenlerinin en önde geleni ve kurumsal olarak da köklü kurum Cumhuriyet Halk Partisi ve belki de bu anlamda adı konulmamış bir sözcülüğü söz konusu oldu Cumhuriyet Halk Partisinin bu cephe içinde. Sizde görüşlerinizi bugüne kadar paylaştınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ayrıca izin verirseniz cephe sözcüğünü de ben pek doğru bulmam. Çünkü “Evet cephesi”, “Hayır cephesi” diye ayırmak yerine, bu değişikliğe evet diyenlerin hangi gerekçeyle evet dediğini, hayır diyenlerin de hangi gerekçeyle hayır dediğini geniş kitlelere aktarmamız gerekiyor. Çünkü bu anayasa değişikliğinin partilerle ilgisi yok. Yani A partisi, C partisi vs. böyle bir ayrım yok zaten. Çünkü bir anayasa yapıyoruz ve bir anayasa değişikliğini oylayacağız. Bu anayasa değişikliğinin benim açımdan da, AKP’li bir vatandaş açısından da, MHP’li vatandaş açısından da veya hiçbir partiye sempati duymayan, ilgi duymayan, ama sıradan bir devlet memuru veya bir işçi veya bir taşeron işçisi veya bir çiftçi açısından da önemi var. O nedenle anayasa değişikliğinin bu bağlamda 80 milyonu ilgilendiren bir yönü var. Partilerden bağımsız, kişilerden bağımsız, tamamen objektif ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hakan ÇELİK- Peki cephe de demeyelim, farklı toplum kesimleri diyelim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet farklı kesimler.

Hakan ÇELİK- Ben kamuoyunda yaygın bir şekilde dile getirildiği için bunu kullandım, yoksa cephe ifadesine özel bir anlam yüklememiştim Sayın Kılıçdaroğlu. Şimdi efendim yeterince konuşulduğunu düşünüyorum ben aslına bakarsanız. Yani kamuoyuna farklı kesimler yani neden evet dediklerini, neden hayır dediklerini argümanlarıyla ortaya koydular. Siz de yeterince tartışıldığı ve konuşulduğu kanaatinde misiniz? Yani eksik kaldı, keşke birkaç ayağı olsaydı da biz daha çok konuşsaydık, daha çok anlatsaydık dediğiniz bir nokta var mı, kaldı mı hala?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeterince tartışıldığı ve konuşulduğu konusunda şöyle bir noktayı göz önünde bulundurmamız lazım. Geçen Kahramanmaraş’ımızın bir ilçesindeydim, Türkoğlu’ndaydım, kahvede vatandaşlarla oturdum sohbet ederken bana şunu söyledi bir vatandaşımız: “Batılılar buna hayır diyor, o zaman biz de evet diyeceğiz” şeklinde bir düşüncesini dile getirdi. Ben de, “Batılıların gerçek niyetinin farklı olduğunu, sağ gösterip sol vurabileceklerini, cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir, bu atasözünü de sakın unutmayalım” diye söyledim ve kendisine bazı düşüncelerimi aktardığımda bana şunu söyledi: “Siz söylediklerinizde haklısınız, ama karşı tarafı da ben dinliyorum neden bir araya gelip konuşmuyorsunuz?” Şimdi bu referandum sürecinin temel eksikliği evet ve hayırı savunan insanların veya liderlerin veya kişilerin veya grupların bir araya gelip, bunu vatandaşın önünde bir televizyon ekranında uygarca oturup konuşmamaları, tartışmamalarıdır, en büyük eksiklik bu.

Hakan ÇELİK- Eksiklik olarak değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, ama normalde temel eksiklik. Bu diyelim ki Amerika’da olsa liderler yan yana gelip konuşabiliyorlar, Japonya’da öyle, Amerika’da öyle, Fransa’da öyle, İtalya’da öyle, İspanya’da öyle. Niye bizde öyle değil? Sanki bir sağırlar diyaloğu içinde liderler konuşuyor, toplum kamplara ayrılmış vaziyette. Kimin ne söylediği pek anlaşılmıyor. Vatandaş bir onu dinliyor ya bu çok haklı, bir öbürünü dinliyor bu da çok haklı. Peki, hangisi doğruyu söylüyor bunların ve hangisi belli şeyleri gözardı ediyor vatandaşa yansıtmıyor. Oysa normalde liderler bir araya gelip konuşabilseler bütün bu ayrıntılar ortaya çıkacak, vatandaş da evinde televizyon izlerken, yemeğini, çayını, kahvesini içerken, hatta arkadaşlarıyla bir arada kahvede izlerken ya doğru bak şu şunu söylüyor ama öbürü de şunu söylüyor. Sonuçta bir noktada vatandaş daha sağlıklı bir karar sürecinin içinde olacak. Bu karar sürecini maalesef biz gerçekleştiremedik. Benim bütün çağrılarıma rağmen uygar, medeni bir araya gelelim oturalım konuşalım dememe rağmen bunlar gerçekleşmedi. Bu kampanyanın temel eksikliği burada.

Hakan ÇELİK- Ben Sayın Başbakanla, Sayın Binali Yıldırım’la yine Kanal D ve CNNTÜRK’teki ortak yayınımızda bunu dile getirdiğinizi hatırlattım ve isterseniz ben moderatör olmaya hazırım bu programda memnuniyetle bir araya gelelim veya siz bir araya gelin ben sorularımı yönelteyim dedim. O da yani şimdi ne konuşacağız- yani mealen söylüyorum- bunu ancak Türkiye’nin geleceğine dair, Türkiye’nin temel sorunlarının konuşulacağı bir şey olursa orada bir araya gelip konuşabiliriz gibi… Kapıyı kapatmadı benim gördüğüm kadarıyla, yani bir açık şey bıraktı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle de ama bu anayasa değişikliği Türkiye’nin geleceğine dair bir şey. Hani sıradan bir Ceza Kanunu değişse, Türk Ticaret Kanunu değişse, Borçlar Kanunu değişse Sayın Başbakanın bu söylemini ben makul bulurum. Doğru, yani herhangi bir kanun değişirken siyasi liderlerin çok hayati olmadığı sürece bir araya gelip tartışmaları, konuşmaları doğal olmayabilir. Dünyanın her tarafında da doğal değildir zaten. Ama anayasa gibi, bir rejimi değiştiriyorsunuz siz. Değişen rejim ne getiriyor, değişen rejim neleri götürecek normalde oturup bir araya gelip konuşmamız lazım. Ben de düşüncemi aktaracağım, Sayın Başbakan da, Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Devlet Bahçeli de düşüncelerini aktaracak. Hatta Sayın Meral Akşener, eğer gelseydi Sayın Meral Akşener veya Saadet Partisinin Genel Başkanı, onlar da kendi düşüncelerini aktaracaklar. Topu topu 18 madde.

Hakan ÇELİK- İster miydiniz hep beraber bu bütün bu sözünü ettiğiniz isimlerin bir arada olduğu bir program formatımı düşündünüz aklınızda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Bakın bu programın şöyle bir avantajı olacaktı, vatandaşın bilgilenme sürecine yaptığımız katkının ötesinde demokrasiye büyük bir katkıda bulunmuş olacaktık. Vatandaş diyecekti ki, ne kadar güzel bir tablo. Bakın ülkenin anayasası değişiyor, AKP’nin lideri orada, CHP’nin lideri orada, MHP’nin lideri orada artı Sayın Cumhurbaşkanı orada, artı önemli sivil toplum kuruluşlarının bir veya iki başkanı orada. Ne kadar güzel bir tablo. Sonuçta bu ülkede bir anayasa değişikliği oluyor ve sonuçta hep beraber, bir araya geliyorlar, toplumun bilgilenmesi adına böyle bir güzel bir toplantıyı gerçekleştiriyorlar. Bu bizim demokrasi kültürümüze de yapılacak ben büyük katkılardan birisiydi, ama maalesef. Bu fırsat henüz kaçmış değil aslında yakalayabilir…

Hakan ÇELİK- Hala umut var mı referandum sürecinde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin olmasın? Yani Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Bahçeli de, Sayın Binali Yıldırım da kabul ederse elbette bir araya geliriz. Sonuçta 18 maddeyi oturup konuşacağız. Dünya örneklerine bakacağız, Türkiye örneklerine bakacağız, belki mevcut sistemin aksayan yönlerini konuşacağız. O aksayan yönler nasıl düzelebilir, neler yapabiliriz onu konuşabiliriz.

Hakan ÇELİK- Efendim çok da zaman vardı ama bunları konuşmaya. Yani çok zaman yok muydu? Yani hem parlamentodaki yasama faaliyetleri sırasında konuşuldu da yani. Anayasayla yatıp anayasayla kalktı kamuoyu. Hatta kamuoyunda, artık yeter yani bu işi bir çözsün siyasetçiler, bizim oraya gönderdiğimiz temsilcilerimiz gibi bir şey oluştu. Yani siyasetin de görevi bir anlamda çözüm üretmek değil mi? Yani hepinizin, sizlerin çözüm üretmesi gerekmez miydi bugüne kadar? Şimdi yani son haftalara gelince belki bu görüşleri dile getirmek mümkün olabilir ama…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çözüm üretildi aslında, üretilmez diye bir şey yok. Siyaset kurumunun görevi çözüm üretmektir. Mesela iki yasama dönemi öncesinde anayasanın 60 maddesi üzerinde uzlaşma sağlandı. 4 siyasi parti bir araya geldiler…

Hakan ÇELİK- Sayın Cemil Çiçek’in inisiyatifi vardı orada.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani bu çok sıradan bir olay değildir. 60 madde üzerinde 4 siyasi partinin görüş birliği sağlaması önemli bir şey. Ama bu gerçekleşmedi. Yani yasalaşma sürecini yakalayamadı. Keşke yakalayabilseydik, keşke getirebilseydik, görüşebilseydik.

Hakan ÇELİK- Önemli bir fırsatın kaçırıldığını mı düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, yani uzlaşma kültürü parlamentoda var aslında, rahmetli Ecevit döneminde de anayasanın yanlış hatırlamıyorsam 35 maddesi değişti ve toplumun çoğu zaman haberi bile olmadı. 4 siyasi parti uzlaştılar oy birliğiyle parlamentodan geçirdiler. Bunlar bizim uzlaşma kültürümüzün olduğunu gösteriyor. Eğer anayasayı siz değişikliği bir partinin mutfağında hazırlarsanız sorun çıkıyor. Partinin mutfağında değil de uzlaşma komisyonunda hazırlarsanız sorun çıkmamış oluyor.

Hakan ÇELİK- Yani mesela kamuoyu gereksiz yere fazlaca meşgul edildi, bu çok daha farklı bir şekilde de hallolabilirdi gibi bir şey mi söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle evet.

Hakan ÇELİK- Yani bu kadar çok kampanyalar, evetler, hayırlara gerek olmayabilirdi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kampanya yani şöyle düşünelim…

Hakan ÇELİK- Çünkü halk oylamasına gidiyor ya bu sefer böyle bir fark var. Bir halk oylamasına gidiyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biliyorum halk oylamasına gidiyor. Eşit koşullarda bir yarış yok, onun da altını çizmek benim görevim. Eşit koşullarda bir yarış yok. Bir sefer evet kampanyasını bir devlet yönetiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, valiler, kaymakamlar, devletin araçları, devletin otobüsleri, devletin uçakları, devletin forsu, devletin parası, devletin televizyonlarıyla yürüyen bir evet kampanyası var. Ama öbür tarafta bu değişikliklerin toplum için hangi riskleri oluşturduğunu anlatmaya çalışan, devletin parasını, arabasını, araçlarını, forsunu, televizyonlarını kullanmayan bir grup daha var. Gerçekten de bütün amaç bayrak üzerine, vatan sevgisi üzerine inşa edilmiş. Kişisel çıkar değil, 80 milyonu düşünen, bir grubu değil herkesi düşünen bir kampanya yürütüyoruz. Dolayısıyla eşitsiz şartlarda yürüyen bir kampanya. Bu kampanyayı eşit kılacak olan o dediğim bir televizyon programında veya iki veya üç televizyon programında bir araya gelip konuşmaktı.

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu, bu modern zamanlarda bu televizyonun gücü acaba yani tek tayin edici ve belirleyici bir şey gibi, yani biraz bu eleştirileri görünce öyle de algılıyorum. Yani acaba abartılan bir gücü mü var? Yani televizyonlar ve medya tabi ki etkili, ama bunun dışında başka kaynaklardan mı acaba seçmenler veya vatandaşlar kanaatlerini belirliyorlar. Yani biraz daha eski bir kanaatimiz mi acaba televizyonların ve medyanın bu kadar etkili olduğu, tayin edici olduğu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi eskiden televizyonlar ve radyolar yokken mitingler yapılırdı öyle bir kültürümüz var. Gidersiniz bir ile, bir ilçeye gidersiniz, kahvede oturursunuz, miting yaparsınız sonunda düşüncelerinizi aktarmaya çalışırsınız. Daha sonraki süreçlerde radyo daha etkin bir araç oldu. Daha sonraki süreçlerde televizyon etkin bir araç oldu. Çünkü insanlar evde oturup televizyonunu izleyebiliyorlar, televizyonda liderler konuşuyor, bilim insanları konuşuyor, gazeteciler konuşuyor, bilgi sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Daha sonraki süreçte sosyal medya etkin bir araç olarak ortaya çıktı. Çünkü daha özgür bir alan oldu sosyal medya. Sosyal medya üzerinde kişiler, gruplar, sivil toplum örgütleri kampanyalar açıyorlar, twitler atıyorlar karşılıklı. Facebook sayfalarında belli bilgiler, belli dokümanlar paylaşılıyor ve insanlar bilgi sahibi oluyorlar.

Burada önemli olan nokta şu; birbirinden bağımsız olarak yapılan propagandayı veya görüş açıklamalarını birbirinden bağımsız değil bir arada acaba görüşler tartışılıp artılar, eksiler söylenebilir mi böyle bir atmosferle bunun bağlanması lazım.

Hakan ÇELİK- Yani entegre bir çalışmayla değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Bu entegre çalışma olmadı, hükümet bunu istemiyor. Sayın Cumhurbaşkanı bunu istemiyor. Cesaret edip gelip 18 madde eğer bu Türkiye’nin lehineyse neden gelip bu düşünce savunulmuyor? Benim önümde savunabilmeliler, ben de onların önünde kendi düşüncelerimi savunabilmeliyim. Vatandaşımız da otursun karar versin ya bu doğrudur, bu yanlıştır, şu şöyledir, bu böyledir diye. Bende açayım 18 maddeyi, onlar da açsınlar 18 maddeyi önlerimize koymuş olalım. Oturup uygar insanlar gibi tartışalım ve dolayısıyla vatandaş sandığa giderken doğru bilgilendiği ölçüde tercihini kullanmalı. Ya hayır demeli veya evet demeli. Ama doğru bilgilendirme değil de, tek boyutlu bir bilgilendirme yaparsanız doğru olmuyor. Örneğin ben Gaziantep’te evet çadırını ziyaret ettiğimde gencecik çocuklar vardı orada. Mesela genç bir arkadaş bana şu soruyu sordu haklı olarak, “Siz 18 yaşında milletvekilliğine neden karşısınız?” Karşı olmadığımızı söyledim, birden şaşırdı. Evet karşı değiliz. Peki neden itiraz ediyorsunuz? 18 yaşında milletvekili olup ömür boyu askerlikten muaf olanlara biz karşıyız. Askerliğini yapacaksa bir sorunumuz yok.

Hakan ÇELİK- Sizin temel itirazınız o maddeyle, o hususla ilgili bu mudur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Budur.

Hakan ÇELİK- Yani askerliğe dair olan boyutu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Şimdi bir başkasının çocuğu askere gidecek ama 18 yaşında milletvekili olana ömür boyu askerlikten istisna getireceksiniz.

Hakan ÇELİK- Sayın Cumhurbaşkanı da bunu izah ederken buradaki sizin bu yaklaşımınızı ve eleştirinizi yani milletvekilliğinin de en az bu vatani görev kadar kıymetli ve değerli bir yasama faaliyetine katılım olduğunu ifade etti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç itirazım yok.

Hakan ÇELİK- Dolayısıyla bu mesela yani bu geçersiz bir savunma gibi mi geliyor size?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette yani.

Hakan ÇELİK- Neden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Milletvekilliği elbette ki değerli bir görev, milleti temsil ediyorsunuz sonuçta. 80 milyonu bir anlamda temsil ediyor parlamento ve o parlamentonun üyeleri bu çok önemli. Ama askerlik de en az milletvekilliği kadar değerlidir ve onurlu bir görevdir. Hatta bizim geleneğimizde vardır yani askerlik yapmayana kız vermezler. Önce git bir askerliğini yap gel, olgunlaş. Askerliği bizim halkımız olgunlaşma süreci olarak görür. Erkeğin olgunlaşma süresidir. Daha sağlıklı düşünme süreci olarak görür. O nedenle askerlik hepimiz için bir vatan borcudur, bir askerlik görevini kutsal bir görev olarak kabul ederiz ve hepimiz askere giderken düğünle, dernekle, elimize kına yakarak, davul zurna çalarak çocuklarımızı askere göndeririz. Böyle bir geleneksel yapımız vardır.

Şimdi siz milletvekili yapacaksınız ama askere gitmeyecek. Niye gitmesin? Hele bugünkü koşullarda benim çocuğum, sizin çocuğunuz veya kağıt toplayıcısının çocuğu veya simitçinin, manavın çocuğu El Bab’a gidecek, askere gidecek eksi 35, 40 derecede PKK’yla mücadele edecek bazılarının çocukları hem milletvekili olacak, hem hiç askere gitmeyecek. Şimdi bu eşitsiz ve adaletsiz, vicdanı sızlatan bir tablo. Bu tabloya karşı olduğumu söyledim. Zaten bunu söyledikten sonra da hiçbir itiraz gelmedi. Çünkü o 18 yaşında milletvekili olanın askere gitmeyeceğini hiç düşünmemiş. Onun da kafasında kocaman bir soru işareti oldu. Oysa biz burada tartışabilseydik hem evet diyenler, hem de hayır diyenler oturup televizyonları başında izleyeceklerdi bu tabloyu veya hak verecekler. Ya bana hak vereceklerdi veya diğerine hak vereceklerdi. Sonuçta sandığa giderken kime hak veriyorlarsa oylarını ona göre kullanacaklardı. Biz zorla vatandaşı tutup da sen illa evet diyeceksin, sen illa hayır diyeceksin diye bir şey söylemiyoruz. Vatandaş akıl süzgecinden geçirecek, vicdan terazisinde tartacak ve oyunu öyle kullanacak. Bakın bunun hiçbir siyasi partiyle ilgisi yok. Ne AKP’yle, ne Cumhuriyet Halk Partisiyle, ne MHP’yle, ne Saadet Partisiyle, ne HDP’yle. Bunlarla hiçbir ilgisi yok. Çünkü hepimiz askere gideceğiz. Her partiden de bir şekliyle milletvekili seçiliyor. O zaman demek ki bunun partilerle ilgili bir tarafı yok. Tamamen demokrasiyle, tamamen insan haklarıyla, tamamen eşit koşullarda görev yapmayla ilgili olan bir tablo.

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu, bu televizyon programı önerinizi diyelim ki kabul etti Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanı iyi bir hatip olmasıyla da tanınan, iyi bir konuşmacı olmasıyla da tanınan, hatta siz de bunu birkaç kere ifade etmiştiniz, hiç içinizden şöyle bir şey geçmedi mi? Ya ben bu televizyon programına çıkarız ama ya kabul ederlerse yani argümanlarınızı mesela tamamen olmasa da önemli bir oranda çürüte de bilirdi. Siz oradan çok istediğiniz bir neticeyle de çıkamaya da bilirdiniz. Bunu hesapladınız mı mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendime güveniyorum 18 madde.

Hakan ÇELİK- Ben ikna ederim diyor musunuz? Yani Sayın Erdoğan’la o mücadeleden ben kazançlı çıkarım gibimi düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle. Bakın bunu adım gibi eminim kesinlikle ikna ederim, kesinlikle bu anayasa değişikliğinin Türkiye için ne kadar büyük risk oluşturduğunu onlara anlatırım ve karşımda söyleyecekleri hiçbir şey kalmaz. Bazı maddeleri doğru mu? Doğru tabi bazı maddeleri. Örneğin askeri Yargıtay kalkıyor, zaten biz de istiyoruz. Ama mesela bana şunu anlatmalarını ben çok isterim. Neden 600 milletvekili?

Hakan ÇELİK- Bunu anlattılar ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden? Meclis güçlü olacak onun için diyorlar.

Hakan ÇELİK- Bu önemli bir şey değil mi ama, önemli bir tez değil mi bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yetkisi alınan meclis nasıl güçlü oluyor ben onu sormak isterdim. Yetkisi alınan meclis nasıl güçlü meclis oluyor? Ve şunu sormak isterdim. Sayıyla bir parlamentonun gücü artıyorsa ve siz sayıyla bunu ölçüyorsanız o zaman 1000 yapın dünyanın en güçlü meclisi olsun. Sayıyla değil, parlamentonun yetkisi çok önemlidir.

Hakan ÇELİK- Hangi yetkilerinin alındığını özellikle düşünüyorsunuz ve kaygı duyuyorsunuz parlamentonun?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili yetki parlamentodan alınıyor bir kişiye tek adama veriliyor. Bakanların sayısını belirleme yetkisi Başkan, Cumhurbaşkanı Yardımcılarının sayısını belirleme yetkisi tamamen bir kişiye ait. Bir kişi arzu ettiği bakanlığı kapatacak, arzu ettiği bakanlığı açacak. Bakanların görev alanını bir kişi belirleyecek. Oysa bugün Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bunların tamamını TBMM belirliyor bir kişi değil. Parlamentoya gelir, parlamentoda oturulur komisyonlarda görüşülür, genel kurulda kabul edilir ve yasalaşır. Neden bir kişiye veriyoruz mesela birisinin çıkıp bunu bana izah etmesi lazım. Bir; Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Binali Yıldırım’ın veya Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkıp bana anlatması lazım. Belki benim bilmediğim, benim atladığım bir konu olabilir.

Hakan ÇELİK- Efendim güçlü bir Türkiye diyorlar, istikrar diyorlar ve Türkiye’nin büyümesinin önündeki engellerin mevcut olan bürokratik engellerin ve hızı yavaşlatan bazı faktörlerin ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin yani kendi bunu savunanların argümanları ve ifadeleriyle daha hızlı bir şekilde yani dünyada daha farklı bir yere gelmesi olarak anlattılar, ifade ettiler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel.

Hakan ÇELİK- Yani bu mesela kulağa nasıl geliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu bana söylendiğinde kendilerine şunu soracaktım. 15 yıldır iktidardasınız, 15 yıldır tek parti, 15 yıldır arzu edip de çıkaramadığınız bir kanun var mı? Yok. 15 yıldır bütün bakanlar size ait. Arzu edip de çıkaramadığınız bir kararname var mı? 15 yıldır tek başına iktidardasınız, değiştirmek isteyip de değiştiremediğiniz bir bürokrat var mı? 15 yıldır tek başına iktidardasınız değiştirmek isteyip de değiştiremediğiniz bir genel müdür var mı? Nedir? 15 yıldır iktidarda olup eğer parlamentonun yetkilerini yürütme organına verelim bir grup tek adama verelim diye bir çabanın içindeyseniz, parlamentoyu ayak bağı olarak görüyorsanız ben onun demokrasi anlayışını sorgulamak zorundayım. Milletin seçtiği milletvekillerini parlamentoyu bir kişi ayak bağı olarak nasıl görebilir?

Şunu söylerdim ayrıca. Son bir ayda parlamentoda 100’ün üstünde kanun geçti. Demek ki parlamento görev yapıyor. AB’yle uyum yasaları parlamentoya geldi tamamı oybirliğiyle geçti. Yani diğer partilerinde hakkını yemeyim. Demek ki, Türkiye’nin çıkarı sözkonusu olduğunda parlamento bir araya gelip oybirliğiyle yasalar çıkarıyor.

Hakan ÇELİK- Ama parlamentonun çok tıkandığı, çalışmadığı böyle sürahilerin havalarda uçuştuğu bir takım görüntüler de kamuoyunun karşısına çıktığı için yani insanlar arasında da yani parlamentomuz çok saygın elbette ama yani keşke böyle olmasaydı daha farklı bir acaba bir model daha etkin ve verimli olabilir mi sorusu soruldu nihayetinde. Bu da herhalde makul ve meşru bir soru değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Makul ve meşru bir soru değil, neden? Dünyanın bütün parlamentolarında tartışma olur.

Hakan ÇELİK- Ama böyle sürahiler, laptoplar filan fırlatılıyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır hayır öyle sürahiler falan atılmadı. Zaman zaman su atıldı veya su şişesi atıldı. Yani öyle…

Hakan ÇELİK- Yumruklar, yerlerde sürünen milletvekilleri falan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi onlar da oldu. Özellikle anayasa değişikliği görüşmelerinde…

Hakan ÇELİK- Komisyonda da oldu genel kurulda da oldu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunlar da oldu tabi.

Hakan ÇELİK- Hatta kadın milletvekilleri…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer siz anayasa görüşmelerinde konuşmak isteyip de sizin konuşmanız engellenirse siz buna tepki göstermek zorundasınız.

Hakan ÇELİK- Ama tepkiyi bu boyutta doğru buluyor musunuz? Bulmazsınız, bulur musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Ama size verilmiyor konuşmanıza. Süre kısıtlaması yok. İç tüzükte böyle bir şey yok. Sizin konuşmanıza izin verilmiyorsa ne yapacaksınız? Anayasada diyor ve meclisi açan başkan da söylüyor, meclis başkanı da söylüyor. “Kabinlere gireceksiniz oy kullanacaksınız, oylar dışarıda kullanılmayacaktır” diyor. İktidar partisinin milletvekilleri kabine girip oy kullanmıyorlar. Ne yapacaksınız? Bana söyler misiniz ne yapacaksınız? Kullanacağı oyun rengini açıklıyor, neden? Eğer yasa yapan bir organın mensubu, üyesi çıkardığı yasaya uymuyorsa ona nasıl hatırlatacaksınız? Meclis Başkanı uyarıyor, kendi meclis başkanı, kendi partisinden bir başkan uyarıyor “yapmayın” diyor. “Olduğu takdirde bu geçersiz sayılır” diyor ve her oturumda bu metni okuyor. Fakat kişiler buna uymuyor. Kişiler kontrol ediliyor. Ne yapacaksınız? Bunu eğer gözardı ederseniz parlamentonun saygınlığına gölge düşürürsünüz. Milletvekilinin iradesi bir başka milletvekili tarafından kontrol edilir mi? Bana güvenmiyor musun diyor aynı partinin milletvekili. Bana güvenmiyor musun, neden benim oyumu açıklamama beni zorluyorsun. Biz bunu gördüğümüzde bu doğru değildir demeyecek miyiz? Tartışmaların kaynağı bu. Yoksa oylamalar sırasında herhangi bir tartışma olmadı. Görüşmeler sırasında bunun dışında bir tartışma olmadı. Yasa görüşmeleri sırasında da benzer tablolar çıkabilir, tartışılabilir ama bunlar dediğim gibi geçicidir ama önemli olan parlamentonun Türkiye’nin çıkarları sözkonusu olduğunda oybirliği sağlanmıştır, oybirliğiyle yasalar geçmiştir.

Hakan ÇELİK- Şimdi efendim bu kadar siz çekincelerinizi, kaygılarınızı, endişelerinizi anlatıyorsunuz, başka kesimlerden de bunları anlatanlar, aktaranlar var ama vatandaşlar sandığa giden kişiler yani oy kullanma durumunda olanlar açısından yani evet tarafındakilerin görüşleri daha ağırlık kazandı diyelim ve dediler ki biz Türkiye için daha iyi buluyoruz, daha faydalı buluyoruz ve evet çıktı bir oranla. Hangi oranla çıktığını şimdi mesela bir örnek üzerinden gidiyoruz. Oranı bir kenara koyalım. Ne olacak o zaman? Yani bunu nasıl değerlendirirsiniz? Biz anlattık, itirazlarımızı ortaya koyduk ama nihayetinde bir demokratik ortamda vatandaşların iradeleri yansıdı ve bu konu kapandı mı diyeceksiniz? 17 Nisan’da ne olacak? En merak edilen şeylerden biri bu, tavrınızı aktarın.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün samimiyetimle söylüyorum, devletin bütün baskısına rağmen, iktidarın bütün baskısına rağmen, valilerin, kaymakamların bütün baskılarına rağmen hayır çıkacak.

Hakan ÇELİK- Nasıl bu kadar emin oluyorsunuz, olabiliyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet açık. Nedeni şu; ben herkesin sağduyusuna hitap ediyorum. Bakın herkesin sağduyusuna hitap ediyorum.

Hakan ÇELİK- Tahmin ve öngörü olarak bunu söylüyorsunuz değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. 80 milyon bir kişiye teslim edilemez. 80 milyonun iradesini bir kişiye teslim eden bir anayasal düzen olamaz. Bu Türkiye’yi kaosa götürür, Türkiye’yi kargaşaya götürür. Türkiye’de çift başlılığa götürür, çift başlı yönetimlerin oluşmasına yol açar. Ciddi bir sorundur. Bir kişiye Türkiye Cumhuriyeti emanet edemez tarihinde yoktur. Osmanlı bile padişaha emanet edilmemiştir tek başına.

Hakan ÇELİK- Efendim siz bu argümanı, bu tezi ortaya atınca Sayın Cumhurbaşkanı sizi ifade ederek “Sayın Genel Başkan kendi partisinin tarihini bilmiyor” gibi bir ifade kullandı. Mustafa Kemal Atatürk’ten örnek verdi. Yani tek adamlık ise eğer eleştiri mesela bir tek adam durumu yok muydu orada gibi bir tarihten bir alıntı yaparak bir benzetme yaptı. Orada nasıl bir fark vardı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Söylüyor, güzel. Şimdi ben söylersem diyecekler ki, efendim işte CHP bunu söyledi, işte Atatürk’ü biliyor veya bilmiyor veya saptırıyor diye. Ben size Nilüfer Gürsoy’dan söz etmek isterim. Celal Bayar’ın kızı…

Hakan ÇELİK- Gazetelere verilen ilandan mı bahsedeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet ve Demokrat Parti kültürü içinde yetişmiş birisi. Şunu söylüyor, Atatürk tek adamlığı aklından geçirmemişti. Ben söylemiyorum Demokrat Partinin en önemli ismi Celal Bayar’ın kızı söylüyor.

Hakan ÇELİK- Peki yani Celal Bayar’ın kızının görüşünü mü esas alıyoruz şu anda o durumda mıyız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece bunu değil, ben bütün hayatı Cumhuriyet Halk Partisiyle mücadele içinde geçen bir partinin en kilit isimlerinden, hayatta olan en kilit isimlerinden birisinin görüşünü söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşünü ayrıca söyleyeceğim. En kilit isimlerinden birisini. Cumhuriyetle sorunu olmayan, demokrasiyle sorunu olmayan, demokrasi mücadelesi yapan, yeter söz milletindir kampanyasını başlatan, CHP’ye karşı başlatan, bir kişinin iradesinden ve ifadesinden söz ediyorum. Atatürk tek adamlığı aklından geçirmemişti. Evet hiç geçirmedi. Nasıl? Erzurum Kongresinde tek adam mı vardı? Hayır kongre vardı. Sivas Kongresinde tek adam mı vardı? Hayır. 23 Nisan 1920’de meclis açıldığı zaman tek adam mı vardı? Hayır. Milli Kurtuluş Savaşını tek başına Atatürk mü yönetti? Hayır. Milli Kurtuluş Savaşını yöneten TBMM’dir. O nedenle gazi unvanı almıştır. Komutanlık yetkisini de belli sürelerle vermiştir Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Atatürk son kez isterken, son kez bana komutanlık yetkisini verin diye meclisten yetki istemiştir. Tek adam olsaydı TBMM niye toplansın? Tek adamdı, diktatörlüğünü ilan ederdi ve ne meclisi derdi kardeşim meclisi falan kapatıyorum derdi. Yok olmadı asla böyle bir şey, asla olmadı. Tek adam bizim tarihimizde olmamıştır. Tek adam nerelerde var bakın o örnekleri vereyim size. Tek adam nerede var? Bugün Suriye’de var. Tek adam nerede var? Saddam’ın Irak’ında vardı. Tek adam nerede vardı? Kaddafi’nin Libya’sında vardı. Nerede vardı, biraz daha geriye gidersek? Çavuşesku’nun Romanya’sında vardı.  

Hakan ÇELİK- Oraya mı benzetiyorsunuz yani Türkiye’nin gidişatını?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet oraya benziyor.

Hakan ÇELİK- Bu çok sert ve yani çok ileri ve aşırı uçta bir benzetme değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır!

Hakan ÇELİK- Türkiye bir Irak, bir Suriye, bir Libya olarak gösterilmeyecek kadar demokrasisi, kurumları, kontrol mekanizmaları iyi çalışan, demokrasisi yerleşmiş, her türlü eleştirisine rağmen demokrasisi yerleşik bir ülke değil mi? Bilmiyorum yani ben ülkemi Irak’la, Suriye’yle aynı platformda görmek istemem, o yüzden söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu anda katılıyorum. Şu eleştiriye, şu öngörünüze şu anda katılıyorum. Bütün bunlara rağmen bizim demokrasimiz Irak’tan da, Suriye’den de, Libya’dan da daha ileride. Suudi Arabistan’dan da, İran’dan da daha ileride, Katar’dan da daha ileride burada bir tereddüt yok zaten.

Hakan ÇELİK- Seçim yapılıyor efendim çok partili seçimler var Türkiye’de.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yapılacak değişiklikle makara tersine sarılıyor. Türkiye onlara benziyor. Örnek vereceğim size. Suriye anayasasıyla bizim yaptığımız değişikliğe örnek vereceğim. Suriye anayasası “Cumhurbaşkanı ve Başbakan halk adına yürütme yetkisini kullanır” diyor. Bizim anayasa, yapılmak istenen değişiklik, öngörülen değişiklik. Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır. Başbakanlığı kaldırıyoruz.

Hakan ÇELİK- Diğer maddeye geçmeden bir şey söyleyebilir miyim. Bu modeldeki başka gelişmiş demokrasilerdeki örneklerde de böyle bir düzenleme var. Eğer model böyle değişiyorsa Cumhurbaşkanının böyle bir yetkisi olamaz mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mesela hangi ülkede var?

Hakan ÇELİK- Avrupa’da buna benzer veya Amerika’da, batı dünyasında benzer güçleri kullanan liderler yok mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, Amerika Başkanlık sistemi var Amerika’da Başkan büyükelçi bile tayin edemez.

Hakan ÇELİK- Senatonun onayı gerekir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yargıç bile tayin edemez senatonun onayı gerekir. Bizde öyle yetkiler veriyoruz ki Başkana, öyle yetkiler veriyoruz ki, Başkan yani Cumhurbaşkanı bu anayasa değişikliği geçerse devletin bütün üst düzey kadrolarını, valisi, kaymakamı, müsteşarı, ordu komutanları, müftüsü, il müdürleri, emniyet müdürleri, defterdarlar, daire başkanları, bunların tamamını bir kararnameyle değiştirme hakkına sahip bir kararnameyle.

Hakan ÇELİK- Efendim Fransa Cumhurbaşkanının yetkileri mesela Fransa’da yarı başkanlık modeli var ve bir Cumhurbaşkanı var. Çok etkili bir Cumhurbaşkanı görevleri tanımı itibariyle. İşte Başkomutan değil mi? Mesela orayla bir mukayese ederseniz o mukayeseyi yaptınız mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yargı bağımsız, güçler ayrılığı ilkesi var.

Hakan ÇELİK- Burada da yargı bağımsız ve tarafsız diye madde yok mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Madde var ama uygulama nasıl? Hakimi Başkan tayin edecek. Nasıl bağımsız olabilir? İki takım düşünün maç yapıyorlar hakemin tarafsız olması lazım değil mi? Hakem bir kulübün üyesiyse, bir kulübün antrenörlüğünü aynı zamanda yapıyorsa o maç tarafsız olur mu?

Hakan ÇELİK- Yani HSK’nın yapısına dairde bir eleştirinizi onu da mı dile getiriyorsunuz yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hem Anayasa Mahkemesi, hem Hakimler Savcılar Kurulu. Benim tayin ettiğim bir mahkemede bir başka vatandaşın başka bir partinin davası görüşülürse o vatandaş o mahkemeye inanamaz doğru karar verse bile. Söylediğimiz budur. Benim tayin ettiğim. Bir siyasi partinin Genel Başkanı bir mahkemeye hakim tayin ederse orada adalet olmaz. Bu kadar açık.

Geliyorum başka yine. Suriye anayasası; “Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları atar, görevlerinden uzaklaştırır.” Yeni model; Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları atar ve görevlerine son verir. Suriye anayasasıyla bizim yapmak istediğimiz anayasa aynı.

Hakan ÇELİK- Kim yapmalıydı bunu daha doğru olurdu size göre? Yani kendi çalışacağı insanları kimin tayin etmesi, belirlemesi, seçmesini daha uygun bulursunuz?  

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakanları Başbakan atar.

Hakan ÇELİK- Ama Başbakan yok yeni formülde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye yok?

Hakan ÇELİK- Yeni bir modele geçiyor diyor ki…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden?

Hakan ÇELİK- Başbakan kalsın tezi üzerinden giderek siz, siz mevcut durumun devam etmesini zaten söylüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mevcut durumu Suriye durumuna uyduruyoruz biz. Uydurmuyoruz aynısını alıyoruz. Suriye anayasasının aynısını alıyoruz. Suriye’de demokrasi yok diye şikayet ediyoruz, Suriye’de demokrasi yok diye pek çok unsurları götürdük oraya terör estirdik, kanlar aktı, gözyaşı aktı bir sürü şey oldu, hala oluyor, acısını hala çekiyoruz, 4 milyon Suriyeli var. Şimdi Suriye anayasasını kopyalıyoruz kendi ülkemize getiriyoruz neden?

Hakan ÇELİK- Suriye anayasasının spesifik olarak kopyalandığını mı düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, okuyorum.

Hakan ÇELİK- Niye Türkiye Suriye anayasasını alsın ki efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben de onu soruyorum zaten, vatandaşa da onu soruyorum. Suriye gibi olmak istemiyorsan, Suriye anayasasını reddet diyorum. Ben de onu söylüyorum zaten başka bir şey söylemiyorum ki. Madde madde okuyorum. Bunlar TBMM kürsüsünde de okundu. Esad’dan şikayet ediyorsun. Esad’dan şikayet ediyorsan Esad’ın anayasasını neden getiriyorsun kendi ülkene, hangi gerekçeyle getiriyorsun kendi ülkene? Yazık günah değil mi bu ülkeye? Bu ülke neden Suriye gibi olsun? Ben bunu söylüyorum.

Hakan ÇELİK- Biz efendim yani sanıyorum Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı ya da Dışişleri Bakanlığı dönemiydi, biz Suriye’ye anayasa yapma konusunda yeni bir anayasa yapılsın, burada Kürtlerin de, diğer etnik kesimlerinde hakları tanınsın, nüfus cüzdanları yoktu daha düne kadar değil mi yani Suriye’deki Kürtlerin. Türkiye Suriye’ye doğru bir anayasa nasıl yapılır diye öneren bir ülke niye Suriye’den anayasa almak durumunda olsun ki diye ben yüksek sesle soruyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı soruyu şimdi ben de vatandaşlarıma soruyorum.

Hakan ÇELİK- Siz ama Suriye’den anayasa ithal edildiğini, bir anlamda kopyalandığını düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı maddeler. Desinler ki bu madde yok. Aynı maddeler okuyorum ben zaten aynı maddeler. Okuyorum yine, “Cumhurbaşkanı sebepleri açıklayan bir kararla halk meclisini feshedebilir.” Ama önemli bir ayrıntı var buradai sebepleri açıklanan bir kararla halk meclisini feshedebilir. Geliyorum bizimkine, “Cumhurbaşkanı hiçbir sebep göstermeden seçim kararı alıp TBMM’yi feshedebilir.” Suriye anayasasından bir adım daha ötede, hiçbir gerekçe göstermeden.

Hakan ÇELİK- Feshedebilir ifadesini söylediniz, okudunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, feshedebilir.

Hakan ÇELİK- Yani seçim kararı alabilir değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Diyor zaten seçim kararı alıp meclisi…

Hakan ÇELİK- Cumhurbaşkanı da ama o zaman seçime gitmek zorunda oluyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi itirazım yok ona.

Hakan ÇELİK- Ama o da önemli bir denge ve denetim mekanizmasını yaratmaz mı? Çünkü Cumhurbaşkanı duruyor olsa sadece meclis seçime gidiyor olsa…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sorun Cumhurbaşkanının seçime gidip gitmemesinin ötesinde sorun şu; bir kişinin 80 milyonun seçtiği, getirdiği parlamentoyu kendi iradesiyle ve hiçbir gerekçe göstermeden feshedip etmemesidir. Sorun bir demokrasi sorunudur. Parlamento kendisi seçim kararı alabilir hiçbir itirazım yok. Nitekim çoğu zaman almıştır.

Hakan ÇELİK- Bu tek yönlü olsaydı daha doğru olurdu diyorsunuz değil mi? Parlamento kendi başına kendi kararıyla, kendi geleceğiyle ilgili bir seçim kararı verseydi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Alsaydı o fesih değil zaten. O seçimlerin yenilenmesidir, erken seçim kararıdır.

Hakan ÇELİK- Ama Cumhurbaşkanında bu yetki, hak olmamalıydı diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hak olamaz zaten, olmamalı da zaten. Bu hak ancak ve ancak bizim bugün yürürlükte olan anayasaya göre seçimden sonra 45 gün içinde hükümet kurulamazsa Sayın Cumhurbaşkanı TBMM Başkanının görüşünü alarak, olurunu alarak meclisi feshedip erken seçime götürebiliyor, TBMM Başkanının görüşünü alarak. Şimdi ne görüşünü istiyor, ne de başka bir şey istiyor. Ben bir sabah kalktım meclisi feshediyorum buyurun beyler hep beraber erken seçime gidelim. Doğru değil bu. Esad’ın anayasasıyla hiçbir farkı yok. Esad’ın anayasası biraz daha iyi çünkü Cumhurbaşkanı gerekçeleri halka anlatmak zorunda, şunun için ben meclisi feshediyorum, erken seçime götürüyorum diye. Bizimkinde, yeni gelecek olanda hiçbir gerekçe göstermiyor.

Hakan ÇELİK- Esad’ın anayasasından daha mı geride buluyorsunuz statü olarak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet daha geride. Ben bunu kabul edemiyorum. Onun için diyorum kesinlikle hayır çıkacaktır. Sağduyu sahibi olan Adalet ve Kalkınma Partililer, özellikle onlara sesleniyorum. Partinizi seviyorsanız, Sayın Cumhurbaşkanını seviyorsanız saygı gösteriyorsanız, Binali Yıldırım Bey’i seviyorsanız, saygı gösteriyorsanız, ülkenizin geleceğini düşünüyorsanız sağduyulu davranıp gidelim. Türkiye’yi bir felaketin eşiğine sürüklemeyelim. Türkiye’yi bir kaosun içine sürüklemeyelim. O nedenle sağduyuyla diyorum sesleniyorum. Her vatandaş ölçüp tartsın. Yani neden vatandaşların seçtiği parlamentoyu bir kişi kalkıp görev süresi dolmadan, bir sabah hiçbir gerekçe göstermeden ben feshediyorum der. Bakın tek adamlık dediniz ya, Sayın Cumhurbaşkanı işte Kılıçdaroğlu Atatürk’ü bilmiyor mu, Atatürk’te tek adamdı diye, 1924 anayasası görüşülürken Atatürk’e meclisi fesih yetkisi verilmek istenir. İki milletvekili kürsüye çıkarlar derler ki, “Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü seviyoruz, bu memleket için ne kadar değerli olduğunu da biliyoruz, önemli bir komutan, önemli bir devlet adamı olduğunu da biliyoruz. Ama kimse kusura bakmasın bizi buraya Gazi Mustafa Kemal Atatürk değil, bizi buraya millet seçip gönderdi. Bu meclisi milletin dışında hiçbir organ feshedemez” der ve kürsüden iner. Mahmut Esad Bozkurt’tur söyleyen, ikincisi Manisa milletvekili o dönemin ismiyle Saruhan milletvekilidir ve ağırlıklı bir oyla bu meclisi fesih yetkisi Mustafa Kemal’e verilmez ve reddedilir. Hani tek adamdı? Kendisinin de parlamentoda olduğu bir dönemde, daha sonra Mahmut Esad Bozkurt Adalet Bakanlığına getirilmiştir ve meclisi fesih yetkisini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermemiştir. Şimdi biz 1924’te o onurlu meclisin reddettiği, milli iradeye sahip çıktığı, milli iradenin ne kadar önemli olduğunu, millet kavramının ne kadar önemli olduğunu, o milletin seçip parlamentoya gönderdiği milletvekillerinin bir başka organ tarafından ve bir kişi tarafından feshedilmesinin yanlış olduğunu anayasa görüşmeleri sırasında ifade ediyorlar. Ne diyor meclisin duvarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Bu geçerse ne olacak? Egemenlik kayıtsız şartsız bir kişide olacak.

Hakan ÇELİK- Seçimle gelmiyor mu o kişi ama?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir tek adam.

Hakan ÇELİK- Demokratik ve çok adayın katılabildiği bir seçim ortamı yok mu Türkiye’de yine? Çünkü o yani gökten zembille inmeyecek veya başka bir ülkeden transfer de etmiyoruz ya da yani ben seçimleri yok sayıyorum, ben babadan oğula böyle bir görev yapıyorum gibi bir durum olmayacağı için yani seçimler var Türkiye’de. Bu seçimler önemli değil mi? Yani orada bu bizim referandumlarımızda, seçimlerimizde halkın iradesinin o zaman yansımadığı gibi bir sonuç çıkmaz mı? Yani kendi içinde çelişkili bir durum olmaz mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla olmaz. Hayır bakın, biz parlamentonun kendisinin oturup erken seçim kararı almasını doğru buluyoruz zaten. Ülkede bir sorun çıkar parlamento oturur erken seçim kararı alır hiçbir sorunumuz yok. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da ayrıca 45 gün içinde hükümet kurulmadı diye meclisi erken seçime götürdü. İtiraz oldu mu? Hayır. Tartışma oldu mu? Hayır. Neden? Anayasada alınan bir yetki var. TBMM Başkanından alınan bir görüş var, hükümet kurulamamıştır, Türkiye uzun süre hükümetsiz kalmasın diye seçime götürdü. Peki şimdi bu değişiklik olursa? Hiçbir gerekçe yok. TBMM Başkanından da görüş dahi istenmeyecek. Ben feshediyorum. Esad’ın anayasası 21.yüzyılın Türkiye’sine yakışır mı, yakışmaz mı? Ben bu soruyu bütün vatandaşlarıma soruyorum. Esad’ın anayasası 21.yüzyılda Türkiye Cumhuriyetine yakışıyor mu, yakışmıyor mu? Esad’ın anayasasını örnek almak ne zamandan beri demokrasiyi örnek almak, demokrasiyi bir ülkeyi kıyaslayarak kendi ülkemizde demokrasiyi geliştirmek olarak göreceğiz? Herkesin oturup düşünmesi lazım, herkesin!

Bakın, bunun partilerle ilgisi yok, şahıslarla ilgisi yok. Yarın A olur, öbür gün B olur. Ama biz ülkemizde demokrasiyi savunmak zorundayız. Halkın iradesini savunmak zorundayız. Halkın iradesinin, yani milli iradenin üstünde bir başka gücü tanımlayamayız, yanlıştır bu. O zaman neden Amasya Tamiminde kalktık dedik ki milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin istiklalini milletin azim ve kararı değil bir kişi belirleyecektir. Olmaz, yanlıştır.

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu siz bu yetkiler bana da veriliyor, teklif ediliyor olsa ben bunu istemem, arzu etmem gibi şeyler söylediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru olmaz.

Hakan ÇELİK- Doğru söylüyorum değil mi söylediniz bunu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Kesinlikle doğru olmaz.

Hakan ÇELİK- O zaman buradan yola çıkarak sizin 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, mesela eğer diyelim ki evet çıktı mesela seçeneklerden biride o değil mi, çıktı. Çıkarsa siz aday olmayacaksınız anlamına mı gelir? Yani o yetkileri ben tehlikeli buluyorum, ben hiç girmeyim bu işe mi dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç endişeniz olmasın ben bu milletin sağduyusuna, ferasetine, demokrasiye bağlılığına güveniyorum. Bu millet kendi ülkesini ateşe atmaz. Annelere ne söylüyorum biliyor musunuz sevgili annelere. Diyorum ki, “Sevgili anneler siz freni olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz?” Hep birlikte “Hayır” diyorlar. Bir daha soruyorum “Hayır”diyorlar. Onlara dönüp şunu söylüyorum, “Bana dünyanın en güzel şarkısını söylüyorsunuz ve üç kelimeden oluşan hayır, hayır, hayır.” Neden dünyanın en güzel şarkısı? Bir anne evladını bu kadar güzel koruyabilir mi? Freni olmayan bir otobüse hangi anne hangi partiden olursa olsun, hangi düşünceden olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun ve Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın hangi anne evladını freni olmayan bir otobüse bindirir? Şimdi bize diyorlar ki, Esad’ın anayasasını alacağız, freni olmayan bir otobüse sadece evlatlarımızı değil 80 milyonu bindireceğiz. Hangi vicdan kabul eder bunu?

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu şimdi siyaset biraz da B, C, D, E planları üzerinde plan yapma, strateji geliştirme faaliyeti değil midir? Şimdi burada kendinizi aşırı bir şekilde bağlamış olmuyor musunuz? Şimdi dileğinizi ve temenninizi aktardınız ve politikanızı da anlıyorum bunu net bir şekilde ifade ediyorsunuz, örnekler veriyorsunuz. Ama diyelim ki, bu bir siyaset sonuçta halkın kararı evet yönünde çıkarsa o zaman size mesela demezler mi Hakan Çelik’le yaptığınız programda Sayın Kılıçdaroğlu demiştiniz ki, ben bundan yüzde 100 eminim, mutlaka hayır çıkacak. Dolayısıyla sizin Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP olarak bir de bunun evet çıkması üzerine de bir plan kurmanız gerekmez miydi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onun da sonucunu anlatıyorum.

Hakan ÇELİK- Ama ne yapacaksınız mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye sonu belli olmaz bir kaosun içine girecektir. Freni olmayan bir kamyon.

Hakan ÇELİK- Ne gibi bir kaostan söz ediyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir; adalet kavramı olmayacak. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ettikten sonra o mahkemede duruşmalar nasıl görülecek? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp bunu anlatsın. Benim tayin ettiğim hakim benim rakibim olanın davasına bakacak. Bu adalet midir? Hayır. Efendim yargılamayı getiriyoruz. Denetim yok diyorum ya denetim var diyorlar. Nasıl denetim var? Bugünkü anayasal düzene göre bir bakan için soruşturma için 276 oy lazım. Bakanı yüce divana gönderirsiniz, bağımsız mahkeme yargılar. Getirdikleri yeni anayasa değişikliğinde bir bakanı veya başkan yardımcısını yüce divana göndermek için 276 değil 400 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Niye 400 milletvekili, neden korkuyorsunuz? Neden geriye götürüyorsunuz?

Hakan ÇELİK- Milletvekili sayısı da artıyor bir taraftan ama değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama dikkatinizi çekerim 50 artıyor 276 – 400 buyurun bakalım farka bakın. Hani onun üzerine 50 koysalar anlarım. 276 oldu 300 falan anlarım ben bunu. 400 milletvekili neden? Neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz? Bu bile başlı başına neden hayır denmesinin tipik bir örneğidir.

Bir şey soruyum. Özellikle mütedeyyin vatandaşlarıma seslenmek istiyorum, o sevgili kardeşlerime seslenmek istiyorum, sizin inancınıza, kimliğinize, yaşam tarzınıza sonsuz saygı duyuyorum ama siz de çok iyi biliyorsunuz ki, kul hakkı yemek bizim inancımızda en büyük günahtır. Kul hakkı yiyenlerden ben hesap soramayacağım. Niye soramayacağım? Kul hakkı yiyenler için bir gensoru dahi veremeyeceğim. Bu anayasa değişikliğine göre reddediliyor. Böyle bir düzen kalkıyor.

Hakan ÇELİK- Tek yöntem gensoru mudur siyasette hesap sormanın, takip etmenin tek yolu bu mudur? Başka bir yöntem yok mudur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var. Sözlü soru sorabilirsiniz niye bunu yaptın diye. O da yasak, onu da kaldırıyorlar. Bir milletvekili kürsüye çıkıp bir bakana sözlü soru dahi soramayacak. Kaldırıyorlar. Niye kaldırıyorsunuz? Bir milletvekili bir ilin, bir ilçenin, bir köyün sorununu meclis kürsüsünde dile getirdiğinde bakan gelip lütfedip TBMM’de bu soruya cevap dahi vermeyecek, çünkü yasak. Bu anayasa değişikliğiyle getiriyorlar. Bunun bir partiyle ilgisi var mı? Hayır. Kişiyle ilgisi var mı? Hayır. Bunun demokrasiyle ilgisi var. Onun için ben bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Diyorum ki, demokrasinize sahip çıkın hangi partiden olursa olsun. Siz kendi demokrasinize sahip çıkmazsanız, aklınızı birilerine göre şekillendirirseniz veya birisinin arzusu üzerine oy kullanırsanız bu yanlıştır, doğru değildir. Benim arzum üzerine de oy kullanmayın. Başkasının arzusu üzerine de oy kullanmayın. Oturun evinizde konuşun bu yanlış mıdır, bu doğru mudur? Bir milletvekili bir bakana soru sorsun mu, sormasın mı? Sormayın diyor soruyu. Soramayacaksınız diyor anayasaya göre. Mevcut anayasa göre ben soru soruyorum.

Hakan ÇELİK- Yazılı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yazılı soru sorulabilir.

Hakan ÇELİK- Güzel değil mi bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cevap vermezse ne oluyor?

Hakan ÇELİK- Ne oluyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir şey olmuyor. Bana söylesinler bu anayasa değişikliğinde milletvekili sözlü soruyu yasaklıyorum, yazılı soru soracak, o bakan buna 15 gün içinde cevap verecek, 15 gün içinde cevap vermezse bakanlığı düşecek. Böyle bir madde göstersinler.

Hakan ÇELİK- Ama efendim böyle her şey yazılır mı yani anayasalara, bu kadar detay olur mu? Şimdi Anglosakson ülkelerinde yani yazılı bir metin yok birçok noktada. Hayat devam ediyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İngiltere’de yazılı anayasa yok.

Hakan ÇELİK- Tamam ben de onu soruyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gelenekler var orada.

Hakan ÇELİK- Bizim geleneklerimiz, yani biz kendi ülkemize, geleneklerimize, teamüllerimize, demokrasimizin gelişmişliğine de güvenemez miyiz? Yok mudur hiçbir sigortası bu ülkenin? Bu kadar yıllık cumhuriyet mirasımız var, önemli bir topraklarda bir devlet geleneğimiz var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman sigortadan başlayım.

Hakan ÇELİK- Yazılmalı mıydı her şey tek tek, böyle madde madde olmalı mıydı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, her şey yazılmaz, adı üstünde anayasa. Bütün yasalar o yasaya uygun olarak çıkar. Her şey yazılır mı? Hayır. Ama mevcut anayasada yazıyorsun. Sözlü soru var, yazılı soru var hepsi. Sözlü soruyu kaldırıyorsunuz niçin? Bakan meclise gelmesin diye. Çünkü hiçbir bakan milletvekili olmayacak. Şimdi ben yine bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Sizin seçtiğiniz, parlamentoya gönderdiğiniz bir milletvekili birikimiyle, kültürüyle, okuması, yazması, eğitimiyle göz dolduran birisi niye bu kişi bakan olmasın? Ve bakan niye atamayla gelsin?

Hakan ÇELİK- Meclisten seçilirse milletvekilliği düşüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstifa etmek zorunda.

Hakan ÇELİK- Ama seçilebilir teknik olarak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır istifa ediyor. İstifa eden bakanlıktan düştükten sonra bir daha milletvekilliğine dönemez. Bitti. Niçin oluyor bu? Ben bunun cevabını öğrenmek isterim. Mesela burada olsalardı Sayın Cumhurbaşkanından ben bunun cevabını öğrenmek isterdim. Devletin sigortası, sigorta dediniz. Devletin sigortası Cumhurbaşkanıdır. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanı tarafsızdır. Cumhurbaşkanlığı makamı hepimizin ortak paydasıdır. İster A partisi, ister C partisi, ister E partisi fark etmiyor. Hepimizin ortak paydasıdır Cumhurbaşkanlığı makamı. Seçildikten sonra artık o hepimizin Cumhurbaşkanıdır. Neden? Çünkü tarafsızdır, tarafsız olmak zorundadır. Tarafsızdır çünkü hakim tayin ediyor. Tarafsızdır çünkü 80 milyonu temsil ediyor.

Hakan ÇELİK- Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiği zaman CHP’nin bazı önemli isimlerinden de o bizim Cumhurbaşkanımız değil gibi değerlendirmeler vardı. O zaman bu bir şimdiki kampanyada da eleştiriler benzer noktalardan gittiği için, bu bir Erdoğan karşıtlığı üzerinden giden bir şey mi? Yani bunu da düşündürtebilir kamuoyunun belli kesimlerine. Yani Erdoğan istenmiyor CHP’nin vitrini, önde gelen isimleri ve belli kesimlerinde bir Erdoğan rahatsızlığı var, takıntısı var diyebilirler. Var mı böyle bir şey?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hakan Bey, sorun şurada. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ister parlamento, ister halk tarafından seçilsin, seçildikten sonra TBMM kürsüsüne gelir tarafsızlığı üzerine, namusu ve şerefi üzerine ant içer. Anayasanın temel kuralıdır bu. Dolayısıyla tarafsızlığını korur. Örneğin Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilirken parlamentoda hayır oyu verdi CHP. Ama Sayın Abdullah Gül seçildikten sonra hepimiz saygı gösterdik. Tarafsızlığını korudu, davet ettiği zaman gittik, randevu istediğimiz zaman verildi gittik, ülkenin sorunlarını yeri ve zamanı geldi oturduk konuştuk. Yeri zamanı geldi Sayın Abdullah Gül benim görüşümü istedi, görüşümü beyan ettim. Katılır veya katılmaz ama devletin sigortasıdır. Zaman zaman geldi siyasi partilerin liderlerini davet etti, siyasi parti liderleriyle konuştu. Ülkenin temel sorunlarını oturdu bizim görüşlerimizi aldı. Biz itiraz ettik mi? Hayır. Tarafsızlığını koruduğu sürece saygıda hiç kusur etmedik. Tam tersine her ortamda saygı gösterdik. Sayın Erdoğan seçildikten sonrada olumsuz hiçbir şey kullanmadık. Ne zamana kadar? Tarafsızlığını korumasını istedik. Tarafsızlığını koruması lazım. Cumhurbaşkanı tarafsızlığını korumazsa aynı zamanda bir partinin Genel Başkanı olursa 80 milyonun Cumhurbaşkanı olmaz. Sorunumuz orada. Yani ortak payda kaybolmuş olur ve devletin sigortası kalmaz. Biz devletin sigortasını korumak istiyoruz. Çünkü devlette temel bir sorun ortaya çıktığı zaman siyasi partilerin liderlerini çağırıp gelin kardeşim buraya devletin böyle bir sorunu var 15 Temmuz’dan sonra saraya davet etmesi gibi. Nedir? Türkiye’nin temel bir sorunudur. Orada A partisi, B partisi olmaz sözkonusu Türkiye’dir. Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır. Gittik, oturduk, konuştuk, düşüncelerimizi söyledik. Kabul edilir veya edilmez ama en azından siyasi parti liderleri Türkiye benzer bir olayla karşılaşmasın diye nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda bir görüş birliği sağlandı. Bu çok önemli bir olay.

Hakan ÇELİK- Bir reklam arası verelim.

Şimdi efendim büyükte ilgi gördü program şuana kadar bana gelen geri dönüşlerden, hem sosyal medyada da çok konuşuluyor. Geleceğim yine farklı önemli konular var ama siz 16’sı akşamı Ankara’da mı olacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Hakan ÇELİK- Oyunuzu kullandıktan sonra nasıl bir planınız, programınız var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ankara’da olacağım, izleyeceğiz.

Hakan ÇELİK- Evinize mi geçeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evime geçeceğim evet.

Hakan ÇELİK- Akşama kadar evde olursunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Hakan ÇELİK- Çıkan sonuca göre nasıl bir karar alırsınız, ne yaparsınız? Yani bu konuda siz zaten hayır çıkar gibi bir kanaat ortaya koydunuz, ama evet çıkması durumunda farklı bir değerlendirme yapar mısınız? Bunu siyaseten bir başarısızlık olarak değerlendirir misiniz kendi açınızdan ve hayır yönünde…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Karar Türkiye’nin kararı. Bir siyasi seçim değil, bir kişi seçilmiyor, bir parti seçilmiyor. Türkiye kendi kaderini kendisi belirleyecek. Biz neden Anayasa Mahkemesine gitmedik diye bazen bize soru sorulur. Biz de onlara şunu söyleriz, “Bir ulusun kaderini mahkemeler belirlemez. O halkın kendisi belirler.” Demokrasiden vaz mı geçeceğiz, tek adam rejimimi istiyoruz? Yoksa demokratik bir parlamenter sistem mi istiyoruz? Kararı halk verecek.

Hakan ÇELİK- Efendim evet çıkması Türkiye’nin demokrasiden vazgeçmesi anlamına mı gelir? Öyle mi değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Değerlendirme değil gerçek öyle. Ben size rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Evet çıkması halinde siz asla sizin karşınıza gelen bir Başkana asla sorular dahi soramazsınız. Ancak seçilmiş soruları size verirler ve siz o soruları sormak zorunda kalırsınız. Medya özgürlüğü denen bir şey kalmaz. Zaten şu anda bile tartışmalı medya özgürlüğü. Şu anda bile pek çok sorun yaşıyoruz medyada, şu anda bile pek çok sorun yaşıyoruz. Bakın anayasa değişikliği olur gündeme geldi hukuk fakülteleri konuşamıyor, işçi sendikaları konuşamıyor, işveren sendikaları konuşamıyor, sivil toplum örgütleri konuşamıyor. “Evet” veya “Hayır”ı dahi dillendirmekten korkan milyonlarca insanımız var.

Hakan ÇELİK- Gazetelerde ilanlar var efendim hayır ilanları var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır ilanları yok. Büyük ölçüde arka sayfalar tamamen bloke edilmiş, iç sayfalar tamamen bloke edilmiş evet oyu için. O kadar komik şeyler var ki, emin olun o kadar komik şeyler var ki evet ilanlarına bakıyorsunuz, sanki biz anayasa değişikliğini falan hiç görüşmüyoruz. Şu yolu yaptık, şu köprüyü yaptık, bir şey daha yazmışlar görünce gerçekten ben de şaşırdım. Biz elektrikli otomobil üretmişiz ve dünyaya elektrikli otomobil satıyoruz. Daha yok ortada böyle bir şey. Ya bir insan halkına nasıl yalan söyler? Bir parti halkına nasıl yalan söyler? Şu otomobil markasının bir ismini versinler hangi ülkeye ihraç ettiler bir görsek bari. Bu kadar yalan üzerine bir referandum inşa edilebilir mi? Çıkın vatandaşa deyin ki, biz şunu getiriyoruz, milletvekilinin sözlü soru sormasını dahi yasaklıyoruz, bunun için lütfen evet oyu kullanın. Kaç bakanlığın kurulacağına, kaç yardımcının olacağına meclis karar vermeyecek bir kişi karar verecek bunun için evet oyu kullanın deyin. Devletteki liyakat sistemini kaldırıyoruz, artık parlamento müsteşarın niteliklerini, genel müdürün niteliklerini, komutanların niteliklerini, emniyet müdürlerinin niteliklerini belirlemeyecek, nitelikleri bundan sonra tek kişi belirleyecek bunun için lütfen evet deyin. Bunu söylesinler. Bakanların ve başkan yardımcılarının ve başkanın dokunulmazlıkları ömür boyu sürecek. Milletvekili dokunulmazlığı gibi görev süresiyle sınırlı değil, ömür boyu sürecek bunun için evet deyin. Hiçbir bakana yolsuzluk yaptı diye gensoru verilmeyecek, TBMM’de hesabı sorulmayacak bunun için evet verin diye çıksınlar söylesinler. Bunlar yapılmıyor, bunlar konuşulmuyor hiçbir zaman. O zaman bu vatandaş nereden nasıl bilgilenecek?

OHAL kanunundan yararlandılar bir düzenleme yaptılar. Özel televizyonlar evet ve hayır kampanyalarına eşit zaman ayırmayacaklar, eşitsiz koşullarda gideceğiz. Bunun için evet deyin bari, çıkın bari bunun için deyin.

Bakın Hakan Bey, bugün OHAL var değil mi Türkiye’de? Milli Güvenlik Kurulu var mı? Var. Bakanlar Kurulu var mı? Var. Ne Milli Güvenlik Kurulu ne Bakanlar Kurulu olmayacak. Bir kişi OHAL’e karar verecek. Ben OHAL ilan ediyorum. Bir kişi devletin Milli Güvenlik politikalarını belirleyecek bir kişi. Türkiye böyle bir anlayışa teslim edilemez. Yani devlette birisi hata yaptığı zaman fatura 80 milyona çıkacak. Şimdi diyorlar ki, biz bunu getiriyoruz. Cumhurbaşkanının danışmanlarından Mehmet Uçum ne söylüyor? Kendi ifadesini aynen okuyorum bizi 80 milyon vatandaş dinlesin. “Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor”. Ne anladınız bundan Hakan Bey? Yani bizim bir devletimiz yok, biz yeni bir devlet mi kuracağız? Yani Türkiye Cumhuriyeti devletini siliyoruz yeni bir devlet mi inşa edeceğiz biz?

Hakan ÇELİK- Böyle bir şey anlamadım ben ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama öyle söylüyor. Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor.

Hakan ÇELİK- Yeni modeli, yeni sistemi tarif eden bir ifade mi kullanmak istedi acaba?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlet kurmak farklı bir şeydir. Rejim farklı bir şeydir. Sistem daha farklı bir şeydir. Bunu sıradan bir insan söylese, bir gazeteci yazsa, oturursunuz dersiniz ki ya gazetecidir yazar bunu karşıdan birisi de yazı yazar vs. ama bunu bir bu süreci savunan ve vatandaşlara neden evet oyu vermesi gerektiğini söyleyen ve televizyonlardan eksik olmayan bir kişi söylüyor. Sayın Cumhurbaşkanının danışmanı söylüyor. Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor. Yani bu devlet halkın devleti değil mi? Bu devlet milletin devleti değil mi? Bu meclis TBMM milletin meclisi değil mi? Bu bakanlar milletin bakanı değil mi? Cumhurbaşkanı milletin Cumhurbaşkanı değil mi? Kim yeni devlet kuruyoruz, neden?

Hakan ÇELİK- Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti ve ben bunun değişmesi yönünde bir teklif getirildiğini görmedim veya bilmiyorum. Dolayısıyla getirilen yani bizim Pazar günü oylayacağımız, sandığa gideceğimiz konu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi üzerinden bir referanduma gidiyoruz. Yoksa devletin modeliyle ilgili, devletin kökünden değiştiren bir şey bilmiyorum ben görmedim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin yapısı değişiyor.

Hakan ÇELİK- Dolayısıyla ifade sanki tam karşılamıyor gibi anladığım kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet onu kastediyor, devletin yapısını değiştiriyoruz diyor. TBMM’nin bazı yetkilerini alıyoruz, devlette liyakat sistemini tamamen kaldırıyoruz bir kişi belirleyecek. Diyelim genel müdür, genel müdürün niteliklerini kim belirler? TBMM belirler. Müsteşarın niteliklerini kim belirler? TBMM belirler. Diyanet İşleri Başkanlığının niteliklerini kim belirler? TBMM. Yürütme organı o niteliklere uygun kişileri atar. Şimdi parlamentodan bütün bu yetkileri alıyorsunuz bir kişiye veriyorsunuz. Devlet memurları ister şef, ister şube müdürü, ister daire başkanı, ister genel müdür, ister müsteşar yardımcısı, ister müsteşar bütün bu nitelikler devlet memurları kanunuyla belirleniyor. Şimdi bunların tamamını bir kişi belirleyecek, bütün devlet memurları ayakta.

Bütün devlet memurlarına seslenmek isterim. Parlamentonun güvencesi altında Devlet Memurları Kanunu adı altında siz bir yasanın güvencesi altında görev yapıyorsunuz. Vatandaşlar arasında ayrım yapamazsınız. Yapma hakkınız da yoktur, yetkiniz de yoktur. Şimdi bir kişinin iradesiyle bütün bu sistem değişebilecek. Adı ne? Parti devleti. Vatandaş parti devleti kurmak istiyor diyor ya, kastedilen parti devleti.

Bakın, parti devleti deyince nedir? Cumhurbaşkanı partili, başkan yardımcıları partili, bakanlar partili, genel müdürler partili, müsteşarlar partili, eski komünist rejimlerde olduğu gibi herkes partili. Devletin yapısı partili. Partili olmayan? Partili olmayanın da söz hakkı olmayacak. Böyle bir rejim getirilmek isteniyor. Yani üstünlerin hukuku yeniden inşa ediliyor. Üstünlerin hukuku hukukun üstünlüğü değil. Parti devleti kurduğunuz zaman ne olur? O partiden olmayan va